Konu: Yeni tehdit internet mi?
Konuklar: İTÜ Bilişim Enstitüsü Bilgi Teknolojileri Programı Anabilim Dalı Başkanı ve Koordinatörü Prof. Dr. Eşref Adalı, Hukukçu, internet ve Hukuk Platformu Kurucusu Avukat Fikret İlkiz, Türkiye Bilişim Derneği Başkanı, Hacettepe Üniversitesi İstatistik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Turhan Menteş, USAK (Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu) Avrupa Birliği Araştırmaları Merkezi Başkanı Doç. Dr. Mehmet Özcan, Radikal Gazetesi Teknoloji Editörü ve Radikal İnternet Sitesi Yöneticisi Serdar Kuzuloğlu ve Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Ali Ergur
Can
Dündar: Merhaba. İnsanlığın kaderini değiştirdiği söylenen internet
kurtarıcımız mı, katilimiz mi? İnternet, bilgiyi demokratikleştiren gelmiş
geçmiş en büyük icat mı, yoksa yanlış ellerde büyük bir tehdide dönüşen
tehlikeli bir silah mı? Bunu tartışacağız bu gece. Hazır olun, Neden başlıyor.
Biraz
önce Başbakan Erdoğan ulusa sesleniş konuşmasında "sanal çeteler"e
savaş açmayı önerdi ve "temiz internet" kampanyası başlattı. Hrant
Dink'in katili, bir internet sitesinde okuduklarından etkilendiğini söyledi.
Onu azmettiren de bomba yapmayı yine internet'ten öğrenmişti. Günümüzde
çetelerin, cinayet şebekelerinin, suç örgütlerinin internet aracılığıyla
haberleştikleri sır değil. İnternet'e girip suikast planlamak da mümkün, kumar
oynamak da, çocuk pornosu pazarlamak da. İnternet kafeler tehdit yağdırmakta da
kullanılıyor, ödev yapmakta da. Peki bunları internet'le gelen mucizelerin
kaçınılmaz bir sonucu olarak görüp sineye mi çekeceğiz; yoksa bunları önleme
uğruna sansürün internet'i de zapturapt altına almasına göz mü yumacağız?
Tartışmanın özü bu. Geçtiğimiz günlerde internet suçlarını takibe alabilmek ve
cezalandırabilmek için "bilişim suçları yasa taslağı" hazırlandı. O
taslağı hazırlayan komisyonun başkanı, bu gece burada bize internet dünyasını
ve yasanın getirdiklerini anlatacak. Profesör Doktor Eşref Adalı, İstanbul
Teknik Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölüm Başkanı, Hoşgeldiniz diyorum.
Eşref
Adalı: Hoşbulduk.
Can
Dündar: Sizlere diğer konuklarımızı tanıştayım stüdyomuzdaki. Sayın Turhan
Menteş, Doçent Doktor Turhan Menteş, Türkiye Bilişim Derneği Başkanı, Hacettepe
Üniversitesi İstatistik Bölümü Öğretim Üyesi, hoşgeldiniz. Serdar Kuzuloğlu bir
meslektaşımız. Radikal Gazetesi Teknoloji Editörü ve Radikal İnternet Sitesinin
Yöneticisi, hoşgeldiniz.
Serdar
Kuzuloğlu: Merhaba.
Can
Dündar: Avukat Fikret İlkiz, Hukukçu, aynı zamanda internet ve Hukuk Platformu
Kurucusu, hoşgeldiniz.
Fikret
İlkiz: Teşekkür ederim.
Can
Dündar: Doçent Doktor Mehmet Özcan, USAK (Uluslararası Stratejik Araştırmalar
Kurumu) Avrupa Birliği Araştırmaları Merkezi’nin Başkanı. Aynı zamanda
siber terör üzerine çalışıyor. Siber mafya da galiba konularınız arasında ve
Doçent Doktor Ali Ergur, Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı,
hoşgeldiniz.
Ali
Ergur: Merhaba, hoşbulduk.
Can
Dündar: Ayrıca Stüdyomuzda istanbul Teknik Üniversitesi ve Türkiye Bilişim
Derneği’nden, konuklarımız var. Onlar da tartışmamıza sorularıyla
katılacaklar. Sizlere de hoşgeldiniz diyorum.
Sizler
de bu tartışmaya, burada tartıştığımız mecradan yani internetten ulaşabilir,
soru, görüş ve yorumlarınızı bize yollayabilirsiniz. Adresimiz neden@ntv.com.tr Programa Profesör Eşref
Adalı'yı dinleyerek başlayacağız ama önce arkadaşımız İrfan Bozan'ın
hazırladığı dosyayı izleyelim.
İrfan
Bozan: Yasin Hayal’ı tanıyor musunuz.
Ogün
Samast’ın annesi: Tanımıyordum ama internete takılırdı. Bir buçuk aydır
onunla beraberdi.
İrfan
Bozan: Beraber takılıyordu.
Ogün
Samast’ın annesi: Beraber.
-Hırant
Dink'i öldüren silahın tetiğini çeken Ogün Samast'ın en dikkat çeken
sosyalleşme alanı internet kafelerdi. Polis de Samast'ın yakalanmasının
ardından gittiği internet cafelerdeki bilgisayarları toplayıp iz sürmek üzere
götürmüştü.
Yasin
Hayal: Amerikalılar ölecek, Amerikalılara ölüm.
-Dink suikastinde internet vurgusu sadece Ogün Samast ile
sınırlı değildi. Cinayetin azmettiricisi olduğu iddia edilen Yasin Hayal de,
2004 yılında bir restaurant önüne koyduğu bombayı yapmayı internetten
öğrendiğini söylemişti.
Recep
Tayyip Erdoğan (Başbakan): Bu internet cafelerde dönen oyunları, dönen
dolapları gayet iyi biliyorum ve bunların üzerine şiddetle gideceğiz bunu
söylüyorum.
-Cinayetin ardından Başbakan Erdoğan, bu sözlerle internet
tartışmasını yeniden ateşledi. Tartışma yeniden başlıyordu çünkü, Türkiye daha
önce de çocuk istismarı soruşturmalarıyla sarsılmış, internet cafeler hedef
tahtasına konmuştu.
Serdar
Çelikel (İnternet Cafe İşletmecisi): 1-2 seneki daha farklıydı. İnternet
cafe’de olduğumu rahatlıkla insanlara ne yaptığında, internet cafeciyim
diyorduk ama öyle bir hal aldı ki bu son dönemdeki olaylardan sonraki artık
insanlar mesleğimi sorarken acaba internet cafeciyim desem mi diye tereddüte
düşer oluyor insan.
-İstanbul, Gaziosmanpaşa'da 2 yıldır internet cafe işleten
Serdar Çelikel, internet cafeciyim demeye utanır hale gelmiş ve kendi
imkanlarıyla bazı koruma tedbirleri uygulamaya başlamış.
Serdar
Çelikel (İnternet Cafe İşletmecisi): Doğrudur. Cafe Control programı var.
Şiddet içeren veya işte pornografi içeren sitelere girmek istediğinde otomatik
olarak kendini ekrane vererek zaten kelime yazıldığında google da bile dahil
yazılsa engelliyor ve kendi ana sayfasını ekrana gönderiyor. Yani müşteri
girememiş oluyor şeye, izin vermiyor.
-Biz de denedik yazdığımız kelimenin yönlendiği site hemen
filtrelendi. Ancak cinsel içerikli sitelere yönelik bu önlem mesela "bomba
yapmak" sözcüklerini aradığımızda hiçbir işe yaramıyor. İnternet cafe
sahibi Serdar Çelikel bütün cafelerde bu filtreleme sisteminin olduğunu ancak
bunu aktif hale getirmenin yine internet cafe sahibinin elinde olduğunu
söylüyor. Asıl çarpıcı olan denetim konusundaki boşluk.
Serdar
Çelikel (İnternet Cafe İşletmecisi): Genelde öyle yani. Kimliklere bakılma,
ruhsata bakılma. Dükkanın ruhsatı var mı, kimliklere bakılma ki o kadar yani.
Ben mesela ki bunu açmışım bir gelipte bilgisayarıma girip bunun bilgisayarlar
porno sitelsine giriyor mu diye deneten kimseyi görmedim. Yani kimliklere de
şüphesiz bakılacak ama eğer internet cafeyi denetliyorsanız, o kahveye de gidip
kimliklere bakabilirsiniz, denetiyorsanız önemli olan bilgisayarın içi.
İnternet adı üzerinde internet cafe internet üzerinden. Önemli olan
bilgisayarda ne yüklü, bilgisayarın içini incelemek. Bilgisayarda neyi
giriyorlar neyi girilmiş veya.
-İnternet cafelere 12 yaşından küçük çocuklar giremiyor.
Zabıta ve polis denetimlerde yaş sınırının peşinde. Peki bu çocuklar bu
cafelerde neler yapıyorlar.
İrfan
Bozan: İnternet cafeye çok geliyor musun?
Çocuk:
Yok haftada 2-3- kere.
İrfan
Bozan: Ne yapıyorsun burada?
Çocuk:
Yine arkadaşımızın ki bir de bu knight.
İrfan
Bozan: Knight’ın nesini seviyorsun?
Çocuk:
Canavarları öldürmesi.
Çocuk
2: Haftada 3 kere geliyorum işte.
İrfan
Bozan: Var mı evde bilgisayar?
Çocuk
2: Var ama şey anakartı falan bozuk, o yüzden oynayamıyorum ben.
İrfan
Bozan: Peki hep oyun mu oynuyorsun?
Çocuk
2: Oyun oynuyorum, arkadaşlarla chatleşiyorum, arkadaşlarımla olduğu gibi
oynuyorum işte.
-İnternet cafeler üzerine saha çalışmalarına imza atmış olan
Yardımcı Doçent Doktor Firdevs Gümüşoğlu, internet cafeleri yargılamadan önce
düşünmek gerektiğini söylüyor.
Yrdc.
Doç. Dr. Firdevs Gümüşoğlu: Hiçbir mekan tek başına suç üretmez, bütünününe
bakmak lazım. Türkiyede çocuk ve gençlere ne verildiğine bakmak lazım.
Çocukların ve gençlerin çok fazla seçenekleri vardı da o seçenekler için
internek cafeleri mi tercih ediyorlar. Çocuklara hiçbir şey sunmuyoruz aslında.
Sınav, endişe ve umutsuzluk dışında hiçbir şey sunmuyoruz.
-Gümüşoğlu internet cafelerin şu haliyle sorunlu olduğunu
kabul ediyor. Ona göre problem çocuklarla yetişkinlerin aynı mekanı
paylaşmasında, bir de önerisi var.
Yrdc.
Doç. Dr. Firdevs Gümüşoğlu: Şöyle bir şey olabilir; yetişkinlerin gittiği
internet cafeler ayrı olmalı, çocukların belli bir yaşa kadar çocukların
gittiği cafeler, gençlerin gittiği internet cafeler ayrı olmalı. Hem aynı
mekandaki insanların dillerinini aynı olması ve birbirlerini olumsuz yönde
etkilememesi açısından, hem de çocuğun yetişkinin dilini, o saldırgan dilinden
uzak olmasını sağlamak açısından da önemli.
Recep
Tayyip Erdoğan (Başbakan): Cocukalrımızın internet cafelere sanal kumar
oynatılan ya da gayri ahlaki ya da şiddet içerikli yayın yapan sitelere
ulaşamaması için filtreleme üzerinde ayrıca çalışıyoruz.
-Başbakan Erdoğan, geçtiğimiz cumartesi Türkiye çapındaki 20
bin internet cafeyi kapsayacak yeni bir düzenleme mesajı verdi. Türkiye bilişim
suçları adı verilen internet üzerinden işlenen suçlarla 90'ların sonunda
tanıştı. 2002 yılındaysa polis teşkilatı bilişim suçlarıyla ilgili bir birime
kavuştu. Yeni Türk Ceza Kanunu’na göre internet üzerinden işlenen suçlar
şu şekilde sınıflandırılıyor: Bilgisayar yoluyla dolandırıcılık, bilgisayar
yoluyla sahtecilik , izinsiz yazılım kullanımı, bilgisayar sistemlerine ve
servislerine yetkisiz erişim ve dinleme, yasadışı yayınlar. Yasadışı yayınlarsa
3 farklı başlık altında toplanıyor; devletin şahsiyetine yönelik cürümler,
hakaret ve sövme cürümleri, genel ahlaka aykırı yayın. 2002 yılında bilişim
suçları büro amirliği tarafından yapılan çalışmalarda sadece İstanbul'da çocuk
istismarına yönelik 150 bin resim ve 5 binin üzerinde video indirildiği
saptandı. Yapılan soruşturmalar sonucu 5 kişi tutuklandı, 46 kişi tutuksuz
yargılanıyor. İnternet hakkındaki en büyük yakınmaların başındaysa, kurulan
siteler aracılığıyla kişilik haklarına yönelik saldırılar geliyor. Devletin
şahsiyetine, kurumlarına ve resmi görevlilere yönelik saldırılara hemen
müdahele edilmesine karşın bireylerin haklarının aynı ölçüde korunmadığı,
tehdit postalarının izlerinin yeterince sürülmediği genel bir kabul. Bilgi
toplumu olmanın getirdiği bu olumsuzluklarla mücadele etmek için neler
yapılacak? Bilgi çağının en önemli keşfi internet sıkı bir denetime kurban mı
gidecek, yoksa modern toplum özgürlüğüne sahip çıkıp olumsuzluklarla birlikte
yaşamayı öğrenecek mi? işte şimdi bu sorulara yanıt aranıyor.
Can
Dündar: İrfan Bozan’ın dosyasıydı. Evet bilişim suçları nasıl önlenir? Bu
konuda bir yasa taslağı hazırlandığını söyledik. Yasa taslağını hazırlayan
komisyonun başkanı sayın Eşref Adalı ile birlikteyiz. Efendim zannediyorum
internet savunma amaçlı başladı, dünyaya geldi ama şimdi internetten nasıl
savunuruz kendimizi noktasına geldik. Bu çokta hızlı oldu öyle değil mi? O
kısaca bize onu özetler misiniz nasıl bu hale geldi?
Eşref
Adalı: Aşağı yukarı internet kavramının başlangıcı 1977’lere kadar veya
89’lere kadar gidiyor. Amerikan savunma bakanlığının kendi birimleri
arasında veri alışverişi yapmak üzere başlattığı arpanete kadar gidiyor. Daha
sonra Avrupa’da akademik iletişim ağı kurulması gündeme geldi. Aşağı
yukarı 94 ve sonrasında da işte internet denen olay bütün dünyaya yayılmaya
başladı. Bu tabi iyi bir gelişme, bilgi çağı dediğimiz devrin en önemli
araçlarından bir tanesi ama.
Can
Dündar: Türkiye’ye gelişi?
Eşref
Adalı: Aynı yani çok bir farkımız yok. Aşağı yukarı 1994’ten sonra bize
de geldi diyebiliriz ama yaygınlaşması işte diyelim son 6 yıl.
Can
Dündar: Ne kadar yaygın şu anda Türkiye’de?
Eşref
Adalı: Avrupa ölçeğinde değiliz. Yani sayı vermek çok elverişli bir şey değil
ama yüzdeye vurursanız çok gerçek sayılar söylenmiyor ama Avrupa’daki ülkelerin
çoğuna göre oldukça geriyiz sayı olarak, kullanıcı sayısı olarak eksiğiz.
Can
Dündar: Ne amaçlı kullandığımızı biliyor muyuz?
Eşref
Adalı: O da zor. Yani öyle bir istatistik tutulmadığı için yani şu amaçlı
kullanıyoruz demek çok zor ama belki şu soruyu sorabilirsiniz; internetin
başlangıçtaik hedefi bilgi paylaşımı. Biliyorsunuz bilginin güzel bir olayı
var, paylaştıkça çoğalan bir olay. Bilgi paylaşımı için düşünülmüş bir araç ama
herhalde bugün kullanma miktarı yüzdeye vurursak çok küçük bir kısmı bunun için
kullanılıyor, diğerleri işte karşılıklı sohbet etmek için, işte biraz evvelki
sunuşta gördüğümüz gibi kötü amaçlı şeyler için çok fazla kullanılıyor.
Can
Dündar: En çok porno için kullanıldığı doğru mudur?
Eşref
Adalı: Porno konusu dünyada internet konusunda bütün dünyanın üzerinde
uzlaştığı tek konu ama onu da bir dar çerçeveye koyalım. Çocuk pornografisinin
yanlış olduğunu bütün dünya kabul ediyor, diğer kısmı serbest. Yani belli bir
yaşın üstü serbest. Avrupa Birliği de bu konuda bir takım önerilerde bulunuyor.
Şunlar, şunlar içersin diyor, hatta bizim yasa taslağımızda da bu var. Sadece
çocuğun kullanılması değil, çocuğun sembolize edilmesi, çocuğa benzer bir
şeylerin yapılması veya kişinin çocuğa benzer olması bile suç.
Can
Dündar: Peki sorun nedir? Yani siz bugün sorunu nasıl tanımlıyorsunuz
internetle ilgili?
Eşref
Adalı: İnternetteki sorun şöyle, çok basit olarak. Diyelim ki bir benzetme
yapalım. 10 yıl evvel telefondan sapıklık vardı değil mi? İnsanlar birbirlerini
ararlar, taciz ederle, işte rahatsız ederlerdi. Neden, çünkü arayan kişiyi siz
bilemezdiniz, sesini değiştirir birşeyler yapar ve sizi sürekli rahatsız
ederdi. Bunlar mahkemelik falan olurdu ama bugün için bu iş bitti. Neden bitti,
çünkü arayan kişinin numarasını görebiliyorsunuz. Olsa olsa ne yapar sizi sokak
telefonundan arar veya işte bilemeyeceğiniz bir telefondan arar, onu takip
edemezsiniz. Şimdi internetin problemi de bu. İnternette yayın yapan diyelim
yani yayını televizyon yayıncılığı gibi düşünmeyin. Televizyon yayıncılığı da
olabilir, basit bir yaramaz bir mektupta gönderebilir size veya sizi işte
rahatsız edecek bir takım haberler yayabilir sağa sola. Bunu yapan kişi
kendisini gizleyebildiği sürece internetten kötü şeyler yapmak mümkün. Demek ki
bu yer tıkanması lazım ve teknik olarak bunun tıkanması için çalışma bütün
dünyada var ama neden böyle problem var dersen çünkü başlangıçta böyle şeylerin
yapılacağı böyle şeylerin varolacağı düşünülmedi, olay bu.
Can
Dündar: Dolayısıyla çözüm de telefonda bulunan çözüme benzer bir şey gibi mi
görünüyor?
Eşref
Adalı: Şöyle; evet yani işin kaynağı kimden çıkıyorsa bu tespit edilebiliyorsa
o mümkün.
Can
Dündar: Gerçekten konuşulduğu kadar büyük bir tehdit var mı ortada? Yoksa böyle
bir sansüre bahane aranır bir durum mu var?
Eşref
Adalı: Şimdi tabi yani o zaman araba kullanmayalım, araba ile insan eziyoruz.
Türkiye’de yılda binlerce kişi ölüyor. Şimdi bu araba kullanmayalım
yorumunu getirir mi, hayır. Arabayı kullanalım, kuralına göre kullanalım. İşte
trafik kurallarına uyalım, trafik kurallarını yerleştirelim. Bu problemler
kalksın. İnternette aynı şekilde. Mutlaka yanlış kullanımı var. Şöyle tabi var;
araçlar trafiğe çıktığı zaman kurallar hemen konmuş ve kurallara uyulmuş.
İnternette bir anda patlama olduğu için nasıl kural koyacağız, nasıl çözeceğiz
bunun tartışmasını yapıyor şu anda. Bu tartışma mutlaka bir gün sonlanacaktır.
Can
Dündar: Tabi araba kullanmayalım şeyi olmadı ama internet gerçekten bir günah
keçisi gibi. Hani lanetlenen bir şeye dönüştü sürekli.
Eşref
Adalı: Peki şunu söyleyeyim; bizde işte hoş olmayan veya üzücü bir olayı
yaşadık geçen haftalarda. Gazetecimizin öldürülmesi ve bu bizde çok büyük bir
olaya neden oldu ama biliyor musunuz Sidney olimpiyatlarında bütün hava
trafiğini yoketmeye kalkışan teröristler vardı. Bunlar engellendi belki dünya
duymadı. Dünyada uyuşturucu ticaretinin büyük bir kısmının internet üzerindeki
haberleşmeden yapıldığı bilinen bir gerçek. Bunlar basına tabi yansıyamıyor.
Çünkü bunlar daha çok yani ne diyeyim yani ses getiren olaylar değil ama tabi
bir gazeteci öldürülünce, bir siyasi yönü olunca olay büyüyor ve hemen nereye
bağlıyoruz, işte internetten bunlar konuştukları için problem yaşandı. Bu
konuşanlar internet evlerinde bu işleri yaptıkları için oraları suçlayalım,
tabi bu sonuç değil. Daha doğru tespit etmemiz lazım problemi.
Can
Dündar: Şöyle mi anlamalıyız; evet internet yani öbürlerinden farkı yok. Cep
telefonu ile de bu yapılabilirdi.
Eşref
Adalı: Yapılabilir.
Can
Dündar: İnternet bunu boyutları itibariyle katladı mı? Yani ondan mı bu kadar
ön planda?
Eşref
Adalı: Yani daha basit şimdi cep telefonu ile bomba patlatabiliyorsunuz değil
mi? Cep telefonunu bombaya bağlıyorlar, o telefonu aradığınız zaman bomba
patlıyor veya sizin cep telefonunuzla işte dünyada olmuş olaylar var. Röportaja
gidiyorsunuz, röportajı yapmaya gittiğiniz kişinin yeri tespit ediliyor, bomba
atıyorsunuz. Şimdi bu cep telefonlarının kabahati mi?
Can
Dündar: Peki sorun başıboş olması mı? Yani şu anda tamamen kontrolsüz bir ortam
mı var?
Eşref
Adalı: Şöyle diyelim; trafiktekine benzetirsek, trafikteki benzetme yaparsak
tabiki daha kuralları yerleşmemiş, gerekli yasal önlemleri alınmamış bir ortam.
Ondan dolayı problem çıkıyor tabiki ama bu yasaklamayı gerektirecek bir problem
değil. Teknik olarak çözülmesi gereken bir problem.
Can
Dündar: Peki şimdi biraz önce başbakanı dinledik. Temiz internet kampanyası
açalım diyor. Şimdi zannediyorum güzel geliyor kulağa ama neyin temiz olduğu, neyin
kirli olduğu herkese göre değişen subjektif bir şey. Nedir temiz internet?
Eşref
Adalı: Şöyle diyeyim; kanun tasarısı hazırlanırken bir öneride bulundum. Bu
öneri de şuydu; her içerik sınıflandırılsın. Yani işte bu içerik gençlere
yönelikti, bu içerik büyüklere yönelikti, bu içerik çocuklara yöneliktir diye.
Böyle bir şey yapsak acaba dedik ve bunu da sayfalarını koysak yayında.
Can
Dündar: Biraz televizyondaki gibi mi?
Eşref
Adalı: Evet televizyondakine benzer bir şekilde. Bununla önlem alabilir miyiz?
Tabi cevap şu; çok güzel olur ama dünya üzerinde Türkiye'nin nüfusuna, boyutuna
bakın. İnternet bütün dünyaya açık. İnsanlar sadece Türkiye’den yapılan
yayınlara bakmıyorlar ki, dışarıdan gelen yayınlara da bakıyorlar. O zaman ne
olacak? Dışarıdan gelen yayınlara tümüyle kapalı olacaksınız, içerideki
yayınlara da belli bir süzgeçten geçireceksiniz. Bu da internet kavramına
uymuyor. Yani dolayısıyla bence doğru olan şey şu; insanlar kendileri karar
verecekler. Bu yayını seyretmeli miyim veya bu siteye girmeli miyim, girmemeli
miyim? Yoksa önlemenin çaresi yok. Siz ne kadar engel koyarsanız koyun,
doğrudan doğruya gitmeden, dolambaçlı yoldan aynı yere gitmek mümkün.
Can
Dündar: O zaman biz daha çok çocukları korumaya dönük bir önlem peşindeyiz.
Yani karar verici kendi kararını kendi verecek ama çocukları koruyacağız.
Eşref
Adalı: Evet. Özellikle de aileler. Yani aileler çocuklarına bakmak zorundalar.
Hangi sitelere bağlanıyor, ne yapıyor ne ediyor. Yoksa internet cafeye gidip
orada.
Can
Dündar: Peki sizin hazırlığınıza gelelim. Ne zaman ve nasıl başladı bu
hazırlık?
Eşref
Adalı: Şimdi şöyle; aşağı yukarı 1.5 yıl kadar önce adalet bakanlığı daveti
gönderdi. Davette önce internetti, sonra geliştirerek bilişim suçları konusunda
yasalarda boşluğumuzun varlığı biliniyor. Bunu doldurmak üzere çalışmaya
başladık.
Can
Dündar: Ama sizden önce bir çalışmalar vardı. Bir ara bu filtrelerin
fotokopileri çekilecekti ...
Eşref
Adalı: Evet evet evet. O çok yanlış bir, hatta şöyle, sizde hatırlıyorsunuz.
Her web sitesi sahibi o web sitesinin işte kağıda dökecek, onu savcıya
götürecek, her değiştiğinde gidecek bu olacak bir şey değil.
Can
Dündar: Epey bir karikatüre konu olmuştu yani.
Eşref
Adalı: Olmaz böyle bir şey.
Can
Dündar: O olmadı peki Türk ceza kanunu’nda bir düzenlemeler var. Öyle
değil mi?
Eşref
Adalı: Türk ceza kanunu’na 143, 144, 145 üç tane madde konmuş. Bu
maddelerin de bir tanesi meclisteki görüşme sırasında bir ve’nin veya,
veya veya’nın ve yapılmasın şeklinde yasada yanlışlık var ve 3 madde
yetmiyor. Yeni hazırladığımız tasarı 34 madde.
Can
Dündar: Dolayısıyla onların yerine yepyeni bir bu konuyu inceleyen bir şey ...
Eşref
Adalı: Şöyle diyeyim; bakanlığın kararı mevcut TCK’taki 143, 144 ve 145
kaldırılacak, bu 34 maddelik yeni kanun yürürlüğe girecek. 34 maddelik kanunun
içinde de öyle maddeler var ki bunlar mevcut TCK’daki bazı yasaların
cezasını artırıyor. Yani şöyle diyelim; intihara teşvik etmek normal
TCK’da suç, dolandırılıcık TCK’da suç ama bunlar internet üzerinden
yaparsanız veya işte Atatürk’e hakaret etmek TCK’da bir suç. Bunu
internet üzerinden yaparsanız suçunuz artırılıyor. Neden artırılıyor, çünkü
yapması çok kolay, kaçması çok kolay. Caydırıcı olmak için onlara da referans
gösterip diyoruz ki bunlar da internet üzerinde yapılırsa cezanız ağır olacak.
Can
Dündar: Kimlerle, nasıl hazırladınız bu yasayı?
Eşref
Adalı: Yaklaşık 30 kişilik bir komisyondu. 30 kişilik komisyonun bir kere kamu
kuruluşlarından var yani polislerden, askerden, ulaştırma bakanlığı, işte
değişik değişik bakanlıklardan, üniversite temsilcilikleri, sivil toplum
örgütlerinden vardı. Ağırlık tabi hukukçular, ben teknik eleman olarak, teknik
biraz farklı oluyordum tabiki ama iyi oldu. Yani teknik olayları tartışmak,
hukukla bağlantısını kurmak önemli oldu. 30 kişi sayısını tam bilemeyeceğim ama
ayda en azından 2-3 çalıştığımızı düşünürsek zannediyorum 40-45 toplantı
yapıldı, Ankara’da yapıldı toplantılar. Bazen İstanbul’da tek tük
İstanbul’da yapıldığı oldu. Bu toplantıların sonunda taslak çıktı, taslağı
görüş için bütün üniversitelere ve ilgilii kurumlara gönderdik. Onların
görüşlerine göre, onlara göre tekrar düzenlendi. Diğer Avrupa
Birliği’nden temsilciler geldi, onlarla büyük toplantı yapıldı. Onlara da
anlatıldı ve en sonunda ...
Can
Dündar: Ve bitirildi, teslim edildi.
Eşref
Adalı: Şimdi başbakanlıkta duruyor.
Can
Dündar: Sırasını bekliyor.
Eşref
Adalı: Sırasını bekliyor.
Can
Dündar: Bir tasarıdan daha sözediliyor ulaştırma bakanlığı?
Eşref
Adalı: Onunla ilgili azbuçuk bilgi var, hatta biraz evvel de okudum. Bu
taslaktan bir kaç alıntı yapılmış, özellikle tanımlar kısmı alıntı halinde ama
o taslak yani bu ulaştırma bakanlığının verdiği taslak, bilişim suçları yasa
tasarısı değil. Bir benzetme yaparsak basın yayın için yani televizyon için
kurulmuş olan RTÜK’ün benzerini ...
Can
Dündar: Bir kurul oluşturulmak isteniyor.
Eşref
Adalı: Onun denetlemesini istiyor.
Can
Dündar: Onun sizinkisiyle ilgisi yok.
Eşref
Adalı: Bizimli ilgisi yok evet.
Can
Dündar: Peki biz dünyaya göre önlem almakta gecikmiş durumda mıyız? Yoksa aşağı
yukarı aynı sorunlar dünyada da yaşanıyor mu?
Eşref
Adalı: Aşağı yukarı aynı, şöyle aynı; Avrupa Birliği mesela çocuk
pornografisinin diğer bilişim suçları için bir takım sözleşmeler öneriyor,
diyor ki; kanunlarınızda şu, şu sorunları çözecek kanun maddeleriniz olması
lazım diyor. Mesela çocuk pornografisi aynen bizimki gibi orada da.
Can
Dündar: Biz oradan mı aldık?
Eşref
Adalı: Şöyle; kopyacılık yapmadık. Yani burada kurul çok hassas davrandı. Bazı
çevirilerde çok büyük hatalar oluyor ve bize uymayabiliyor. Tabiki inceledik.
Yani Avrupa Birliği’ndeki, Amerika’daki yasaları inceledik bize
nasıl uyar, onları uyguladık.
Can
Dündar: Özetlerseniz ne getiriyor yasa?
Eşref
Adalı: Yeni yasa şunu getiriyor; bir kere bilişim ortamının oyuncularını
tanımlıyor. Yani içerik sağlayıcılar, yer sağlayıcılar, iletişim sağlaycılar
kimdir? Bir yasada en önemli tarafı hepsine bir tanım koyduk teknik konular
olduğu için. Bilgisayarın ne olduğu, verinin ne olduğu, işte iletişimci nedir
hepsini tanımladık. Bu oyuncuların sorumluluklarını, yükümlülüklerini
tanımlıyor. Ondan sonra bilişim araçlarına yapılan saldırıları cezalandırıyor.
Mesela siz internet üzerinden banka soygunluğu yaparsanız, ne bileyim kredi
kartı suistimali yaparsanız bunları teker teker yani sayarsak internet
bankacılığındaki soygun, kredi kartlarındaki soygun, banka bilgilerini
değiştirmek, kamu bilgilerini mesela askerlik şubesine bağlanıp sizin
askerlikten muaf olmanızı sağlamak mümkün internet ortamında. Bunu nasıl cezalandırılacağı
yani sahte evrak düzenlemek bir cins. İkinci suç, bilişim elemanlarına taarruz.
Mesela bir bilgisayar sistemini çökertmek. Biraz evvel bahsettiğim bir
havacılık sistemini çökertebilirsiniz, bankacılığı çökertebilirsiniz,
başbakanlık bilgi sistemini çökertebilirsiniz bu başka bir suç. Üçüncü grup
içeriğe yönelik. İşte pornografi bunlardan bir tanesi veya kamu barışıyla
ilgili yasalar buna örnekler, kumar buna örnek. Böylesine dikkat ederseniz 3
ana kısım var, bir de internet üzerinden işlenen suçlar adil suçlardan çok
farklı. Siz ne bileyim işte cinayet işlersiniz, cinayetin araçları orada
bulunur, parmak iziniz bulunur veya siz alanda yakalanabilirsiniz ama internet
bankacılığı üzerinden soygun yapıyorsunuz onu takibini siz bir kaç saat içerisinde
yapmazsanız ne suçluyu bulmanız mümkün, ne izini bulmanız mümkün. Onun için de
özel araştırma, soruşturma yöntemlerini teker teker yasaya koyduk.
Can
Dündar: Bu mümkün mü izlemek? Yani başbakan diyor ki; bir filtre sistemi
geliştiriyoruz.
Eşref
Adalı: Çok kolay değil hayır.
Can
Dündar: Yani bu kadar mecrayı nasıl denetleyeceksiniz?
Eşref
Adalı: Yani şöyle; şu günkü internetin teknolojisi gereği herhangi bir siteyi
engellenir demek çok zor. Siz kendiniz engelleyebilirsiniz, kendinizin için
engelleyebilirsiniz ama Türkiye’ye girişini engelleyemezsiniz.
Can
Dündar: Yani şimdi Türkiye aleyhine bir yayın yapan bir site var, bu hep
gündeme geliyor. Bunu nasıl engelleyecek insan?
Eşref
Adalı: Şöyle engelleyebiliyorsunuz; o internet sitesinin iletişimini sağlayan
yolu kapatırsanız engellersiniz ama o yoldan başkaları da geçemez.
Can
Dündar: Yani özgürlüklere mani olmuş olacaksınız bir anlamda.
Eşref
Adalı: Öyle ama gerekiyorsa yapacaksınız. Yani çok önemli ise yapacaksınız
çaresi yok.
Can
Dündar: Yine aynı şey çıkıyor karşımıza. Yani ya güvenliğimizi garantiye
alacağız ya özgürlüklerimizden vazgeçeceğiz gibi bir durum burada da karşımıza
mı çıkıyor?
Eşref
Adalı: Yani değil. Eğer interneti iki şeyi düşünelim; şu gün kuralları tam
konmamış değil, eksikleri var, teknik eksikleri var. Yani şunu diyelim;
başbakanımızın söylediği şöyle mümkün olabilir; şu adresi kapatmak istiyorum
mümkün olsaydı dediğiniz doğruydu ama şu kanaldan gelenleri kapatıyorum
diyebildiğiniz için problem var ama yarın öbür gün yani teknik olarak gelişme
olupta yayıncı net olarak belli olursa ona imkan var ama bugün yapılabilecek
şey şu; insanlar akıllı yaratıklar, bu site zararlıdır save etmeyecek.
Can
Dündar: Şu anda bu geçerli, yasaya ne gerek var o zaman öyle değil mi? Yani şu
anda insanlar aklıyla zaten karar veriyor.
Eşref
Adalı: Siz araba kullanırken aynı şeyi yapmıyor musunuz? Öldürürsem ben en
azından ...
Can
Dündar: Siz sonucu cezalandırmak üzerine daha çok ....
Eşref
Adalı: Yani. O zaman dikkatli kullanacaksınız, amaca yönelik kullanacaksınız,
orada yararlanmaya çalışacaksınız. Yoksa zarar vermekte mümkün. Siz işte bir
arabaya bomba doldurun işte ....
Can
Dündar: Peki neyin zararlı olduğuna kim nasıl karar verecek? Yani bir şey porno
mu, erotik mi görüntüyü siz engelleyecek ....
Eşref
Adalı: En büyük problem o, neyin erotik neyin porno olduğu ...
Can
Dündar: Şimdi başbakanla biz acaba temiz konusunda aynı şeyi mi düşünüyoruz?
Yani oradaki sorunu nasıl ...
Eşref
Adalı: Bu en çok tartıştığımız konulardan bir tanesi. Bu toplumdan topluma
değişiyor. Yakın zamanda hatırlıyorsunuz Fransa’da üstü açık resimler
olağandı, bizde üstünü örtmeye kalktık. Bu toplumsal fark, ikisini de
kınayamazsınız. İkisinin görenekleri birbirinden farklı.
Can
Dündar: Bunun takibini kim yapacak? Yani poliste böyle bir hazırlık var mı? Ya
da uzmanlık var mı?
Eşref
Adalı: Hayır hayır yok ve bu zor bir şey. Neden zor? Bugün bize anormal gelen
bir şey 10 sene sonra normal gelebilir. Yani bugün üstü açık dolaşan veya işte
plajda dolaşan kişiler bundan 10 sene evvel, 15 sene evvel garip geliyordu ama
şimdi kimse bir şey demiyor.
Can
Dündar: Ama bunun uygulamasını yapacak insanların belli bir mantalitesi var.
Yani orada bir hani adli polis gibi özel bir sanal şey takip ....
Eşref
Adalı: Çözüm bulamadık yok.
Can
Dündar: Bulamadınız?
Eşref
Adalı: Hayır. Yani şu bakımdan bulamıyoruz; bugün yasa yaptığınız zaman uzun
bir süre bunu yaşaması lazım. Bu koyacağımız kurallar yarın geçerli olmuyor.
Can
Dündar: Dolayısıyla siz bugünkü resime göre acil önlem, biraz da belki
reaksiyon türü bir şey?
Eşref
Adalı: Yok bizimki reaksiyon yasası değil, çünkü 1.5 sene evvel başladık. Yani
biz yasayı bitirmeye dek bu olaylar patladı. Hatta biran önce çıkartalım da bir
ihtiyacı karşılayalım dedik.
Can
Dündar: Ne zaman çıkar?
Eşref
Adalı: Onu bilemem, onu meclis bilecek. Bana kalsa biran önce çıkması lazım.
Çünkü gerçekten olgunlaşmış bir yasa.
Can
Dündar: Ama başbakanın sözlerinden bunu yakında gündeme getireceğini anlıyoruz.
Eşref
Adalı: Sanırım, sanıyorum.
Can
Dündar: Sayın Adalı çok teşekkür ederiz katıldığınız için.
Eşref
Adalı: Siz sağolun.
Can
Dündar: Şimdi bunlar üzerine tartışmamıza başlayacağız kısa bir aradan sonra.
Bizden ayrılmayın lütfen.
Can
Dündar: Uzmanımızı dinledik, sorunu ortaya koyduk sanıyorum. Kabaca aslında hep
bildiğimiz her alanda karşımıza çıkan şey güvenlikler, özgürlükler karşıtlığı
dünyanın çözmeye çalıştığı bir sorunu biz burada tartışmaya devam edeceğiz
şimdi konuklarımızla. Fikret İlkiz ile başlamak istiyorum. Bir başta hukuken
rica edelim. Diğer konuklarımızla aslında sosyolojik olarak, siyasal olarak,
belki teknik olarak ve hukuki olarak durum nedir? Biz neresindeyiz işin ve bu
güvenlik mi özgürlük mü sorunsalını nasıl çözeceğiz, sizde söz buyrun.
Fikret
İlkiz: Şimdi şöyle ifade etmek lazım; 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren
Türk ceza kanunu hükümlerine göre internet ortamında yapılan yayınlara yeni
Türk ceza kanunu’nu uygulayabilirsiniz. Çünkü kanun gerçekten 6. ncı
maddesinde basın yayın yoluyla deyiminden diyerek bir tanımlama yapıyor, ne
anlama geliyor? Bu her türlü yazılı, görsel, işitsel ve elektronik kitle
iletişim aracıyla yapılan yayınlar anlamına geliyor ve bu kanunun biraz önce
sayın hocamızın da ifade ettiği gibi 4 tane maddesi var bilişim alanındaki
suçlar. Yani bilişim sistemine girmek. Sistemi engellemek, bozmak, verileri
yoketmek veya değiştirmek, banka ve kredi kartlarının kötüye kullanılması,
tüzel kişiler hakında da bu suçlarla ilgili güvenlik tedbirlerinin uygulanması
hakkında. Demek ki hazırlanan tasarıda Türk ceza kanunu’ndaki bu maddeler
çıkarılacak. Yani 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiş olmasına rağmen
anlaşılan o ki Türk ceza kanunu’ndaki bu düzenleme yeterli değil. Yani o
tarihte yapılan uyarıların hiçbirisi dinlenmemiş ki dikkate alınmamış ki bu
Türk ceza kanunu’nda bu şekilde girmiş. Şimdi çıkıyor.
Can
Dündar: Şimdi kaldırılıyor, yani birisi geliyor.
Fikret
İlkiz: Yani o sayın hocamızın ifade ettiği gibi bilişim ağı hizmetlerinin
düzenlenmesi ve bilişim suçları hakkındaki kanun tasarısı. Adalet bakanlığının
sitesinde yayınlanmış olan bir tasarı. Nasıl ve ne şekilde yapıldığını ben
bugün öğrenmiş bulunuyorum. Bu tasarıya göre de Türk ceza kanunu’ndaki bu
hükümler kalkıyor. O halde Türkiye halen bir panik mevzuatını yaşamaya devam
ediyor. Sorun çıktığı zaman kanun yapıyorsunuz, yaptığınız kanunlarla da sorunu
çözdüğünüzü sanıyorsunuz. Bu tasarı tartışılır, belki ilerleyen saatlerde onu
tartışırız ama hocamızın ifade ettiği gibi yeni bir tasarı daha var. O tasarı
da elektronik ortamda işlenen suçların önlenmesine dair kanun ile 2937 sayılı
kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı. Bu tasarıdan sonra bizim
tasarımızla ilgisi yok demiş olmasına rağmen buna baktığım zaman doğrudan bu
tasarıyla ilgili olduğu anlaşılıyor. Yani doğrudan internet ortamındaki
yayınlarla ilgili olduğu anlaşılıyor ve doğrudan kurulacak bir bilişim
başkanlığı ile internet ortamındaki yayınlara bu kez bu yolla müdahele
edileceği anlaşılıyor.
Can
Dündar: Bir kurul kurulmasın istiyor, öyle değil mi?
Fikret
İlkiz: O zaman yani bilişim şöyle; başkanlık diyor bilişim güvenliği başkanlığı
kurulacak. Şimdi bilişim güvenliği başkanlığı kurulduğu andan itibaren
görevlerini sayıyor. Sadece bu kanun tasarısının 4. ncü maddesinde internet
ortamında yapılan yayınların içeriklerini izleyerek bu kanun kapsamına giren
suçların işlendiğinin tespiti halinde bu yayınlara erişimin engellenmesine
yönelik olarak gerekli tedbirleri almak diye devam ediyor. Öbür yandan internet
kafelere bakıyorsunuz yıllardan beri sadece içişleri bakanlığının bir genelgesi
ile düzenlenmiş bir işyeri olarak gözüküyor. Önceki uygulamalara baktığımız
zaman da internet ortamındaki yayınları nasıl denetleyelim? Yaklaşım şuydu;
basın kanunuyla denetleyelim. Ne yapalım, ek madde 9 koyalım. Biraz önce sözünü
ettiğiniz hani her internet ortamıyla ilgilenen kişinin sayfaları çıkartıp
çıkartıp basın savcılığına götürülecek diye anlattığınız maddeydi o madde.
Basın kanunuyla internet ortamındaki yayınları izleyemezsiniz,
denetleyemezsiniz. Bu mantık bu yaklaşım yanlıştır demiş olmamıza rağmen
anayasa mahkemesine o maddenin iptali için başvuru yapılması noktasına kadar
bunun kalması konusunda özellikle ısrar ederek hareket ettiler ama gerçekten
iyi ki yeni basın kanununda böyle bir düzenleme yapılmadı zaten. O halde yasa
olarak neredeyiz diye baktığımız zaman sadece Türk ceza kanunu bakımından
düzenlenmiş olan hükümler vardır ve Türkiye’de yıllardan beri internet
ortamında yapılan yayınlar bakımından özellikle sorumluların kim olduğu
konusuda bir yasal düzenleme yoktur. Yasal düzenlemeyi yapabilmeniz için yasa
olması lazım, uygulanabilir olması lazım ve bu uygulama konusunda da özellikle
ifade özgürlüğünün kabulünü esas kabul etmesi lazım. Eğer ki internet ortamında
ifade özgürlüğü hakkının kullanılmasını esas kabul etmezseniz esas kabul
etmeyenlerle bir hukuki düzenleme yapmaya kalkarsanız o zaman internet
ortamındaki yayınlara yani ifade özgürlüğünün en rahat kullanıldığı yayınlara
doğrudan müdahele etmiş sayılırsınız ki internet ortamındaki yayınlar bakımından
pek doğasıyla uzlaşmaz ama ifade özgürlüğü hakkını kabul edenlerin
gerçekleştirebileceği bir tasarı gerçekten sınırlandırma bakımından hukuki
olur, yasal olur ve uygulanabilir olur. Kaldı ki hocanın hazırlamış olduğu,
başkanlığını yapmış olduğu tasarıda ifade özgürlüğünün esas alındığına dair
üçüncü madde vardır. Bu ve bu maddenin de bana göre korunarak örneğin adalet
bakanlığı tarafından hazırlanan bu tasarının tartışmaya açılması gerekir.
Can
Dündar: Özetlemek gerekirse bir Türk ceza yasası vardı, orada belli hükümler
halen var şu anda ama iki ayrı hazırlık var. Biri adalet bakanlığının biri
ulaştırma bakanlığının. Rekabet halinde iki tasarı var. Birisi burada hazır
başbakanlığa gönderilmiş durumda. İkincisi, bir kurul öngörüyor Türkiye çok
sever bu kurulları. Onlardan bir tanesi daha gelmek üzere. Yani onu öneriyor ve
bir şekilde iki düzenlemeden biri herhalde gündemimize gelecek önümüzdeki
günlerde.
Fikret
İlkiz: Sanıyorum yani iki düzenlemeden birisi gündemimize gelmeden önce bu
konuyla ilgili olarak ne yapacağımıza biz sivil toplum kuruluşlarıyla beraber
karar vermeliyiz.
Can
Dündar: Ve siz diyorsunuz ki bu bir reaksiyon yasası. Yani bir gelişmeler oldu,
ona hızla cevap verelim diye panik halinde hazırlanmış bir şey.
Fikret
İlkiz: Bu bir olay meydana geldiği için panik mevzuatı. Çocuk pornografisi
gündeme geldiği için panikleyerek ....
Can
Dündar: Ve cezaları artırıyor değil mi? Yani daha önce Türk ceza yasası ...
Fikret
İlkiz: Hocamın hazırlamış olduğu tasarıda da Türk ceza kanunundaki bazı
hükümlerle ilgili cezaları yarı oranında artırıyor. Soru şu; niçin?
Can
Dündar: Kendisi cevap verdi. Çünkü yani orada ...
Fikret
İlkiz: Daha kolay olduğunui ve daha rahat işlenebilir olduğunu söylüyor. Türk
ceza kanunu’nun hükümlerine baktığınız zaman da bu konu ceza kanunu
maddesi olarak doğrudan uygulanabilir nitelikte.
Can
Dündar: Peki çok teşekkür ederim. Hukuken durumu gördük, sayın Turhan Menteş
ile devam edeceğim. Bilişim dünyası açısından nasıl görünüyor durum? Yani böyle
bir zorunluluğu sizde farkında mısınız? Kabul ediyor musunuz ve getirilen
düzenlemeyi nasıl karşılıyorsunuz?
Turhan
Menteş: Şimdi burada çok ciddi bir sorun var. Bir kere suçta internet
karıştırılıyor. Yani en büyük sorun burada bizim gördüğümüz internet suçlu
değil. Suçlu olan internet değil, suçlu olan suçu işleyenler.
Can
Dündar: Bu araba gibi.
Turhan
Menteş: Ayırt edilmesi gerekiyor yani internet bir teknoloji sonuçta ve çok
enteresan demin Eşref hocam buna cevap vermedi. Türkiye’deki internet erişim
oranları daha yüzde 18’lerde, daha yüzde 20’lerde. Nüfusumuzun
yüzde 80’u bu teknolojiyle tanışmadı. Şimdi böyle bir teknolojiyi biz
yaygınlaştırmaya çalışırken bu teknolojinin suçlu ilan edilmesi doğru bir
yaklaşım değil. Bir kere bizim açımızdan en önemli sorun bu. Biz bu
Türkiye’de internet ve bilgisayarlaşma oranlarını bilişim teknolojisinin
kullanımını yaygınlaştırmaya çalışılırken şimdi bunun zapturapt altına alınması
diyebileceğimiz bir şeye mecraya girildi ki bu çok doğru bir yaklaşım olduğunu
düşünüyorum şu aşamada.
Can
Dündar: Muhtemelen matbaayı icat edildiğinde de benzer konuşmalar yapılmıştır.
Belki televizyonda değildi onlar ama. Öyle değil mi yani her teknolojik yenilik
bu tür kaygıları, bu tür hukuki düzenlemeler, ihtiyaçlarını beraberinde
getirir.
Turhan
Menteş: Kesinlikle. Yalnız bilişim teknolojilerinin bir özelliği var. Bilişim
teknolojileri çok hızlı, dünyada en hızlı gelişen teknolojler ve bu
teknolojilerle ilgili düzenlemeler kanun yapmalar her arkadan geliyor. Yani
teknolojiye yetişme imkanları yok. Yani bugün konulan şu anda yasallaştırılmaya
çalışan kanunlar biliniz ki 2 sene sonra geçersiz hale gelecek ve çünkü onu
aşacak bir teknoloji gündeme gelecek. Çok basit örnek olarak söyleyeyim; şu
anda Fikret bey’in de söylediği gibi nedenine çok benim de katılmadığım
bu ortamda işlenen suçların cezasının 1.5 kat fazla olması şeklinde bir
uygulamanın geleceği noktayı da ben size söyleyeyim, çok basit olarak
söyleyeyim. Bütün televizyonlar yakında gelecek önümüzdeki dönemde internet tv olacak
televizyonculuk. Yani burada işte internetten televizyonda yapacağınız herşeyi
1.5 kat artırılmış cezaya tabi olacak. Çünkü teknolojiyi ayırt etmeniz mümkün
olmayacak bu.
Can
Dündar: Peki bir düzenleme yapılmamalı mı?
Turhan
Menteş: Hayır düzenlemeler gerekiyor, kural gerekiyor. Yalnız bu kuralların
tepki kuralları olmaması gerek. Bunun cidden oturup bilim insanlarıyla,
toplumun bütün katmanlarıyla uzlaşma sonunda çıkar. Hele bu tepki yasaları
şeklinde hiç çıkmaması gerekiyor.
Can
Dündar: Bu işte diyor ki 1.5 yıldır hazırlanıyorduk, bilim insanlarına
danıştık.
Turhan
Menteş: Biz o pozisyonlarda temsilcilerimizle zaten çalışıyoruz. Yani şu ele
alınan yasada görüşlerimizi belirtiyoruz. Bunlar sonuçta tabi hukuk yapıcılar
tarafından farklı yorumlanıp, farklı şekilde maddeleştirilebiliyor ama biz her
seferinde bu yasa maddesi üzerinde en fazla görüş bildiren, yasa taslağı
üzerinde en fazla görüş bildiren kuruluş Türkiye bilişim derneği zaten.
İnternet sitemizi açtığınız zaman bu yasayla ilgili açıklamalarımızı okursunuz.
Basın açıklamaları yapıyoruz bütün sivil toplum kuruluşları olarak sektörümüzde
internet suçlu değildir diye.
Can
Dündar: Peki internet yani bütün bu kaygılar biraz abartılı mı geliyor size?
Yani ortada bir bu kadar korktuğumuz kadar büyük bir tehdit yok mu?
Turhan
Menteş: Bence yok. Bunu özellikle söyleyebilirim. Çünkü şöyle, çok basit
açıklamaya çalışacağım. Son günlerde pornografi ile ilgili Türkiye gündemine
taşınan 3 tane olay aslında hiçbir yeni olay değildi ama arka arkaya basına
duyuruldu ve sanki toplumun büyük bir kesimi, internet kullananların hepsi
sanki bu porno üzerine üretim yapıyorlarmış gibi algılandı ki burada asıl sorun
çocuk pornosuyla ilgili olan siteleri kullanan yetişkinler erişenler. Çocuklar
değil zaten o sitelere erişen. İkincisi, bu kaynağı Türkiye değil. Üretim
yerleri Türkiye değil yurtdışı. Şimdi böyle bir sorunu çözmek için
Türkiye’den sadece düzenleme yapmanız da yeterli olmuyor. Bu uluslararası
anlaşmalar yani yurtdışındaki bir kaynağını kurutmadan, sürekli yayın yapan ve
teknolojiye uygun olarak yer değiştiren çok internet ortamında teknolojik
olarak yer değiştirmek yani fiziksel olarak değil yer değiştiriyormuş gibi
görünmek bile yeterli olabiliyor. Böyle bir teknoloji varken bunu sadece ulusal
sınırları kapatarak dünyada bunu yapmaya çalışan 2-3 tane ülke var. Yani kendi
sınırlarına herşeyi kapatıp internetin dışarıya çıkışını kontrol etmeye çalışan
ülkeler var, onlar da komik oluyorlar biliyorsunuz herkes Türkiye gündeminde.
Böyle bir yapı varken bunu sadece ülke içinden kontrol etmeye çalışmakta doğru
bir şey değil. Bunun cidden Birleşmiş Milletler düzeyinde, UNESCO düzeyinde
ciddi çalışmaları var. Bunların izlenmesi gibi, bunlarla işbirliği yapılması
gerekiyor, onlarla yapılan yöntemle Türkiye’de uygulanması çünkü onlarda
herşey için yasal düzenleme yapmıyorlar. Sadece internetin tabi bu özelliği
nedeniyle dünyanın her yerine erişebilir olma özelliği ile bir kere teknoloji
zaten dışarıdan üretildiği için, biz sadece kullanıcı düzeyinde olduğumuz için
bir sorunumuz var, ne gösterilirse onu algılama durumundayız. Biliyorsunuz
Türkiye'nin arama sitelerinde istatistikler yayınlandı geçmişte, sizin de demin
bahsettiğiniz gibi. En çok kullanılan siteler belli yani arama motorlarında
aranan şeyler belli ama başka bir şey daha var.
Can
Dündar: En çok porno arıyoruz.
Turhan
Menteş: Biz dünyada internet sitesini bu kısıtlı aramımıza göre mesela o arama
motorunu 35. nci sıraya yükseltmişiz, Türkiye arama motorunu o sitenin ki bu çok
büyük bir rakam. Bunlar aslında bir pazarlama, çünkü reklam gelirleri artıyor.
Yani o sitenin yıllık reklam geliri 4 milyar dolarları buldu, öyle bir kar
ettiler.
Can
Dündar: Şunu söylüyorsunuz öyle anlıyorum.
Turhan
Menteş: Yani yurtdışından körükleniyor olay, onu anlatmaya çalışıyorum.
Can
Dündar: Yani aslında bizde böyle açıkçası gündelik hayatımızda hani gazeteci
sezgisiyle bende doğrusu böyle çocuk pornosunun çok yaygın Türkiye’de bir
tüketimi olduğu ya da herkes onun peşine düştüğü gibi bir şey, sinyal
almıyoruz. Şimdi burada siz diyorsunuz ki; böyle bir tehdit aslında Amerika
daha çok belki bu konularda hassas, çünkü oralarda ciddi sorunlar var ama bir
sansür bahanesi olarak mı kullanılıyor bu?
Turhan
Menteş: Vallahi ben onu telaffuz etmekte insanlar çekiniyor ama ben öyle bir
şeyi de seziyorum, bunu söylemekte de sakınca görmüyorum. Çünkü bu sorunların,
tartışılan sorunların hiçbiri yeni değil. Birdenbire bir yasa taslağı varken
hemen bir yasa taslağı daha sunuldu meclise biliyorsunuz. Yani üstelik
baktığınız zaman hemen bir kurum oluşturuluyor ve kurumun daire başkanın isteği
üzerine bir site yurtdışındaysa kaynağı Türkiye’de filtrelenebiliyor.
Çünkü genellikle hakaret etmek veya işte farklı amaçlarla yayın propoganda
yapmak isteyenler yurtdışı sitelerini kullanacakları için yurtdışını kapatma
tamamen bir inisiyatif olarak kuruma veriliyor. Yurtdışından çıkış bir kere
giriş Türkiye’ye engelleniyor. Bu en çok hangi şey için kullanılır, tabi
siyasi propoganda ve diğer propoganda amaçları için örgütsel veya diğer
propoganda için kullanılacak bu sistemi. Engellemeye yönelik bir kere bir şey,
maddesi çünkü ilk maddesi o yeni çıkan yasada. Bu bir gerçek yani bunu
sorarsanız kendileri de herhalde paylaşacaklardır diye düşünüyorum.
Can
Dündar: Yani siyasi amaçlı kullanmak mümkündür burada diyorsunuz.
Turhan
Menteş: Tabi.
Can
Dündar: Çok teşekkürler. Mehmet Özcan, sayın Menteş diyor ki yani abartılan bir
tehdit var ortada. Yani siz halbuki ben yaptığınız araştırmalara baktım, çok
ciddi büyük bir tehdit olduğu, tehditle karşı karşıya olduğumuzu söylüyorsunuz.
Mehmet
Özcan: Aslında biz internet ortamının şu anda hepsini tümüyle beraberce
değerlendiriyoruz. Öncelikle şunu ayırmamız lazım; özgürlükler kısmı apayrı bir
tartışma konusu, bunun yanında mesela günümüzde şu anda tartışılan konular bir
kredi kartı dolandırıcılığı bunun özgürlükle alakası yok, bunu hep beraber
kabul ettiğimiz ortak bir trend var Türkiye’de bütün dünyada. Türkiye de
bundan nasibini alıyor. Ben son elde ettiğim verilerle baktığımda mesela
İstanbul’da 2004’te 100 iken, 2005’te 300, 2006’ta
900’e çıkmış bu olaylar. Şimdi bu olaylarla mücadelede bir suç boyutuyla
kabul edilen herkesin üzerinde uzlaştığı sorunlu olmayan alanları bir
temizlemek lazım. Bunlarla mücadelede hep birlikte soruna çözüm üretmemiz lazım
veya fikir özgürlüğü, ifade özgürlüğü bağlamından farklı olan konuları bir yere
ayırıp bence güvenlik bağlamında, iç güvenlik bağlamında da tartışılması
gereken konulardan birisi bu. Yani benim eğer banka hesabıma birileri işte Ukrayna’dan,
Rusya’dan, Türkiye içinden veya farklı yerlerden bunu kullanarak benim
bankadaki hesaplarımı boşaltıyorsa biz bunun önlemini almak durumundayız. Bunu
güvenlik birimleri alacaksa öncelikle bu. İşin sosyal boyutu, hukuki boyutu ve
bence bir de ekonomi boyutu var. Öncelikle bu güvenlik boyutuyla ilgili olarak
ele aldığımızda bir, benim şu anda en son çalışmalarımda, üzerinde ısrarla
gördüğüm ve biraz daha işin aslında ürperdiğim noktalardan birisi bu. Biz bu
kanunlarla tartışırken aslında bu siber mafya da olarak adlandırdığımız bu
insanlar şu anda belki birilerimizin hesabını boşaltmakla meşgul ve en son
İstanbul’da mesela burada yapılan operasyonlarda şunu gördük,
incelemelerde; hedef gidiyor, eskiden şu denirdi; efendim internet cafelere
gidiliyor, orada faili bulamıyoruz. O geçti, şu anda wireless var, sizin
evinizin önünde wireless varsa veya NTV binasının önünde. Birisi geliyor burada
işlemini yapıyor, buna ulaşmanız mümkün değil. Dolayısıyla sanal ortamda biraz
önce hocalarımında bahsettiği gibi bir kere teknik anlamda burayı çok iyi
algılamak lazım. Fikret bey özür diliyorum bir hukukçu olarak, bende hukukçuyum
sonuçta. Şöyle bir açmazımız var; bizde teknik personel hukuğu, hukukçular da
tekniği çok iyi bilmiyor. Kanunlar hazırlanırken aslında bu iki grubun çok iyi
ortaklaşa işbirliği yapması gerekiyor ve çıkardığımız kanun tasarılarında şunu
görüyoruz, evet. Belki 1 yıl sonra bu kanun tasarıları suç ve ceza hukukunda
tipoloji denen bir şey vardır. Onun dışında ayrı bir alanı eğer suç kapsamına almadıysanız
belki insanlar oradan suç işlemeye başlayacaklar.
Can
Dündar: Peki bu tehdit konusunda yani siz gerçekten terörle internet arasında
doğrudan bir ilişki görüyor musunuz?
Mehmet
Özcan: Orada da şunu söyleyebilirim; ben 2001’den bu yana siber terör
üzerine biraz çalışmalarım oldu. Orada şunu gördüm; terör örgütleri tabi bunu
önleyemezsiniz. Yani niye önleyemezsiniz, o nedenle teknik boyutunu ön plana
çıkarıyoruz ama terör örgütleri Türkiye’de ve dünyada her yerde olduğu
gibi internet ortamını bir medya olarak, bir araç olarak çok iyi kullanıyorlar.
Bunun çözümü bence baskı değildir. Bunun çözümü bununla mücadelede bu mücadele
yöntemleri ne olmalı? Tabana yayılması, aile eğitiminden başlayarak
bataklıktaki o sorunlara çok daha kalıcı çözümler üretmektir. Yoksa efendim bir
zamanlar vardı. Ülkede işte şu kadar zararlı site var.
Can
Dündar: Ne kadar zararlı site var?
Mehmet
Özcan: Mesela 2003 yılındaydı yanlış hatırlamıyorsam 7 bin zararlı site var
denmişti.
Can
Dündar: Zararlı derken neyi kastediyorsunuz?
Mehmet
Özcan: Devletin ülkesiyle bölünmez bütünlüğüne, işte Atatürk’e hakaret,
Türkiye Cumhuriyeti başbakanı, cumhurbaşkanına, güvenlik güçlerine karşı her
türlü hakareti içeren siteler. Bunları zararlı site kapsamında bölücü yani
PKK’nın siteleri gibi bu siteleri. Ben bunları incelediğimde şöyle bi şey
ile karşılaştım; bir çoğunda aslında artık güncel olmayan siteler bunlar. Yani
bu çözüm değil. Anında başka bir yere kayabiliyor bunlar.
Can
Dündar: Bunlar yurtdışından yayın yapanlar mı?
Mehmet
Özcan: Tabi yüzde 100’ü yurtdışından, Türkiye içinde yok.
Can
Dündar: Bir engellenmesi mümkün mü?
Mehmet
Özcan: Mümkün değil. Hayır şu var; engelleme için çabalar yapılmış. Yani Avrupa
ülkelerinden Amerika’ya dışişleri bakanlığı aracılığıyla yazışmalar
yapılmış hiçbirisinden sonuç alınamamış. Alınamaz çünkü Fikret bey çok iyi
bilir, siber terör konusunda ortak bir dünyada kabul edilen hatta bırakın
siberini terör konusunda ortak bir tanım yapamadıktan sonra siz bunun siber
boyutunu hiçbir şekilde tartışımazsınız. Çünkü özgürlükler boyutu ama şurada
bence kaçırmamamız gereken bir nokta var; bu bir araç, aynı biraz önce araba
örneğinde olduğu gibi bu araçtan herkes yararlanıyor. Burada iyi şekilde
kullanıldığı gibi kötü şekilde de kullanılıyor. Kötü için iyiyi feda edemeyiz
ama o kötünün önlenmesi için neler yapılması gerektiğini tartışmamız lazım.
Terör örgütü eğer şunu yapıyorsa; bundan sonra cep telefonuyla haberleşme
örgüte ihanettir, mutlaka internet chat ortamında bu haberleşmeyi yapacağız
diyor ise bunu mutlaka bir şekilde takip etmeliyiz. Çünkü işte Hırant
Dink’i niye kaybettik biz? Yarın bir gün başka bir belki aydın bir
insanımızı kaybedeceğiz. O nedenle bu alanda denetim değil, biraz önce yayından
önce de tartıştık. Bir denetim olmalı ama bu denetim sivil toplumun bir
denetimi olmalı. İnternet cafelerin denetimi olmalı ama bu denetimi yapacak
olan yukarıdan aşağıya kanunlarla çözemezsiniz. Çünkü bu kadar elemanınız
olmaz. 20 bin internet cafeden bahsediyoruz, belki daha fazla, 25 bini buldu.
Günlük 100 kişi girdiğini kabul edersek 2 milyon insandır. 2 milyon insanın
girdiği siteyi içerik olarak denetleme şansına sahip değilsiniz. O zaman ne
olacak, aile eğer çocuğu oraya gidiyorsa bunun orada gittiğinde zararlı yayınlarla
karşılaşmaması veya ne yaptığını denetleyecek. Ailenin bir sorunu olarak
bakıyorum.
Can
Dündar: Peki. Bu çözüm önerilerine birazdan geleceğiz. Kısa bir ara vereceğiz,
ondan sonra bir internet sitesini yöneten bir meslektaşımızı ve bir sosyoloğu
dinleyeceğiz ve çözüm önerilerine geçeceğiz. Bizden ayrılmayın lütfen.
Can
Dündar: İnternet dost mu, düşman mı tartışmasına devam ediyoruz. Şimdi radikal
gazetesinin internet sitesini yöneten Serdar Kuzuloğlu’na döneceğim. Siz
epey şey biriktirdiniz.
Serdar
Kuzuloğlu: Evet. Şimdi söylemeye hazırlanıyorum.
Can
Dündar: Bir paranoya halinde miyiz? Bir sanal düşmanla mı çarpışıyoruz öyle
sorayım.
Serdar
Kuzuloğlu: Yani ben çözümü buldum aslında yani. Çözümü ordunun internete el
koyması. Yani tam Türkiye’ye yönelik bence en mantıklı alternatif bu.
Hani genç subayların rahatsız olduğundan şüphemiz yok artık. Yani ibretle,
dehşetle dinliyorum. Hani şöyle; ben 95 yılından beri internet kullanıyorum.
Ondan önce hani belki bir çok kimsenin adına bile aşina olmadığı BBS denilen
internet benzeri daha kapalı yapıları kullanıyorduk. Hani bugün internet
hakkında konuşanların çoğu o zaman belki bilgisayar sahibi bile değildi vs.
hani çok şey, yol katedildiğini düşünürken aslında hiçbir yere ulaşmadığımızı
görüyorum. İçin için üzülüyorum, hani ben 12 yıldır gazetede yani önce Posta
gazetesinde, sonra şimdi Radikal gazetesinde ilk gününden bu yana internet
yazıyorum, teknoloji yazıyorum. Bu konuşmaları dinlerken hani ben başka bir
yerde mi yaşıyordum, başka bir şey mi anlatıyordum nedir yani. Mesela zavallı
anneler, zavallı babalar ne kadar acıyorum onlara. Yani şimdi şu gün çocuğu
bilgisayar isteyen bir anne babanın dramını düşünebiliyor musunuz,
çaresizliğini, zavallılığını, aczini yani bir yerde görüyor kendisi de biliyor
ki adı bilgi yolu olan bir yerde insanlar bilgileniyorlar, donanıyorlar, eğitim
alıyorlar, sağlık alıyorlar, para kazanıyorlar, ilişkiler kuruyorlar,
evleniyorlar, çoluk çocuk sahibi oluyorlar. Sonra televizyonu açıyor,
gazeteleri açıyor, işte kumar, porno, dolandırıcılık, mafya, terör yani hani
Türk filmleri kategorileri olur ya, kötü adamlar olur, adamın her şeyi kötüdür.
Yemek yemesi kötüdür, işte sevişmesi kötüdür, insanlara davranışıyla herşeyi
kötüdür, iğrenç bir adam, ben böyle bir adam olmadığını biliriz ama mevzuu
gözümüze sokmaktır. İşte internetin geldiği durum da bu son zamanlarda. Hani
yetkililer bilgisiz, hani bilgili olması gereken insanlar ilgisiz ve bir muğlak
bir ortam içerisinde gidip geliyoruz. Bizim bence en önemli sorun şu; biz internetin
yaşamın bir yansıması olduğunu unuttuk. Yani biz şöyle dedik; biz işte kardeşim
Türkiye’de cinayet işleniyor, dolandırıcılık yapılıyor, arsızlık
yapılıyor ama internet diye bir yer var, biz orada ütopyamızı kuracağız,
hiçbiri olmayacak. Bunların hiçbirini yaşamayacağız. Hani nasıl ki biz artık
hepimiz biliyoruz ki sokak röportajlarından hani herkes belgesel kanalları
izliyor, magazin programlarını Çankaya’daki yeraltı üssüne getirilmiş dış
mihrakların güçleri izliyor. İnternet de böyle işte. Şimdi çocuk pornografisine
Türkiye’de gönül vermiş, kendini kaptırmış insanları toplasak şu siyah
alanı doldurursa ben işimi bırakıyorum, hiçbir daha da bu konuda bir şey
konuşmayacağım. Adımı gibi de biliyorum. Hani sinek küçük mide bulandırır ama
bugün mesela google Türkiye ofisinin açıklaması var. Türkiye’de 16 milyon
internet kullanıcısı var diye. 16 milyon kişinin kullandığı bir ortamda bugün
bizim bahsedip şekillendirmeye çalıştığımız yapı, eğer yani bu grup gerçekten
bu kadar yaygara kopartacak kadarsa yani ya ben takip edemiyorum o olayları, ya
bir şey bilmiyorum. Hani biz aslında çok daha kötü bir oyunun içerisine doğru
sürükleniyoruz. Bizim gittiğimiz yer sansür. Dünya tarihinde ilk defa Ahmet
beye, Mehmet beye, Ayşe hanıma söz hakkı verildi ve dünya tarihinde ilk defa
insanlar yöneten insanlarla yönetilen insanlar eşit haklarla bir ortamda
buluştu ve eleştirebilmeye başladılar. İlk defa yöneticiler kendi yönettikleri
insanların görüşlerinden haberdar oldu ve çekilemeyen bu. Önümüzde seçim var,
bir sürü eleştirilecek nokta var. Şimdi blokların durumu ne olacak mesala?
Sizin kişisel bir siteniz var. Yani Türklüğü aşağılamak diye muğlak bir kavram
ve hani eşit olarak davranılmayan kriterlerin olduğu bir yerde siz kendi ifade
özgürlüğünüzü, kendi insan haklarınızı nasıl savunacaksınız. Ben hani birazdan
size bu işi oluruna bırakmış ülkelerin gittiği noktaya geleceğim. Yani belki
zamanında böyle tartışmamış ülkeler ne olmuş ama şu anda bakıyorsunuz başbakan
işte bizde bu programı beklerken izledik. Konuşma yaptı, temiz internet
kampanyası. İrfan Bozan’ın haberinde izledik, biliyorum diyor, ben neler
döndüğünü orada biliyorum diyor. Başbakan acaba kaç defa hayatında enter tuşuna
basmış? Kaç tane yazı belgesi hazırlamış? Kaç tane e-mail yollamış? E-mail okur
mu? Sorsak kendi e-mail adresini bilir mi? Ama biz 2007 yılında 16 milyon
internet kullanıcısının olduğu bir ülkede böyle demeçleri haketmiyoruz ve
birilerinin çıkıpta bunları konuşması lazım. Yani bugün internette suç var mı,
var. İnternette efendim pornografi var mı var. Peki bunun sonuçları hani
herkeste eşit olarak dağılmış sonuçlar mı? Ben mesela yani geçen gün gazetelere
yansıyan bir araştırmadan bahsedeyim. Bunu Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü’nden aldım yani bu araştırmayı Zeynep Gültekin hazırlamış.
Bakın 411 cinayet, 152 yaralama, 137 saldırı, 147 dayak, 155 tokat, 175 kavga,
110 işkence, 3 tecavüz, 191 taciz, 145 silahlı çatışma, 226 silah böyle
gidiyor, ne bu biliyor musunuz? Kurtlar vadisi’nin 55 bölümünün faaliyet
raporu. Ne oldu yani şimdi bu daha kitlesel bir şey. Türkiye’de internet
mi çok kullanılıyor, televizyon mu çok izleniyor? Dünyanın en çok televizyon
izlenen ülkelerinden biriyiz yani ne oluyor. Şimdi sosyolojik olarak
baktığımızda bu dizilerden etkilenip silahı eline alıp sokaklara çıkan
insanların oranı internettekinden büyük mü? Yani otomobil örneği güzeldir, evet
otomobille ne yaptığımız bizim davranışlarımızı ve karşılaşacağımız sonuçları
şekillendirir ama hani internette de her zaman bu böyle yürümedi aslında. Yani
şimdi renkli fotokopi cihazıyla banknot basıp onları kesip insanlar kalpazanlık
yaptı. Uzun süre de yaptılar. Güzel bir fikirdi sonra önlemler geliştirildi. Ne
oldu, yazıcılar mı yasaklandı? Ya da işte internet üstünden yasadışı şeyler
kopyalanıyor mesela işte korsan şarkılar. Ne oldu, davalar açıldı kimse
interneti kapatalım falan demedi. Şimdi biz şuna karar vermeliyiz; biz
internetin neresinden tutacağız? Yani kör’ün fil’i tarifi gibi.
Yani bu şeye benziyor, birisi geliyor sizin köyünüzdeki çocuklar çocuk
felcinden kırılıyor, çocuk aşısı getiriyor. Biri diyor ki; bu kısır yapar
diyor. Mesela biri geliyor yolunuz yok, otomobil veriyor, diyor ki yok diyor
biri. Bu modeller çok alçak, alttan karteri vuruyor, tekerlekleri aşınıyor.
Böyle bakıyoruz ve hani kimse de çıkıp demiyor ki mesela bu kadar
Türkiye’de teknoloji şirketi var. Bas bas bağırıyorlar başka bir konu
olunca. Şimdi bu ortamda çocuğuna bilgisayar alır mı bir insan? Ya da hani
eskiden işte şu vardı; yavrum sokakta başına bela gelir, otur şurada bilgisayarda
gözümün önünde dursun. Şimdi tam tersi bir tehlikeden söz ediyoruz. Hani şimdi
o da artı bir korku objesi haline geldi. Sansürün gittiği noktaları söyleyeyim
ben. Ben senelerdir hani yazıyorum, bir de çok afedersiniz parantez açarak şunu
söyleyeyim; hani biz burada ben kişisel olarak takip ettiğimden biliyorum,
Almanya’da, İspanya’da, İngiltere’de yürütülen çocuk
pornografisi operasyonlarını interpol aracılığıyla bize gelen ihbarlarından
yakaladığımız operasyonlarla övünüyoruz. Türkiye’yi sarsan cinayette Türkiye'nin
en büyük şehrinin, en işlek caddesinde olmayan MOBESE kamerasından görüntü
alamıyoruz, bir tekstil atölyesinin kapısındaki kameradan cinayeti yakalıyoruz,
ihbar eden babası, işte olayı açıklayan annesi. Yani bu kadar acizlik
içerisinde ne kadar kolay değil mi interneti suçlamak? İnternet var, böyle.
Başbakan mesela diyor ki; çocuk pornografisi var, bunun kökü internet. Buna
nasıl karşı çıkabilirsiniz? Karşınızdaki argüman böyle olunca karşı çıkmakta
zorlaşıyor ama böyle değil ve biz bunun böyle olmadığını da biliyoruz ve hani
16 milyon internet kullanıcısı da bunun farkında. Hani bakın şimdi olay
nerelere gitti. Çin, Çin’de senede yaklaşık 30 bin internet cafe
kapatılıyor filtre programı kullanmadığı için. Filtre programlarına da keşke
değinebilsek. İran, dünyada blok atmosferinde 3 numaralı dil farsça bugün.
İngilizce ve Fransızca’dan sonra İran. Çünkü insanlar kendi seslerini
duyurmak istiyor ve en çok tutuklamaların yaşandığı yer nüfus yoğunluğuna
bakıldığında İran ve bugün baktığmızda Ortadoğu ülkelerinin hepsinde mesela
Burma’da devletten yetki belgesi almanız lazım. Bizim fantastik bir
milletvekili önerimiz vardı. Tc kimlik numarası yazılıp girilsin internete
diye. Ortadoğu ülkelerinde kelle götüren cezalar var. Çin’de ulusal filtreleme
sistemini devre dışı bırakmanın ceza dudak uçuklatan cinsten. Hani böyle bir
gündeme doğru mu gidiyoruz yani Türkiye’de hedeflenen bu mudur?
Başbakanımızın, yetkililerin hedeflediği, özlemlediği şey bu mudur? Bilgiyi
internet ve 21. nci yüzyıl 2007 yılının gündemi bu mu olmalı ben çok üzülerek
takip ediyorum.
Can
Dündar: Çok teşekkür ediyorum, gayet net koydunuz meseleyi. Ben Ali
Ergur’a sormak istiyorum. Şimdi dinlediniz konuşmaları. Bir yandan
aslında hepimizin böyle bir cennet internet tarifi var yani internet diye bir
düş ülkesi var, orada herşey çok güzel ama bir de orada kötüler var, cehennem.
Böyle bir cennet, cehennem tarifi yapıyoruz ama bir defa böyle bir şey var mı
gerçekten? Yani bu tarihlerde bu hata yok mu sosyolojik açıdan? Bir de şu şeyi
sormak istiyorum bu etkiyi yani o internette okudum, etkilendim de yaptım. Bu
etki kuramları hep tartışma olur ya, medyada bundan çok mağdur olmuştur. O
nasıl görünüyor size?
Ali
Ergur: Bir kere cennet, cehenmem bir arada. İnternetin sayın İlkiz az önce
panik yasasından bahsetti, çok doğru bir saptama ve böyle panik yasalarına eğer
siz toplumsal gerçekliğin ne olduğunu bilemezseniz, ona vakıf olamazsanız
başvurursunuz. Türkiye’de de çok sık yapılır bu. Çünkü toplumsal
gerçekliği özellikle yöneticilerimiz bilmezler, onu anlayacak olan bilimlere de
saygı göstermezler, ellerinin tersiyle iterler sosyolojik analizleri. Bu yüzden
de Türkiye’de karar alma süreçlerinde hiçbir zaman sosyolojik analizler
gözönüne alınmaz. İnternet nedir, öncelikle onu iyi görebilmemiz, yasa koyucunun
özellikle iyi saptayabilmesi gerekiyor. İnternet neyin ürünü, neyin parçası bir
kere bunu iyi görelim. Neden 1980’lerden itibaren hızla teknolojik bir
atılımın içerisinde girdi dünya? Çünkü yeryüzü ölçeğinde bütün yeryüzünü
bütünleşik bir Pazar haline getirmek gerekiyordu, küreselleşme dediğimiz şey
budur, bu ekonomik boyutu aynı zamanda kültürel boyutu var bütün bir
kültürlerin birbirine akması, birbirleriyle etkileşmesi. Peki böyle bütünleşik
bir pazarı nasıl oluşturacaksınız, nasıl yöneteceksiniz? Elbette son derece
hızlı bir iletişim aktarımı ile. İşte internet buna özellikle cevap veren,
bunun için tasarlanmış bir şeydi ama bütün teknolojik yeniliklerde, icatlarda
olduğu gibi öngörülen etikler var, öngörülmeyen etkileri var. öngörülenlerin içinde
sisteme faydalı olanları vardı, olmayanları vardı. Öngörülmeyen etkilerin
içinde de zararlı olanları var, işte genel olarak pornografi çok yaygın bir yer
tutuyor, şiddet terör vs. Bir de sistemi dönüştüren, bu ekonomiyi dönüştüren
etkileri var. Dolayısıyla böyle, bu diyaleklik içerisinde görmek lazım, olumlu
olumsuz boyutlarını birlikte görmek gerekiyor ve bu ortam, bu yeni ortam bir
özgürlükler ortamı olarak karşımıza çıktı ama bu özgürlüğün doğasını pek
tartışmadık. Bu özgürlüğün doğası son derece de onu mümkün kılan piyasa
ekonomisinin mantığına da uygundur. Yani özgürlük dediğimiz şeylerin önemli bir
kısmı hepsi değil ama önemli bir kısmı da içinde bulunduğu o küresel ekonominin
doğasında uygun bir mantıkla gelişir. Dolayısıyla bunların bir çoğu özgürlük
değil serbestidir. Bu ayrımı iyi koymamız gerekiyor.
Can
Dündar: Nedir özgürlük? Yani serbestliği ne özgürlük yapar?
Ali
Ergur: Özgürlük ötekinin sorumluluğunu almaktır, ahlaki sorumluluğunu almaktır.
İçinde yaşadığımız çağ bunu tam tersine itiyor. Yani ötekinin yani benim
eylemimin benden başka olanın, benim eylemimin hedefi olan, nesnesi olan
kişinin, şeyin sorumluluğunu almaktan kaçınmaktır, düzeltiyorum almayı
bilmektir özgürlük. İçinde yaşadığımız dünya bu sorumluluktan kaçılan bir
dünya. Teğet ahlak diyorum ben buna. Herşeye teğet geçilen ve uzaktan acısız,
ağrısız, yumuşak bir şekilde öteki ile ilişki kurulan bir dünya. SMS ahlakı
diyorum aynı zamanda. Örneğin bir kişinin yüzüne, sevgilinizin yüzüne onunla
fiziken karşı karşıya iken seni terkediyorum demeye cesaretiniz olmayıp fiziki
anlamda ayrılır ayrılmaz ona bir SMS atıp seni terkediyorum demek ve bunu
övmektir. İçinde yaşadığımız dünyanın birazda özgürlük anlayışı da bu.
Dolayısıyla internette yayılan özgürlük birazda bu, öteki nesneleşir. Öteki
nesneleştiği için de ötekini insan olarak, bir özne olarak algılamamaya
başlarız. Kurduğumuz ilişki insani ilişki olmaktan çıkar. O yüzden de çocuk
pornografisi son derece şimdi biz şaşkınlıkla karşılıyoruz ama son derece doğal
bir şey olarak çıkıyor. Çünkü bunu sonu yok, öteki bir kere nesneleşirse benden
başkası rahatlıkla onu bir nesne gibi, bir meta gibi alıp satabilirim.
Can
Dündar: Suçluluk hissetmiyor insanlar internette.
Ali
Ergur: Hiçbir şekilde suçluluk hissetmeyiz bu teğet ahlak nedeniyle. Dolayısyla
bir kere ...
Can
Dündar: İnternet o anlamda sebep midir sonuç mudur?
Ali
Ergur: Ne sebeptir, ne sonuçtur.
Can
Dündar: Yani bir yerde bir biraz önce bahsedilen yani insanlığın geldiği
noktada internet gibi bir şeye dönüşmüştür bu, belki başka mecralarda da
oluşabilecek bir şey değil mi?
Ali
Ergur: Teknolojiyi suçlamak, sayın Kuzuloğlu da bir örnek verdi Kurtlar Vadisi
örneğini verdi, televizyon örneği daha genelde. İşte orada Kurtlar Vadisi tipi
bir olay yaşandığı zaman, cinayetler işlendi, o sanal gerçeklikle gerçek
birbirine karıştı. Kolaylıkla medyayı suçladı herkes. Aynı şekilde teknolojiyi
suçluyoruz şimdi, interneti suçluyoruz, bunlar nötr şeylerdir. Nasıl
kullanırsanız öyle gider ve bunların gelişimi engellenemez, engellenmemesi
gerekir. İnsanın kendini ifadesi açısından. İlk defa sıradan insana söz
verilmiştir çok doğru. Ancak bunun bir özgürlük ahlakı ile bütünleşmesi
gerekiyor.
Can
Dündar: Etkisi abartıldığı kadar fazla mıdır?
Ali
Ergur: Etkisi ben abartıldığı kadar olduğunu sanmıyorum. Gözlemlerimiz de onu
gösteriyor. Bu yapılmaya çalışılan bu küçük olayları vesile ederek aslında
özgürlükler üzerinde bir tahakküm sağlamaktır.
Can
Dündar: Çok teşekkür ederim. İlk turu tamamladık, ikinci turda biraz peki
buradan nereye gidebilirizi tartışalım. Yani bir sorun varsa sorunu nasıl
çözeceğiz? Sorun yoksa bu ortamı bu gelişmelerden nasıl koruyabiliriz en
azından sansürden nasıl koruyabiliriz onu tartışalım. Yeniden Fikret İlkiz ile
başlayayım isterseniz. Önce hukuken.
Fikret
İlkiz: Tabi sansürden nasıl koruyalım diye baktığınız zaman şu konuda bir
anlaşmaya varmamız gerekiyor: hukuk gerçekten hayatta bazı olayların gerisinden
gelir. İnternette de geriden gelmiştir. Yani hızla gelişen internet ortamındaki
yayınlar bakımından hukuk sonradan dahil olmuştur ve Türkiye’deki
yansıması da gerçekten 2001 ve 2002 yıllarında hukuğun geride kaldığı
görülmektedir ama şimdi bugün bir yasa tasarısı hazırlanıyor. Yasa tasarısının
en önemli özelliklerinden bir tanesi şu; kimin sorumlu olduğunu bilebilir hale
geliyorsunuz. Gazeteyi açtığınız zaman künyesinde ve kanununa göre sorumluların
kim olduğu bellidir. Özel radyo televizyon anlamınnda da böyledir. O nedenle
siz herhangi bir hak arama veya bir hukuki düzenleme yapmanız gerektiği zaman kimlerle
muhatap olduğunuzu bilebilecek durumdasınızdır. İnternet aktörlerinin ve sivil
toplum kuruluşlarının elini taşın altına koymasının vakti geldi. Nedir? İçerik
sağlayıcıların sorumluluğunu nasıl belirleyeceksiniz? Yer sağlayıcılarının
sorumluluklarını nasıl belirleyeceksiniz? Hizmet sağlayıcıların
sorumluluklarını nasıl belirleyeceksiniz? Tasarıda bunlar olduğu için bunları
tartışalım ve hukuken yasalar karşısında da nereye kadar sorumlu olduklarını
belirleyelim. Çünkü acı örnekler yaşadı Türkiye. Küçük bir örnek vereyim. Bir
sosyoloji profesörünün resmiyle, adıyla, adresiyle arkadaş arıyorum diye bir
siteye girildi ve kendisinin dul olduğunu, evlenmek istediğine dair de internet
ortamında da yayınlar yapıldı, telefon numaraları ev ve cep telefon numaraları
dahil olmak üzere verildi. O kişinin yaşadığı dramı bir düşünün ve şikayet
etti, savcılığa şikayet etti. Bu kadar ip numaralarından tespitle yakalanması,
bulunması failinin o tarihlerde çok olanaklı değildi. Telefon numaralarını,
evini ve adresini değiştirmek zorunda kaldı. O halde siz temel hak ve
özgürlüklerinden birisi olan özel yaşama müdaheleyi yasalar anlamında tümüyle
engellemek, en azından özel yaşama ve aile yaşamına saygıyı hem Avrupa insan
hakları sözleşmesi bağlamında, hem Türkiye’deki anayasal düzenleme
anlamında sağlamak zorundasınız. Türkiye terörün finansmanının önlenmesi
konusundaki uluslararası sözleşmenin tarafıdır. Yani bugün herhangi bir kıta
Avrupa’sındaki ülkeden veya sınırlarımızın dışındaki bir ülkeden bir
ihbar alındığı zaman, internet ortamında yapılan yayınlarla veya internet
ortamındaki herhangi bir banka şifresine girerek teröre finansman sağlayacak
şekilde hareket ederseniz o ülkenin ilgili emniyet birimi Türkiye’deki
yargı organlarıyla işbirliği içerisinde önlenmesi için hard disk’in
içindeki bilgilere ulaşma hakkına sahiptir. Peki bunu nasıl yapacaksınız? İşte
bunu nasıl yapacaksınız sorusuna yanıt bulabilmeniz için de sorumluluk
sistemini getirmeniz lazım.
Can
Dündar: Yasada o var mı?
Fikret
İlkiz: Şimdi bu yapılıyor ve sorumluluk sistemi getirilmeye çalışılıyor.
Can
Dündar: Yani bu yasa bu sorunlara kısmen çözüm olabilir mi sizce?
Fikret
İlkiz: Bu tasarıda bu var, bu tasarıda bu düzenleniyor ama sözüm şu; bu
tartışmayı internet ortamının aktörleriyle beraber bu işten anlayan, öyle ifade
edeyim, beni bütün hukukçular bağışlasınlar. Hukuk adamlarıyla birlikte
yapmanız gerekiyor. Neden? Hiç yeni bir şeyi keşfetmemize gerek yok. Gerçekten
internet ortamındaki yayınlar bakımından Avrupa konseyi bakanlar komitesi’nin
840. ncı toplantısına kabul edilen internete iletişim deklarasyonu var. Bu
tasarı bu deklarasyona hiçbir atıfta bulunmuyor ama bununla ilgili yasal bir
düzenlemeyi ve ifade özgürlüğünü esas alarak getiriyor. Yine 13 Mayıs 2005
tarihli bilgi toplumunda insan hakları ve hukukun üstünlüğü başlıklı bakanlar
komitesinin kararında da açıkça iletişim denildiği zaman veya ifade özgürlüğü
denildiği zaman bunun sağlanabilmesi için üye devletler ırkçılık, ırk
ayrımcılığı ve çocuk pornografisi gibi yasal olmayan iletişim içerikleriyle
mücadele edebilmek için kendi iç hukuk mevzuatlarını buna göre
düzenleyeceklerdir.
Can
Dündar: Bunlar eklenebilir yasaya ama siz bu ...
Fikret
İlkiz: Şimdi bütün bu, yasaya eklenmek değil. Burada bir anlayışa, bu anlayışın
getireceği sonuçlara yönelmemiz gerekiyor. O nedenle bu düzenleme yasal
uygulanabilir bir biçimde yapılmalı, kiminle? Sivil toplum kuruluşlarıyla,
internetin aktörleriyle ve bu işin içinde olan hukukçularla. Aksi taktirde çok
tartışırız. Yani internet ortamında yaşanılanlar konusunda şu an ulaştığımız
noktayı tartışmak, bir fikir birliğine varmak farklı bir kavramdır, bu ortamda
bir tartışma içerisinden sonuç çıkartmak farklı bir ortamdır. Hukuksuzlukla
ilgili olmak üzere eğer temel hak ve özgürlükleri de korumak istiyorsak örneğin
hem Avrupa insan hakları sözleşmesinde, hem de temel hak ve özgürlükler
bakımından hiçbir devlete, hiçbir topluluğa hiç kimseye tanınan bu hak ve
özgürlüklerin yokedilmesi veya bu özgürlüklerin daha geniş anlamında
kullanılması veya sınırlandırmaya uğratılmasına yönelik olmak üzere herhangi
bir eylemde bulunma hakkı verilmez. Çünkü bu sahip olduğunuz temel hak ve
özgürüğü kötüye kullanmaktır. Oysa temel hak ve özgürlükleri kullanmak
istiyorsanız görev ve sorumluluk ve ödev bilinciyle hareket etmeniz gerekir. O
nedenle bu işin tarafları görev ve sorumluluk bilinciyle hareket etmek
yükümlüğündedir aslında.
Can
Dündar: Çok teşekkür ederiz. İlk turda sorunları ortaya koyduk. Şimdi çözüm
önerilerine geçitk. Diğer konuklarımızı da dinleyeceğiz, bizden ayrılmayın
lütfen.
Can
Dündar: İnternet tartışmamıza sizlerden internet aracılığıyla görüş ve öneriler
gelmeye devam ediyor. Onlardan bir kaç örnek okumak istiyorum. Gizem Arıkan,
OTDÜ Psikoloji Yüksek Lisans öğrencisi, diyor ki; internet kullanırken
karşımıza çıkan bazı siteleri ırkçı, porno vs. bildirebileceğimiz
Türkiye’de uluslararası bir adres var mı diye sormuş. Birazdan
konuklarımızdan belki öğrenebiliriz bunu. Anadolu Üniversitesi İletişim
Bilimleri Fakültesi öğrencisi Fatih Akar diyor ki; belki bu internet konusunda
insanları eğitmek için ders formatında müfredata alınması düşünülemez mi diye
soruyor. Kanun tasarısı dahilinde eşcinsel bireylerin sosyalleştiği siteler de
kapatılmak isteniyor diye yazmış Tolga Kar. Dolayısıyla yani bunu nasıl bir
ahlaki anlayış ortalama konacak ki bu tür hakları diğer porno sitelerden
ayırabilelim diye yazmış. Alper Kalafat, bilgisayar firması sahibi diyor ki;
hacker’lar günde 18 saat bilgisayar başında yeni yollar arıyor. Suç
önleyiciler kaç saat çalışıyor bilgisayar başında? Hacker’lar sayıca
fazla ve her bakımdan hızlı öğreniyorlar. Suç önleyiciler bu kadar donanımlı
veya sistemi iyi tanıyorlar mı diye sormuş. Turhan Menteş’e bende sormak
istiyorum. İsterseniz bir de arkadaşların sorularını alalım, onlarla birlikte
hepsine birden cevap almaya çalışalım. İstanbul Üniversitesi’nden
Sezai’nin sorusu vardı, onu alayım evet.
Sezai:
Yapılacak tasarıya göre hakaret, porno eğilimi kısa dışı yasa dışı yapılan
yayın yapan siteler kapatılacak denildi. Bu bağlamda yurtdışında bu yayınları
yapan sitelere nasıl bir yaptırım uygulanacak?
Can
Dündar: Evet yani tümünü ele alırsanız hem izleyicilerimizden gelen, hem
arkadaşımızın sorusunu, hem de siz buradan nasıl bir çıkış görüyorsunuz
dinledik konuklarımızı.
Turhan
Menteş: Şimdi aslında kapalı bir şey de yok ortada yani özellikle onu
vurgulamam gerekiyor. Bir kere suç işlenmesi cezası TCK’da var, eksik
olan kısımları doldurulur. Yani bu bir yasal düzenlemeyle yapılabilir.
Can
Dündar: Türk ceza yasası içinde.
Turhan
Menteş: Ceza yasası içinde tanımlanır, bu ek yasalarla olabilir. Zaten bu
yapılmaya çalışılıyor şu anda kısmiyle. Zaten bilişim aracılığıyla işlenen
suçlarla bilişim suçlarını ayırt etmek gerekiyor. Demin söylenen hacker
dediğimiz kişiler zaten bilişim suçu işleyen kişiler değil. Bilişim
teknolojilerde suç işleme pornografiyi internet üzerinden yaptıkları bilişim
aracılığı ile bir suç işlemiş oluyorsunuz. Bunların engelleme yöntemleri var,
çalışılması gerekiyor bir. Bu konudaki güvenlik güçlerinin donanımlı olması
gerekiyor. Ülkemizde olmayan adli bilişim kurumunun oluşturulması gerekiyor.
Adli bilişim çünkü çok önemi. Suç unsurlarını ortadan yokedilmeden bu suç
unsurunu ortaya çıkartabilmek için ve delili karartmadan sistemi inceleyebilmek
için adli bilişim kurumunun oluşturulması gerekiyor. Bu konuda ciddi çabalar
sarfedildiğini ben biliyorum. Çünkü içişleri bakanlığında ve emniyet genel
müdürlüğü’nde bilişim suçları daire başkanlıkları var. Bu konuda ciddi
çalışmalar yapıyorlar ve bu konuda mümkün olduğu kadar farkındalık yaratmaya ve
eğitim vermeye çalışıyorlar. Çünkü emniyet teşkilatının hepsi bu bilgiye,
donanıma sahip değil. Dolayısıyla bu bilgilenmenin yaygınlaşması gerekiyor ama
burada şu anlaşılmasın; ben suçun yakalanmasıyla ilgili konuşuyorum, internetin
yasaklanmasıyla ilgili konuşmuyorum. İnternet bir teknoloji. Bu kullanma
zorunluluğumuz var, yaygınlaştırma zorunluluğumuz var. Bunun düzgün
kullanılması için eğitim, diğer teknolojilerin hepsini devreye sokabiliriz.
Aileleri bilinçlendirebiliriz, okul müfredatlarına program koyabiliriz.
Bunların hepsini yapmalıyız zaten. Zararli içerik ile yararlı içeriği ayırt
edecek noktaya getirmemiz gerekiyor kişileri, ailelerin bunun farkındalığını
yaratmamız gerekiyor. Ailelerin kendi çocuklarına bu bilgiyi aşılamaları gibi
bir sürü şeyi yani Milli Eğitim Bakanlığı, sivil toplum kuruluşları ortak
yapacak bir sürü proje var, bunların hepsi yavaş yavaş gündeme geliyor
Türkiye’de. İşte ama bunun suç kaynağı olarak gösterilmesi internetin
doğru değil, bir kere bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Türkiye’de bu
işi takip edecek kurumlar sadece telekominikasyon kurumu içinde bir başkanlık
değil emniyetiyle, bütün şeyleriyle birlikte çalışması gerekiyor. Çünkü suç
telekominikasyon kurumu bir bilişim güvenliği sağlayacak bir bilimin çapının
ötesinde bir eğer suç işleniyorsa onun çapının ötesinde bir suç. Çünkü
uluslararası güvenlik güçlerinin takibini gerektiren suçlar var. Bunu bir daire
düzeyinde tutmamız çok doğru değil. Çünkü buradan yapılacak suçların kaynağı ki
ilk maddesinde de zaten bu belli çoğu yurtdışından geliyor. Şu anda internet
üzerinde zararlı içerik dediğimiz içeriğin de yüzde 90’ından fazla
yurtdışından geliyor. Dolayısıyla böyle bir ortamda zaten biz yüzde
10’larda bir içerik sağlıyoruz kendi ülkemizde. Dolayısıyla bu içeriğin
suç olma diye bir sözkonusu değil. İletişim için kullanılan kısmında zaten
engelleyici bir yasada bir hüküm yok. Yani chatleşme sohbet odaları dediğimiz
kısımla ilgili olarak zaten bir kısıtlama, yasalarda bir düzenleme yok ki terör
örgütlerinde suç işleyenlerin bu ortamı kullandığı söyleniyor ki ileride zaten
teknoloji geldiği noktada da internet telefonu ortaya çıkacak voice over ip
dediğimiz internet üzerinden ses iletişimi dediğimiz teknoloji geldiği zaman şu
andaki iletişimimiz de oraya geçecek, ses iletişimimizde. Şu anda söylenenlerin
hepsi basılı, yazılı olanlar için aslında görsel olanlar için. Ses iletişimiyle
bunlar yapıldığı zaman internet üzerinde ne olacak, onun da tartışılması
gerekiyor.
Can
Dündar: Ses kayıtları saklanacak, onun da polis peşine düşecek.
Turhan
Menteş: Yani çünkü bir de çok başka bir noktayı da vurgulamak istiyorum. Şimdi
güvenlik güvenlik deniyor. Burada ulusal güvenlik nedir bunun ayırt edilmesi
gerekiyor. Çünkü şu anda internet haberleşmesinin trafiğinin merkezi
Amerika’da. Amerika Birleşik Devletleri diyor ki ben bunu kontrol etmeye
devam edeceğim ve bu kontrolünü de ben yapacağım, başkasına da yaptırmayacağım
diyor. Böyle bir durum da var ortada. Dolayısıyla bizim güvenliğimiz özgürlük
dediğimiz bu özgürlük kısıtlanmasın dediğimiz bu ortamın aslında bir yöneticisi
var, onun istediği kadar bu sistemleri kullanıyoruz. Çünkü biz artık bütün
kayıtların bu şekilde şu anda 11 Eylül’den sonra zaten paranoya düzeyine
varan takipler zaten bütün kayıtların bir örneği tutulmaya başlandı. ...
sistemlerini belki duyanlar biliyor, bilmiyor.
Can
Dündar: Bilmeyenler için siz söyleyin. Yani ne yapılıyor?
Turhan
Menteş: Yani dünyadaki bütün internet trafiği hepsi bu şekilde arşivleniyor
gerektiğinde başvurulmak üzere, böyle bir sistem de var. Sanmasınlar ki o
sohbetler bilmem ne bir tek kendi aralarında kalıyor insanlar. Bunu da
bilmelerinde yarar var.
Can
Dündar: Kaydediliyor.
Turhan
Menteş: Kaydediliyor.
Can
Dündar: Fakat içeriğine ulaşmak için mahkeme kararı gerekiyor en azından yasal
olarak.
Turhan
Menteş: Evet ama o ulusal güvenlik, uluslararası güvenlik orada mahkeme kararı
gerekmiyor. Tabi bunlara çok hızlı olarak erişebiliyorlar. Dolayısıyla bu
kaynakların çok doğru kullanıldığını da söylemek, denetim mekanizmalarının da
doğru kullanıldığını söylemek mümkün değil. Keyfi uygulamalara açık bir yasal
düzenlemenin sonucunda da bunun sansür olacağını kimseye anlatamazsınız. Böyle
bir süreç ...
Can
Dündar: Dolayısıyla siz başka bir düzenlemeye gerek yok, Türk ceza yasası
ilgili maddeleri desteklenirse bu yeterli olur diyorsunuz.
Turhan
Menteş: Yapılması gereken tanımlar zaten hepimizin ortak görüşü olarak tanımlar
yapılmaya çalışılıyor. Yani yeni teknolojinin getirdiği yeni tanımlar yasanın
içinde konulmaya çalışılıyor ama bunun çok taraflı yani teknik gruplarıyla,
hukukçusuyla, sosyologlarıyla hep birlikte eğitimcileriyle birlikte tekrar
değerlendirilmesi gerekir. Yani sadece 30 kişilik bir komisyonun hazırladığı
bir yasa artık bu konuda yeterli olacağını düşünmüyorum. Sivil toplum
kuruluşlarının görüşleri alınması lazım, alınıyor. Üniversitelerin görüşleri
alınması gerekiyor. Diğer çünkü sonuçta dev gibi bir sanayiden bahsediyoruz,
sanayiyi de ilgilendiren bir konu. Sanayinin de bu konuda bir şey söylemesi
lazım. Çünkü bu teknoloji onlar üretiyor. Dolayısıyla bir ortak kararla
uluslararası konsensus sağlanacak bir yapılanmaya gitmesi gerekiyor. Bir konu
daha var, onu da söylemeden geçemeyeceğim. Bir başka sorun internet üzerinde
kişiler hakkında tutulan bilgilerin izlenmesi gibi bir durum söz konusu ki
bununla ilgili Avrupa Birliği’nin uyum yasalarının ... üçüncü defa kadik
olduk Türkiye’de. Kişisel bilgilerin korunması hakkındaki kanun dediğimiz
kanun, o da bir kurum oluşturulmayı gerektiriyor. En önemli yasa aslında. Bu
yapılmadan diğer yasal düzenlemeler yapılıyor ve devletleri olmadık güçler
tanımlanıyor. Bunu dengeleyecek yapı olması gerekiyor. O da her kişinin
kendisiyle ilgili bilgiye erişim hakkının nerede olursa olsun, hangi kurumda
olursa olsun erişim hakkı ve düzeltme hakkının olması gerekiyor. Bu hiç gündeme
getirilmiyor, üçüncü defa kadik oldu bu yasa tasarısı. Bunun Türkiye’de
acele çıkartılması gerekiyor ki diğer yasalarla ilgili düzenlemeler anlamlı
hale gelebilsin. Böyle bir açığımız da var, bunun yapılması gerekiyor.
Can
Dündar: Çok teşekkürler. Sayın Özcan, siz ilk turdaki konuşmanızdan sonra diğer
konuşmacıları dinlediniz. Yani bu tehditin abartıldığı, aslında yani o kadar da
büyük bir tehdit olmadığı söyleniyor. Siz halbuki ulusal güvenliği tehdit eden
çok ciddi bir şeyler olduğunu internette söylüyorsunuz.
Mehmet
Özcan: Yok ben yani çok ciddi boyutta değil.
Can
Dündar: Ne yapılabilir?
Mehmet
Özcan: Yani olay şu, ben şunu söylemek istiyorum; ulusal güvenlik veya bireysel
güvenlik benim 3 yıl önce bir öğrencim benim web sitemi hackledi, mail adresimi
hackledi ve ben 1 hafta boyunca hotmail stafıyla mailleşerek mailimi açmak
durumda kaldım. Bir hafta boyunca benim bütün özel bilgilerim birilerinin eline
geçmiş oldu. Yani ulusal güvenlik değil aslında burada. Sadece internetin ben
kendi mahremiyetimin ihlal edilmesini istemiyorum, buna izin verilmesini
istemiyorum. Bununla ilgili bir suç oluştuktan sonra biraz önce hocamın da bahsettiği
gibi suç tanımlanır, biter o suç oluştuktan sonraki şu andaki kanunlar
çerçevesinde suç nedir, izinsiz girmek suçtur. Bundan sonraki mücadele boyutunu
sözediyorum. Yoksa buradaki internetin sansür edilemeyeceği, internetin veya
işte kapatılamayacağını hepimiz şu anda kabul ediyoruz. Burada şunu söylemek
istiyorum gerçi. Güvenlik güçlerinin biraz önce de hocama da sorulan sorularla
ilgili, güvenlik güçleri internet ortamındaki suçlarla nasıl mücadele ediyor
bağlamında baktığımızda farklı birimler çerçevesinde işte dolandırıcılık nedir,
organize suçlara girer. Bu çerçevede bir mücadele var. Türkiye'nin farklı
birimlerinde, farklı il’lerde bildiğim kadarıyla 13 yerde bu anlamda
dolandırıcılık ve örgütlü suçlar bağlamında yapılan işlemlere karşı bir mücadelede
var. Merkezde çalışma var bu anlamda suç oluşan olaylarla ilgili. Şimdi bu
çalışmalarda çok güzel bir soru vardı, hacker’lar 18 saat bilgisayar
başında geçiriyor, güvenlik güçleri ne yapıyor? Benim güvenlik yani şu anda
emniyet teşkilatında çalışan öğrencilerim var ve bu insanların gerçekten 18
saat onların da çalıştığını hatta bazen daha fazla çalıştığını biliyorum ama
sorun şu; Türkiye’de aslında bilişim sektöründe biriken bir enerji var,
genç nesilde biriken bir enerji var. Ben halen bilgisayar ve bilgisayar
teknolojileri ile ilgili bilgiyi 13 yaşındaki oğlumdan alıyorum. Genç nesil
burada çok donanımlı geliyor. Eğer bu insanların siz enerjisini boşaltabilecek
kanallar bulamazsanız her biri yarın bir gün hacker oluyor. Sapma davranışının
içinde olanlar. Burada belki bilişim sektörü bu ekonomisini kendisi yaratmalı.
Yani ne demek istiyorum? Hacker’ların daha sağlıklı alanlara
yönlendirilebilecek, bu insanların para kazanabileceği, yazılım yapabileceği,
satabileceği farklı alanlar. Hatta bu konuda devlet teşvikte edebilir veya ceza
idaresi sisteminde böyle bir şey uygulanabilir mi bilmiyorum.
Hacker’lıktan dolayı yakalanan bir kişiyi gidip hapse atmak yerine bu
insana toplumun yararına olabilecek bir yazılım yazması önerilebilir. Bu
konuyla sosyal amaçlı bir yazılımla bu kişinin cezasını çekmesi önerilebilir.
Yani bu insanları ....
Serdar
Kuzuloğlu: Muhbir.
Can
Dündar: Nasıl?
Serdar
Kuzuloğlu: Muhbir yapalım onları. Muhbirlik yapsınlar, biraz örtelim,
öteleyelim suçlarını.
Mehmet
Özcan: O farklı bir bakış açısı tabi.
Serdar
Kuzuloğlu: Bizimkiler onları da çok seviyor.
Mehmet
Özcan: Tabi var gündemde muhbirlik tartışmaları da var.
Serdar
Kuzuloğlu: Aklıma o geldi.
Can
Dündar: O zaman ihbara da yeni bir sistem geliyor değil mi? Yani yasayla
birazda o öngörülüyor ihbara ...
Mehmet
Özcan: Yani buradaki benim söylemek istediğim bu enerjinin boşaltılması lazım,
bu enerjinin kullanılması lazım, bu birikimin kullanılması lazım. Hindistan
bunu nasıl yaptıysa yazılım sektöründe Hindistan bugün yapmadı bu şu andaki
dünyadaki geldiği aşamayı. Bu altyapıyı kullanarak, Türkiye de bunu yapmalı ama
burada sosyal boyutunu da hiçbir zaman gözardı etmeden. Televizyon şu anda TRT
4’ümüz var, 3’ümüz var. Burada ailelerin bilinçlendirilmesine yönelik
programlar yapılmalı. Madem ki denetlenecek önce aile eğitilmeli, aileyi
denetimin bir parçası yapmalı. Sivil toplum örgütlerini denetimin bir parçası
yapmalı, hatta ve hatta bence bir çok olayda sivil toplum örgütlerini çok aktif
hale getirip destekleyerek bu denetim yapılacaksa bu örgütler kendi denetimini,
internet cafeler kendi denetimini kendi oluşturdukları işte beyaz internet
cafeler desinler yani bir kurdele yapıp onun çok başarılı olduğunu kendi
aralarında tescil etsinler ve bir sektörse 250 bin kişi buradan ekmek yiyorsa
kendi rekabetini kendi içinde oluşturmalarına izin vermeli. Diğer türlü
yukarıdan yapacağımız denetimle bu işi çözemiyoruz. Çünkü gittiğimizde internet
cafeye sadece orada sigara küllüğü var mı veya küçük çocuk var mı sadece bunu
denetleyebiliyoruz, içeriği denetleme şansına sahip değiliz.
Can
Dündar: Çok teşekkürler. Sayın Ergul, siz nasıl bir şey, çare buluyorsunuz?
Sanki öyle bir şey var ki tablo var ki yani çok özgürlükçü bir alan burası, o
bizi biraz tedirgin etti. İçinde bir sürü olumsuz unsur da geliyor diye çare
arıyoruz, onun reaksiyonu içindeyiz ama bir yandan da bir ihtiyaç olduğu da
ortada. Yani bir düzenleme ihtiyacı da olduğu ortada. Burada güvenlik, özgürlük
dengesini nasıl kurabiliriz?
Ali
Ergur: İçinde yaşadığımız dünya özellikle 11 Eylül 2001’den sonra sistem
bizi sürekli güvenlik mi özgürlük mü ikilemine itiyor ve sürekli olarak bu
seçimleri yapmak zorunda kalıyoruz. Bunlar çok keskin seçimler oluyor
genellikle ama burada bunları bu tuzaklara düşmeden galiba işi daha geniş
görebilmek gerekiyor. Bunun için öncelikle teknolojinin kendisinin
suçlanmasından vazgeçilmesi gerekiyor, o bir araç. Nasıl kullandığınız önemli,
yalnızca olan bazı şeyleri kolaylaştırdığı, büyüttüğü için kolay suçlanır hale
geliyor. Dünyada adaletsizlik ciddi bir şekilde toplumsal bir sorun ve
adaletsizlik olan yerde şiddet türer, sürekli ürer ve yayılır. Bu internet gibi
bir ortamda çok daha kolay yayılıyor. İnternet değildir bunun nedeni. Bunun
nedeni dünyadaki adaletsizliktir. O zaman adeletsizliği çeşitli boyutlara
ekonomik, kültürel, çeşitli anlamlarda adaletsizliği bertaraf edecek, mümkün
olduğu kadar bertaraf edecek politikalar benimsenmelidir. Bu en başta en temel
prensip bence. İkincisi, kullanıcıların insanların özellikle gençlerin
kendilerini başka şekillerde de ifade edebilmeleri sağlanmalı. Eğer başka
şekillerde ifade edemiyor, kimliğini başka şekilde oluşturamıyorsa internet tek
seçenek oluyorsa az önce bahsettiğimiz o teğet ahlak, uzaktan ötekine
dokunmadan ahlak sayesinde bir sorumsuz bir özgürlük oluyor ki bunun adı
özgürlük olmuyor. Özgürlük, gerçek anlamda özgürlüğü yaşayabilmek onu
yönetebilmeyi gerektirir. Özgürlüğün ne olduğunu bilinçli bir şekilde
bilmelisiniz ve onu kontrol edebilmelisiniz. Kendinizi bir özne yapabilmek
için, bilinçli bir özne yapabilmek için kullanabilmelisiniz. O yüzden de bu
malumat yolun dünyada, malumat diyorum çünkü bilgi toplumu değil, o tam da
bilgi olmayan şeydir malumat. Biz malumata maruz kalıyoruz. Onu bilgi haline
getirmek insanın belli bir bilinç ve donanıma sahip olmasını gerektirir. İşte
bunları verecek bir eğitim sisteminin mutlaka olması gerekiyor, donanımlı ve
bilinçli insanlar yaratmanız gerekiyor. Elbette bir takım polisiye önlemler,
bir takım hakları korumak için alınabilir ama bu çok talidir, çok işin esasını
düzenleyecek boyutta değildir. Buradan bir teknoloji düşmanlığına ve hepsinden
öte bir özgürlük düşmanlığına çok kolay bir yol var, kestirme yol var oraya
düşmememiz gerekiyor.
Can
Dündar: Çok teşekkür ederim. Bir soru daha alacağım arkadaşlardan.
Mustafa’nın sorusunu evet. Ondan sonra kapatalım.
Mustafa:
İlk önce her eve internet diyerek yani belki de hiç araştırma yapmadan bu
kampanyayı başlatıp sonradan da interneti kötülemek yani bunu bir .....
göstermek ne kadar tutarlıdır.
Can
Dündar: Her eve bir internet kampanyası başlattık, şimdi de temiz internet
kampanyası başlatıyoruz. Bu temiz internet nasıl olacak? Bir de sizin ilk
konuşmadan anladığımız peki şey çıkıyor yani herşey serbest bir ortam mıdır
bunun alternatifi? Toparlarken bu ikisi arasında nasıl bir denge kurabiliriz,
onu ne söylersiniz?
Serdar
Kuzuloğlu: Kesinlikle değildir. Yani herşeyin özgür olduğu bir ütopyadan
bahsetmiyorum zaten. Böyle bir şeyi kişisel olarakta tercih etmem. Hani kendime
çok güvenmekle birlikte kendimin bile ne hale gelebileceğim konusunda
şüphelerim var, sonsuz özgürlük ortamında.
Can
Dündar: Yani bırakınız yapsınlar, bırakınız yazsınlar.
Serdar
Kuzuloğlu: Ortamı değil elbette.
Can
Dündar: Şimdi ilk bölümde eleştirileri yaptık. Şimdi düzenlemeler üzerine
konuşalım.
Serdar
Kuzuloğlu: Tamam. Tabi soruların bir bölümü de açıkta kaldı. Mesela
uluslararası sitelerde ne yapacağız konusunda. Benim hani ona projem de hani
ordu internete el koysun kampanyasından sonra biz uluslararası operasyonlar
yürütecek gizli timler kuracağız. Yani Türk yiğit delikanlılar gidip orada
eylem koyacaklar hani başka çaresi yok çünkü mevcut yasalarla.
Can
Dündar: Polat internette.
Serdar
Kuzuloğlu: Yani öyle bir şey olacak demek ki. Şimdi şöyle bir şey; biz bunları
niye konuşuyoruz, en başa dönersek ülkemizde bazı talihsiz olaylar yaşandı.
Bunların da kimse sorumluluğunu üstüne almak istemediği için ve aslında suçta
cezada belli olmasına rağmen ne suçu suçtan sayıp, ne de cezayı kovuşturmadıkları
için en kolay günah keçisi olarak interneti buldular, önümüze koydular bizde
bunları tartışıyoruz ve biz bunların böyle olmadığının farkında olduğumuzu da
insanlara gösterdik. Hukukçularımız biliyor yani medya bunun farkında,
uzmanlar, sivil toplum örgütleri, bilim adamları herkes bunun farkında bundan
şüphemiz yok. Şimdi suçlular belli, cezası hazır. Bununla mücadele yöntemleri
mesela filtreler deniyor. Filtreler başlı başına bir konu. Örneğin
İran’da 240 bin site filtrelenmiş. Yani filtre ne kadar sempatik bir
kavram hani şey gibi hava filtresi falan gibi. Yani yararlı bir şeymiş gibi,
sansürlenmiş durumda. Perdelenme deniyor mesela bizde, güzel terimlerimiz var
çok şık. 240 bin, Çin’de sansür ve internet takibi için çalışan devlet
memur sayısı 30 bin, resmi Çin rakamı 30 bin. Hani bizde şimdi başkanlıklar,
daireler kurullar kuruluyor. Ben internet üst kurulunu çok iyi hatırlıyorum.
Sonra internet kurulu oldu, o çalışmaları keşke bir özet geçebilseydik. Şimdi
bilirkişi eksikliği var, en önemli sorun o. Yani hukuk sisteminde hakimlerin
eğtilmesi lazım, avukatların eğitilmesi lazım ve burada bu tip kanun tasarıları
çok yol gösterici olacak ona hiçbir şüphem yok. Yani işte mesela bir internet
sitesi ne bileşenlerden oluşur? Yani bunu yazan vardır, bu evi kiralayan
vardır, mal sahibi vardır vs. senin aradaki katmanlar vardır. Bunların belli
olması güzel bir şey. Eğitim hukuk alanında çok ciddi bir gereksinim. Çünkü bu
kadar ağır, ciddi yaptırımlar ve muğlak kavramların olduğu bir yerde bu tip
insanların yani burada karar verici ve kendi inisiyatifini kullanan insanların
çok çok iyi eğitilmesi lazım ve bunun uluslararası bir ağ olduğunu kabul
edelim. Yani bu Türkiye'nin denetiminde hani yarın bir gün milli güvenlik
kurulu’nda görüşülüp karara bağlanabilecek bir konu değil. Hani bütün
dünyayı kapsayan, sürekli büyüyen, her gün değişen ve sadece bildiğimizin bizim
ilgilendiğimiz kadarı olan bir ağdan bahsediyoruz. Ben size mesela bizim
Radikal Gazetesi’nde yaşadığımız iki olaydan bahsedeyim. Hani benim site
ile ilişkili rollerimden de yola çıkarak. Şimdi bir gün bayağı oluyor bu. Şimdi
isimleri sayınca bayağı olduğunu anlayacaksınız. Şöyle bir haber bizim son
dakika bölümümüzde yayınlandı. İşte Florya Metin Oktay tesislerinde antrenman
yapan Galatasaray takımını işte Fatih Terim tam çalıştırırken bir grup fanatik
Fenerbahçeli kalaşnikoflarla saldırdı, işte Fatih Terim öldü, Hakan ağır yaralı
falan filan diye bir haber çıktı. Altında işte Başbakan Mesut Yılmaz yaptığı
açıklamada borsaya fazla güvenilmemesi gerektiğini söyledi gibi bir haber
çıktı. Yani sonuçta bizim siteye o 10 dakika içerisinde birisi sızdı ve bu
haberleri yayınladı. Şimdi bu haberlerden doğan haksızlıkların sorumlusu
konusunda aslında çok varyasyonlar çıkarabiliriz. Başka bir haber söyleyeyim; bir
gün bizim internet sitemizdeki Kıbrıs ile ilgili bir haberi Kıbrıs’taki
muhalif bir genç İstanbul’daki bizim sitemize Kıbrıs’tan bir yorum
yazdı. Bunu Almanya’da bir Türk sitesinde yayınladı, Radikal’in
sitesinde böyle bir şey var diye. Bizim gözümüzden kaçmış, Avustralyalı bir
Türk bunu Çankaya’ya yolladı, forward etti. Tasarruf tedbirleri nedeniyle
internet harcamalarına kısıtlama getiren Çankaya’ya forward etti, Ahmet
Necdet Sezer de bunu Bağcılar Cumhuriyet Başsavcılığı’na iletti olay bize
intikal etti. Böyle bir ortamdan bahsediyoruz ve çok kolay saklanabilecek bir
ortamdan bahsediyoruz ve mesela şunu düşünelim; şimdi biz burada
konuştuklarımız hani internette ekstra bir ceza geliyor ya bizi internetten
izleyenler ihbar ederse daha mı fazla bir ceza mı alacağız, mesela bunu da
düşünelim. Hani çok grief bir ortamdan bahsediyoruz ve hani en sonu şu geliyor
artık; tamam şarteli kapatıyoruz, tamam siz bunu beceremediniz, bizde kontrol
edemiyoruz, kapatalım hadi dükkanı kapatıyoruz başka bir şeyi bulalım ama hani
iş buraya doğru mu gidecek? Şimdi benim son şey olarak hani mesela sansür,
filtrelemeden bir şey ummayalım. Çünkü örneğin meme, erotik bir şey ama meme
kanseri diye de bir şey var, bunun çok örneği de var. Bu hafta Cumartesi
ek’imizde mesela çok güzel bir dosya vardı bununla ilgili. İnternet
cafelerdeki sansür arayışlarına yönelik bir araştırma yapmışlar. Ortaya şu
çıkıyor; örneğin sol fraksiyona yönelik çok güzel anahtar kelimeler tanımlanmış
ama sağ bölüme ait, sağ cenahtan bir sitenin perdelenmesi için şey lazım, aşırı
milliyetçilik yazması lazım içinde, başka türlü engellenmiyor. Hani sizin dosya
haberinizde de var. Ulaşmak istediğinizde çok güzel ulaşırsınız. Sonuçta şunu
hepimiz kabul edelim; suç belli, cezası belli, internette bir suçun işlenmesi o
suçlunun sebebini internet yapmaz ve interneti şekillendirenler de bizleriz.
Hani sizde kullanıyorsunuz, bende kullanıyorum. Hani hiç 12 yıldır bir günde ya
bomba nasıl yapılırmış bir bakayım da evdeki malzemelerden bir şey çıkarabilir
miyiz demedim. Hani bunu diyen kişinin varolması da hani ne çocuk pornografisi
internette başladı, ne suç, ne terör. Hiçbiri internette başlamadı. İnternete
kayması aslında devletler için biraz şans, çok kolay takip ediliyor,
arşivleniyor hani bir yandan da bunu kullanmayı bilsin devletler. Benim son
söyleyeceklerim bu kadar. Hiçbir ümitsizliğim yok.
Ali
Ergur: Bomba konusunda bir şey söyleyebilir miyim?
Can
Dündar: Kapanış cümlesi olsun, buyrun.
Ali
Ergur: Özellikle bu internetten öğrendiler bomba yapmayı falan gibi şeyler veya
terörist eylemlerde ortaklık gibi şeyler çok vurgulanıyor. Dolayısıyla fatura
internete çıkıyor. Emin olun biz burada 2-3 kişi internetten bomba nasıl
yapılır öğrensek, bomba yapsak bir yere koymaya dahi vakit bulamadan
yakalanırız.
Mehmet
Özcan: Zaten patlamazda bizim yaptığımız.
Ali
Ergur: Bizimki patlamazda, bir şeyini eksik koyarız falan. Dolayısıyla bu iş o
kadar basit değil, o kadar karikatürize edilecek şekilde değil. Böyle temizlik
falan gibi şekilde algılayınca çok gülünç oluyor tabi yöneticilerimiz.
Can
Dündar: Çok teşekkür ediyorum hepinize. Aslında özeti şu; internet cennet
değil, internet cehennem değil internet hayatın bir yansıması. Bir başka mecra.
Dolayısıyla o mecrayı suçlamamak lazım, orası nötr bir mecra. Nasıl
kullanırsanız öyle sonuç verilen bir medya ortamı. O yüzden konuklarımızın bir
kısmı bir düzenleme gerektiğini kabul ediyor, orada bir ortak fikre ulaşıldı
ama bunun reaksiyonel olmaması ve en önemlisi temel hak ve özgürlüklere zarar
vermeyecek şekilde yapılması gerekiyor. İnternetle yaşamayı böylece öğrenmek
zorundayız. Bu gece programımızın tekrarı var, Cumartesi sabah yeniden
izleyebilirsiniz. Haftaya bir başka Neden’de buluşmak üzere hepinize iyi
geceler, hoşçakalın. |