AB kanadından gelen, AK Partinin AB konusundaki iştahını kaybettiği ve reformların yavaşladığı yönündeki eleştirilerin hatırlatılması üzerine Babacan, bunun tam üye olana kadar hatta tam üye olduktan sonra bile devam edecek bir süreç olduğunu, reformların iç siyasi koşullar ve ABnin Türkiyeye bakışı ile çok ilgili bulunduğunu belirtti.
Babacan, bu süreci mevsimlere benzettiğini söyleyerek, bu bağlamda gerek Türkiyenin kendi içinde, gerekse AB içinde yaz, sonbahar, kış ve ilkbahar mevsimlerinin bulunabildiğini kaydetti. Reformlarla birlikte halkın AK Partiye desteğinin arttığını ifade ederek, dolayısıyla bu süreçten parti olarak şikayetçi olmadıklarını aksine reformları yaparak daha çok desteklenen bir parti haline geldiklerini bildirdi.
Türk yetkililerin Brüksele artık daha az geldiğinin belirtilmesi üzerine, 2004 öncesinde müzakerelere başlama kararı arefesindeki gelişmeler nedeniyle ziyaretlerin sıklaştığını hatırlatan Babacan, o dönemde aday ülkelerin de zirvelere davet edildiğini, ancak sonrasında alınan kararla artık bu davetlerin söz konusu olmadığını anımsattı.
Babacan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın çok yakın bir zamanda Brüksele resmi ziyaret yapmasının söz konusu olduğunu belirterek, Cumhurbaşkanı Abdullah Gülün yine yakın bir zamanda Brüksele gideceğini bildirdi.
AB sürecinde zaman zaman yavaşlama, zaman zaman da hızlanma olmasının normal ve işin tabiatı gereği bulunduğunu kaydeden Ali Babacan, reformları yaparak Türk halkının standartlarını yükseltmenin peşinde olduklarını söyledi ve Yoksa bizim bir aidiyet meselemiz yok. Ancak herhangi bir gruba katılarak ya da üye olarak varlığını sürdürebilecek bir ülke değiliz. Türkiye zaten kendi başına tarihiyle, kültürüyle çok önemli bir ülke diye konuştu.
Bakan Babacan, AB Komisyonunun bir raporunda Cumhurbaşkanı Gül övülürken, Başbakan Erdoğan hükümetinin eleştirildiğinin hatırlatılması üzerine de bunun Komisyonun bir değerlendirmesi olduğunu ve kendilerinin bu tür ayrıma katılmasının mümkün olmadığını kaydetti. Gerek Gül, gerekse Erdoğanın AB sürecine büyük çaba ve destekleri olduğunu vurgulayan Babacan, hükümetin, AB sürecini yavaşlatmaktan hiçbir menfaati olamayacağını söyledi.
Anayasa değişikliği ile ilgili soruya karşılık da Babacan, bunun için üç seçenek sıraladı ve bu çerçevede yeni bir anayasa hazırlanabileceğini, mevcut anayasada kapsamlı bir değişiklik yapılabileceğini ya da reform başlıkları çerçevesinde değişikliklere gidilebileceğini belirtti. Babacan, bu seçeneklerden hangisinin gerçekleşeceğine ilişkin kararın iç siyasete bağlı olduğunu ancak, Anayasa için er ya da geç mutlaka ciddi bazı düzenlemeler yapılması gerektiğini bildirdi.
Babacan, AK Parti hükümetinin, süreci yavaşlatmasının Türkiyeyi imtiyazlı ortaklığa götürme amacı taşıdığı yönünde ABden gelen yorumların anımsatılması üzerine de imtiyazlı ortaklık gibi bir durumu baştan beri asla kabul etmediklerini belirtti. AB hakkındaki azim, kararlılık ve amaçlarının değişmediğini kaydeden Babacan, reform sürecinde yerel seçimlerin sonrasında hızlanma beklediğine de değindi.
Bakan Babacan, Fransanın, dönem başkanlığını üzerindeki baskılara rağmen sağlıklı şekilde yürüttüğünü ancak satır aralarında bazen olumsuz bakış açısının görülebildiğini de ifade etti.
Enerji faslının, Rumların vetosu nedeniyle açılamadığının hatırlatılması üzerine Babacan, sadece enerji değil eğitim ve kültür ile ekonomi ve parasal politikalar fasallarında da aynı sıkıntının yaşandığını bildirdi.
Babacan, bu fasılların teknik olarak tamamen açılmaya hazır olduğunu, Fransa dönem başkanlığının da uğraşlarına rağmen başarılı olamadığını belirtti. Babacan, enerji fasılının açılmasının aslında enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi açısından ABnin çıkarına olduğuna işaret etti.
ABDnin yeni başkanı Barack Obama ile ilişkilerin nasıl olacağının sorulması üzerine de Babacan, Obama ekibiyle çeşitli görüşmeler yaptıklarını ve detaylı şekilde görüşlerini aktardıklarını söyledi. Babacan, halen Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısının ABDde bulunduğunu, yakın zamanda da Müsteşar Ertuğrul Apakanın Washingtona gideceğini belirtti.
Bakan Babacan, Bizim beklentimiz, eğer yeni yönetim dinlemeye, istişare ve diyaloğa açık bir yönetim olursa, çok iyi çalışabiliriz diye düşünüyoruz dedi.
1915 olaylarına ilişkin görüşleri nedeniyle yeni yönetimin ilk birkaç ayının iyi takip edilmesi gerektiğini belirten Babacan, Obamanın seçim bildirgesinde Türkiye ile ilgili iyi bir bakış açısı bulunduğunu, ancak Ermeni diasporasının ABDde güçlü olduğunu anımsattı. Babacan, Hillary Clintonın, dışişleri bakanlığını da değerlendirerek, Clintonların ailece Türkiyeyi yakından tanıdığını ve iyi bir diyalog süreci başlatabileceklerini düşündüklerini söyledi.