3. Uluslararası Bursa İpek Yolu Film Festivali, Meksikalı aktör Gael Garcia Bernali ağırladı. NTVye konuşan Bernal, Eğer Amerikalı bir aktör olsaydım, çoktan sistemin dişli çarklarının arasına girmiş olacaktım diyor.
BURSA - ‘Paramparça Aşklar Köpekler’, ‘Ananı da!’, ‘Motosiklet Günlükleri’, ‘Rüya Bilmecesi’ gibi filmlerle tanınan oyuncu Gael Garcia Bernal, ziyareti boyunca sempatik tavırlarıyla ilgi odağı oldu. 3. Uluslararası Bursa İpek Yolu Film Festivali’nin açılış töreninde “Altın Karagöz” ödülü alan Bernal, katıldığı basın toplantısında 30. yaş gününü sürpriz bir pastayla kutlamıştı. Türkiye’ye ilk defa gelen, ancak en kısa zamanda tatil için tekrar döneceğini söyleyen Bernal, NTV’ye özel röportaj verdi...
Bursada Meksikalı bir aktör. Sanki bir fıkranın başlangıcı gibi. Türkiyeyi Nuri Bilge Ceylan ve Fatih Akının filmlerinden tanıyorum.Türk sineması dünya çapında büyük ilgi ve merakla takip ediliyor. Şehrin tarihine baktığımızda, Bursada bir film festivali düzenlenmesinin tamamlayıcı bir yanı var. Burası yüzyıllarca insanların geçis ve buluşma noktası olmuş. Festivali, bu mirası sahiplenip kültür ve bilgi alışverişini devam ettirdiğinden önemsiyorum.
ÖTEKİLERİMİZLE FİLMLER SAYESİNDE TANIŞIYORUZ Öteki dediklerimizle filmler sayesinde tanşıyoruz. Sinema dünya algımızın ve anlayışımızın genişlemesinde büyük rol oynuyor. Bir Meksikalı icin Türkiye öteki olabilir, ama bir Türk filmi izlerse kendini Türklere çok daha yakın hisseder.
Basında Türkiye hakkında yazılıp çizilenlere kulak assaydım, önyargılarım olabilirdi. Ama ben önyargılara prim veren biri değilim. Bu gezimi bir sonraki gelişim icin bir ısınma turu olarak görüyorum.
HER ŞEYDEN ÖNCE BİR İNSANIM Herşeyden önce ben bir insanım. Sonra da bir aktörüm. İnsanlar çıplak doğuyor, daha sonra kimlik belgelerimiz ve pasaportlarımız bize veriliyor. Kendimi ilk olarak bir Meksikalı olarak tanımlamam. Ben bir insanım. Milliyet gibi sonradan verilmiş kimlikleri bir kenara bırakıp, ortak noktamıza, yani sade insancıllığımıza odaklanmalıyız.
AMERİKA ÜZERİNE... Amerikalı olmadığım için daha özgür olduğumu düşünüyorum. Eğer Amerikalı bir aktör olsaydım, çoktan sistemin dişli çarklarının arasına girmiş olacaktım. Aktörlüğümün herkes için en verimli şekilde devam etmesi için bir çok insanın benim icin çalışıyor, yanımda geziyor olması gerekirdi. E tabii bu da karar verme mekanizmasını zorlaştırırdı. Yapmam ve yapmamam gereken şeyler olurdu. Büyük ihtimalle kariyer planlaması olarak her büyük filmden sonra daha düşük bütçeli bir film yapmam gerekirdi falan. Şanslıyım ki kararları veren benim ve neredeyse her istediğimi yapabiliyorum.
İNGİLİZCEM YÜZÜNDEN BAZI ROLLERDEN MAHRUM KALABİLİRİM İngilizcem dolayısıyla bazı rollerden mahrum kaldığımı düşünüyorum. Dil yüzünden bir Amerikalı oyuncunun rol açısından seçenekleri benden daha çok olabilir.
PARAMPARÇA AŞKLAR KÖPEKLERİ BİR YALANA BORÇLUYUZ Teklif geldiğinde Londrada tiyatro okuluna gidiyordum. Fakat İngilteredeki kurallara göre okula giderken çalısmak yasak. Bu Meksikada uygulanan birşey olmadığı için bana garip gelmişti ama tabii kurallara uymak zorundaydım. Bir tanıdığımız hastanede çalısıyordu. Meksikadayken tropik bir hastalığa yakalandığıma dair bir rapor düzenledi ve bu sayede filmin çekimlerini bitirdim. Okula dönünce zaten yorgun gözüktüğüm için herkes beni gerçekten hastalandım sanmıştı. Meslektaşlarımdan bile geçmiş olsun mektupları yollayanlar oldu. Yani Amores Perrosu küçük bir yalana borçluyuz.
CHEDEN ONU CANLANDIRMAK İÇİN İZİN İSTEDİM Che çok gizemli bir karakter. Tarihi olaylar ve efsaneler derken gerçek Ernesto Guevara arada kaynıyor. Motosiklet Günlüklerinde Chenin bütün bu farklı yanlarını ayrı ayrı hissettirmek ve kendisinin toplamının parçalarından büyük olduğunu gösterme istiyordum. Bu düşünceyle meditasyon yaptım, Cheden onu canlandırmak için izin istedim. O da verdi. Kimi zaman mitolojik Cheyi kimi zaman ise dünyevi aile babası rolündeki Ernestoyu yansıtmaya çalıstım. Kendimi Cheye çok yakın hissediyorum. Motosiklet Günlüklerindeki yolculuğu benim yolculuğum oldu. Onu ve yapmak istediklerini daha iyi anladım ve bu beni insan olarak değiştirdi. Aslında tüm seyahatler bunu yapar, yeni yaşam biçimlerini keşfederken, kendinizi daha yakından tanırsınız.
KÖRLÜK İÇİN 24 SAAT GÖZLERİMİ BAĞLADIM Benim için ilginç olan zaman ve yer kavramlarımın iki farklı değil tek kavram olarak karşıma çıkmalarıydı. Görebildiğimizde yer ve zaman ayrı şeyler oluyor, çünkü bir şey başımıza gelmeden önce onu görebiliyoruz. Fakat gözüm bağlıyken bana olan şeyi bana olduğu anda farkedebiliyordum. Zaman ve yer sıfırlandı. Böyle bir şey olabileceği hiç aklıma gelmemişti; bu benim ufkumu açtı. Dünyam büyüdü. İronik olacak ama gözümüz kapalı olduğunda aslında daha cok görebiliriz. Gözlerimizi kapattığımız anda farkında olduğumuz ya da olmadığımız diğer duyularımız gelişiyor. Hayatta kalma içgüdüsü ağır basıyor, çevredeki ve içimizdeki enerjiyi daha net ve güçlü bir şekilde hissediyoruz.
PARADAN UZAK DURMAYI TERCİH EDİYORUM Meksika da aynen Türkiye gibi bir çok ekonomik kriz yaşadı. Sanırım bu beni paradan uzak durmak isteyen bir insan yaptı. Paranın kimi zaman hiç bir manasının olmadığını görebiliyorum. Bu kaos ortamında bizi hayata bağlayacak şeyler aslında sadece en gerekli olan şeyler. Ve zaten ne güzeldir ki en gerekli olan şeylerin çoğu bedava. Para yapıcı ve yaratıcı amaçlarla kullanılırsa ne ala. Para amaç değil sadece bir araç. Biliyorum ki şu andaki dünya ekonomik krizi buzdağının sadece görünen yüzü. Çok daha kaotik günler bizi bekliyor. Önemli olan her gün güneşin doğacak, bitkilerin büyüyecek olması. Tüm dünya insanları olarak bakış açımızı değiştirip bu gibi şeylere odaklanmalıyız.
ARALIKTA DOĞACAK BEBEĞİM DOĞANIN SEÇİMİ Doğrusu bebek sahibi olma kararını biz değil doğa verdi. Biz ne kadar istesek de doğa kabul etmiyorsa bu olacak birşey değil zaten. Tabii dünyaya bir bebek getiriyor olmak insanı endişelendiren birşey. Ama bu bebek, bizden sonra da bu dünyada yaşayacak, soyunuzu, düşüncelerinizi devam ettirecek bir birey olacak. Bu o kadar büyük bir umut ki, bütün o endişeler yerle bir oluyor. Yerini heyecan ve idealizm dolduruyor.