Kaybolan gecemiz
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Yaşam
2008 böyle geçti
Chivas&CNBC-e Business ile Sıkı Dostlar
Nokia E71 ile iş hayatının incelikleri
İnsanlar
İlişkiler
Alışveriş
Hayvanlar Alemi
Lezzet
Gezi
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa » Yaşam

Kaybolan gecemiz

Büyük kentlerin çoğunda artık gökde yıldız yok. Yapılan hesaplamalara göre dünya nüfusunun üçte ikisi ışığın kirlettiği bir gökyüzü altında yaşıyor ve insanların beşte biri artık Samanyolu’nu göremiyor. En az etkilenen yer ise Orta Afrika Cumhuriyeti...

Dünya'nın gece haritasında çevreye yayılan ışık öbekleri görülüyor. Gerek uydu gerekse yer istasyonlarından elde edilen verilerle şekillendirilen bu harita, 1996-1997 verilerini içeriyor. Günümüzdeki durumsa daha da kötü.

 DİĞER HABERLER

  YAŞAM - EN ÇOK OKUNAN HABERLER

National Geographic Türkiye
NTV-MSNBC
Güncelleme: 10:21 TSİ 29 Kasım 2008 Cumartesi

İSTANBUL - Eğer biz insanlar ay ışığı ve yıldızların altında kendimizi gerçekten rahat hissetseydik, karanlıkta kolaylıkla hareket ederdik ve geceyarısının karanlık dünyası bizim açımızdan da bu gezegende yalnızca gece aktif olan çok sayıda canlı için olduğu kadar görünür olurdu. Oysa bizler, gözleri gün ışığına uyum sağlamış olan gündüz aktif canlılarız.
Haberin devamı

Bu bir evrimsel gerçek ve aynen çoğumuzun kendini bir primat, bir memeli ya da basit bir fani olarak değerlendirmemesi gibi, yalnızca “gündüz aktif” canlılar olduğumuz üzerinde düşünmüyor olmamız da bu gerçeği değiştirmez. Ve geceye yaptıklarımızı açıklamanın tek yolu da budur: Geceyi aldık ve bizi ağırlasın diye onu mühendislik yöntemlerimizi kullanarak ışığa boğduk.

Foto Galeri: Kaybolan gecemiz

Bu tür bir mühendisliğin bir nehrin üzerine baraj kurmaktan hiçbir farkı yok. Yararları beraberinde yan etkileri de -ışık kirliliği- getiriyor ve bilim insanları ışık kirliliğinin etkilerini araştırmaya henüz başladı. Işık kirliliği büyük oranda yanlış aydınlatma tasarımından, yapay ışığın aşağıya -istendiği yere- odaklanmak yerine, yukarıyı, gökyüzünü aydınlatmasından kaynaklanıyor. Kötü tasarlanmış aydınlatma geceyi solduruyor ve biz dahil pek çok canlı türünün uyum sağlamış olduğu ışık düzeylerini -ve ışık ritimlerini- kökten değiştiriyor. İnsanın yarattığı ışığın doğal hayata sızdığı her yerde, yaşamın belirli özellikleri -göç, üreme, beslenme- bundan etkileniyor. İnsanlık tarihinin büyük bölümü boyunca “ışık kirliliği” sözü bir anlam ifade edemezdi. 1800’lü yıllarda bir gece, ay ışığında, o zamanlar Dünya’nın en kalabalık kenti olan Londra’ya doğru yürüdüğünüzü hayal edin. Kentte yaklaşık 1 milyon kişi yaşıyordu ve bu insanlar, o zamana dek olduğu gibi o gece de mumlarla, meşalelerle ve kandillerle aydınlanıyordu. Yalnızca birkaç ev, gaz lambasıyla aydınlatılıyordu, sokak ve meydanlarda gaz lambalarının yer alması içinse yedi yıl daha geçmesi gerekecekti. Birkaç kilometre öteden, Londra’nın yerini loş ışığını görerek bulmak ile kenti koklayarak bulmak arasında hemen hiç fark yoktu.

Bugün insanlığın büyük çoğunluğu, aşırı aydınlatılmış kent ve banliyölerden, ışık seli altındaki otoyollar ve fabrikalardan saçılan ışık demetlerinden yansımış, kırılmış ışınların oluşturduğu iç içe girmiş ışık kubbeleri altında yaşıyor. Neredeyse Avrupa’nın tümünde geceler bir ışık bulutu oluşturuyor ve bu, ABD ve Japonya için de geçerli. Atlas Okyanusu’nun güneyindeki tek bir balıkçı filosunun pırıltısı -kalamar avlayan balıkçılar halojen lambalarıyla avlarını kendilerine çekiyorlar- uzaydan, yakıcı bir parlaklıkta, aslında Buenos Aires ya da Rio de Janeiro’dan da daha parlak görülebiliyor.

Kentlerin çoğunda, yıldızlar gece gökyüzünden silinmiş gibi duruyor ve geriye, karanlık korkumuzu yansıtan, içi boş, negatif ütopyalarda resmedilmiş kentlerin gece ışıltısını anımsatan bir pus kalıyor. Bu yaygın turuncu pusu öylesine kanıksadık ki, ışığın gökyüzüne hiç yansımadığı bir gece, deneyimlerimizin, hatta neredeyse anılarımızın bile ötesinde. Ve kentin bu açık renkli kubbesinin ötesinde -boşa harcadığımız ışıktan hiç etkilenmemiş- evrenin geri kalanı yer alıyor -yıldızlar, gezegenler ve galaksiler görünürde sonsuz bir karanlığın içinde parıldıyor.

BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?

IŞIK KİRLİLİĞİ
Geniş anlamda ışık kirliliği geceleyin gerekli olmadığı halde parlayan her türlü yapay ışığı belirtir. Bu gece parlaklığı insanları ve pek çok hayvanı şaşırtarak, gözlerini ve böyle ışıklı olmayan bir dünyada evrilerek gelişmiş olan biyolojik ritimlerini bozabilir.

Başıboş ışınların yarattığı kirliliğin etkilerinden biri gökyüzü yansıması, yani bulutların ve atmosferdeki parçacıkların ışığı saçarak yıldızları ve gece gökyüzünün diğer özelliklerini görmeyi zorlaştırmasıdır, üstelik bu gittikçe ağırlaşan bir sorun. Gökyüzünün yansımasının küresel boyutunu gösteren haritalar geceleyin yeryüzünün anlık görüntüsünü sunmanın ötesinde, bulutların ve tozların ışık saçıcı etkilerini açıklıyor ve yerden belli bir noktanın yukarısında gökyüzünün ne kadar parlak olduğunu ortaya koyuyor. Böylece dünya nüfusunun büyük bölümünün geceleri yansıyan ışıkların bulandırdığı bir gök altında yaşadığını gözler önüne seriyor.

Gökyüzünün yansıması kent sınırlarında ve hatta uluslararası sınırlarda durmuyor. Aksine yukarıya doğru kaçan parlaklığa yakından bir bakış, kirliliğe yol açanlar hakkında kültürel ipuçlarını açığa çıkarabilir.
-Brad Scriber

 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

                        Bu habere henüz yorum yapılmamış


Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları