Mustafa Kemal Atatürkün adı, ortaokul birinci sınıftan itibaren resmen Mustafa Kemaldir. Mustafalığı 13 yaşından beri yoktur. Onu Atatürkten koparabiliriz anlatırken ama Mustafa Kemali ikiye bölüp anlatmak, annesinin gözüyle görmeye çalışmak, bütün film o estetikte yapılsaydı ona da itiraz etmezdim.
-Atatürkü biz niye anlatıyoruz? Sıradan, alelade bir insan mı? Bizim ona bir borcumuz var mı? Bizim için büyüklüğü var mı? Devletimizi kuran, dünyanın büyük, ender askerlerinden biri mi? Bir devrimin önderi mi? Bir insan olarak bizim minnet duyduğumuz bir insan mı? Onu anlatıyorsak o zaman onu doğru anlatacağız. Bütün biyografi yazarları için çok ciddi bir tarihçi vicdanı ve sanatçı duyarlılığı gerekiyor. Bunların büyükçe bir bölümünün Canda olduğunu görüyorum ama bir çok şey gözünden kaçmış, bir çok şey aceleye gelmiş, bir takım şeyleri de işte bu yaştaki gençler Atatürkü bilmeden büyüyor. O bilgisizliğin bütün etkilerini ben burada görüyorum. Genel olarak bir şey demiyorum ama tashih yapılması gereken yerler var.
Dündar Özakmanla birlikte Mustafayı izledi
-Atatürkü Atatürk yapan Çanakkaledir. Onu sadece Conk Bayırı ile anlatmak kabil değil. Bir de onu 28 Temmuz diye Rumi tarihle vermişler. Ama onun doğrusu 10 Ağustos 1915.
-Ceset tarlası hikayesi dokunmuş size, haklısınız. Ama o laf zaten uydurma. Yeri yok, kaynağı yok, dayanağı yok. Bir kere onu oradan silip atmak lazım.
-Vahdettin konusunu Atatürk anlatıyor. Bir üçüncü kişi görüp de Vahdettin Mustafa Kemale tarih kitabını gösterip de İşte siz bu tarihe geçtiniz demiyor. Atatürk anlatıyor, o söylüyor bize ve sonra dayorumunu yapıyor. Bu cümlenin nasıl gereksiz, yanlış anlaşılmaya müsait, yani Vahdettinin iç yüzünü anlatıyor. Onu söyledikten sonra Mustafa Kemalin yorumunu söylememek hakikate çok büyük ihanet olur. Burada söyleyemeyeceğim kadar sert bir yorum. Onun vatanını sevmediğni, hanedanını ve tahtını koruduğunu ve sadece kendisi adına kullanmak istediğini vs. Atatürkün anılarında yazıyor. Bu böyle olur. Bir şey söylüyorsanız karşıtını da vereceksiniz.
Bir yerde diyor ki Atatürkün meçhule gidiyor. Atatürkün Anadoluya meçhule gitmediği Tayin Kararnamesine eklettiği maddelerle bellidir. Çok büyük planlarla gidiyor. Ali Fuat Paşa ile teferruatıyla konuştuğu söyleniyor. İsmet Paşa ile kısmen, Kazım Karabekir ile konuştuğu söyleniyor. Rauf Orbay ile de genişliğine kavuşmuştur... Meçhule gider değildi.
Yalnızdı diyor giderken. Atatürk Çanakkale kahramanı olarak hiç yalnız olmadığının farkındaydı.
23 Nisan töreni için, dayandığı güçlerle ilerde hesaplaşacaktı diyor. Dayandığı güçler dindar, dine bağlı insanlardı. Bunlarla Cumhuriyetin bir hesaplaşması olamaz. Bugün de olmaz yarın da olmaz. Softalarla, yobazlarladır.
Bütün gücün Atatürkün elinde toplandığı bir an bile olmadı. Meclisi var, hükümeti var, yargıları var. Söyleyip de yaptıramadıklarını konuşalım mı? 3 kere toprak reformu için neredeyse yalvarıyor ama yapılmıyor. Meclisin fesih yetkisinin Cumhurbaşkanında olmasını istiyor, Diktatörlük olur, hayır diyorlar. Veto hakkını kullanmak istiyor, Hayır diyorlar. Birinci Büyük Millet Meclisinde de İkinci Büyük Millet Meclisinde de Ortaçağ galip gelmiştir. Atatürk keşke diktatör olsaydı da şu toprak reformunu getiritip bizim köylümüzü çiftçi yapabilseydi.
-Devrim evlatlarını yemişti ifadesi kullanılıyor filmde. izmir suikasti dolayısıyla 10 küsur kişi asıldı. Bunların içinde Atatürkün arkadaşı olan bir Albay Arif bey vardır. Geri kalanları da devrimin evlatları falan değildir. Bunların devrimle ilgileri bile yok.
-Yüzde 10u okur yazar olan bir milletten bahsediliyor. Erkeklerdir onlar. Doğrusu da yüzde 7dir onun. Kadınlar binde 4. Böyle bir ülkedekadınlara hak veriyor...
-Sonunda arkadaşlarından kopmuştur diyor filmde. Koptuğu 2 tane arkadaşı var. Kazım Karabekir ve Rauf Orbay. Onlarla da barışmaya teşebbüs ediyor eğer Ali Fuat Paşa doğru söylüyorsa ne yazık ki bazı talihsizlikler o barışmayı da engelliyor.
-Atatürkün eleştirilmesi bilimsel olmalı, eleştirilerin yeri filmler olmamalı.
-Bu film, baba gibi, abi gibi söylüyorum. Ben onun annesiyle iş arkadaşıyım. Her gencin başarısına sevinirim ama Canınkine biraz daha fazla sevinirim. Her gencin hatasına üzülürüm, ama Canın hatasına biraz daha fazla üzülürüm. Bu film tashih istiyor. Bu filmde bazı yerlerin çıkartılması istiyor. Finali, kadın ve içki düşkünü Atatürk diye biteremezsiniz. Bu inanılmaz derecede büyük bir saygısızlıktır.
-Onun ne içkisi ne kadınlarla ilişkisi tartışılır. Bu magazin yaklaşımını temizleyerek, çocuklarımızı, Atatürk çok sigara ve içki içiyordu gibi böyle onlara kabus gibi çöken (Torunumun söylediklerini Cana da söyledim) bu gölgeden bir kurtaralım. Televizyon için yeniden yapılacakmış. Herhalde bunu düzeltmek gerekir.
-Eğer çocukların önüne ders gibi gidecekse, dersin uyması gereken fazilet kuralları vardır. Bazen ahlak, hakikatten daha güçlüdür. Bizim ahlaki yaklaşıma ihtiyacımız var.
-Bu söylediğim hataların dışında özen gösterilmiş. Müzikler, görüntüler çok güzel, çok çalışılmış, her yere gidilmiş. Bu ilk Atatürk filmi olduğu için bu yanlışlar olabilir ama bu filmi o yanlışlardan temizleyerek iyi ve güzel bir film yapalım. Ben bunu rica ediyorum Türkiye ve Türk çocukları adına.
-Vahdettin hikayesi çok istismara müsait bir şekilde anlatılmış. Onu düzeltmek zorunlu. Tarihe karşı, hakikate karşı.
-Beraber filmi seyredeceğim için eleştirileri okumuştum. Ben filmde o eleştirilerin yarısını bulamadım. Çok abartılmış bir eleştiri dalgası karşısında.Örneğin, sığır sürüsünün geldiğini anlamamış da Yunan askerleri sanmış! Öyle bir şey yok filmde. Dilden dile anlatıldıkça abartı büyümüş. Şaşakaldım. Varolan şeylere dayanarak söylemeliyiz bunları. Varolmayan şeylere göre söylemenin hem filme hem de emeği geçenlere haksızlık olduğunu düşünüyorum.
-İlk Atatürk filmi diye Atatürkün insan tarafınnı da söyleyeceğim diye birtakım gereksizliklerle süslememek lazım. Sarı Zeybeki de izledim. Orada da Canın içkisi gibi bir takıntısı vardır. O takıntıdan kurtulmasını diliyorum.