76 yıldır şiir yazan Fazıl Hüsnü Dağlarca bir röportajında, Ayrılığın acı veren, acı verecek başka bir büyüklüğü var. Ki bunu saydıklarımın üstünde tutarım: Türkçeden ayrılmak demişti.
Sormuşlar dostları birgün "yazarken gülümsediğini görüyoruz bazen, neye gülüyorsun" diye Dağlarca'ya. Farkında değilmiş gülümsediğinin. Düşünüyor, buluyor niye güldüğünü. Çocuklar, üzerine ne çok yazdığı çocuklar...
İSTANBUL - Şiirin son çınarı devrildi. Türk edebiyatının en çok eser veren şairlerinden olan Fazıl Hüsnü Dağlarca, İstanbulda yaşamını yitirdi. Bir süredir tedavi gördüğü hastanede vefat eden Dağlarca, 94 yaşındaydı.
Kadıköy Belediyesinden yapılan yazılı açıklamada, Dağlarcanın, tedavi gördüğü Başkent Üniversitesi Hastanesinde antibiyotik tedavisine yanıt vermeyerek durumu ağırlaştığı için bu sabah yoğun bakıma alındığı belirtilerek, şairin, kalp ve solunum yetmezliğinden hayatını kaybettiği ifade edildi.
Uzun yıllardır Kadıköyde adının verildiği sokakta yaşayan Dağlarcanın, böbreklerindeki problem nedeniyle Temmuz ayından beri diyaliz tedavisi gördüğü, şairin, Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürkün girişimiyle önce Acıbadem Hastanesinde tedaviye alındığı ve daha sonra Başkent Üniversitesi Hastanesine yatırıldığı belirtildi.
Açıklamada, Dağlarca için 20 Ekim Pazartesi günü saat 11.00de Kadıköy Belediyesi Süreyya Operasında tören düzenleneceği ve şairin cenazesinin Söğütlüçeşme Camisinde öğle vakti kılınacak namazın ardından toprağa verileceği belirtildi.
EVİ MÜZE YAPILACAK Dağlarcanın, Ocak ayında, yaşadığı Mühürdar Caddesindeki evi müze yapılması için Kadıköy Belediyesine bağışladığı ifade edilen açıklamada, şairin, kendisini ziyaret eden Belediye Başkanı Öztürke, evinin müzeye dönüştürülmesi için vasiyette bulunduğu kaydedildi.
Fotoğraf: İrfan Unutmaz
Açıklamaya göre, Dağlarca, evini müzeye dönüştürme isteğini şöyle açıkladı: Ben İstanbulun birçok yerinde ikamet ettim. Gezdim, gördüm, yaşadım, ama en çok Kadıköyü sevdim. Kadıköy eskiden de değerliydi, şimdi de. Eskiden daha çok dolaşırdım, ama şimdi yaşım dolayısıyla sokağa çıkamıyorum. Yıllardır içinde yaşadığım, şiirlerimi yazdığım evimin, ölümümden sonra yaşamaya devam etmesini istiyorum. Belediye Başkanımıza rica ettim, evimi alıp müze olarak düzenlesinler, ama yaşayan bir müze olmasını istiyorum. Bir bölümünde kitaplarım, eşyalarım sergilensin, bir kısmı da kafeterya gibi olsun. Gençler buraya gelip otursun, kitap okusun, bir şeyler içsinler.
Açıklamada, Dağlarcanın müze ve kafeterya olarak kullanılmasını istediği evinin adının da Dağlarcadan Gökyüzü olmasını istediği ifade edilerek, Buraya gelenler, benim gökyüzüme baksınlar istiyorum dediği kaydedildi.
26 Ağustos 1914 tarihinde İstanbulda dünyaya gelen Dağlarca, ilk öğrenimini Konya, Kayseri, Adana ve Kozanda, orta öğrenimini Tarsus ve Adanadaki ortaokullardan sonra girdiği Kuleli Askeri Lisesinde tamamladı. 1935 yılında piyade subayı olarak doğu ve orta Anadolunun, Trakyanın pek çok yerini dolaşan Dağlarca, ordudaki hizmeti 15 yılı doldurunca ön yüzbaşı rütbesiyle 1950de askerlikten ayrıldı.
1952-1960 yılları arasında iş müfettişi olarak İstanbulda çalışan Dağlarca, buradan ayrıldıktan sonra İstanbul Aksarayda kitabevini açtı ve yayımcılığa başladı. 4 yıl Türkçe isimli aylık dergiyi çıkaran ve ilk yazısı 1927de Yeni Adana Gazetesinde yayımlanan bir hikaye olan Dağlarca, İstanbul Dergisinde 1933te çıkan Yavaşlayan Ömür adlı şiiriyle adını duyurmaya başladı.
Varlık, Kültür Haftası, Yücel, Aile, İnkılapçı Gençlik, Yeditepe ve Türk Dili dergilerinde şiirleri yayımlanan Dağlarca, 1967de ABDdeki Milletlerarası Şiir Forumu tarafından En iyi Türk Şairi seçildi.
Türk şiirinin duayenlerinden Dağlarca, 1970 yılında kitabevini de kapatıp kendisini tümüyle şiire verdi. Bu dönemden sonra çoğunlukla çocuk şiirleri yazmaya başlayan Dağlarca, Türk şiirinin en üretken şairlerindendi.
60tan fazla şiir kitabı bulunan Dağlarca, hem Türkiyede hem de uluslararası düzeyde birçok ödüle layık görüldü. Bir çok kitabı yabancı dile çevrildi.
Toplumculuğunun temelinde insana ve insan hayatına saygı yatan Dağlarca, çok yazan ve üreten bir şair kimliğiyle, bağımsız kalarak hiçbir şairden etkilenmemiş, hiçbir akımın etkisinde kalmayarak şiirlerini yazmıştı.
uzun yaşamıssın derler bana\bilmezler
sseni uzun beklediğimi..
hale peynirci - Konya
16 Ekim 2008, Perşembe 19:29
FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA BİZİM EN BÜYÜK
ŞAİRLERIMİZDEN BİRİSİDİR ALLAHTAN
RAHMET YAKINLARINA SABIR DİLİYORUM
Attila - İstanbul
16 Ekim 2008, Perşembe 12:35
Yaprak kokularında akşamı duyuyorum
Ki beni yokluk denen yere yaklaştıracak.
Yaprak kokularında akşamı duyuyorum
Ki alnımda sulardan şarkılardan bir
şafak.
Sükûn bir gemi olur, gece bir deniz şimdi
Ki yelken gibi açmış yasını gençliğimin.
Sükûn bir gemi olur, gece bir deniz şimdi
Ki geçer dalgaları içimden serin serin.
Rüzgâr istiyorum ben ruhumun güllerine
Ki bir anda yaşasın iç içe rüyalarım.
Rüzgâr istiyorum ben ruhumun güllerine
Ki dökülsün, dağılsın, yok olsun hülyalarım.
Şairler ölmez...