“Öldüren iş kolu” kot taşlama atölyelerinde kısa bir süre çalıştıktan sonra iki kardeşiyle birlikte tedavisi imkansız silikozis hastalığına yakalanan Abdülhalim Demir “Leyleğin atılmış yavruları” başlıklı mektubundan sonra yeni bir mektup daha gönderdi.
İSTANBUL - Ölümün herkes için var olduğunu biliyoruz. Yüreğimizi kanatan ise ölümümüzün zamansız oluşudur. Yirmili otuzlu yaşlarda bir hiç uğruna ölmek kader olmasa gerek diyen Demir, suçluların cezalandırılmamasını, kendilerine sahip çıkılmasını istiyor ve hepimize zor sorular soruyor: Sizler ölümü beklemek nedir bilir misiniz? Size doktorlar hastalığınızın tedavisi yok, birkaç yıl içinde öleceksiniz demiş midir? Sizler çocuğunuzun gözlerinin içine bakıp onun büyümesine şahitlik edemeyeceğinizi hiç düşündünüz mü? Sizler sırf başkalarına yük olmamak için hemen ölmeyi düşündünüz mü? Demirin bizlerden istediği çok değil: Belki ölümümüzü engeleyemezsiniz ama ölürken gönlümüzün rahat olmasına, gözümüzün arkada kalmamasına, kırılmış olan kalbimizin onarılmasına sebep olabilirsiniz.
ÖLÜMÜ BEKLEMEK NEDİR BİLİR MİSİNİZ? Daha önceki yazımda leyleğin atılmış yavruları biz miyiz? diye bir soru sormuştum. Bir buçuk ay geçmesine rağmen bir cevap alabilmiş değilim. Yazdığım yazıdaki gerçekler yani bizim hikayemiz çok ses getirmişti. Ölümü bekleyenlerden mektup var başlığıyla gazeteler manşet olarak yayınladı. İnternet siteleri yoruma açtı. Köşe yazarları üzerine yorum yaptı. Ama sadece oydu, ilerisine gidemedi. Yani ölümü bekleyenleri kimse arayıp derdini sormadı.
Sizler ölümü beklemek nedir bilir misiniz? Size doktorlar hastalığınızın tedavisi yok, birkaç yıl içinde öleceksiniz demiş midir? Sizler çocuğunuzun gözlerinin içine bakıp onun büyümesine şahitlik edemeyeceğinizi hiç düşündünüz mü? Sizler sırf başkalarına yük olmamak için hemen ölmeyi düşündünüz mü? İşte biz bütün bunları düşünüyoruz. Çünkü ölmeyi kurtuluş olarak görüyoruz. Yaşayışımızı başkalarına yük, kendimizi dışlanmış hissediyoruz. Yani atılmış yavrular olduğumuzun kanısına varmışız. Başka yavruların yaşaması için bizim ölmemiz gereklidir.
ATILMIŞ BİR YAVRUYA KİM NİYE CEVAP VERSİN Bizlere meslek hastalıkları hastanelerinden bu bir meslek hastalığıdır diye rapor verilmiş. Yani bu demektir ki, bu insanlar Çalışma Bakanlığının denetiminde görülen işyerlerinde hastalanmışlar. Raporlarımız Çalışma Bakanlığına gönderilmiş. Kimimizin 1 yıl, kimimizin 2 yıl önce gönderilmiş ki bizlere sağlık hizmeti verilsin, meslek maaşı bağlansın. Ondan da bir haber yok. Hani demiştik ya atılmış yavrularız. Atılmış bir yavruya kim niye cevap versin, hani cevap verse asıl yavrular yani yuvada kalanlar demeyecekler mi aman efendim onları atıp bizi tercih etmiştiniz. Bizler asıl evlatlarız, onlar geçicidir. Onlardan çok var, başkaları gelir yerine...
18 YILLIK SORUM(SUZ)LULUĞU GÖRMEZDEN GELDİLER Nitekim cevap vermeden asıl evlatlar çıkıp biz bu işi iki yıldır lazerle yapıyoruz. Hiçbir alakamız yok, dediler. Herhalde efendilerimiz gibi medyamız da bizi atılmış yavrular olarak kabul etmişler. 20 yıllık bir firmanın 2 yılıyla yetinip örnek tesis diye haberini yaptılar. Yani 18 yıllık bir sorum(suz)luluğu görmezden geldiler. Oysaki en büyük suçlulardan biridir onlar. Çünkü 100 tane kumlama atölyesi açacak güçleri varken açmadılar. Taşeron kulandılar. Yani bu işin bilincindeydiler, binlerce kişinin zarar göreceğini biliyorlardı. O yüzden taşeron kullandılar. Taşeronlarda bunu bir fırsat olarak gördüler. Çoğu taşeronlar bu büyük firmalar tarafından kullanıldıklarını anlamadılar. Çünkü yıllarca aynı işte kendileri de çalışmışlardı.
YÜREĞİMİZİ KANATAN ÖLÜMÜMÜZÜN ZAMANSIZ OLUŞU Artık bu ülkede bu iş öğrenilmiştir. Şimdi daha ekonomisi düşük Asya ülkelerine taşınıyorlar. Yani oradaki Erhanlar, Beytullahlar, Abdulhalimler ölüm görevini devir alacaklar. Belki de efendilerimiz ölüm takdiri ilahidir gözüyle bakıyorlardır. Bizi görmeyişleri bu sebeptendir. Bizler de Allahın takdirine inanıyoruz. Ölümün herkes için var olduğunu biliyoruz. Yüreğimizi kanatan ise ölümümüzün zamansız oluşudur. Yirmili otuzlu yaşlarda bir hiç uğruna ölmek kader olmazsa gerek: İnsanlar birileri tarafından vurulduğunda vuranlar suçlu sıfatıyla, ölüme sebep olmaktan dolayı cezalandırılırlar. Bir deprem esnasında eğer yapılar da can kaybı olunmuşsa o yapıyı yapanların kusuru araştırılır. Eğer kusurluysa cezalandırılır. Bizlerin ölümünde de bütün bu kusurlar gibi, kusurlar ortadadır. Avrupa da insan gücüyle yapılması yasak olan kot kumlama işine ülkemizde izin veriliyor. Bütün bu ölümlere sebep olan çalışma sistemine göz yumuluyor. Tedbiri alınabilirken işverenler masraftan kaçıp ölüme sebep olmuşlar. Denetleme mercilerimiz buna göz yumduğu, görmezden geldiği için suçludur. Şimdi bu diğer bütün ölümlerin suçlarına ceza verildiği gibi bu ölümün de suçlularına ceza verilmelidir. Bu ölümü bekleyen mağdurlara sahip çıkılmalıdır. Bizler tedavisi olmayan bir hastalığın pençesindeyiz. Belki ölümümüzü engeleyemezsiniz ama ölürken gönlümüzün rahat olmasına, gözümüzün arkada kalmamasına, kırılmış olan kalbimizin onarılmasına sebep olabilirsiniz.
Türkiyenin moda için öldürülen fokları:
Ben insan hakları vakfında işçi olarak
çalışıyorum.Hergün insanlışdışı birçok
olayla karşılaşıyoruz.Kot kumlama
işçilerinin yaşadıkları ise ibret
verci.Meslek hastalığı olan ve başka
kimsede görülmeyen slikozise yakalanan
bu işçi kardeşlerimizin dramı bilerek
ölümüne atölyelerde çalıştıran
taşaronlardan çok onlara işveren büyük
firmaların yalnız olmadığnı
gösteriyor.Devlet kurumları ve hükümet
de suç ortağı ki bu ölümü bekleyen
kardeşlerimize görevini yapıp malulen
emekliye sevk etmek ve sorumluları
bulmak yerine işi tokuşa sürüyor.
yusuf atlı - İstanbul
10 Ekim 2008, Cuma 23:48
yazıklar olsun bu çocukların
katilerine yazıklar olsun çalışma
bakanlığına; çalışma bakanı derhal bu
işe el koymalı ve suçlusu olduğu bu
mağdurları emekli etmeli
Meho12 - İstanbul
08 Ekim 2008, Çarşamba 17:27
Demokratik, laik, insan haklarına
saygılı, sosyal hukuk devleti böyle
bir şey oluyor demek ki. Utanmadan
böyle diyenlerin gözüne bu olayı
sokunca hiç vicdan azabı çekiyorlar mı
acaba?