Yılmaz’la söyleşinin tam metni
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Ekonomi
Küresel Kriz
Gündem
Dünya
Enerji
Otomotiv
Bankacılık
Tarım
Şirketler
CNBC-e Endeksleri
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa » Ekonomi

Yılmaz’la söyleşinin tam metni

Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, NTV/CNBC-e ortak yayınında küresel krize ilişkin gelişmeleri ve Türkiye’ye etkisini değerlendirdi.

 DİĞER HABERLER

  EKONOMİ - EN ÇOK OKUNAN HABERLER

NTV-MSNBC
Güncelleme: 14:51 TSİ 06 Ekim 2008 Pazartesi

İSTANBUL - Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz’la söyleşinin tam metni...
Haberin devamı

Davos’ta işaret ettiğiniz riskler bir bir gerçekleşti. İsterseniz geldiğimiz noktada global krizin neresindeyiz?

Durmuş Yılmaz: Nerede yanlış yapıldı sorusuyla başlayalım o zaman. Bu soruya cevap vermeye çalıştığımızda sonundan geriye doğru gittiğimizde şunları görüyoruz. Sonun ortaya açıklamasından önceki 10-15 yıllık dönemi belirleyen ana unsurlar makul ve sürdürülebilir bir büyüme düşük reel ve nominal faizler makro ekonomik istikrar bunun sonucunda düşük faizlerin sonucunda ortaya çıkan durum … bence bir rehavet ortamı yaratıldı. Bu rehavet ortamında büyük risk alma iştahı ortaya çıktı. Bu risk alma iştahı riskli enstrümanlar yaratılmasına neden oldu. Çünkü ortada bir talep vardı bu talebe cevap vermesi gereken buluş söz konusuydu ve bu da innovasyonu getirdi. Bu innovasyon tekrar geriye döndü daha fazla risk almayı teşvik etti ve bunun sonucunda … denen olayı yaşadık ve bunun sonucunda da bugün toksik denilen zehirleyici denilen enstrümanlar ortaya çıktı ve şu anda yaşadığımı sorunlarla karşı karşıya geldik. Ayrıca şunu da yaşadık; bütün bunlar olurken yine mali mühendisliğin bir parçası olarak yaratılan kıymetlerin kuruluşların bilançolarının dışında izlenmesi ve risklerin yaygınlaştırılması dağıtılması gündemde. Son 10 yılın finansal icadı bence bu. Fakat bugün geldiğimiz noktada şunu görüyoruz ki gerçekten risk dağıtılmış ve bunun tam tersi olarak bugün itibariyle riskin nerede kimde ve ne boyutta olduğunu bilemiyoruz. Bence sorun biraz da buradan kaynaklanıyor. Bugün itibariyle durum nedir? Bunun krizin dibi göründü mü sorunsunun cevabını ise şöyle verebilirim. Bir takım sorular sormamız ve bu sorulara cevaplar bulmamız gerekiyor. Bunlardan bir tanesi köpük oluşturan varlıkların fiyatları düşmesi gereken ve sürdürülebilir seviyeye düştü mü? Bence bugün itibariyle fiyatında köpük oluşan varlıkların fiyatları henüz tabanı görmedi. Dolayısıyla burada bir belirsizlik söz konusu. Özel sektörün kaldıraç oranlarında bir iyileşme oldu mu? Son zamanlarda alınan tedbirler bir miktar buralarda iyileşme sağladı. Kuruluşların sermaye yapıları güçlendirilmeye çalışıldı. Fakat alınan mesafe yapılan işlemler henüz yeterli boyutta değil. Yine sormamız gereken diğer bir soru bütün zararlar muhasebeleştirildi mi? Hayır henüz muhasebeleştirilmedi. Dolayısıyla burada da her an için yeni sürprizlerle karşılaşmaya hazır olmamız gerekir. Diğer bir unsur sistem sorunu kendi içinde halledebiliyor mu? Başlangıçta evet sistem bunu kendi içinde halledebilirdi. Fakat geldiğimiz noktada sistemin kendi içinde bu sorunu halledemeyeceği ortaya çıktı. Peki buradan nereye gidebiliriz sorunsunu sorduğumuzda şununla karşılaşıyoruz; otoritelerin müdahalelileri gerekli mi? Bu müdahale gerekli ise nerede nasıl ve ne zaman yapılmalı? Şimdi bu tür finansal krizler çıktığında benim görebildiğim kadarıyla üç tane ana savunma hattı var. Bunlardan birinci savunma hattı para politikasının ortaya koyduğu savunma. Yani Amerikan merkez bankasının yaptığı gibi piyasaya merkez bankaları sorun ortaya çıktığında likidite verirler veya politika faiz oranlarını düşürürler kredi mekanizması işlesin ve çalışsın sisteme yeterli likidite verilsin diye. Yahut Avrupa merkez bankasının yaptığı gibi para politikasının duruşu değiştirilmeden piyasaya likidite verilir. Faiz oranları değiştirilmez ancak piyasanın istediği likidite verilir. Birinci savunma hattı bu bunu dünyada bütün merkez bankaları demesek bile belli başlı gelişmiş ülkelerin merkez bankaları yaptı. Fakat gelinen noktada görüldü ki bu yeterli değil. Merkez bankaları son 10-15 yılda tercihli politika uygulamaktan kurallarla politika uygulamaya geçtiler. Dolayısıyla merkez bankalarının uyguladıkları politikaların etkin olabilmesi için merkez bankası politikalarının önceden tespit edilmiş öngörülebilir tahmin edilebilir olması gerekir. Biz bu konseptle yetiştik ve uygulamalarımızda da bunun yaptık. Fakat iş başa geldiğinde şunu gördük ki bu kurala dayalı para politikası herhangi bir sistem içinde geçerli olabilir bu uygulamak zorundasınız. Eliniz taşın altına girdiği zaman yapmayacağınız şeyleri de zaman zaman yapabiliyorsunuz. Dolayısıyla bir yanlışlık yapıldı mı sorusunun cevabını evet yanlış yapıldı demek son derece zor.

Parayı dağıtan mekanizmanın doğru yere dağıtması açısından bir problem mi var? Yani evet sorunlu yerler var ama paralar oraya gitmiyor bir türlü veya bir likidite sağlıyorsunuz ama sorunun özüne gitmiyor. Bu açıdan bakıldığında hep o en fazla sorgulanan şey var ya işte doğru yere merkez bankaları likidite sağlayabiliyor mu? Kredi mekanizması doğru çalışıyor mu? Bu anlamda bakıldığında merkez bankacılığı konsepti mi değişiyor kifayetsiz olduğumu anlaşılıyor bazı noktalarda?

Durmuş Yılmaz: Bence bu husus son derece önemli ve merkez bankaları uyguladıkları likidite sağlama yöntemini yeniden gözden geçiriyorlar. Biz şu anda Türkiye Cumhuriyeti merkez bankası olarak piyasaya sağladığımız likidite sağlama yöntemiyle Amerika Birleşik Devletleri’nin özellikle federal … likidite sağlama yönteminin kıyasladığımızda şunu söyleyebilirim ki daha küçük bir merkez bankasının bunu söylemesi doğru bulunmayabilir ama bizim kurduğumuz sistem oradaki sistemden bence bir adım daha ileri. Çünkü biz İstanbul’da menkul kıymetler borsasında repo piyasasının üyesiyiz orada bizde tarafız dolayısıyla bugün amerikan merkez bankasının ıskonto penceresi aracılığıyla vermeye çalıştığı ama sorunludur diye ilgili kuruluşların gidip oradan likidite talep etmekte tereddüt gösterdikleri husus bizim piyasamızda yok. Biz bunu baştan bilinçli ve bilinçsiz bir şekilde kurduğumuz sistemle önlemişiz. İkinci savunma hattı düzenlemeyle ilgili yapılan tedbirlerdir. Bu ortaya çıkan sorunlarda bize gösterdi ki dünyada da düzenleme gözetim ve denetim konusunda da bir takım eksikliklerin ortaya çıktı. Bununla ilgili olarak da tedbirler alındı fakat bununda yeterli olmadığı sorunu çözmediği görüldü. Ve üçüncü savunma hattı bu kamunun devreye girerek vergi mükellefini sorumluluk altına sokarak soruna çözüm aramasıdır. Biz şimdi bu aşamadayız.

Bundan sonra ne olmasını bekliyorsunuz global ekonomi de ve dünya finans sisteminde?

Durmuş Yılmaz: Finansal kuruluşlar olan bitenden ne tür dersler çıkarmalılar? Tabi bu şunu getiriyor nerelerde hata yaptık sorusunun da cevabını bulacak. Herhalde yapılan hatalardan bir tanesi şu; risk yönetimi konusunda yeterli tedbir alınmadı. Tabi bunu geriye dönüp baktığınızda söylemek çok daha kolay. Ama olay ortaya çıkmadan önce bunu görmek çok daha zor. Piyasalar eğer herhangi bir mali kuruluş elindeki likiditeyi etkin kullanmıyor ise örneğin kasasında belirli miktar likidite fazlası var ise bunu verimsizlik olarak niteliyordu ve dolayısıyla bu kuruluşu cezalandırıyordu. Ama şimdi görüyoruz ki aslında bir miktar kötü günde yararlanılabilecek likiditenin bir yerlerde olması gerektiği ortaya çıktı. İkinci bir husus bankalarda finansal kuruluşlarda risk birimleri vardır bu risk birimleri diğer birimlerin yaptıkları işlemleri alıyorlar ellerinde belli kurallar kaideler var hesaplar var kitaplar var buna göre yapılan işlem bu kuruluşa ne tir bir risk getiriyor hesaplıyor ölçüyor biçiyor. Diyelim ki A kuruluşundaki risk birimi yapılan işlemlerin riskli olduğunu ortaya çıkardı. Önce ne yapacak ilgili birimin başkanına diyecek ki şu işlemleriniz riskli azaltın. Eğer herkes bu işi yapıyor ise rekabette bunu gerektiriyorsa o işlemi yapan birimin başındaki yönetici elbette herhalde diyecek ki böyle olmaz çünkü risk ortaya çıkmamış. Dolayısıyla yukarıdaki en üstteki karar alıcıya gitmesi lazım bunun. En üstteki karar alıcıda etrafına bakacak diğer kuruluşlar ne yapıyorlar biz kiminle rekabet ediyoruz. Dolayısıyla o aşamada geri dönüp de ilgili birime bu orta vadede uzun vadede bu işlemleri yapmayın demek çok basit değil. Ama biz bugün geriye dönüp baktığımızda böyle bir şeyin yağılması gerektiğini söylüyoruz. Diğer bir husus teşvik sistemi yani yanlışlardan bir tanesi de teşvik sistemi. İşlem yapıcılar elde ettikleri kazançları içinde çalıştıkları kuruluşa sağladıkları getiriyle orantılı olduğu için bu risk alma ,iştahını kamçıladı. Dolayısıyla daha fazla ücret daha fazla risk almayı gerektirdi. Bugün itibariyle herkes bunda mutabık ki bu teşvik sistemi de yanlıştı. Diğer bir husus ki bunu şu anda 700 milyon dolarlık paketin koşullarından bir tanesi de bu. Şimdi iş modelini biliyorsunuz çok yazıldı çizildi. İşte hazırla paketle ve dağıt. Bu problem riskin dağıtımını öngördüğü için ilk kredi alan ile kredi veren arasındaki ilişki ikinci üçüncü dördüncü aşamada artık kişisel olmaktan çıktı. Bunun önünde kim var arakasında kim var ne tür risk getiriyor düşünmek ihtiyacında da değildi. Dolayısıyla iş modelinde de bir yanlışlık vardı herhalde buradan çıkartılması gereken derslerden bir tanesi de bu ve önümüzdeki dönemde konuşulacak hususlardan en önemlilerinden bir tanesi de herhalde bu. Başka ne tür dersler çıkartılabilir? Son on yılda sık sık duyduğumuz ve bizimde ülke olarak takip ettiğimiz genel husus şuydu; insanlara inisiyatif verildiğinde ve insanlar kendi yeteneklerini ön plana çıkardıklarında sistem bundan yararlanacaktır. Ve toplumun tümü bundan fayda görecektir. Dolayısıyla kamu otoritesine düşen bunu uzaktan gözetlemek denetmek ve yanlış bulduğu noktaları önlemek kurallar koymaktır. Bunda da biraz aşırıya gidildi ölçü kaçtı. Dolayısıyla bugün itibariyle gerek uluslararası ödemeler bankasında finansal istikrar forumunda en çok tartışılan hususlardan bir tanesi bu. Önümüzdeki dönemde gözetim ve denetim konusunda damgasını vuracak tartışma konularından bir tanesi de bu.

Türkiye’deki genel bilgi paylaşımı açısında finansal varlıkların ve ekonomik varlıkların ne ortamda olduğunu ne büyüklüklerde olduğunu anlamak açısından bir problemimiz var mı? Yani biz tamamen resi görebiliyoruz diyebiliyor muyuz bu noktada?

Durmuş Yılmaz: Şimdi Türkiye Cumhuriyeti merkez bankası olarak biz para politikası kurulunda kararlarımızı alırken ülkede gerek merkez bankasının kendiri tarafından gerekse ülke merkez bankası dışındaki ekonomik birimler tarafından üretilen tüm bilgileri alıyoruz inceliyoruz analiz ediyoruz ve buna göre kararlarımızı almaya çalışıyoruz. Dolayısıyla varsayımımız şu sizin sorunuzun cevabı evet bütün bunları görüyoruz. Fakat bunu dünya ölçeğine baktığımızdan bunun böyle olamayabileceği de ortaya çıktı. Yani bugün itibariyle bence Amerika Birleşik Devletleri’nde kongreden geçirilen bu 700 milyon artı paketle ilgili kanun tasarısının gecikmesinin bir nedeni tabi oradaki bölüşüm nedenleri var iç siyaset vesaire var fakat bundan daha önemli bir şey bence riskin nereden kimde ve ne miktar olduğu konusunda da yeterli bilgi ok bu karar almayı zorlaştırıyor. Bugün itibariyle en zor konulardan bir tanesi bu. Şimdi Amerika Birleşik Devletleri’ndeki durum üç aşağı 5 yukarı ortaya çıktı deniyor ama bence resin henüz daha net değil. Avrupa’da da bazı tedbirler alındı yeni yeni olaylar ortaya çıkıyor. Mesela Japonya konusunda çok fazla bilgiye sahip değiliz. Japonya’da faiz oranları son derece düşün tasarruf oranları yüksek acaba Japon bankları bu ellerindeki fonları nerelere yatırdılar. Bunların elinde bu toksik dediğimiz enstrümanlardan var mı ve ne kadar var. Yani bu konularda bilgi sahibi değiliz. Eminim oralarda da bunlar var ve önümüzdeki günlerin en önemli haberlerinden bir tanesi bu olacak. Dolayısıyla bilgi çok önemli fakat bilgi nerede ne ölçüde ve kimin riski olduğunu bilmek son derece güçleşmiş vaziyette.

Şimdiye kadar bize etkisi ne oldu bu krizin daha önce dediğiniz gibi kredi kanalıyla etkisi olacak dediniz. Ve görüldüğü kadarıyla dışardan borçlanma biraz daha maliyetli oldu. Belki vadeler kısaldı o borçlanma anlamında etkileri hissedildi. Şu ana kadar ki başka etkilerle değerlendirdiğimiz de nasıl görüyorsunuz ve bundan sonra önümüzdeki dönemde madem dışarıdaki bu hareketliliğin bize etkisi ne olabilir?

Durmuş Yılmaz: Tabi bu sorun ortaya çıktığında ülkelerin nasıl etkileneceği çok tartışıldı yazıldı ve Ocak ayında Davos’ta gündemin en önemli maddelerinden biriside buydu. O zaman öne çıkan konulardan bir tanesi ayrışma hususuydu. Şöyle bir görüş vardı; yükselen piyasa dinamikleri ekonomileri Amerika Birleşik Devletleri ve gelişmiş Avrupa bölgesi ekonomilerinden çok farklı. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde bu yaşanan sorunlar dünyada bir ayrışmaya doğru gidecek. Yükselen piyasa ekonomileri gelişmiş ülke ekonomilerinden farklı bir seyir izleyecek denildi. Ben şahsen başından beri böyle bir ayrışmanın olabileceğine hiç inanmadım. Ve bugün itibariyle de böyle bir ayrışma söz konusu değil. Az veya çok bütün ülkeler bu gelişmelerden etkilendi ve etkilenecek. Belirleyici olan husus mal piyasalarının hizmet piyasalarının ve mali piyasaların ne kadar entegre olduğu her ülkenin global piyasalarla entegrasyonu farklı derecelerde olduğu için ülkelerin etkilenme derecesini bu entegrasyonun bu bitleşmenin karşılıklı etkileşimin derecesi belirleyecektir. Dolayısıyla ülkeler arasındaki fark ayrılmadan ziyade etkileşimin derecesinde kendisini gösterecektir. Peki bu etkileş,im derecesi hangi kanallardan işleyecektir sorununu sorduğumuzda karşımıza tabi üç ana unsur çıkıyor. Bunlardan bir tanesi ticaret kanalı uluslararası ticaret kredi kanalı üçüncüsü de kısa vadeli fon akımlarını portföy kanalı. Bizim ülkemize baktığımızda biz şunu görüyoruz; ticaret yapımıza baktığımızda bizim dış ticaretimizin ihracatımızın özellikle yüzde 60’a yakını Avrupa Birliği ile. Amerika Birleşik Devletleri ile olan ihracatımızın oranı yüzde 6’lara düşmüş durumda. Geri kalanı da diğer ülkelerle. Şimdi bu sorunların ortaya çıkardığı gelişmeler bizim muhatabımız olan mal sattığımız piyasalar ekonomik büyüme daralırsa elbette biz bundan olumsuz olarak etkileneceğiz. Bugün itibariyle şunu görüyoruz ki Amerika Birleşik Devletleri’nde ve Avrupa Birliği’nde ekonomi yavaşlıyor. Fakat bizim ihracatımıza baktığımız da bir momentum kaybı söz konusu değil gibi görünüyor. Fakat bunun alt bileşenlerine baktığımızda örneğin önemli ihracat kalemlerimizden olan otomotiv ihracatımıza baktığımızda son bir iki ayda bir azalma var özellikle biz de bunu Avrupa piyasasına yapıyoruz. Ama ihracatın toplamında bir azalma söz konusu değil. Tabi bu nereden kaynaklanıyor diye baktığımızda bizim çevre ülkelerdeki petrol ihracatçısı ülkelere olan özellikle demir çelik ihracatımız artmış. Yani sorunuzun cevabı bugün itibariyle ticaret kanalından olumsu bir etkilenmemiz söz konusu değil ama bu olmayacağımızı anlamına gelmez. Özellikle Avrupa Birliği’ndeki yavaşlama Amerika Birleşik Devletleri onlardan kendi aralarında etkileşecekler. Dış ticaretimiz özellikle ihracatımız etkilenebilir bu konuda son derede ihtiyatlı olmamız gerekir. O nedenle yapılabilecek neyse bölgedeki petrol ihracatçısı ülkeler olan ticaretlerimizi tekrar bir gözden geçirip oralardaki Pazar payımızı arttırmaya çalışmak herhalde önemli bir ticaret kanalıydı. Kredi kanalına geçersek şunu görüyoruz; bir kere artan emtia fiyatları mali mühendislik dünyadaki likidite miktarını arttırdı. Bu artan likidite bütün dünyaya dağıldı ve primin yüksek olduğu yerlere sermaye akımı olarak gitti. Ve bu bize de geldi. Bu yaşanan sorunlardan dolayı likiditenin miktarında bir daralma ve bu daralmanın bizim içerdeki gerek bankacılık sektörümüzün gerekse şirketler kesimin yurtdışından aldığı borçlar üzerinde bir daralma söz konusu olursa bu bize içerde talep daralması ve dolayısıyla da büyümeyi olumsuz etkileyecektir. Ama enflasyon cephesinden baktığımızda enflasyonu olumlu etkileyecektir. Peki bugün itibariyle kredi kanalı nasıl çalışıyor diye sorduğumuzda şunu görüyoruz bizim tespitlerimize göre birtakım daralmaların ip uçlarını gördük ve almaya başlıyoruz. Bugün itibariyle bankacılık kesimimizin yurtdışından aldığı sendikasyon kredilerinin yenilenmesinde herhangi bir zorluk yaşanmadı. 2008 yılının birinci çeyreği itibariyle reel kesimin net döviz pozisyon açığı 71 milyar dolar. Yani dolayısıyla borçlanma devam ediyor. Bunun içerde bir takım etkilerinin görülmesi gerekirdi.

Bir taraftan merkez bankası faiz indirimi yapabilir ama öte yandan yine likiditeyi sıkmak amacıyla bu likidite yöntemlerini kullanabilir diye bir sonuç çıkartabilir miyiz?

Durmuş Yılmaz: Şimdi biliyorsunuz biz 2001 krizinden aynen şu anda Amerika Birleşik Devletleri’nde kamunun bu sorunu çözebilmek için bir mali maliyet üstlendi. Türkiye Cumhuriyeti de bu sorunu çözebilmek .için bir mali maliyet istedi. Ne yaptı özelikle oluşan açıkları kapatabilmek için Türkiye Cumhuriyeti hazinesi tahvil ihraç etti bunu ilgili kuruluşlara verdi. Ve bu kuruluşlar merkez bankasına bu tahvilleri getirdi bizde bunun karşılığında piyasaya likidite verdik. Bu likidite ile de sistem içinde zayıflar ayıklandı ve sistem sağlığına kavuştu. Ve bunun sonucunda piyasaya milli gelirimizin yüzde 25’i kadar likidite verildi. Basiretli para politikası o günkü yöneticileri uygun tedbirler alarak hiper enflasyonun oluşması önlendi. Dolayısıyla bu operasyon dolayısıyla sistem sürekli fazla vermeye başladı. Yani Türkiye’de mali sistemin likidite fazlası oluştu ve merkez bankası bu likiditeyi piyasadan çekti. Para politikası genelde piyasadan 2002’den bu tarafa sürekli piyasadan para çekmek yoluyla para politikası yönetildi yönlendirildi. Fakat geçen Mayıs ayından itibaren durum değişmeye başladı. Artık piyasada likidite fazlası değil eksikliği oluşmaya başladı. Likidite fazlasının olduğu dönemde biz piyasadan para çekme oranımız politika faiz oranı olarak kullanıldı. Şimdi sistem değişiyor artık biz sisteme para vermeye başlıyoruz. Dolayısıyla merkez bankasının burada teknik bir düzenleme yaparak politika faiz oranını merkez bankasının borçlanma faiz oranını piyasadan borç alma yerine piyasaya borç faiz oranıyla değiştirmemiz gerekiyor. Biz bunun sinyallerini verdik.

Trabzon konuşmanızda biz sinyal geldi. Dediniz ki; önümüzdeki aydan faiz indirimi de dahil diğer seçenekleri dikkate alabiliriz dediniz. Bugün itibariyle hala aynı değerlendirmeniz geçerli mi?

Durmuş Yılmaz: Gerek içerdeki gelişmeler gerekse dışarıdaki gelişmelerden dolayı sadece biz değil bütün merkez bankaları son derece veriye bağımlı hale geldi. Dolayısıyla son dakikaya kadar elimize gelen her türlü veriyi değerlendirmek durumundayız. Bunu yaparken de biz en son enflasyon raporunda üç tane senaryo ortaya koyduk. Ve bunlar gerçekleşirse para politikasının duruşunu ne olacağını kamuoyuyla paylaştık. Enflasyon raporunu yayınladıktan ve kamuoyuyla paylaştıktan sonra tabi bir takım gelişmeler oldu. Gıda fiyatlarına işlenmişi işlenmemişi bizim öngördüğümüzden de öte bir gelişme oldu. Emtia fiyatlarında bir düşüş söz konusu oldu. Özellikle petrol fiyatlarında geldiğimiz nokta bizim enflasyon raporunda öngördüğümüzün altında. Fakat bunlar kalıcı mı nereye kadar gidebilir bunlarda belirsizlik var. Dolayısıyla bu olumlu gelişmeler devam ederse piyasayı sürprizlere yakalanmasın diye böyle bir sinyal verdik. Merkez bankası kötü haberlere iyi haberlerden daha fazla itibar edecektir cümlesini kullandık uzun müddet.

Yurtdışı borçlanmalar devam ediyor ama maliyetli dediniz. Sonuç olarak ekonominin herhalde şirketlerin büyümelerini devam ettirmesi gerekir ki bu maliyetleri katlanıp daha sonra borç bulabilsinler. Bu çerçevede bakınca diyelim ki petrol fiyatındaki düşüş ve onun getirdiği ticari yavaşlama çünkü dış satımda yavaşlama getirecek. Öte yandan da borç bulma olanaklarında ki olumsuzluk bu noktada enflasyondan daha ziyade tüm merkez bankaları açısından evet sürdürülebilir büyümeye ulaşmak için bir krizsel durum daha dikkatli olunması gereken durum büyüme konusunda daha ciddi sinyalleri göz önünde bulundurmak gereken durum var mı yok mu sizce?

Durmuş Yılmaz: Aynı olayın iki farklı yüzü olduğunu gösteriyor bu durum. Yani bir taraftan emtia fiyatları düşüyor maliyetler azalıyor ve dolayısıyla enflasyon oranı katlıyor. Ama öte yandan sizin mal sattığınız piyasalardaki gelirler düşüyorsa orada talep daralması varsa bu sizi bir şekilde etkileyecektir. Dolayısıyla sonuçta ortaya çıkacak durum her iki yönün optimumu ne olacak belirleyici olan husus bu. O nedenle her iki yöne de dikkatlice konsantre olmak lazım olanı biteni yakından takip etmek gerekir. Biz hep şunu söylüyoruz ve son 6-7 yıldaki gelişmeler şunu gösteriyor fiyat istikrarı olmadan ekonomik büyüme olmuyor. Ve biz şunu söylüyoruz fiyat istikrarı kendi içinde içsel bir değeri olan bir şey değil. Bu bir ham madde büyümenin ana girdisi. Dolayısıyla biz bu hammaddeyi üretmek ve sağlamak durumundayız. Ve biz bunu sağladığımız sürece büyümenin de olacağınız düşünüyoruz.

Merkez bankası açısından şu anda mali tarafta kaygılanacak bir şey var mı?

Durmuş Yılmaz: Biz bütün duyurularımızda para politikasının bugün itibariyle duruşu maliye politikasında aynen söylenenlerin yerine getirileceği varsayımına dayanıyor. Artı sadece fiyatı kamu tarafından kontrol edilen mal ve hizmetlerdeki fiyat değişikliklerini içeriyor. Bunun dışındaki herhangi bir şekilde maliye politikasında bir değişiklik olursa para politikasının duruşu da değişecektir diyoruz. Son açıklanan rakamlar bütçede bir sorun olmadığını gösteriyor. Fakat şu mümkün ki yıl sona doğru harcamalarda hızlanma olabilir. Eğer olursa biz yinede bunun yılbaşında öngörülen makro rakamlar içinde kalacağını düşünüyoruz. Bu kaldığı sürece de problem görmüyoruz. Ama bu şu demek değildir; maliye politikası bize verilmiştir ve dolayısıyla bu varsayımdan hareket edin değil. Herkesin her kesimin son derece dikkatli olması gerekir. Merkezi hükümetin bütçesiyle ilgili daha şeffaf bilgiler veriler var. Fakat yerel yönetimlerle ilgili yeterli bilgiler gecikmeli olarak geliyor bizim oralara konsantre olup oralardan gelebilecek olumsuzlukları da dikkate almamız gerekir. Fakat bugün itibariyle maliye politikasındaki herhangi bir gevşeme para politikasının duruşunu değiştirecektir diyorum.

Şu anda Başbakanın TMSF başkanı geçen hafta NTV’deki söyleşide aktardı şuan da gerek yok bir sorun yok bir mevduat güvencesini artırma ihtiyacı yok dediler. Sizin değerlendirmeniz nedir bu konuda?

Durmuş Yılmaz: Son derece nazik bir konu. Bizim şu anda içinde bulunduğumuz koşullar Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ekonomilerinin içinde bulunduğu koşullardan farklı. Yani bu şu demek değildir ki efendim böyle bit söylem bence hiç kimse ağzına almamalı yani bize bir şey olmaz falan gibi bunlar doğru söylemler değil. Biz bir dünyada yaşıyoruz bu dünyada bütün mal hizmet ve mali piyasalar entegre olmuş vaziyette. Az veya çok herkes etkilenecek. Ama yinede özele indiğimiz 2001 koşullarından farklı bir yerdeyiz. O nedenle bugün itibariyle mevduat sigortasıyla ilgili herhangi bir düzenleme yapmak yeni bir karar almak vesaire adına düşünmemiz gerekir. Yani bunu bizim olmayan bir problemi de yaratmış olabiliriz. Dolayısıyla bugün itibariyle bence bizim sistemimizde yeni bir karar alınmasını bir değişiklik yapılmasını gerektiren bir husus yok ancak herkes dikkatli olmak durumunda.

IMF ile şu dönemde standby düzenlemesi bize bir yararı olabilir mi çünkü IMF de artık dünya da eskisi gibi de görünmüyor. Siz merkez bankası olarak nasıl görüyorsunuz? IMF ile şu andaki o çalışmalar hızlandırılıp o devreye sokulsa bu dönemde daha mı iyi olur yoksa?

Durmuş Yılmaz: Bence yapılması gereken husus belirsizliğin ortadan kaldırılması. Olacak mı olmayacak mı sorusu soruluyor. Olacaksa da olmayacaksa da bunun bir an önce ortadan kaldırılıp olmayacaksa olmayacak denip biz ne yapacaksak onları yapmaya karar verelim. Benim bu konuda vardığım nokta şu; bizim IMF ile olan ilişkilerimiz gerçekten bize yardım etti. Şunun için yardım etti; yapılması gerekenler listelendi bunu sahiplenen bir siyasi irade ortaya çıktı bu siyasi irade zaman zaman zorlansa da yapılması gerekenleri yaptı. Eğer biz Türkiye Cumhuriyeti olarak kendi öz irademizle aynen IMF’nin bize yapılmasını teklif ettiklerini kendimiz ortaya koyar ve bunların bir listesini yapar bir zaman bağlarsak o zaman şu anda krediye ihtiyacımız yok. Ama bunu yapamayacaksak bir çapaya ihtiyacımız var ve bu çapada sağlanmalıdır diyorum.

Kur enflasyon tarafında merkez bankası başarılarıyla birlikte belki giderek etkinliği azalmaya başladı. Şu anda geldiğimi noktada nedir?

Durmuş Yılmaz: Şimdi ülkemizde dezenflasyon süreci ile Türk lirasının değeri arasında yakın bir ilişki söz konusu. Türk lirası değer kazandığı sürece dezenflasyon süreci bundan olumlu etkileniyor. Bu gerçeği de kabul ettikten sonra merkez bankasının kurun seviyesiyle ilgili bir politikasının olmadığını tekrar söylüyorum. Biz piyasada kurla ilgili iki tür işlem yapıyoruz. Eğer … çok yüksek ise ve ekonominin makro temelleriyle ilişkili olmadığını oradan kopuk olduğunu düşünüyorsak piyasaya müdahale ederiz opsiyon açık ve bunu da en son 2006 yılı Haziran ayında yaptık. İkincisi biz merkezi hükümetin borçlarını ödüyoruz onun içinde rezerve ihtiyacımız var. Bu rezerv biriktirmek amacıyla da piyasa da döviz arz koşulları elverdiği ölçüde döviz fiyatlarının seviyesini etkilemeden açık net şeffaf ihale yöntemiyle döviz almaya devam ediyoruz. Bugün itibariyle geldiğimiz noktada bizim ihalelerimizin kur üzerinde çok önemli etkisi olduğunu henüz görmedik. Fakat giderek dünyada artan bir sıkıntılı durum var ve b,izde bundan bir şekilde etkileniyoruz. Dolayısıyla eğer piyasa da herhangi bir şekilde döviz likiditesiyle ilgili herhangi bir olumsuzluk ortaya çıkarsa merkez bankası hızlı bir şekilde hareket edecek ve gerekli tedbirleri alacaktır. Merkez bankası 2001 krizinden sonra yaptığı gibi bundan sonrada piyasaların ihtiyaç duyduğu likiditeyi vermeye devam edecektir. Bunun için elimizde yeterli imkanlarımız var. Döviz likiditesiyle ilgili olarak da piyasa gelişmelerini yakından takip ediyoruz bununla ilgili olarak eğer yapmamız almamız gereken bir tedbir varsa elimizde gerekli enstrümanlar var gerektiğinden devreye sokarız. Ama bugün itibariyle böyle bir sıkıntı söz konusu değil.

Halkın YTL’den Türk Lirası’na geçişte benimsemeyi görebilecek misiniz?

Durmuş Yılmaz: Hem kişi bazında hem toplum bazında psikolojik olarak zarar veren iki durum söz konusu. Bunlardan bir tanesi aşırı güven diğeri de güven eksikliği aşağılık kompleksi. Eğer nefsinize çok fazla güveniyorsanız bu sizi gerçeklerden uzaklaştırabilir hakikatleri göremeyebilirsiniz ve bu da size yanlış yaptırır. Diğer ise aynı ölçüde tehlikelidir biz yapamayız biz bunun hakkından gelemeyiz bu da son derece yanlış. Biz ve diğer insanlar ülkeler gibi aklımız var fikrimi var bizde bir ortamda hareket ediyoruz. Dolayısıyla bizim için orta yolu bulmak son derece önemli. Biz paralarımızı yeniden dizayn ederken bu gerçekten hareket ettik. Toplumun ortak değerlerinden hareket edelim dedik. Ne yapalım sorusu uzun müddet tartışıldı. Paralarımızın üzerine ülkemize has bitkilerini koyalım yaban hayatıyla ilgili resimler mi koyalım Türk el sanatlarıyla ilgili figürler mi koyalım bu sorular masaya yatırıldı. Arkadaşlarımız çalıştılar. Biz önce bitki örtüsünü ve yaban hayatı çıkardık. Önceki banknotlarımızın tarihi eserler paralarımızda yer aldı tarihi şahsiyetler yer aldı. Fakat biz dedik ki ülke bir bütün dolayısıyla biz ne sadece geçmişiz ne bugünüz. Biz öyle bir şey yapalım ki Osmanlı’nın son döneminde doğmuş ama cumhuriyetin eğitim kurumlarında yetişmiş insanlarımızı da toplumumuza tanıtalım dedik. Bir takım isimle vardı. Eğer bir ülkede paranın üstüne konabilecek insan sayısı bir elin parmakları kadar az ise vay o ülkenin haline. Bizim seçtiğimizin dışında da bir çok isim çıkabilir ancak sadece 6 tane paramız var 6 kişi seçebildik. Bence son derece doğru olduğunu düşünüyorum.

 
CNBC-e Ekonomi paketine abone olmak için tıklayın

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

                        Bu habere henüz yorum yapılmamış


Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları