Ortadoğu’da ‘güç üçgeni’ şansı
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Dünya
ABD'nin Seçimi
Ortadoğu
Irak
Kıbrıs
AB
ABD
Genel
Balkanlar
O.Asya-Kafkaslar
G.Asya-Pasifik
Güney Amerika
Afrika
Dünya basını
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa » Dünya » Dünya basını

Ortadoğu’da ‘güç üçgeni’ şansı

“Arapların, Türkiye ve İran ile aktif bir blok kurma fırsatları var, ancak bunu henüz değerlendirmiyorlar. Böylelikle pusulasını kaybeden Arap dünyasının, yolunu şaşırması ve tökezlemesi sürpriz değil. Araplar bazen dost ve düşmanı tanımıyor.”

 DİĞER HABERLER

  DÜNYA - EN ÇOK OKUNAN HABERLER

Fehmi Huveydi *
NTV-MSNBC
Güncelleme: 10:04 TSİ 08 Eylül 2008 Pazartesi

KAHİRE - Türk dizisi Nur (Gümüş), Arap dünyasının dört bir yanında anormal reyting alırken-ki ben bu durumun Arapların Türkiye’ye bakış açısında devrim yarattığını düşünüyorum- siyasi gözlemler Ortadoğu’da yükselen Türk rolünün altını çiziyor. Türkiye-Afrika zirvesi, İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın ve Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’ın Türkiye’de ağırlanması, Erdoğan’ın Bağdat ziyareti, Rusya ile Gürcistan arasındaki hatta girilmesi, Ermenistan ve Yunanistan’la ilişkileri doğallaştırma çabaları ve Suriye ile İsrail arasındaki arabuluculuk gibi birçok düzeyde, Türkiye atakta.
Haberin devamı

Eş zamanlı olarak İran, Buşehr’deki nükleer tesislerinin inşası ve uzay alanında Rusya’yla işbirliği yapıyor. Cezayir Cumhurbaşkanı Buteflika’nın Tahran ziyareti sırasında köprüler kuruyor ve Irak Başbakanı Nuri El Maliki’yi karşılıyor. Ayrıca Ahmedinejad’ın İstanbul ziyareti ve Lübnan’daki grupların anlaşmasını sağlayan Katar Emiri Şeyh Hamd Bin Halife’nin Tahran ziyareti de dikkat çekiyor.

BU ÜLKELERİN BİRBİRİYLE SORUN VE ACILARI VAR
Bunun sonucunda bazı yorumcular, İran ve Türkiye’nin bölgede esaslı rol oynadığı yeni bir sistemin ortaya çıktığını söylüyor. Bu hareketlenmelerdeki yeni bir husus da, birbiriyle sorunları ve acıları olan ülkeler arasında gerçekleşmesi. Bu ülkeler çıkarları doğrultusunda, sorunların üstüne çıkıyorlar.

Türkiye ve İran siyasi olarak karşıt taraftalar. Zira, Türkiye’nin İran’ın azılı iki düşmanı, ABD ve İsrail ile bağlantıları var. Tahran’daki İslami rejimin temsilcileri, resmi ziyaretlerinde protokolün öngördüğü üzere, Türkiye’deki laik cumhuriyetin kurucusu Atatürk’ün mezarını ziyaret etmeyi reddediyor. Bu yüzden Ahmedinejad’ın ziyareti İstanbul’da gerçekleşti. Organizasyonu yapan Türkler, bunu cumhuriyetin kurucusuna hakaret olarak görmediler. Çünkü ortada protokolden daha büyük çıkarlar var. Türk hafızasında İran, Ankara’ya baskı yapmak için doksanlı yıllarda PKK’yla ilişki kuran bir devlet. Safaviler ile Osmanlı arasındaki acı çekişmenin de hala Türk hafızasında yeri var. Aynı zamanda Ankara, İran’ın Irak’taki etkinliğinden endişeli ve bunu bölgedeki dengenin ihlali olarak görüyor.

Suriye’ye gelince... Türkiye 1998’de PKK’yı desteklemesi ve PKK lideri Öcalan’ı barındırması sebebiyle Şam’ı savaşla tehdit etmişti. İki ülke arasında tarih, 1939 yılından beri Hatay meselesi, su sorunu, Ankara’nın 1948’de İsrail’i erkenden tanıması gibi konular sebebiylei gerginliklerle dolu. Şimdi şartlar 180 derece değişti ve Ankara, Suriye ile İsrail arasındaki görüşmelerde arabulucu oldu.

TÜRKİYE VE İRAN SADECE ‘KOMŞU’ DEĞİLLER
Türkiye ve İran, Arap dünyasıyla birlikte (özellikle Mısır), siyaset uzmanı Dr. Cemal Hamdan’ın ‘Emperyalizm’in stratejisi ve kurtuluş’ adlı kitabında bahsettiği ‘Ortadoğu’daki güç üçgeni’ni oluşturuyor. Durum böyle olduğu için, bizler Türkiye ve İran’ı sadece coğrafik şartların dayattığı komşulardan ibaret olarak görürsek hatalı davranmış oluruz.

Her iki ülke tarihte bize eşlik ettiler. Emevi hilafetini miras alan Abbasi devleti, İranlı unsurların omuzları üzerine kuruldu. Abbasi döneminde en büyük İslam medeniyeti merkezleri, Farslar ile Araplar arasındaki etkileşim üzerine kuruldu. İki asırdan az bir süre sonra Türk unsuru, Osmanlı devletinin şemsiyesi altında bölgenin tarihinde bariz rol oynadı. Fakat Müslüman doğu, 16’ıncı yüzyıldan itibaren İran’da Safeviler ve Türkiye’de Osmanlılar arasında bölündü. Bu ayrılık Birinci Dünya Savaşı akabinde, doğunun çeşitli ülkelere bölünmesine zemin hazırladı. Savaştan galip çıkanlar bölgenin parçalanmasında anlaştılar.

BÖLGE HALKININ ORTAK PAYDASI İSLAM
Ancak Araplar, İranlılar ve Türkler, batıda Fas’tan doğuda İran’daki Meşhed’e, kuzeyde Türkiye’den güneyde Yemen’e kadar uzanan geniş bir alana yayılmış, birbirine tutunmuş coğrafi bir kütleyi temsil ediyor. Bu coğrafi kütle Afrika, Asya ve Avrupa’nın bir kesimine uzanan konumuyla dünyadaki en önemli deniz koridorlarını elinde bulunduruyor. Hürmüz Boğazı, İstanbul ve Çanakkale Boğazları, Süveyş Kanalı gibi. Ayrıca en büyük uluslararası petrol rezervlerinin yanısıra, önemli gaz rezervlerine de sahip. Bütün sanayi dünyasını besleyen petrol ve gaz boru hatları bu bölgeden geçiyor. Bölge halkları arasındaki en büyük ortak payda ise, İslam inancı.

Aktif bir blok kurmak için seçkin fırsatlar sağlayan bu arka plan, Arap stratejisinde henüz yer almıyor. Bu stratejinin yokluğunda Arap dünyası yol gösterici pusulasını kaybetti. Bu yüzden, yolunu şaşırması ve tökezlemesi sürpriz değil. Araplar bazen dostunu ve düşmanını tanımıyor, başkalarının planlarına ve stratejilerine katılıyor. Böylelikle zaman içinde şöyle ironik gerçekler oluşuyor:

* Amerikan-Arap ilişkileri, Arap-Arap ilişkilerinden daha güçlü hale geldi.
* ABD’ye, bölgeyi ılımlılar ve radikaller diye bölme fırsatı sağlayan bir güç verildi. Hatta ABD’ye, bölgenin dış politikası yanı sıra ekonomik ve kültürel şartlarına müdahalede bulunma cesareti sağlandı.
* Bazı Arap ülkeleri, İsrail’le anlaşırken diğer Arap ülkeleriyle husumet içine girdiler.
* Bazıları İsrail’i değil de İran’ı Arapların birinci düşmanı olarak gördü.
* İsrail, Türkiye ve devrim öncesi İran’da önemli bir aktör iken, Arap dünyası komşu iki ülkede hiç yoktu.
* İsrail, birçok önemli güvenlik toplantısında temsil edilirken, bazı Araplar İran’ın Körfez İşbirliği Konseyi toplantısına katılmasını uygun bulmadılar ve Türkiye’nin Arap Birliği’ne gözlemci olarak üye olma talebini reddettiler.

* Mısır gazetesi El Ehram, 26 Ağustos 2008, Arapçadan çeviri: Halil Çelik

 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

cenk  - İstanbul
06 Eylül 2008, Cumartesi 07:31  
sonuçta arap yani bu petrol zengini sonradan görme insanlar neyin ne olduğunu bilmiyorlar çok doğru ve gerçekçi bir rapor.birde müslüman olacaklar bunlar kendi milli bütünlüklerini bile sağlayamayan aciz insanlar

onur karamanlı  - Aydın
05 Eylül 2008, Cuma 21:23  
Öyleki Araplar Lawrance"dan sonra işin iyice suyunu çıkardılar. Bilindik üzere İnlizlere çok güvenen Arap dünyası yıllar sonra "besle kargayı oysun gözünü" misali ortada kalıverdiler. Bakalım Osmanlı "nın torunlarına güvenmeyi ne zaman öğrenecekler...?

Emre  - İstanbul
05 Eylül 2008, Cuma 16:46  
Tarihten dersler: 1- Kimseye sırtını dayamayacaksın (özellikle de Araplara). 2- Ülkelerin ezeli ve ebedi dostları yoktur, ezeli ve ebedi çıkarları vardır. 3- Su uyur düşman uyumaz.

Bütün Görüşleri Oku

Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları