ABD, Rusyanın mevcut dünya düzenini terkettiğini henüz kavrayamadı, ancak yeni Soğuk Savaş başladı bile. Orta vadede Azerbaycan, Ukrayna ve Gürcistan, Rusyanın nüfuz bölgesine geri dönmek zorunda kalabilir. Türkiyenin stratejik önemi ise artacak.
WASHINGTON - Bundan 15 sene önce Moskovada yaşayıp çalıştığım dönemde, Volodya adında bir şoförüm vardı. Rusyanın o sırada içinden geçtiği ağır ekonomik ve sosyal çalkantı ortamında, ailesinin geçimini sağlamaya çalışıyordu. Rusça öğrenmeye yeni başladığım o sıralarda, hiç İngilizce bilmediği için, onunla Rusça muhabbet etmeyi öğrendim. Sessiz, sakin, yumuşak kişiliğiyle tanıdığım Volodya, bir gün bana, yumruklarını sıkarak, anlayacağım şekilde Batı ve en başta ABD bize köpek muamelesi yapıyor, bunu hak etmiyoruz, biz iyi insanlarız, köklü ve şerefli bir milletiz dediğinde şaşırdığımı hatırlıyorum. Volodyayi şimdi daha iyi anlıyorum. 300 yıllık emperyal geçmişe sahip Rusya, yüksek enerji fiyatlarının da önemli katkısıyla ayaklarının üstünde yeniden durup emperyal geleneğine geri dönmeye başlarken, bir yandan da Batı tarafından 17 yıldır aşağılanmasının ya da aşağılanma olarak algıladığı durumun intikamını alıyor.
Rusyanın Gürcistanı işgali sırasında ve sonrasında özellikle ABDnin dile getirdiği uyarı ve tehditler ise, Rusyayı henüz anlamadıklarını ortaya koyuyor.
Başkan George W. Bush, en sert konuşmalarından birinde, yıllardır Rusyanın Batıya entegre olmasına çalıştıklarını ve Moskovanın saldırgan tutumunu bırakmaması halinde bundan vazgeçeceklerini anlatırken, Moskovadan kahkaha seslerinin geldiğini duyar gibi oluyorum. Eski Devlet Başkanı ve yeni Başbakan Vladimir Putinin liderliğinde Rusya, tiksindiği, hakir gördüğü Batının düzenine dahil olmak istemiyor ki... Tam tersine, emperyal düzenine geri dönmenin hesaplarını yapıyor ve koşullarını kendisi empoze ediyor.
SEMBOLİK TEHDİTLER YARARSIZ NATO, Rusya ile ilişkileri askıya alma tehdidinde bulunurken Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev, NATO ile tüm bağlantılarını kesmeye hazır olduklarını vurguluyor. ABD, Rusya ile Soğuk Savaşa dönülmesini istemediğini anlatıyor. Medvedev, Biz de istemeyiz, ama buna hazırız diyor. Batı, Rusyanın Dünya Ticaret Örgütüne alınmayabileceği uyarısını dile getirirken Moskova Dünya Ticaret Örgütü ile ilişkilerini kendisi sınırlamaya başlıyor. Batı, Soçideki 2014 Kış Olimpiyatlarına katılmayabileceğini ifade ederken, Rusyanın cevabı, katılmazsan katılma oluyor. Bu tip sembolik yaptırımların hiçbir etkisinin olmayacağı, Batının yüzüne çarpılıyor.
Batının yıllardır Moskovaya yaptığı demokrasi çağrıları, Rus yönetimince ve daha önemlisi nüfusun önemli bölümünce kızgınlıkla karşılanıyor ve Rusyayı bölme ve yok etme çabası olarak anlaşılıyor. Yüzyılların otokratik geleneğine sahip Rus halkının çoğunluğu için özgürlük ve demokrasi değil, istikrar, güvenlik, düzen ve büyük Rusya önem taşıyor. Moskovanın Güney Osetya ve Abhazyanın bağımsızlığını tanıması, nüfusun ezici çoğunluğunca haklı bulunuyor. Putinin otokratik rejimini en başta Rus halkı destekliyor.
Bu ortamda, ABDnin sembolik önlemlerden çok daha fazla can acıtacak olan ve statükoyu değiştirme ihtimali bulunan, Polonya ile füze kalkanı anlaşmasını imzalaması, en iyi ihtimalle uzun yıllar sonra etkisini göstermeye başlayabilecek.
BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ GİBİ ABDnin, Montrö Sözleşmesi kurallarına uyacak şekilde, görünüşte insani yardım amaçlı, ancak esasta Karadenizde askeri varlık göstermeyi hedefleyen adımı da, Karadenizde gerginliğin artması sonucunu veriyor. Amerikan donanmasına bağlı savaş gemilerinin Gürcistana ulaşmasıyla eş zamanlı olarak, Rusların Karadeniz donanması da, Gürcistan karasularının büyük bölümünü kontrol etmeyi sürdürüyor ve Moskovadan ağır suçlamalar geliyor. ABDnin bu en etkili misillemesinde, Karadeniz potansiyel bir düello alanına dönüşüyor.
Rusyanın NATOdaki temsilcisi büyükelçi Dimitri Rogozin, genel gerginliği, Birinci Dünya Savaşının başlamasından önceki durumla kıyaslayacak kadar ileriye gidiyor ve krizin ilk çıkmasında önemli rolü olan ve bir Amerikalı uzmanca amfetamin içmiş bir Iraklı gibi diye nitelendirilen Gürcistan Devlet Başkanı Mihail Saakaşviliyi, 1914te Avusturya-Macaristan veliaht prensi François Ferdinandı öldüren Sırp terörist Gavrilo Principe benzetiyor.
Örnekleri çoğaltmak mümkün, ama özetle Rusyanın Batıya ve ABDye karşı mesajı, ne yaparsan yap, senden çekinmiyorum oluyor. Bunlar meydana gelirken de Batı dünyası, paramparça bir görüntü veriyor.
Bütün bu örnekleri Ruslara hak vermek için anlatmıyorum. Tam tersine Rusların, büyük ölçüde hukuken ve ahlaken haksız olduğunu düşünüyorum. Ama, Washingtonda Amerikalı ve diğer muhataplarıma zaman zaman şakayla karışık dile getirdiğim Putini sokakta 100 metre ileride görsem, ya kaçarım, ya da saklanırım sözünü ortaya koyuyorum. Rusyanın çok tehlikeli olduğunu düşünüyorum.
SOĞUK SAVAŞA GERİ DÖNÜŞ Bu ortamda teşhisi doğru koymak gerekiyor: Batıda Soğuk Savaşa geri mi dönülüyor? tartışması hızlanırken, gerçeği artık kabul etmek gerekiyor. Rusyanın Gürcistanı işgali ve arkasından gelen adımlarıyla Soğuk Savaş, en azından bir boyutuyla fiilen yeniden başlamış durumda. Rusyanın da aslında buna bir süredir hazırlanmış olduğu, eylemlerindeki organizasyon, çabukluk ve kararlılıktan ortaya çıkıyor. Batı ise, yeni Soğuk Savaşa hazırlıksız yakalanmış durumda.
Hemen vurgulayalım, Rusyanın en büyük ve stratejik silahı, askeri yönden genelde ABDnin çok gerisinde kalmasına karşın, hala ABDnin tamamını ve Avrupayı birkaç defa imha etmeye yetecek nükleer imkanlara sahip olmasından kaynaklanıyor ve görünen gelecekte bu durum değişmeyecek.
RUSYANIN HENÜZ DEVREYE GİRMEMİŞ ENERJİ SİLAHI VAR Son 10 yılda bu tehdidin ortada olmaması, Rusyanın imkanlarını kaybetmesinden değil, nispeten uysal davranmasından kaynaklanıyordu. Şimdi artık Putinin yeni Rusyası var ve Moskova, artık bir şekilde eski dehşet dengesine dönmeye hazır görünüyor.
Rusyanın elinde bir de devasa enerji (petrol, doğal gaz) silahı var ve bu henüz devreye girmiş değil. Avrupanın (ve bu arada Türkiyenin), Rusyanın doğal gazına önemli ölçüde bağımlılığı var. Bu durum, Rusyaya en sert çıkan Polonya, Baltık Cumhuriyetleri gibi eski zorla komünist ülkelere, Bu kış ne yakarak ısınmayı düşünüyorsunuz? diye sorulmasını gerektiriyor.
YENİ PAYLAŞIM MI? Soğuk Savaşa geri dönüş ise, muhtemelen yeni bir paylaşımı gündeme getirecek gibi. Moskova, kendi anlayışına göre, Gürcistandaki adımlarıyla zaten kendisine ait olanı geri almaya başlıyor ve burada Gürcistan son nokta değil.
Rusya, artık NATOya ve ABye girmiş eski uydularını yeniden ele geçirmenin peşinde değil, ancak eski SSCBnin geriye kalan 12 cumhuriyetinde tam nüfuzunu yeniden kurmaya kararlı görünüyor. Bunlar arasında da özellikle, Gürcistana ilave olarak, Batı ile bir şekilde yakın ilişkileri olan ve bu tip ilişkiler kurmaya çalışan Ukrayna, Azerbaycan ve Moldova var.
Bunlardan Azerbaycanda İlham Aliyev yönetimi, dengeli davranmaya çalışırken, bir taraftan da çok derin kaygı içinde. Moldova, tir tir titriyor. Ukrayna da Devlet Başkanı Viktor Yuşçenkonun hala Rusyaya karşı efelenmesine karşın, bu ülke etnik olarak bölünmüş durumda (nüfusun yüzde 40ına yakınını oluşturan Rusça konuşanlar, yani Ruslar, güneyde ve doğuda oturuyor ve Moskovaya sadık) ve Yuşçenko popüler değil.
ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney, gelecek hafta Gürcistan, Azerbaycan ve Ukraynaya gidecek ve Dayanın çocuklar, arkanızda biz varız diyecek. Ancak Bush yönetimi Ocakta iktidardan inecek ve bu yönetimin, Rusyaya karşı sözünün arkasında duracak gücü yok. Yeni Soğuk Savaşın kuralları, muhtemelen yeni Amerikan başkanıyla görüşülecek.
Bu ortamda, kendi mentalitesine göre kendisine ait olanı geri almaya kararlı Rusyanın fiziken önüne geçecek pek fazla bir engel yok gibi. Sonuçta, mutlaka işgal yoluyla olması gerekmiyor, ancak Ukrayna, Gürcistan, Azerbaycan ve Moldovanın, orta vadede yeniden Rusyanın nüfuz alanına geri dönmek zorunda kalması muhtemel görünüyor.
Ya Türkiye? Bu konu ayrı ve ayrıntılı bir inceleme gerektiriyor, ancak kısaca, her durumda Türkiyenin stratejik önemi, istemediği ölçüde artacak. Türkiye, ya yeniden Rusya ile fiilen komşu olacak, ya da Kafkasyaya kara ve denizden ulaşımın Rusya dışındaki tek Batılı yolu olarak kalacak, ki iki durum da yeni ve önemli bir durumu ortaya çıkaracak.
bence dünya artık ABD güdümünden
tamamen çıkmaK İSTİYOR. bu
emperyalist güç ve avrupalı
köleleri dünyayı sadece sömürmek
için çalışıyor bu yüzden
türkiyenin çok iyi bir denge
politikası izlemeli ve hiç bir
komünist-emperyalist güçlere teslim
olmadan yeni yollar aramalı.sırtını
tek tarafa dayayıp, diğer tarafa taş
atmamalı,yoksa taş dönüp dolaşıp
bize çarpar
Osman Karapür - Ankara
30 Ağustos 2008, Cumartesi 19:50
Hala SICAK deniz peşinde mi bunlar ?
suleyman şimşek - İzmir
29 Ağustos 2008, Cuma 01:20
dunyada her zaman savaş vardır ve
insan oğlu yaşadığı mudetçede savaş
olacak cunku savaşın adı insandır