Gül, Köşk’teki 1 yılını NTV’de anlattı
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Türkiye
Ergenekon Davası
Politika
Dış politika
Genel
Polis - adliye
Yerel
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa » Türkiye

Gül, Köşk’teki 1 yılını NTV’de anlattı

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Çankaya Köşkü’ndeki 1 yılını NTV’de katıldığı canlı yayında değerlendirdi.

 DİĞER HABERLER

  GÜNCEL - EN ÇOK OKUNAN HABERLER

NTV-MSNBC
Güncelleme: 22:08 TSİ 27 Ağustos 2008 Çarşamba

ANKARA - Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, iç politikadan dış politikaya özel yaşamından yaptığı atamalara kadar pekçok konuda NTV Ankara Temsilcisi Murat Akgün ile Siyaset Danışmanı Ruşen Çakır’ın soruları yanıtladı. Gül, tüm aldığı kararlarda vicdanının rahat olduğunu söyledi ama özeleştiri yapmaktan da çekinmedi.
Haberin devamı

Murat Akgün: Siz cumhurbaşkanı olduktan sonra yorumlar yapıldı çok hareketlidir canı sıkılır dendi kimi o benim cumhurbaşkanım olamaz dedi. Kısacası siz herkesin cumhurbaşkanı olma hedefine ulaşabildiniz mi bu çerçevede bir yılın kısaca bir değerlendirmesini alabilir miyiz?
Her şeyden önce ben konumum farkındayım. Cumhurbaşkanı seçildikten sonra anayasaya göre sorumluluklarımı biliyorum ve cumhurbaşkanı seçildikten sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığım yeminimi iyi biliyorum ve daima o yeminimi hatırımda tutarım ve daha sonrada mecliste yaptığım konuşmada gerek cumhurbaşkanı seçildikten sonra gerekse Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışı hemen ondan sonra olduğu için orada yaptığım daha kapsamlı konuşmada da bütün düşüncelerimi nasıl bir cumhurbaşkanı olacağımı nelere önem verdiğimi neleri yapacağımı bunları orada paylaşmıştım. Bir sene içinde bütün bunlara bağlı olduğuma inanıyorum. Çünkü cumhurbaşkanlığı makamı siyasi bir makam değildir cumhurbaşkanı anayasamıza göre Türkiye Cumhuriyetini Türk milletinin birliğini bütünlüğünü temsil eder. Ben cumhurbaşkanı olarak devletin başıyım ve bu sıfatlar bütün bunları yapıyorum. Ayrıca anayasanın uygulanmasını temin eder bunu gözler ve bütün devlet kurumları arasında da en iyi şekilde uyumu sağlamakla görevlidir. Bunları hep daima zihnimde tuttum. Tabii ki bütün bunları yaparken yeminde de belirttiğim gibi bağlı olmama gereken ilkeler önem vermem gereken konular ve tarafsızlığım bunlar çok önemlidir. Bunlara bağlı kaldığıma ve özen gösterdim bundan sonra da tabi özen göstermeye devam edeceğim. Benim için önemli olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesi kucaklamak herkesi beni sevebilir sevemeyebilir bana oy vermiş olabilir vermemiş olabilir mecliste veya dışarıda farklı zeminlerde. Ama ben hepsinin hakkını hukukunu gözetmek durumundayım. Bu bilinç içindeyim ve böyle devam edeceğim.

Gül: Yeminime sadığım, vicdanım rahat

Ruşen Çakır: Yani vicdanınız bu anlamda rahat.
Vicdanım evet bu anlamda rahat. Tabii ki siyasi amaçlı çeşitli yazılar çeşitli görüşler serbest bir ortam içinde açık toplum içinde söyleniyor yazılıyor çiziliyor. Ama ben vicdanen rahatım. Çünkü gerçekten buna önem veriyorum bu makam siyasi bir makam değil. Siyasetin içinden geldim şüphesiz ki ama siyaseti bıraktım. Dolayısıyla gözetmem gereken hususlar ayrıdır. Böyle onurlu şerefli yüce Türk milletini temsil etmek gibi bir durumda olan bir kişi için diğer konuların hepsi gerçekten çok küçük kalır.
Ruşen Çakır: Sizin cumhurbaşkanı olarak ilk gittiğiniz ülkelerden birisi Gürcistan’dı. Çok ciddi bir dönemeçten geçiyor bölgemiz Kafkasya ve hatta bunun bir dünyayı kapsayabileceği yeni bir soğuk savaş olabileceği şeklinde değerlendirmelerde var. Burada sizin bakışınız nedir?
Benim ilk seyahat ettiğim ülkelerden birisi oldu ama daha önemlisi son iki ay iç,inde neredeyse iki kere bir araya geldik Gürcistan devlet başkanıyla. Bugün karşılaştığımız sorun potansiyel olarak vardı uzun süredir. Bu bakımdan gerek Gürcistan’la gerek daha sonra bir araya geldiğimiz iki seferde de bu konuyu da kendisiyle o zaman konuştum ve çok hassas bir konu olduğunu çok dikkatli hareket edilmesi gerektiğini kendisiyle paylaşmıştım. Maalesef bugün ortada sıcak durum var tabi. Kafkaslar bizimde bölgemizdir istikrar huzur barış bizimde çıkarımızadır. Zaten halklar birbirine bağlı halklardır. Bizdeki nüfusumuza bakarsanız Kafkasların her bölgesinden vatandaşlarımız vardır Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarımız vardır. Oralarda yine akrabalarımız vardır. O açıdan kan ve gözyaşı bizim hiç görmek istemediğimiz bir konudur Onun için bu işlerin konuşarak diyalogla çözülmesini daima biz önerdik.Her ortamda bu konularda dikkati çektik. Bugünde bu doğrultuda çalışma içindeyiz. Ben olay çıktıktan sonra gerek Gürcistan devlet başkanıyla gerekse Rusya devlet başkanıyla konuştum. Başbakanımızın ziyaretleri oldu dışişleri bakanı arkadaşlar bana bilgi veriyorlar. Yoğun bir temas ve çalışma içinde bugünde bir çok görüşmeler yapmış. Bu işlerin dışında kalamayız tabi güçlü bir şekilde bu bölgede istikrar için uğraşacağız. Bir taraftan müttefiklerimiz şüphesiz var bir taraftan komşularımız söz konusu. Burada Türkiye’nin dikkatli dengeli ama kararlı bir şekilde doğruları şeffaf bir şekilde sorulması ve bunlar içinde uğraşması gerekir yapılanda bu.
Ruşen Çakır: Bu dış politika konusunda çok tecrübe sahibisiniz ve reel politiği çok iyi biliyorsunuz. Bugün için iyimser olmanın şartları mümkün mü ben çok olamıyorum açıkçası?
Bölgemizde daima dikkatli olmak gerektiğini her zaman söylerim onun için Türkiye’nin daima güçlü olması gerektiğini güçlü olmanın da nelerden geçtiğini kamuoyuyla hep paylaşmışımdır. Şüphesiz ki dünden itibaren yeni bir safha almış oldu bu sorun. Rusya’nın bu kararı alması Osetya ve Abazya’yı tanıması herkes tarafından biraz aceleci bulundu. Çünkü Gürcistan’ın toprak bütünlüğü ve egemenliği herkes için önemli BM’nin tanıdığı ve sınırlarını tanıdığı böyle bir ülke. O açıdan zorlandı ama bunun altında bir çok saiklar bir çok gerekçeler şüphesiz ki var bunlarda tartışılıyor. Yani sadece Gürcistan bağlamında değil bunun dışında da başka şüphesiz bazı saiklar ve bazı meseleler var.
Murat Akgün: KKTC’ye bunun yansıması nasıl olabilir? KKTC’de bizim açımızdan benzeri bir durum. Beri taraftan bizim bir de pakt önerimiz var. Bugün mesela Rus büyük elçisi olabilir ama çok büyük haberler peşinde değiliz dedi. Ermenilerden hala bir ses yok. Ne dersiniz o pakt önerisi biraz havada mı kaldı?
Hayır başta tabi bir öneri bir düşünce ortaya atılınca o sanki yarın gerçekleşecek ertesi günde bunun imzaları yapılacak gibi bunu algılamak yanlış.. Bu Türkiye’nin bölgedeki istikrar sorunların daha büyük bir problem olmadan çözümüne yönelik bir platform oluşturmayla ilgili gündeme getirdiği bir konudur. Orta doğuyla ilgili de bazen Türkiye’nin önemli girişimleri söz konusu olduğunda eleştirileri hemen görüyorum sanki ertesi gün koskoca orta doğu problemini Türkiye bir sihirli değnekle çözecek gibi algılanıyor halbuki böyle değil.
Murat Akgün: Peki o zaman Ermenistan’ı sormak istiyorum. 6 Eylül’de maç var gidecek misiniz henüz bir kararınız var mı?
Henüz bir karar vermedik neticeyi muhakkak paylaşacağız.
Ruşen Çakır: Amerika’dan döndüğümde dışişleri bakanıyken bir sohbet etmiştik bakanlıktaki makamınızda. Cumhuriyet mitinglerini o zaman sormuştum siz bana demiştiniz ki ben cumhuriyet mitinglerini girerim oradaki insanlara tek tek gidip konuşabilirim ben bundan çekinmem demiştiniz. Şimdi son bir yıldır Türkiye’de çok ciddi kutuplaşma bir gerginlik yaşandı. Anayasa mahkemesi kararından sonra bu bitti mi bitmedi mi tartışmasını ayrı bırakalım ama toplumda bir gerginlik var. Ve cumhuriyet mitinglerinde kendini gösteren kitlelerin sizin cumhurbaşkanlığınızla da bir sorunu var. Bu bir yıl içinde cumhuriyet mitinglerin giden profildeki insanlarla nasıl diyaloglar kurdunuz ya da kurmaya çalıştınız mı? O insanların özellikle laiklik konusu ekseninde olan bir takım kaygı ve endişeleri var biliyoruz. Bunların giderilmesi konusunda neler oldu?
Bir halkın mutabakatıyla veya seçimlerde yüzde yüz yüzde 90 oyunu alarak seçilen ülkelerin nasıl ülkeler olduğunu biliyorsunuz. Demokratik ülkelerde çoğulcu ülkelerde tabiki cumhurbaşkanları başbakanları hükümetleri destekleyenlerde olacaktır desteklemeyenlerde olacaktır bu gayet normaldir. Eğer zaten böyle olmazsa o rejimle ilgili kuşkular dile gelir. Malum rejimlerdir bunlar oyunun şu kadarını aldı cumhurbaşkanı oldu diyen. Türkiye’de herkesin fikrini yasalar ve kanunlar içinde açıkça ifade edebilmesi tenkitlerini yapabilmesi eleştirilerini ortaya koyması bu bizim gurur duyacağımız bir ortamdır böyle bir ülkeyle gurur duyarız açıkçası. Bir de bütün bunların yasaklandığını düşünün insanların içinden geçeni ifade edemediğini düşünün. Türkiye’deki bölünme veya farklı farklı düşünceler bunlar doğrusu olanın ötesinde yansıtılıyor. Tabii ki çok ayrı düşüce de olan insanlar birbiriyle mücadele eden siyasi gruplar bunlar var. Ama bazı ülkelerdeki bu amansız bölünmüşlük söz konusu değil buna inanmıyorum ben. Ayrıca Türkiye’de hepimizin çok büyük ortak paydaları var bunlar söz konusu olduğunda insanların herkesin nasıl bütünleştiğini herkesin nasıl bir nefes bir soluk olduğunu da gösteren çok çok anlar olmuştur. Türkiye’deki bu bölünmüşlük denilen şeyin olduğunun ötesine geçirmemek gerekir. İnsanlar beraber yaşar insanlar çok farklı düşüncedeki insanlar birbiriyle evlenirler alışveriş yaparlar. Bunlar söz konusu değil ama ifade ederken bir araya geliyorlar ve bazen çok keskin şekilde düşüncelerini ifade ediyorlar. Bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını temsil ediyorum. Dolayısıyla onların hepsinin düşüncelerini hissiyatlarını anlamam gerekir. Benim en çok önem verdiğim konulardan birisi zaman zaman kendimi başkalarının yerine koyup öyle düşünmektir. Ben bunu siyasi hayatımda da gerçekleştirmeye o zamanda önem vermişimdir. O açıdan vatandaşlarımın farklı düşünceleri anlıyorum ve görüyorum. Cumhurbaşkanı olduğum süre içinde de temas kurarken davet yaparken hiç bir ayrım yapmadım. Benimle ilgili kampanya yapanlarda dahil bu kampanyaları organize edenlerde dahil gazetelerini bunlara ayıranlar televizyonlarını köşelerini bunlara ayıranlar da dahil hepsini ben bu köşke davet ettim. Kimi geldi kimi gelmedi ama gelenlerde çok oldu onu söylemek isterim. Davetleri oldu davetlerine katıldım.
Murat Akgün: Peki hiç gelmeyeceğini bile bile davet ettiğini oldu mu? Bu kişi gelmez ama yinede bizim görevimiz davet edelim dediğini oldu mu?
Hayır ben onu doğrusu düşünmem. Özellikle bazılarının hani benim acaba onlarla ilgili farklı düşüneceğimi hissederler mi diye özellikle davet ettiğim insan çok sivil toplum örgütünün temsilcisi olmuştur. Buralarında kendine has kuralı vardır o çerçeve içinde. O açıdan benim hiç bir önyargım söz konusu olamaz. Çünkü o zaman ben bu makamı hak etmemiş olurum. Eğer ben başka düşüncelerle ayrım yaparsam tarafsızlığımı zedelerim.
Murat Akgün: İşin bir de muhalefet ve iktidarla hükümetli ilişkiler kanadından bakmakta yarar var diye düşünmüştük. Size yönelik eleştirişlerden bir tanesi hükümetle arasına çok mesafe konamadı gelen her türlü yasa taslağı atama hemen onaylanıyor dendi. Bir taraftan da özellikle ana muhalefetle gözle görülür bir soğukluk var. En son sayın Baykal’la Mart ayında bir yemekte beraber olmuşsunuz. Ne dersiniz soğukluğu aşmamın bir imkanı olacak mı ikici yılın başından itibaren?
En başında söyledim size insanlar beni desteklemeyen desteklemez onların bileceği iştir ama benim görevimse herkese eşit mesafede olmak ve herkesi kucaklamaktır. Yine anayasanın verdiği görev gereği bütün anayasal kurumlarla uyum sağlamaktır. Eminim ki sizlerde hep bunu takip ettiniz çünkü en çok burayı takip eden sizlersiniz. Düzenli bir şekilde görüşmem gereken istişare etmem gereken kişilerle başta sayın başbakan olmak üzere genel kurmay başkanı ve diğer devlet görevlileriyle hiç aksatmadan belki hiç bir dönemde olmadığı kadar düzenli görüşmelerimizi istişarelerimizi yaptık. Bana verilmesi gereken bilgiler daima vaktinde zamanında en güzel şekilde verildi. Bunun ötesinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki bütün partilerin başkanlarıyla da görüşmeler yaptım. Bunların hepsi bahsettiğiniz sayın Baykal’da dahil olmak üzere baş başa görüşmelerim oldu hepsiyle önemli konuları söz konusu olduğunda hepsini davet ettim hepsiyle uzun uzun konuştum hepsinin görüşlerini aldım bu gönülleri değerlendirip aktarmam gerekerek yerlerde aktardım. Konuşmam gereken faydalanmama gereken yerlerde faydalandım ayrıca hepsini bir masanın etrafında topladım gelmeyen oldu şüphesiz ki ama kendi taktiri. Ama bütün siyasi partilerin başkanlarını bir masanın etrafında topladım yine önemli günlerdi. Ayrıca mecliste temsil edilmeyen ama vaktiyle Türk siyasi hayatında önemli rol oynamış siyasi partilerin başkanlarını yine bu Çankaya’da topladım oturduk konuştuk. Ben doğrusu üstüme düşenleri gayet dikkatli bir şekilde yapmaya çalışıyorum tabiki. Davetlerimi hiç ayrım yapmadan herkese yaptım. Ayrım yapmadım hiç kimseye bir dışlanmışlık hissi vermedim daha önce Çankaya’ya çıkmayanları da davet ettim. Ayrıca bazı ziyaretlerime milletvekillerini götürdüm. Muhalefet partilerinin milletvekillerini belli oranlar içinde davet ettim katıldılar yurtdışı ziyaretlerimde. Tabi bunun dışında siyasi organlarının kendi bazı kararları söz konusu oluyor siyasi oluşumların partilerin onlara tabiki benim müdahale etme durumum yok.
Murat Akgün: Sayın Baykal’la ve sayın Bahçeli’yle mesela ilişkilerinizin istediğiniz düzeyde olduğunu söyleyebilir misiniz?
Ben bir araya geldiğimde hepsiyle gayet açık net onlarda düşüncelerini içerikli bir şekilde benim paylaştılar bende gayet içerikli bir şekilde düşüncelerimiz görüşlerimi kendileriyle paylaştım.
Ruşen Çakır: Şimdi bizim NTV’nin web sayfasında dün bu röportajın duyurusu yapıldığında okuyucu yorumları hemen yapılmamış röportaja yorum geldi. Bir tanesi sadece bir yılda iki veto yazmış sadece o kadar.
Peki daha önceki cumhurbaşkanları benden önceki sayın cumhurbaşkanı ve 9. cumhurbaşkanı onlar bir yılda kaç veto etmiş.
Ruşen Çakır: Ben şahsen bilmiyorum.
Ama bu da sizin göreviniz. Benden önceki sayın cumhurbaşkanı bir veto etmiş benden önceki cumhurbaşkanı 2 veya 3 veto etmiş ilk yılında. Bu siyasi amaçlı yapılmış bir şey. Tabii ki ben gelen yasaların şu kadar çoğunu veto ettim diye övünmem açıkçası. Arzu ederim ki hiç olmasın her şey gayet düzgün bir şekilde gelsin. Niye Türkiye Büyük Millet Meclisi bir kere daha çalışsın yazık değil mi? Ama bütün bunlara rağmen yanlışlar oluyor bazen noksanlar söz konusu oluyor. O zaman benim görevin anayasanın bana verdiği görev çerçevesi içinde görevimi yapmam gerekir. Bunu şimdi benden önceki sayın cumhurbaşkanı o web sitenizi ben söyleyeyim benden önceki sayın cumhurbaşkanları bu atamalarla ilgili neler yapmışlar nasıl davranmışlar bir senede o rakamları koyun. Aslında bizim web sayfamızda var.
Ruşen Çakır: Burada ben sizin ilk yaptığınız atama yanlış hatırlamıyorsam doğrudan atadığınız YÖK başkanı. Açıkçası sizin size umutla bakan bazı çevreleri de hayal kırıklığına uğrattığınızı gözledim ben. Tüm toplumun tüm kesimlerin bir takım isimlerinin gelebileceğini son başörtüsü meselesinde gördük YÖK’ün ne kadar kritik bir yerde olduğu orada mesela YÖK başkanı atamanızda bir hayal kırıklığı yarattığınızı bazı çevrelerde.
Olabilir tabi bazı çevreler öyle görebilir. Şüphesi ki Türkiye’de çok değerli insanlar var. Yani çok başka isimlerde olabilirdi. Önemli olan uygulamalarını ben YÖK başkanını atadıktan sonra ona söylediğim şey şudur; YÖK’te herhangi bir bölünmüşlüğün olmaması. Çünkü daha önce bir bölünmüşlük vardı YÖK içinde. Çalışmaların ok dar bir kadroyla yapılıyordu. Bunun muhakkak giderilmesini sadece üniversiteler,n kalitesinin yükseltilmesi rekabetin arttırılması bilimin ilmin araştırmaların geliştirilmesi buna yönelmeleri bir ayrımcılık bir ideolojik davranış bunların altını kesinlikle çizdim ve daha önceki yönetim tarafından bırakılmış bir yeni strateji belgesini yüksek öğretimin üniversitelerin yeniden yapılanmasıyla ilgili bir strateji belgesi bırakılmıştı onun çok iyi olduğunu biliyorum. Avrupa Birliği ile müzakere sürecinde hazırlandı tarama sürecinde hazırlandı o belge onu rehber edinmelerini söyledim. Uygulamalarına baktığımızda doğrusu bir bölünmüşlüğün giderildiğini hep beraber eski yeni yöneticilerin hep beraber toplandıklarını kararlar aldıklarını son ban gelen o 21 rektörler bile onlarla ilgili kararlar alınırken bile hepsinin müşterek kararlar aldıklarını görmek beni memnun etti açıkçası. Üniversitelerde kapasite arttı sadece.
Ruşen Çakır: Ama başörtüsü tartışması sırasında YÖK’ün müdahalesi krizin derinleşmesine yol açmıştır.
Ben şimdi YÖK savunmasıyla ilgili şey yapmak istemem ben performansların baktığımda bir yanlışlarını açıkçası görmedim. Yani başörtüsüyle ilgili anayasa o zaman çıkmış onunla ilgili kendi aralarında oturup konuşup hukuki bir şey yapmışlarsa doğru yanlış onu benim savunacak halim yok tabi. Ama ben şunu söylemek istiyorum benim için önemli olan üniversitelerin Türkiye’de ülkenin kalkınmasına modernleşmesine lokomotiflik görevi yapmasıdır. Ve üniversitelerin gerçekten yeniden yapılanması ve bu yapılanma olurken de Avrupa Birliği müzakereleri çerçevesi içinde dünyanın en gelişmiş ülkelerinde en iyi üniversiteler nasılsa bizim üniversitelerimizin de öyle olmasını. Üniversitelerin çok politize olduğunu maalesef görüyorum bundan kurtunulmasını. Düşünceleri fikirleri ne olursa olsun benim için önemli değil bunun hiç önemli olmadığını son yaptığım 21 rektör atamasındaki tek tek rektörlere bakarsanız vicdan sahibi olan herkes bunu görür.
Murat Akgün: Ama orada bazı eleştiriler oldu mesela AKP’den milletvekili adayı olmuş bir kişinin bir üniversiteye rektör olarak atanması ya da 3. sıradan önünüze gelen bir ismin birinci sırada kabul edilmesi.
28 üniversite rektörü atadım 22 tanesi bunların YÖK tarafından bana hep birinci olarak bana gönderilen insanlar. Aslında eleştiri yapılırken ön yargılı olmamasını söyledim. Doğrudur bir rektörün aday olduğu doğru milletvekili adayı oldu AKP’den. Ama başka rektörler var başka siyasi partilerde muhalefet partilerinde çok değerli önemli görevler almışlar niye onlardan bahsedilmez. Benim için bu önemli değil. Ama orada ben yaptığım çalışmalar neticesinde en doğru adayın o olduğunu gördüğüm için ben onu atadım. Ama başka yerlerde de yine çeşitli partilerden aday olmuş insanlar vardı ama onları atamadım ben.
Ruşen Çakır: Peki rektörlerin en son sizin tarafınızdan atamamsının yapılması sizin demokrasi bilimsel özerklik anlayışınıza uyuyor mu bu iyi bir formül mü gerçekten?
Doğru değil. Gerçekten bu konuya epey zaman ayırdım epey uğraştım üniversiteler yeniden yapılırken üniversite rektörlerinin tayiniyle ilgili veya seçimiyle ilgili yeni bir usul olması gerekir. Ben üniversite rektörlerinin üniversite içinde milletvekili seçilir gibi seçilmelerinin de doğru olmadığı kanaatindeyim. Nihayette demokratik yarış siyasetçiler arasında olan bir şey. Önemli olan bir üniversiteyi kim daha güçlü yapar bir üniversite nasıl da güçlü hale gelir bilimde ilimde araştırma da nasıl daha büyük katkıları olur gelişir üniversiteler arasında nasıl olur da çok daha büyük bir rekabet doğar. Öğrenciler o üniversitenin öğrencisi olmakla gurur duyarlar önemli olan bu. O açıdan ben yeni bir sistemin getirilmesini onunla ilgili çalışmaların yapılmasını cumhurbaşkanının hiç bu işe karışmamasını açıkçası bunu arz ediyorum. Çünkü üniversiteler bir ülkenin gelişmesi kalkınması sadece maddi olarak değil demokratik olarak her türlü fikrin rahatlıkla konuşulabildiği yeni düşüncelerin gelişebildiği bunlara mekanlık yapan yerlerdir. Üniversitelerimizi bu seviyeye getirmemiz lazım. Onun için bu milletvekili seçilir gibi rektörlerin seçimle gelmelerinin mahsurlarını çok gördüm. Çok derin yaralar açılıyor hatta seçildikten sonra bunlar devam ediyor. Yeniden seçilmek için olmadık işler yapılıyor ve üniversiteler çok enerji kaybediyor prestij kaybediyor. O bakımdan katılıyorum cumhurbaşkanının falan bu işlerle ilgisi olmaması gerekir. Ama bununla ilgili güçlü ve yeni bir yapılanma dünyanın en iyi üniversiteleri nasıl oluyorsa bunlar çalışılmıştır da aslında YÖK’ün hazırladığı strateji belgesi üniversitelerin yeniden yapılanmasıyla ilgili çok iyi istikametleri de içeriyor.

Murat Akgün: Politikacıların özellikle ülkenin en üst konumundaki siyasetçi kişiliğiyle cumhurbaşkanının özel hayatı. Şimdi örnekler var mesela Fransa cumhurbaşkanı Sarkozy’nin tatili mesele oluyor keza İngiliz ana muhalefet partisinin liderinin tatili Fethiye’de büyük tartışmalara yol açtı. Sizinde eşiniz hanımefendinin türbanı nasıl bağladığı veya başbakanın eşi sayın hanımefendiyle ilişkilerine yönelik bir takım spekülasyonlar basında geniş şekilde yer aldı. Siz o zaman neler hissettiniz? Siz bu yaklaşımlarını basının nasıl karşılıyorsunuz?
Tabii ki kamuyu temsil eden kamunun gücünü temsil eden veya işte benim gibi milleti temsil eden insanlarla ilgili herkesin bilgi edinme hakkı vardır. Herkes görüşleri farklı farklı olacaktır bizim şunlarda bizim özel hayatımız diye alanımızı genişletme hakkımız yoktur. Ama böyle gerçekten özel istismar edilmemesi gereke konular vardır. Nihayetinde bir tatil yapılacaksa o herkesin hakkıdır. Onu zorlaştırmanın bunları dozunu kaçıracak şekilde istismar etmeninde doğru olmadığı kanaatindeyim.
Murat Akgün: En çok eleştirilen bir iş adamının yatıyla tatil yapılması.
Bakın ben özel hayatımla ilgili ne yaptıysam bunların hepsinin karşılığını kendim karşılamışımdır. Ben bu konularda şeffafım. Beş sene dışişleri bakanlığı yaptım neredeyse hiç tatil yapmadım. Bu övünülecek bir şey değil. Savaş halinde olan ülkelerin başkanları tatil yapıyorlar ki işlerini daha doğru yapabilmeleri için. Sadece iki yıl ikişer gün yaptım. Birinde yine ailemle beraber bir yere gittim kaldığım otelin resimleri şeyleri böyle afişe edildi ama ücretini ben kendim ödedim. Bu son tatilde de bana düşen kısmını ben kendim ödemişimdir.
Ruşen Çakır: Bu özel hayat meselesi derken Çankaya köşküne tabii ki tesettür başörtüsünün sayın Hayrünisa hanımla girmiş olması Türkiye’de ve dünyada da ilgi uyandırdı tartışmalara yol açtı. Bir yıl içinde bu mesele artık kapandı mı ne diyorsunuz?
Yani benim öyle bir misyonum amacım yok benim işim neyse o hayatı nasılsa benim hayatım nasılsa biz hayatımızı öyle devam ettiriyoruz. Normalleşti mi bilemem ama bunal zaten halkın içine girerseniz böyle problemler söz konusu değil. İnsanların karakteri önemli doğru mu iş yapıyor yanlış mı iş yapıyor bu önemli. İnsanlar ülkesine insanlığa faydalı mı oluyor yoksa faydası olmuyor mu bu önemli. O açıdan ben şekille ilgilenmem açıkçası.

Ruşen Çakır: Şimdi gördüğümüz kadarıyla Erbakan affı meselesinde sizinde aynı davada yargılanıyor olmamsınızın getirdiği bir itiraz edenler onu çok öne çıkartıyorlar. Yoksa normal şartlarda bu davada sizin adınız olmasaydı belki de bu kadar dile gelmeyecekti. Bu konuda siz ne diyorsunuz?
Bu konuyla ilgili açıklamaları yaptım. Maalesef bazıları önyargılı olarak davranıyorlar bu konuda. Erbakan affedilirken cezasının geri kalan kısmı kaldırılırken sadece hükümlülük kısmı sona erdirilmiştir. Onunla ilgili diğer davalar işte o tazminat davaları devam etmektedir. Bu konu açılmışken insanlar tam bilemiyorlar zannediyorlar ki cumhurbaşkanı istediği insanı affedebilir. Böyle değil ben sadece hükümlü olan yani mahkemesi bitmiş suçluluğu sabit olmuş insanlar içinden eğer sağlık durumu elverişsiz olanlar varsa onlar savcılara müracaat edecekler savcılar hastanelere gönderecekler hastaneler bunu onaylayacak adli tıp bunu onaylayacak adalet bakanlığı bana gönderecek öyle olur. Ben istediğim kişiyi getirin bunu affediyorum diyemem. İkincisi kamuoyunun yine gazetelerde gördüm bir çok isimler bunları da affet adil ol cumhurbaşkanı dediler. Benim en çok önem verdiğim konu adaletli olmaktır. En titiz olduğum konulardan birisidir. Ben bunu görünce hemen arkadaşlarımız çağırdım nedir bu konu dedim. Dediler ki tutuklu olan bir insan henüz suçu sabit görülmüş ve mahkeme tarafından hükümlü hale getirilmemiş bir insanı siz affedemezsiniz dediler. O isimlere baktım yarıdan çoğu tutuklu mahkemeleri devam ediyor. Anayasa da benim onlarla ilgili yapabileceğim bir konu yok. Mesela geçenlerde yine vefat eden Okkır onunla ilgili de mahkemesi devam ediyor hükümlü değil henüz bize müracaat etmişler biz hemen adalet bakanlığına bildirmişiz mahkemeler baksın buna diye. Benim böyle bir af etme hakkım yok.
Ruşen Çakır: Mesela şu anda Ferit İlsever çok kötü bir kanserle mücadele ediyor. Belki de gözümüzün önünde Okkır’ın başına gelen…
Ona da baktırdım ben. Şimdi bana ben şu kişiyi getirin affedeyim diyemiyorum anayasaya göre. Bu söylediğiniz kişiyle ilgili cumhuriyet savcılığı hastaneye sevk edin demesi gerekiyor hastaneler sağlık durumunun elverişsiz olduğunu onaylaması gerekiyor adli tıp evet bu cezaevinde durmaması gerekir diye rapor veriyor ve o rapor bana geliyor ben o zaman onu affediyorum veya etmiyorum. Benim önüme gelmiş öyle bir durum yok gelsin bana be o dosyaya bakayım. Bana şimdiye kadar 5 dosya geldi 1 sene içinde sayın Erbakan’da dahil olmak üzere. Bu dosyalardan üçünü ben değerlendirdim. Aslında biride tereddütlerimiz oldu tekrar incelenmesi için gönderdik. Benimle ilgili konuya gelince Refah Partisiyle ilgili bir konu bu. Onunla ilgili iki dava söz konusudur biri ceza davası biri hukuk davası. Ceza davası açıldı o zaman milletvekili olmayan partinin genel başkan yardımcıları partinin genel sekreteri partinin genel muhasibi yargılandı ve beraat ettiler. Ben o davada yargılanamadım milletvekili olduğum için. Ama ben o zaman o partinin en son dışişlerine bakan dışişlerinden sorumlu başkan yardımcısıydım. Buna rağmen ben başbakan yardımcısı ve dışişleri bakanı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine gittim komisyona belki de ilktir bu. Benim dokunulmazlığımı kaldırım dedim ama başkaları da olduğu için kaldırmadırlar ama ben gittim bunu söyledim. Hukuk davası ama dokunulmazlık engel değil tazminat davaları için tazminat davası benimle ilgili de açıldı yargılanıldı ve belli ki dışişlerinden sorumlu bir başkan yardımcısının para işleriyle alakası yoktur diye mahkeme karar verdi. Genel muhasiple ilgili bile alakası yok diye karar verdiler. Şimdi bunlar biliniyor ilgili açıklamaları yaptık ama bazı çevreler cumhurbaşkanlığı makamını hala siyasi görüyorlar herhalde.
Murat Akgün: Siz Refah günleri deyince aklıma şu geldi. Sayın Erbakan’la ayrıldıktan sonra sizin hakkınızda çok ağır eleştirilerde bulundu partiden ayrılanlar hakkında da sizinle beraber. Sonra siz bu kararı verdikten sonra da onlar bizim evlatlarımız dedi. Bu değişikliği nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben demin söylediğim gibi şu anda benim konumum herkese çalıştığım insanlarda veya bana karşı siyasi hayatımda mücadele eden insanlara karşıda ben eşit mesafede olmak zorundayım ve böyleyim.
Murat Akgün: Anayasa mahkemesinin AKP ile ilgili kararından hemen önce bir çukur ambar konusu vardır. Bu görüşme niçin basından saklandı kamuoyundan saklandı niçin bir evde yapıldı orada bir dördüncü kişi oldu mu olmadı mı? Bir de orada ne konuştunuz efendim?
Tabii ki hepimizin konumları var ayrıca insani konumlarımız var arkadaşlıklarımız var iş ilişkilerimiz var. Ben o toplantıda benim olduğumu hiç kimse bilmiyordu siz biliyor muydunuz takip eden basın biliyor muydu? Yani benim bilinmemem gerekmiş olsaydı hiç biriniz bunu bilmiyordunuz. Ama biz söyledik söyle diye ev sahibine o açıkladı dedi ki evet. Böyle bir ilgi olunca biz söylemeseydik bu haberde olmayacaktı belki. Biz söyledik dolayısıyla gizli kapaklı bir şey değil. Bizimde bir araya gelip rahat konuşabileceğimiz bazı şeylere ihtiyacımız oluyor. Kendi aramızda konuştuk. Tabii ki zaman zaman herkesin konuşmaya ihtiyacı olur. Bizden başka birisi de yoktu söz konusu değil. Anayasa mahkemesi başkanını çok söylediler orada olduğunu. Daha sonra gördüğüm kadarıyla mahkeme başkanının üye arkadaşları açıklamalarda bulundu.
Ruşen Çakır: Ergenekon baya büyük bir gürültü oldu bir ara şimdi biraz yatışmış gibi. Osman Paksüt’ün eşinin de ifadesinin alınacağını duyarak yeniden gündeme geldi. Çankaya köşkünden Ergenekon nasıl takip ediliyor? Nasıl bakıyorsunuz bu gidişata her şey hukuk devleti normları içinde mi gidiyor yoksa bir eleştiri biliyorsunuz bunun bir çete ayıklamadan ziyade muhalefeti sindirme operasyonu olduğu yolunda eleştiriler ve yaklaşımlar var. Bu konuda sizin gözleminiz nedir?
Öncelikle bu davanın çok önce başladığını hatırlayacaksınız. Ben cumhurbaşkanı olmadan önce bununla ilgili operasyonların olduğunu biliyorsunuz. Şimdi bu davayla ilgili ismi geçenler veya şu anda tutuklu olanlar hiç kimseyi suçlu ilan edemeyiz mahkemeler kararını vermeden. Bu konuda herkesin dikkatli olması gerekir. Ama önemli bir dava tabii ki... Bu konular Türkiye’de her zaman vardı bunların varlığını herkes bilirdi ama bu konulara değinilmezdi. Şimdi memnuniyet verici olan bir şey şu ki savcılar bununla ilgili çalışmalarını yapmışlar kendilerine göre dokümanlar delillendirmişler ve böyle bir konuyu mahkeme safhasına getirmişler ve mahkeme aşamasına ulaşmış bir konu. Bu kadar iddialar bu kadar silahlar şeyler olduğuna göre deliller olduğuna göre bunların savcılar tarafından toparlanıp onlar kendi görevlerini yapmış oluyorlar ve bunun mahkeme safhasında ve hakimlere mahkemeye teslim etmeleridir. Şimdi biz tekrar söylüyorum burada suçlu ilan edemeyiz. Hiç kimseye çeşitli şeyler yükleyemeyiz bunlar ahlaki de olmaz hukuki de olmaz doğruda olmaz. Böyle bir davanın Türk mahkemelerine teslim edilmesi ve mahkemelerimizin açık şeffaf kuralları belli usuller çerçevesi içinde bunlara bakacak olması ben Türkiye açısından bir aşama olduğu kanaatindeyim.

Ruşen Çakır: Söylediniz ki hep vardı bunlar biliyorduk hatta derin devlet deniyor şu anda siz devletin başı en tepesindeki kişi olarak sizi de çok yakından ilgilendiriyor eğer derin bir devlet varsa. Ama şöyle de bir yaklaşım var sonuna kadar gidilecek mi gidilmeyecek mi diye bir soru var. Şimdi bazıları bu operasyonların tamamen kurmaca olduğunu düşünürken bazıları da destekliyor ama bunun bir yerde duracağını çünkü bu hesaplaşmanın bir nevi devletin kendisinin geçmişiyle hesaplaşmasının bir sınırı olacağını yani yine kolun yen içinde kalacağını düşünüyor. Türkiye tam anlamıyla bir arınma yaşayabilir mi?
Bu konuyla ilgili daha fazla konuşmak istemem ama bir noktayı söylemek isterim. Çeşitli insanlar çeşitli yanlış yapan kişiler bunlarla ilgili iddialar toparlanıyor mahkemelere gidiyor mahkemeler kuralları çerçevesi içinde hareket ediyor. Bütün kurumlarımızı yıpratma vesilesi olarak da bu meseleleri asla kullanmamız lazım. Bütün kurumlar içinde yanlış yapanlar çıkabilir. Yetkilerini kendilerine göre aşırı sınırlarının dışında çıkıp değerlendirenler kendilerine görev çıkartanlar olabilir. Bunlar karşısında kanunlar karşısında herkes nasıl eşitse bu eşitlik bugün çalışıyor görüyorsunuz. Bu açıdan kurumlarımızı özellikle bu dava ile ilgili söylüyorum bunu yıpratmamaya yanlış yapanlar ayrıdır ama kurumlar ayrıdır buna herkesin dikkat etmesi gerekir. Savcılar ve hakimler gayet özgürce kanunların verdiği bütün yetkileri rahatlıkla kullanarak hareket etmeleri gerekir.
Murat Akgün: Terör hala Türkiye’nin en önemli sorunlarından hatta bir numaralı sorunu bile denebilir. Dün Koşaner Paşa’nın bir eleştirisi vardı. Sanki Türkiye’de terör yokmuşçasına yasalar yapılıyor dedi. Avrupa Birliği ile ilişkiler Türkiye’nin terör mücadelesinde bir zafiyet yaratacak tehlike oluşturur mu terör mücadelemizde yasalardan kaynaklanan sıkıntılar var mı sizce?
Şimdi bu dinamik bir süreç aslında zaman zaman bizde milli güvenlik kurulu toplantısında bu dinamik süreç içinde yeni tedbirler alınır mı veya yaptığımız iyi niyetli çıkarttığımız hepimizin desteklediği bazı yasalar istismar ediliyor mu? Artısı eksisi bunları hep beraber gözden geçiriyoruz. Avrupa Birliği sürecine nasıl önem verdiğimiz bütün bunlar herkesin üstüne düşeni en iyi şekilde yapma hukukun üstünlüğünü pekiştirme özgürlüklerle ilgili çok güzel vurgular varken bir taraftan da böyle bir boşluğun çıktığı konusunda dikkat çekti komutan. Bunu biz daha öncede kendi aramızda konuştuğumuz konulardır. Eminim ki bunlarla ilgili çalışmalar yapılacaktır. O açıdan tekrar söylüyorum kurumlarımıza karşı Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı emniyet teşkilatımıza karşı yıpratıcı bir tavır almamak gerekir.

Ruşen Çakır: Terör meselesinde siz cumhurbaşkanı olduktan sonra ilk yurtiçi gezinizi güney doğuya yaptınız ve çok coşkulu bir gezi olduğunu hatırlıyorum. Sizde etkilenmiştiniz ve hatta kendinize bir eylem planı hazırladınız ve bunu takip etmeye çalıştınız. Donra Dağlıca olayıyla beraber çok sert bir döneme girdi sonra harekatlar vesaire ve şimdi kara harekatı hava harekatı çok zorlu bir dönem yaşadı Türkiye ve son dönemde bakıyoruz ki kırsal alandaki o mayınlar dışında pek fazla etkili eylemde bulunamıyorlar ama şehirlerde çok fazla sorunlar yaşanıyor. İşte Mersin’de olan olay İzmir’de patlayan bomba Güngören’de patlayan bomba gibi. Yani kırsal alandaki faaliyetin sıkışması üzerine şehirlere yönelmesi örgütün bu süreçte Türkiye’nin parametreleri neler? Şimdi Kuzey Irak’taki varlığına karşı Amerika ile istihbarat işbirliği kara harekatı vesaire deniyordu baya sonuç alındığını görüyoruz. Ama şimdi şehirlerde çok ta alışık olmadığımı ve peş peşe eylemle yaşanıyor.
Terör gündemimizdeki en önemli konudur dünyanın en önemli konusudur aslında. Tabiki bizde bu konuyla ilgili uzun yıllar mücadele devam etmektedir. Terörle mücadelenin bir çok yolu vardır bir taraftan silaha silahla karşı vermek. Diğer taratanda tabii ki başka imkanları da devreye sokarak götürmek bu işi. Ben ilk cumhurbaşkanı olunca ilk ziyaretimi önce Van, Hakkari, Siirt, Şırnak, Diyarbakır bütün buralara gezdim ve buralarda halkla iç içe oldum. Gerçekten inanılmaz bir coşkuyla sevgiyle karşılandım. Hiç kimsenin inmediği ve yürümediği yerlerde indim herkesle kucaklaştım orada. Bu beni çok gururlandırdı. Onların gösterdiği sevgi bu ülkenin birliğinin ve bütünlüğünün bozulamayacağına olan inancımı bir kez daha pekiştirdi. Aynı şekilde orada çok zor şartlar altında vatan müdafaası savunması yapan terörle amansız bir mücadele içinde olan silahlı kuvvetlerimizin mensupları Mehmetçikleri de bizzat yerinde gördüm mevzilerinde bulundum. Helikopter bizi bıraktı duramadı gitti sonra geldi aldı ve hangi zor şartlar altında Türk askerinin subayının ne büyük fedakarlıklarla bu mücadeleyi verdiğini yerinde gördüm yine büyük bir gurur duydum gerçekten. Bütün vatandaşlarımızın devletimize olan aidiyet duygusu çok güçlü olmalıdır. Türkiye’nin bütün coğrafyası etnik olarak kendini nasıl tanımlıyorsa dini gruplar mezhep olarak herkesin bu ülkenin eşit vatandaşı olduğunu ve Türkiye’nin hepsinin öz yurdu olduğunu öz yurdunda hiç kimsenin kendisini garip hissetmemesi gerektiğine inanıyorum. Bunun için bütün vatandaşlarımızın aidiyet duygusunu güçlendirmenin birinci mesele olduğuna inanıyorum. Muhakkak ki çok meselelere var problemler var bunları görmemezlikten asla gelemeyiz. Sıkıntıları cesaret ve soğukkanlılıkla ele alıp inceleyip üstüne gidip ve bunları vaktinde çözmememiz lazım bu konuda bunlardan birisidir. Bir taraftan terör bir taraftan da ülkemizde kiminin terör kimin güney doğu Anadolu kiminin Kürt meselesi dediği bu meselenin muhakkak ki kendi kendimize çözümüdür. Şüphesiz ki bunun çözümünde çok önemli gelişmelerde olmuştur Türkiye’de. Türkiye’nin demokratik standartları yükseldikçe aslında şikayetlerin çoğunun gittiğini herkes de görmesi gerekir. Yapılacak daha işler vardır muhakkak. Devletimiz bunlarla ilgili çalışmalar yapıyor. Ama terör ne olursa olsun hiç bir şekilde gerekçe gösterilemez. Bununla ilgili sonuna kadar devletimiz mücadele edecektir. Asla bir zafiyet verilmeyecektir. Maalesef bu kolay bir konu değil sınırımız çok dağlık bir bölge orada daha rahat hareket edebilen kontrol edilemeyen bir alan vardır o açıdan Irak’la ilişkilerimiz çok önemlidir. Geçen dönem içinde bu konuyla ilgili çok önemli yine mesafeler alınmıştır. ABD bu konunun içine sokulabilmiştir. Dışişleri bakanıyken de söylemiştim ABD dünyadaki bir çok konularla ilgilenen bir ülkedir. Böyle süper bir ülkenin bu konuda Türkiye ile işbirliği yapması için dikkatleri çekilebilmiştir eve bu işin içine sokulabilmiştir. Sayın başbakanın ziyareti daha sonra benim ziyaretim gayet açık ve net bir şekilde.
Murat Akgün: Amerika çekilecek ama Irak’tan 2011 yılından bahsediliyor. Bu bir Irak genelinde bir sıkıntı yaratır mı sizce?
Hayır o ayrı bu ayrı. Irak’tan çekilmeleri bildiğiniz gibi Irak şu anda işgal altında da işgali bırakacaklar. Bu terörle mücadele o güçlerinde buraya güç verdikleri söz konusu değil tabiki. Amerikan askeri gelip de Irak’ın kuzeyinde dağlar bize yardımcı olmuyor tabiki. Ama başka ilişkiler söz konusu. Bu arada Irak .hükümetiyle çok samimi bir işbirliği başlamıştır bu konuda. Bu çok önemli. Bende Bağdat’ı ziyaret etmek istiyorum bunun zamanlamasını arkadaşlarımız çalışıyorlar. Burada önemli anlaşmalar yapılmıştır. Bu anlaşmalar vurgulamasıyla yine çeşitli toplantılar yapılmaktadır. Onlarda bu mücadeleye destek vermektedirler. Terörle mücadele de şehirlerimizde bazı olaylar olmaktadır. Ama o kadar utanılacak olaylar olmaktadır ki terör örgütü bunları sahiplenememektedir. Güngören’deki olayı İzmir’deki olayları çıkıp sahiplenememektedir. Bu kadar insanlık dışı bu kadar masum insanlara karşı çocuklara kadınlara karşı yapılan canice bir saldırıdır. Bunların hepsi terör örgütüyle ilgili konulardır. Ama burada polis teşkilatımıza gerçekten taktirlerimi sunmak istiyorum. Dikkat ederseniz en karmaşık olaylar bile çözülebilmekte ortaya çıkartılabilmekte. Bu bakımdan büyük bir fedakarlık için çalışmakta aynı zamanda tabiki bir çok olayda önceden önlenmektedir. Bundan dolayı Türk Silahlı Kuvvetlerine yaptıkları büyük mücadele de hepimiz destek veriyoruz ve büyük bir gurur duyuyorsak polis teşkilatının da bu fedakarca yaptıkları çalışmalara hepimizin gönülden destek vermesi onlarla gurur duymamız gerekir.
Murat Akgün: Cumhurbaşkanlığının toplumdaki prestiji bu her zaman konuşulan anketlere konu olan bir şeydir. Bugün bir gazetemizde bir haber vardı cumhurbaşkanlığı son bir yılda prestij kaybetti asker ve polis aynı ama cumhurbaşkanlığı puan kaybetti 4.sıraya indi diye. Sizin biz izleniminiz oldu mu veya bu araştırmaya siz ne diyorsunuz efendim?
Nedir bu araştırma bilmem ama Türkiye’de önyargılı yani kasıtlı yapılan bir çok şeyler. Kredibilitesini bilmediğim bir araştırma onun için bilmiyorum. Yalnız polis teşkilatı Türk Silahlı Kuvvetleri halkın gönlünde ne kadar çok sevilirse o kadar çok mutlu olurum ben.
Ruşen Çakır: Herkesin cumhurbaşkanı olma meselesinde biliyorsunuz son dönemlerde çok kullanılan konsensüs mutabakat ve burada en son Olli Rehn milliyet gazetesinde bir yazısı çıktı biliyorsunuz içerdekileri hiç saymıyorum dünde Devlet Bahçeli benzer bir şey yaptı. Ve burada dönüp dolaşıp uzlaşma arayışında Çankaya’ya gözler çevriliyor. Sizin bu konuda aslında şöyle bir şey var kapatma davası Türkiye’de fazladan bir gerilime yol açmıştı davada sonuçlandı ve kapatmamayla sonuçlanmasının getirdiği bir rahatlamada var. Şimdi bir normalleşeme var. Önümüzdeki dönemde bu konuda somut projeleriniz var mı yoksa gelişmelere göre bir takım tavırlar mı alacaksınız?
Ben icraatın başı değilim hükümet değilim. Benim görevlerim anayasayla belli. Sizlere söylediğim gibi Türkiye’nin güçlenmesi Türkiye’nin refahı bütün insanların mutluluğu içinanayasanın verdiği görevleri içinde hareket edebilirim ve fikirlerimi açıkça paylaşırım. Bu çerçeve içinde Türkiye’de enerjimizin hangi istikamete sevk edilmesi gerektiğini de ben defalarca söyledim. Bunun en önemli noktalarından birisi Avrupa Birliği ile bütünleşme sürecini hızlandırmak reform sürecin, hızlandırmak. Reform süreci dediğimde siyasi demokratik reform süreci ve ekonomik reform süreci bunun ikisinin de altını özellikle çiziyorum. Türkiye’de anayasa tartışmaları söz konusu anayasa tartışmaları tekrar herhalde açılacaktır çünkü bütün siyasi partiler sivil toplum örgütleri bir anayasa değişikliği talepleri veya yeni bir anayasa talepleri vardır. Burada benim çok önem verdiğim nokta bunun metodolojisinin çok dikkatli şekilde takip edilmesi herkesin işin içine sokulacak bir şekilde bu çalışmaların yapılaması sayın meclis başkanının yaptığı açıklamalar var gayet güzel. Bazen insanlar yapılan bir işte tuzunun olmasını isterler. Yapılan iş güzel olsa bile tuzu yoksa işte onu tenkit ederler. O açıdan bazen usul metot esas kadar önemli oluyor. İnanıyorum ki bu süreçte herkes bu çok dikkat edecektir. Avrupa Birliği ile ilgili yine fırsatları kaçırmamamız gerekir çünkü Avrupa Birliği süreci Türkiye’yi güçlendiren modernleştiren Türk halkının standartlarını yükselten Türkiye’yi zenginleştiren bir süreç. Yine altını çizerek bir taraftan demokratikleşme ve ilgili reformlar diğer taraftansa ekonomiyle ilgili konular. Bu da çok önemli. Çünkü ekonomi de ne kadar çok şeffaflık ne kadar çok kurallar ekonomide ne kadar çok fırsat eşitliği tüm bunlar yerli yerinde olursa Türkiye o kadar cazip bir ülke haline gelir daha çok yatırım gelir. O açıdan ekonomik reformların altını çiziyorum ben orta vadeli uzun vadeli yönlenmenin Türkiye’nin çıkarına olduğunu düşünüyorum.Ben doğrusu bu fikirlerimi paylaşıp önerilerimi ancak yapabilirim.
Ruşen Çakır: Biliyorsunuz bir yıl boyunca açıkçası herkes olmasa bile büyük bir çoğunluğun burada bir masanın etrafında sizin öncülüğünüzde bir araya gelmesini arzuladı toplum. Şu anda gerginlik azalmış gibi görünüyor ama her an yeni bir takım kutuplaşmalar olabilir. Mesela sembolikte olsa…
Tabiiki dediğiniz çok önemli. Hacı Bektaş’a gittim konuşma yaptım halkın içine girdim kucaklaştım bunlar sembolik. Doğuya güney doğu Anadolu’ya gittim her yerde halkın içine girdim her yerde halkla kucaklaştım bunlar sembolik değil mi? Kimse kendisini dışlanmış hissetmesin diye buraya kanunlar ve yasalar çerçevesinde bütün siyasi partileri buraya davet ettim. Mecliste olmayan siyasi partileri davet ettim grubu olmayan partileri davet ettim. Türkiye’nin meselelerini açık yüreklilikle hepsiyle konuştum. Sivil toplum örgütlerinden bütün sendikaları ayrım yapmadan işçi sendikalarını buraya davet ettim. Bu söylediğiniz şeylerde mesela şunu da yapın derseniz düşünürüm tabi.

Murat Akgün: Hükümetle aranıza yeterinde mesafe koyabildiğinizi düşünüyor musunuz? Çünkü size yönelik eleştirilerden bir tanesi çıktığınız partiyle hala diğer siyasi partilere göre daha yakın davrandığınız eleştirisi.
Şimdi hükümetle kavgalı olmak ayrı bir şey hükümetle belli mesafeler içinde Türkiye’nin çıkarına çalışmak farklı bir şey. Benden önce siyasetten gelmiş olan sayın cumhurbaşkanlarının vardır bunlar o dönemlerde benim dönemimi mukayese derseniz en iyi değerlendirmeyi sizler yaparsınız. Ama hükümetle kavgalı olmak veya hükümetin yaptığı doğru işleri de yanlış yapıp bu yanlıştır diye ortaya çıkmanın marifet olduğu inancında değilim açıkçası. Ama bir yanlış söz konusu olursa hükümette bir yanlış yaparsa bu yanlışı da gayet açık yüreklilikle konuşurum söylerim düzeltmelerini isterim ve nitekim de böyle yapıyorum. Yanlış bir anlayış var enerjilerimizi biz kavgaya mı harcayacağız. Yani devlet kurumları arasında uyumu sağlamak anayasal bir görev benim görevim o. Hükümetle diğer anayasal kurumlarımızla yargıyla ben büyün yargının yüksek yargının başkanlarını buraya davet ettim oturduk konuştuk. Tabiki bütün bunları yapmaya devam edeceğim. Şu önemli kavgayla çekişmeyle bu ülke çok şey kaybetti. Onun için doğru bir istikamette uyum içinde olmak doğru bir istikamette herkesin Türkiye’nin yücelmesi problemlerini aşması gelişmesi kalkınması için doğru istikamette enerjisini ortaya koymak ve yardımcı olmak durumunda.
Murat Akgün: Doğru istikamet deyince hemen akla anayasa değişikliği geliyor. Öğrenmek istediğim bu meclis anayasayı değiştirebilir mi? Veya ana muhalefet partisinin katkısı olmadan değiştirme yoluna gidilirse yeterli sonuç çıkar mı?
Şimdi bu meclis derken kesinlikle niyetiniz öyle değil. Meclisin itibarını hiç sarsmamamız lazım. Çünkü bu meclis şimdiye kadar ortaya çıkan vasıfları itibariyle çok dikkati çeken bir meclis. Ne için yazın sıcağında yapılan seçimlerde en büyük katılımla yapılmış bir seçim ve Türkiye’deki bütün ekstrem diyebileceğimi siyasi akımları bile Türkiye Büyük Millet Meclisine yansıtan bir meclis. Avrupa’da Amerika’da bakarsanız yüzde kaç katılımla seçiliyor. O açıdan bu meclisin prestiji büyüktür. Onun için bu meclis siyasi kararlarını alacaktır yanlışta olabilir yanlış kanun çıkarsa anayasa mahkemesi vardır anayasa mahkemesi bunları düzeltir. Bu meclis kanunlarda yapabilir anayasayı da değiştirebilir. Çünkü anayasa nasıl değiştirilir bütün kurallar her şey ortadadır. Burada psikolojik taraf daha önemli. Herkesin iştirakini sağlayabilmek gerekiyor. Çünkü anayasa öyle bir belge ki herkesi bağlayan en üstü belge. İstediğiniz anda değiştiremezsiniz bu belge çok büyük önemli bir belge. Anayasanın üstünde başka bir güç yok. O açıdan anayasa yapılırken herkesin en geniş katılımı sağlamak ve onları görüşleri fikirlerini almanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. O açıdan usul metot bazen esas kadar önemlidir diyorum. Ortaya çıkan şey bazen çok güzel olabilir ama kendi katkısı olmadığı için buna karşı çıkar insan.
Ruşen Çakır: Mesela siz demin Hacı Bektaş’tan bahsettiniz türban meselesini konuşamadık yani bundan sonra askıda mı oldu başörtü meselesi bunu da sormak istiyordum isterseniz değinirsiniz. Gelmeyeceğini düşünüyorum artık ben Türkiye’nin gündemine şahsen.
Hayır gelir gelmez bu ayrı mesele sokakta gidiyorsunuz görüyorsunuz insanların birbiriyle bir problemi var mı biz kendimiz mesele çıkartmayalım. Bizim yapacağımız çok şey var etrafımızda savaşlar var Türkiye’nin milli çıkarları var Türkiye’nin geleceği var kaybedilmiş yıllarımız var enerjimizi bunlara vermemiz lazım. Bilim teknoloji kültür çevre bütün bunları biz niye bu kadar ihmal ediyoruz.
Ruşen Çakır: Çevre konusuna girmeyelim isteseniz son günlerin popüler konusu olarak.
Niye girmeyeceğiz?
Ruşen Çakır: Çok polemik konusu olduğu için.
Ben polemik konusu çerçevesinde konuşmuyorum size polemik diye neyi söylüyorsunuz ben anlamadım.
Ruşen Çakır: Boş zamanda çevreci olmak sürekli çevreci olmak tartışmaları biliyorsunuz.
Bakın söylemler ayrı ama unutmayın ki Kyoto sözleşmesi bir çok kişinin hayalinden bile geçmezdi Kyoto sözleşmesiyle ilgili sürecide ben yapmadım sayın başbakan başlattı. Bende fikirlerimiz paylaştım gittim Türkiye’de yapılan uluslararası toplantı Bodrum’da katıldım. Türkiye’deki Türkiye arazilerinin yüzde 10’unun milli orman haline getirilmesiyle ilgili bu kararlar alındı bunlar çok büyük olaylar çok büyük şeyler. Tabii ki ben günlük politik şeylere girmek istemiyorum ama esasa bakalım bilimle teknolojiyle ilgili ben köşkte toplantılar yaptım. İlk defa bilim ödüllerini bu köşkte verdim. Kültür çalışmaları yaptık. Yani bunlar Türkiye’nin büyük meseleleri eğitim konuları bunlar Türkiye’nin büyük meseleleri. Yani türban falan insanlar nasıl isterse hareket etsin bana ne.
Ruşen Çakır: Siz geçen yabancı basına verdiğiniz demeçte artık Amerika Birleşik Devletleri’nin tek kutuplu halinden çıkıldığını söylediniz. Ama sizin cumhurbaşkanı olduğunu dönemden itibaren özellikle başkan Bush döneminin sonlarına girildiği andan itibaren dünyada baya bir değişim var ve Türkiye bunu hem balkanlar hem Kafkaslar hem orta doğu bağlamında birinci derecede hem de global ekonomi anlamında yakından izliyor. Şimdi önümüzde Amerika’da seçimler var her halükarda Bush devam edemiyor. Obama’da seçilse Mc Cain’de seçilse yeni bir dönem olacak. Ve 2009 yılından itibaren baya bir değişiklik olacak. Sizin bu bir yıl içinde dış politikada çok aktif olduğunuzu bir yakım ilkeler ışığında bir çok yerde balkanlarda orta doğuda özellikle komşu ülkelere yönelik. Önümüzdeki dönemde 2009-2010 Türkiye’sinin bu yeni şekillenen dünyada Türkiye’nin fırsatları ve risklerini nasıl görüyorsunuz?
Bana sorarsanız bir sene içinde en büyük zamanı ve gayretlerini faaliyetlerini nedir derseniz Türk dış politikasına Çankaya olarak verdiğim destek derim. Bu çerçeve içinde baktığımızda Türkiye sadece kendi içiyle uğraşan bir ülke değil Türkiye kendi çevresiyle uğraşan bölgesel meselelerle uğraşan Türkiye uluslararası konularla meselelerle uğraşan ve katkı sağlamak için çok çaba gösteren bir ülke ve Türkiye’nin büyüklüğü de herkes tarafından çok iyi tanınmakta ve görülmektedir. Bu çerçeve içinde baktığımızda önce tabi komşularımızla ilişkilerimiz pekiştiriliyor siyasi ekonomik çok büyük çıkarları var. İhracatımızın ekonomik ilişkilerimizin ne kadar arttığını göreceksiniz. Ondan sonra tabi bütün bir Türk dünyasıyla büyük bir boşluk oldu kanaatindeydim ben onu doldurmak için ben özel bir gayret içindeyim. Bazılarının garibine gidiyor bir senede şuraya iki kere gitti mesela Kazakistan’a iki kere gittim iki kez gitti deniyor. Ama bir sene içinde Rusya cumhurbaşkanıyken sayın Putin Kazakistan’a 6 kere gitti. O açıdan bazıları bu tip ziyaretlerimizi turistik görenlerde oldu bizim. Ama gittiğimizi her yerde bir dakikayı boş geçirmeyecek şekilde uğraştık. Amerika Birleşik Devletleri tabii ki dünyayı etkileyen bir süper güç. Orada ne olacak onu bilemeyiz ama biz kendi çıkarlarımızı doğrultusunda her şeyi yapacağız. Bir taratan müttefiklik ilişkilerimiz bir taraftan kendi çıkarlarımız bu çerçeve içinde götüreceğiz.
Murat Akgün: 2009 bir yerel seçimler geçireceğiz yurtdışındaki uluslararası ekonomik krizin ülkemizi daha fazla vurabileceğine dair yorumlar var doğrudur yanlıştır ama bu bir eleştiri konusu. Nasıl bir 2009 öngörüyorsunuz iç sorunlarıyla dış sorunlarıyla?
Ben Türkiye’nin ilerisinin çok parlak olduğuna inanıyorum her bakımdan çok parlak olduğuna inanıyorum. Demin Ruşen beyin söylediği bazı problemler var ama onlar risk ortaya koyarken aynı zamanda fırsatlarda ortaya koyuyor ve Türkiye’nin önemini gücünü ve Türkiye’ye verilen değeri ortaya çıkartıyor. İşte Kafkaslarla ilgili potansiyel vardı ama dünya farkında değildi biz bunun farkındaydık. Şimdi orası çıkınca Türkiyesiz ne yapacaklar. Herkes tabi Türkiye ne düşünüyor diye beklentileri var. Bu görüşme trafiğine bakarsanız bu ortaya çıkar. Irak’tan Amerika Birleşik Devletleri 2011 yılında çekilecek. Şimdi Türkiye’nin önemi muhakkak ki Irak içinde bölge içinde tekrar farklı bir hale gelecek. O açıdan ben gerek siyasi açıdan olsun gerek ekonomik açıdan olsun Türkiye’nin her yıl çok daha güçlü olacağına önünün çok açık olduğuna inanıyorum. Yeter ki biz kendi enerjimizi kendi meselelerimizi tartışırken içeri vermeyelim ve enerjimizi toplayarak Türkiye’nin ileriye gitmesi ve güçlenmesini sarf edebilecek bir tavır içinde olalım. Anlamsız meselelerle kendi kendimizi yormayalım. Türkiye’nin bir kaç sene içinde çok daha görünür bir şekilde bu bölgenin en güvenilir ülkesi olacağına inanıyorum. Türkiye’nin çevresindeki bir çok ülkedeki büyük firmaların büyük sermayelerin Türkiye’de muhakkak bir ayağı olacağına inanıyorum. Türkiye’nin bir kaç sene sonra hayal edilemeyecek seviyeye geleceğine samimi olarak inanıyorum kesin inanıyorum buna. 5 sene önce Türkiye’nin ihracatı neydi Türkiye’nin gayrisafi milli hasılası neydi? Türkiye’ye bir senede gelen yabancı devlet damı sayısı nasıldı şimdi herkes Türkiye’ye gelmek için uğraşıyor. Biz neredeyse davetleri nasıl yerine getireceğiz hangisine gideceğiz bunların arasında karar veremiyoruz. Türkiye bu büyük potansiyeli içinde muhafaza ettiği için. Herkes Türkiye ile dost olmak istiyor herkes Türkiye ile ekonomik işbirliği içinde olmak istiyor. En büyük güç süper güç Amerika Birleşik Devletleri de komşumuzdaki ülkelerde.
Ruşen Çakır: Kapatma davasının sonucundan sonra verdiğiniz bir röportajda iki kavramı öne çıkartmıştınız empati bunu bahsettiniz. Şimdi başkalarından nasıl bir özeleştiri beklediğinizi bir kenara koyalım ben size kendi şahsınıza bu bir yılın özeleştirisini kendi açınızdan ekibinizle beraber yaptığınızda ne diyorsunuz?
Herkes yaptığım işi dört dörtlük noksanı kusuru yoktur diyorsa ona inanmamak gerekir. Muhakkak ki benimde bir sene içinde daha iyi yapabileceğim işler olmuştur onu öyle değil de böyle yapsaydım dediğim noktalar vardır bunlar gayet normal şeyler. Genel olarak baktığım zaman içim gayet rahat çünkü yeminime sadığım herkese çeşit mesafedeyim Çankaya’yı herkese açtım fikri zikri ne olursa olsun benim cumhurbaşkanı olmamam için her türlü çabayı gösteren insanlara gerek siyaset içi gerek siyaset dışı onlara en ufak biçimde onun öncesini hatırlamam hiç bir vatandaşıma dışlanmışlık duygusu vermemek en önemli görevlerinden birisi. Gece gündüz koşturdum 20 yurtdışı ziyareti yaptım ilk defa Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Japonya’ya gittim. Japonya gibi dev bir ülke büyük ekonomik potansiyeli olan bir ülke, dünyaya dışarı en çok yatırımı yapan bir ülkeyle ilk kez bir ziyareti yaptım. Sadece sembolikte değildi Japonya’nın en büyük şirketleriyle bir araya geldim. Bütün ziyaretlerde iş adamlarının hepsini yapımda götürdüm hiç bir kompleks duymadan onların önemli meseleleri varsa tanıttım uğraştım. Körfez ülkelerinin hepsi Türkiye’ye geldiler bir sene içinde. Bazıları ilk ziyareti oldu. Türkiye’ye o kadar önemli ziyaretler oldu ki işte kraliçenin ziyareti gibi Türkiye’nin tanıtımı açısından çok büyük fırsatlar ortaya çıktı. Afrika zirvesi Türkiye’de yapıldı 50 Afrika ülkesi katıldı bu zirveye. Her ülke heyetiyle tek tek görüştüm.
Murat Akgün: Güvenlik konseyinin geçici üyeliğine seçilebilecek miyiz?
Seçilebilmek için biz elimizden geleni yapıyoruz. Güvenlik konseyi söz konusu olmasa bile siz 50 Afrika ülkesiyle resmi 50 ziyaretin yapılmasının Afrika’ya en büyük yatırım olduğunu görmeniz gerekir. Bütün iş adamlarımız onlarla buluştu. Kıbrıs’la ilgili bir taratan uzlaşmayı kapsamlı bir çözümü destekleyen ama diğer taraftansa gayet kararlı bir şekilde duruşumuzu devam ettiriyoruz. Balkanlarla ilgili çok önemli ziyaretler söz konusu oldu. Dolayısıyla için gayet rahat. İlk defa Çankaya’yı açtım şehit ailelerini hiç ayrım yapmadan buraya davet ettim. Aklımdan geçip yapamadığım olmuştur veya yaptığım şeyi daha güzel yapabilirdim dediğim muhakkak ki vardır. Ben hiç noksanım yoktur diyemem. Yanlış yaptığım da olabilir.

 
NTV Haber paketine abone olmak için tıklayın

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

                        Bu habere henüz yorum yapılmamış


Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları