Diyanetin Ankarada Eskişehir Yolu üzerinde yaptıracağı yeni cami VİP ibadet tartışmasıyla gündeme otururken, asıl tartışma şehir planlaması ve şehrin sembolleri açısından yürütülüyor. NTVMSNBC, yeni camiyi Şehir Plancıları ve Mimarlar odalarına sordu.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yaptırdığı "neoklasik" cami projesi
İSTANBUL - Başkent Ankaraya Eskişehir yolundan girenlerin ilk algılayacağı bina, 15 milyon dolara yapılacak büyük bir cami olacak. NTVMSNBC VİP ibadet tartışmasıyla gündeme gelen bu projeyi Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı İzzet Ere sormuş, Er caminin neoklasik tarzda ve Türkiyede ilk olacağını söylemiş, Diyanetin, şimdi spor salonunda namaz kılmak zorunda kalan 1000 personeli ile yakınındaki Atatürk Hastanesine gelenler, yapımı planlanan Danıştay ve Tarım Bakanlığı binalarında çalışacak personel için ihtiyaç olduğunu savunmuştu.
Şehir Plancıları ve Mimarlar odası yöneticileri ise, Ankaraya giriş yolunda neoklasik de olsa bir caminin, şehir planlamasına uygun olmadığını savunurken, hem 500 metre ilerde Bilkentte yapılmakta olan büyük bir caminin yakında biteceğini hatırlattılar; hem de bu camiye ihtiyaç duyduğu söylenen kesimin o bölgede sadece sabah 8-akşam 6 mesaisinde bulunacağını, dolayısıyla caminin sadece öğle tatilinde hizmet vereceğini belirttiler. Bir başka bilgi de, caminin yapılacağı Diyanet İşleri Başkanlığı binasının bulunduğu arsanın planının mahkemelik olduğu yönünde. Çankaya Belediyesi, bu planın iptali için geçen yıl, yani henüz ortada bir cami projesi yokken, dava açmış. Dava sürüyor. Şehir Plancıları Odası Ankara Şube Başkanı Erdal Kurttaş ile Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Nimet Özgönülün Diyanetin yeni cami projesiyle ilgili NTVMSNBCye açıkladıkları görüşleri şöyle:
Şehir Plancıları Odası Ankara Şube Başkanı Erdal Kurttaş:
İHTİYAÇ OLDUĞU KUŞKULU Biz şehir planlamacıları olarak caminin o köşede gerçek bir ihtiyacı yansıtmadığını düşünüyoruz. Yapılması düşünülen caminin 500-700 metre güneyinde, Bilkent yolu üzerinde şu anda bitmek üzere olan bir cami inşaatı var. Parsel büyüklüğü 12 bin metrekareydi, çok yakın zamanda 15 bin metrekareye yükseltildi. (Alanın yüzde 50sine inşaat yapılabiliyor.) 7 bin 500 metrekare büyüklükte tabanı olan, çok modern, özgün mimariyle yapılan bir cami bitmek üzere. Bunun 500-700 metre uzakta yeni bir camiye gerçekten ihtiyaç olduğu iddiası, kuşkulu bir durum. Kentin bütünü açısından baktığımızda da, kentin ana girişi, Batı girişi ve burada bir cami figürüyle karşı karşıyasınız. Başkentin bütünü açısından, anayolun kenarında bir cami, hakikaten estetik olarak da çok uygun olmayabilir.
SİNAN CAMİLERİNİN BETONARME TAKLİDİ Ankaranın kültürel kimliği açısından değerlendirdiğimizde ise; Vallahi sağolsun bizim belediye başkanımız Ankarada kültürel bir kimlik falan bırakmadı. Kültürel kimlik açısından bakıldığı zaman caminin kültürümüzdeki yeri yadsınamayacak kadar önemli. Ama günümüzde Mimar Sinan camilerini betonarme taklit eden bir anlayış, bugünün modern kent bilim ilkeleriyle hiç uyuşmaz. Klasik veya neoklasik, geçmişe benzetmeye çalışan, onlarmış gibi yapmaya çalışan anlayışlar artık günümüzde geçerli değil.
Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Vedat Dalokay, bu projeyi Kocatepe Camisi için hazırlamıştı. Proje önce kabul edildi, sonra reddedildi. Ve Pakistan projeyi alıp, İslamabad'da yaptı. Bu cami, dünyanın en önemli mimari eserleri arasında sayılıyor.
DALOKAYIN PROJESİ PARMAKLA GÖSTERİLİYOR İslamabad Camisini hatırlayalım. Rahmetli mimar Vedat Dalokayın, 30-35 yıl önce, şimdiki Kocatepe Camisi için çizdiği ve proje yarışmasında kazandığı bir projedir. Yapılması önce kabul edildi, sonra reddedildi. Pakistan da havada kapdı ve o proje İslamabad Camisi oldu. Dünya mimarlık mirasında çok önemli bir yer edinmiş, füturist, geleceğe dönük bir tarzda, parmakla gösterilen bir eserdir. Böyle bir anlayış keşke bize de gelse, gerçekten herkesin benimseyeceği, en güzel yere ibadethane yapılsa... Diyanetin yakında, boş bulduğumuz yere yapalım da, doldurmuş olalım tavrı, orada tekil bir görkemli yapıyı haklı çıkarmaz. Şık kılmaz. Kentin bütünü açısından da bir cazibe yaratmaz. Halbuki cazibe yaratmalı.
KOCATEPE SAPLANTISINDAN KURTULMALI Biz meslek insanları Kocatepe Camiini şöyle niteleriz; Geçmişin kötü bir tekrarı. Geçmiş çok güzeldi, ama bugün onu betonla taklit ediyorlar. Mimar Sinanın eserlerini betonarme ile taklit etmenin bugün açısından bir getirisi yok. Ne mimarlık tarihine ve geleceğine, ne de şehircilik geleceğine getirisi var. Halbuki Edirne, İstanbul, Kayserideki Selçuklu eserlerine baktığımız zaman bütün bunların mimarlık tarihi açısından çok kıymetli eserler olduğunu söyleyebiliriz. Karar vericilerin geçmişi mota mot tekrar etmenin, sanki dini bir vecibeymiş gibi ele almaları makasında sıkıştıklarını düşünüyorum. Neden bugün İslamabadla yarışan, modern ülkelerle yarışan eserleri görmeyelim. İlla o köşede bir cami yapılacaksa, orada farklı birşey olmalı, Kocatepe Camiinin içine düştüğü saplantıdan kurtulmuş bir yaklaşımla ele alınmalı.
DİYANET PLANI MAHKEMELİK Diyanet İşleri Başkanlığının hizmet binasının bulunduğu yeri de öncelikle plan kararı olarak incelemek zorundayız. Diyanet İşleri Başkanlığının bulunduğu alanın yüzölçümü 120 bin 830 metrekare. Yani 120 dönüm. Dini tesis alanını onaylayan plan çalışmasını Temmuz 2007de Bayındırlık ve İskan Bakanlığı onayladı. Normalde Büyükşehir Belediyesinin nazım plan kararlarına uygun olarak onaylaması gerekirken, ilginç bir şekilde Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından onaylandı. Prosedür açısından Bayındırlık Bakanlığının sık yaptığı bir iş değildir bu. Çankaya Belediye Başkanlığı, geçen yıl, o planının iptali için dava açtı. Dava sürüyor.
ALIŞVERİŞ MERKEZİ OLSA DA FARKETMEZ Zaten özellikle sabah ve akşam saatlerinde yoğun bir trafiğin, yoğun bir nüfus akışının olduğu yolun üstüne 24 bin metrekare kapalı alanı olan bir bina... Cami olması çok önemli değil, alışveriş merkezi, iş merkezi de olabilir. Ama bu büyüklükteki binayı kullanan nüfusun Eskişehir Yolu aksına getireceği yük, şehircilik açısından çok fazla umut verici bir geleceğe işaret etmiyor. Ortaya çıkacak eser insanı kıskandıracak kadar güzel de olabilir. Ama düşünün ki bir ibadethane, hem de görkemli bir ibadethane hakikaten doğal çevre bakımından zengin olan, trafik gürültüsünden uzak, mimari çevre itibarıyla diğer yapılarla bütünlük arzeden bir konumda olmalı.Yani anayolun kenarına boş parsel bulduk, buraya kocaman bir cami yapalım, ona da neoklasik mimari diyelim, demek çok parçacı bir bakış açısı. İsteriz ki gerçekten ihtiyaç var ise, yolun kıyısında değil de, çevresiyle bütünleşsin. Mimarisi görkemli, çok güzel olabilir, ama çevre mimariyle bütünleşme olmalı, hoşluk yaratmalı.
Kocatepe Camisi aynı anda 24 bin kişiye ibadet imkanı sağlıyor. Büyük avlusu, altında otopark, süpermarket,, konferans salonu ve idari bürolar bulunan dev kompleks.
TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Nimet Özgönül:
KİMLİK AÇISINDAN SORGULANACAK Kimlik açısından bunu sorgulayacağız. Bunun üzerine gideceğiz. Bundan kastımı irdelemek gerekiyor. Yazılanlar doğruysa böyle bir yerde cami yapmanın gereği yok. Kocatepe Camisi yeterince geniş bir mekan. Zaten burası da protokol için yapılmış bir yer ve simgedir. Maltepe Camisi var. Hacı Bayram Camisi var. Protokol bu üç camiyi de kullanabilir. Özel, önemli isimlerin cenazeleri bu üç camiden de kalkabilir. Binlerce kişilik başka camiye gerek yok.
KÜLTÜR BAŞKENTİ İDEALİ NE OLDU? Ankara kentinin kuruluşundaki hedefleri üzerinden gidersek Ankara kültür başkenti olmak gibi bir idealle kurulmuştur. Ve o yönde de atılımlar yapılmıştır. Cumhuriyetin kuruluşunun hemen sonrasındaki bütün gelişmeler de buna paralel gitmiştir. Kültür yapılarına, üniversiteler de yakındır ve öğrencilerin kültürel etkinliklerden yararlanması hedeflenmiştir. Dil Tarih Coğrafya Fakültesinin konumu, karşısında Opera binasının konumu, kentin bu kültür amaçlı tasarımına yöneliktir. Atatürk, zamanında Opera binasını çok hedeflemesine rağmen yaptıramamıştır fakat en azından bir sergi salonu bu amaçla dönüştürülerek kullanılmıştır.
DİN VE ALIŞVERİŞ KÜLTÜRÜ Bu cami için 15 milyon dolar gibi bir paradan bahsediliyor. Ankaranın bir kültür başkenti olması hedeflenirken ve bunun için Atatürk Kültür Merkezi gibi yapılar belirlenmişken... Yıllardır opera binasına bütçe bulamayan bir devlet, diğer tarafta 15 milyon doların camiye harcanması... Bugün tercihler değişmiştir. Kentin yapılanması, kentin kimliğinin dönüşümüne yönelik tercihler bu yönde gelişiyor. Alışveriş, ticaret ve din kültürü gelişmeye başlamıştır. Opera binası, Atatürk Kültür Merkezi içinde yarışmayla elde edilmiş bir projeydi. Maalesef Kültür Bakanlığı sürekli Bütçemiz yok deyip Opera binasını Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası binasının bir köşesine eklemeye çalışıyor. Halbuki ikisi farklı işlevlere sahip olan yapılar. Ona bütçe bulamazken cami için bulmak mümkün olabiliyor ve üstelik de bundan övgüyle bahseedilebiliyoruz.
ANKARANIN CAMİ KÜLTÜRÜ Caminin konumuna bakıldığında kente girişte sizi ilk karşılayan, minareleriyle sivrilen bir yapı olacak. İlk algılanacak şey budur. Mimari üslübu tartışılır, neoklasik deniyor ama projeyi görmeden birşey söylemek mümkün değil. Ama mesela Ankaranın cami kültürüne baktığımız zaman da kubbeli camiler azdır. Daha düz, beylikler dönemi camileri ağırlıklıdır. Ankaranın mimarisinde ahşap kültürlü camiler vardır. Bu da tartışılacak. En son AKP Genel Merkezinin hemen karşı tarafına bir cami yapıldı. O da mesela Suriyedeki camilerin bir kopyası, benzeri. Geçmişimizden gelen süreklilikte birşeyler arıyorsak o zaman bu yaklaşımı da sorgulamak gerekiyor.
MESAİ SAATLERİNDE HİZMET Diyanet personeline, bakanlık, Danıştay, Tarım Bakanlığı, TOBB personeline hizmet edecek deniyor. Camiyi kullanacak olan cemaat buysa, bunlar çalışan insanlar ve camiyi sadece öğle tatilinde, öğle namazında kullanmaları mümkün olabilir. Onun dışındaki saatlerde kim kullanacak? Oradaki insanlar sabah 8-akşam 6 mesaisi yapıyorlar. Herhalde öğle tatili dışında gidip ibadet edecek halleri yok. Bir mahalle arasında olsa, anlaşılabilir. Ana yanında Danıştay, karşıda TOBB ve Tarım Bakanlığı olacaksa, üstelik VİP cami olacağı söyleniyorsa, komik oluyor. İbadetin protokolü mü olur? Diyanet Camisi VIP değil ama Türkiyede ilk
camilerini sadece cuma günleri ve
bayram namazlarında kılmak için bu
kadar çoğaltan bir toplumuz ve
içimizden bazıları hala cuma namazları
tüm camiler tıka basa doluyor yenileri
yapılmalı diye veryansın ediyor
ankaradaki bir hastanede çok kısa bir
süre içinde onlarca bebek öldükten
sonra acaba hiç türkiyede hergün
binlerce bebek doğuyor ve kötü hastane
koşulları yüzünden onlarca bebek
ölüyor yeni hastaneler inşa etmeliyiz
diye geçirdiniz mi ama hayır biz cuma
ve bayram namazlarını daha rahat
kılabilmek için camiler yapmaya devam
edelim belli mi olur bir gün topluca
cennette buluruz kendimizi
ertaç güngör - İzmir
19 Ağustos 2008, Salı 15:11
(Yayınlayın Lütfen)
Ne ararsin Tanri ile aramda
Sen kimsin ki orucumu sorarsin?
Hakikaten gözün yoksa haramda
Başi açiga neden türban sorarsin?
Raki, sarap içiyorsam sana ne
Yoksa sana bir zarari, içerim
Ikimiz de gelsek kildan köprüye
Ben dürüstsem sarhosken de geçerim.
Esir iken mümkün müdür ibadet
Yatip kalkip Atatürk"e dua et...
Senin gibi dürzülerin yüzünden
Dininden de soğuyacak bu millet.
Isgaldeki hali sakin unutma
Atatürk"e dil uzatma sebepsiz
Sen anandan yine çikardin amma
Baban kimdi bilemezdin serefsiz.
Neyzen Tevfik...
Benim yorumum yok...Şiir yeterl
Ferhat - Ankara
19 Ağustos 2008, Salı 09:22
Ankara"nın amblemindeki cami figürünün
de neyi ifade ettiğini anlayabilmiş
değilim. Kentin girişine de bir cami
kondurulursa Ankara"nın sembolü camidir
diyecekler yakında. Geçmişi Hititlere
dayanan kente sanki tarihi yokmuş gibi
davranılıyor.