Körfez bölgesindeki siyaset vitrinine, açık savaşla tehdit dili tekrar döndü. Bu dil son aylarda nispeten gerilemiş ve yerine sakinleşme ve müzakere politikası belirmişti.
MANAMA - Siyaset arenasını işgal eden savaş söyleminin, şu iki olasılık arasında düşünülmesi mümkün: Fırtına öncesi sessizlik ve sessizlik öncesi fırtına. Fırtına çözüm, sakinlik ise fırtına yönünde bir adım olabilir. Yakıp yıkmak etrafındaki sert sözlerin, kulisler ardında hazırlığı yapılan bir anlaşmanın örtüsü olması muhtemel. Bölgesel çözüm etrafındaki sakin sözlerin ise savaşa hazırlık olarak yapılan hazırlıkların örtüsü olması ihtimaller içinde.
İranın bir yanda nükleer programla ilgili uluslararası teklifler paketine ve teşviklere yönelik itirazları var. Bir yandan da AB dış politika yüksek komiseri Javier Solanaya, olumlu mesajlar gönderilmesi çelişkili bir durum yaratıyor. Solana zaten, İranın mesajını kapalı, zor ve analize muhtaç şeklinde niteliyor.
İranın kapalı mesajları, Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner tarafından da hayal kırıklığı olarak nitelendi, ancak Kouchner bu ayın sonunda İran heyetiyle yapılması beklenen bir toplantıda bazı karışıklıkların aydınlatılması için fırsat verilmesini istedi.
BÖLGE GERGİNLİK ARTTIRICI AÇIKLAMALAR ŞÖLENİNE SAHNE İran yanıtının iç yüzünün berraklaşmasını ve tablonun farklı yönlerinin netleşmesini beklerken bölge, gerginliği arttırıcı medyatik açıklamalar şölenine sahne oluyor. Bu gerginliğin hatları, doğruluğunu teyit etmek için kanıtlara ihtiyaç duyulan bilgiler ve yanlışlarla dolu açıklamalar, tatbikatlar ve medyaya bilgi sızdırmalarla çiziliyor. O halde ortada psikolojik bir savaş var.
Bu noktada sorulacak soru şu: İran Ortadoğudaki politikasında neye bel bağlıyor?
Tahran, Washingtonun Irak ve Afganistan bataklıkları, dağları ve kumlarından kurtulmaya kadir olmadığının göründüğü bir zamanda, üçüncü bir savaşa girmekten kaçınacağına bel bağlıyor. Amerikan zayıflığı varsayımı, bölgede İran politikasının oluşmasında esaslı açıyı oluşturuyor. Bu varsayım, Mahmud Ahmedinejadın düşüncelerinde derin bir kanaate dönüşecek kadar büyüdü. Zira İran cumhurbaşkanı defalarca, ABDnin yeni bir savaşa girmeye kadir olmadığını ve ABDnin nükleer dosya ve uranyum zenginleştirmesi konusunda, ucuz ödünler sunuluncaya kadar, psikolojik baskıda bulunmak ve korkutmak için İrana savaş tehdidinde bulunduğunun yüzde 100 olduğunu tekrarladı.
AHMEDİNEJADIN VARSAYIMINA KANIT LÜBNAN OLDU Amerikan zayıflığı, Ahmedinejadın hareket noktasını oluşturuyor. Bu teorik varsayıma karşın, ortada İsrailin 2006 yazında Lübnana yönelik saldırısının başarısızlığına binaen derinleşen bir pratik var. Lübnan örneği, bu teorik yaklaşımı doğrulayan canlı bir kanıta dönüştü. Pratik olarak, bu savaş gerçekleşirse, İranın Lübnanın 2006 yazında İsraili yenilgiye uğratması gibi ABDyi yenilgiye uğratacağı belirtiliyor.
LÜBNANDAKİ DİRENİŞ İLE İRANDAKİ DEVLETİN ALAKASI YOK O halde İranın bel bağladığı noktalar şu iki açı üzerine kurulu: Birincisi ABDnin zayıflığı teorisi. İkincisi ise Lübnana saldırının yenilgiyle sonuçlanması. Bu iki noktaya binaen, İranın sert tutumunun ve Tahranın süper ülkelerin kendisine sunduğu teşvikler paketine olumlu yaklaşmayı reddetmesinin güç unsurlarıyla bağlantılı olduğu söylenebilir. Bu iki varsayım, savaşı uzaklaştırma ve İranın nükleer alandaki haklarından ödün vermemesi yönünde ilerleyen senaryonun içine oturtuldu.
Yalnız 2006 yılındaki Lübnan deneyimini, İranla karşılaştırmak doğru bir yaklaşım değil. Çünkü Lübnan saldırısı, devlet olma yolundaki Hizbullaha karşı yapılırken; İrana yönelik saldırı, direkt devlete karşı yapılacaktır. Devlet mantığı ile İsrailin Lübnan saldırısı sırasında ortaya çıkan direniş mantığı arasındaki hiçbir benzerlik yoktur. Dolayısıyla yakıp-yıkma söylemi, gerginlik ve endişe dilini aşan stratejik bir bakış açısına muhtaçtır.
* Bahreyn gazetesi El Vasat, 9 Temmuz 2008, Arapçadan çeviri: Halil Çelik
iran tarihinde hep müslümanlarla
savaşmıştır.o amerikanın bir numaralı
dostudur.numara yapıyorlar.asıl
amaçları ehli sünnet inancını
saptırmak.kesin vede kesin savaşmazlar.
ersin gök - İstanbul
20 Temmuz 2008, Pazar 17:52
amerika-iran savaşı olmuş olsa bu
türkiye açısından hem olumlu hem de
olumsuz olacaktır.ekonomik olarak
olumsuz olacaktır fakat siyasi olarak
olumlu olacaktır;çünkü iranda 45-50
milyonluk bir türk nüfusu vardır.işte
bu yönden yararlı olacaktır bnce bu
fırsat değerlendirilmeli soydaşlarımız
acemlere ezdirilmemeli,ezilmemeli.....
alper - Sivas
17 Temmuz 2008, Perşembe 16:27
bence iranın nüklüer silah sahibi
olmasının bize hiçbir yararı yok uzun
vadede zaten dar olan hareket sahamızı
iyice daraltabilirler ayrıca
çevremizde israilin rusyanın
amerikanın ve avrupalıların nüklüer
silahları var biz arada kaldık bide
iranın olursa hiç iyi olmaz bu yüzden
amerika iranı hemen vurmalı