Tapulu araziden çıkan su, tapu sahibinin mi? İhtiyacı olanı kullanıp, artanı satabilir mi? Canına tak eden vatandaş kaçak kuyu açarsa ne olur? Belediyeler su kaynaklarını kapmak için nasıl savaşıyor? Su Yasası neden çıkmıyor?
İSTANBUL - Devlet Su İşlerinin eski hukuk müşavirlerinden Özdemir Özbay, Su Yasası Taslağına Su, insan hakkıdır görüşüyle destek veren bir hukukçu. Özbay, NTVMSNBCye su kaynakları ve susuzlukla ilgili merak edilen soruları yanıtladı. Özbay, 2006 yılı başında AB direktifleri ve 11 ülkenin su kanunları dikkate alınarak hazırlanan Su Yasası Tasarısının, 2006 sonunda yürürlüğe geçirileceği sözü verilmesine rağmen, Enerji Bakanlığından öteye geçemediğini, bunun anlaşılabilir olmadığını söyledi.
SU KAYNAĞI-YERALTI SUYU NE DEMEK? Dünyanın her yerinde ve hukuk literatüründe kaynak dediğimiz zaman, pınar, dere, çay, çağlayan, yeraltı-yerüstü suyu, hatta atık su, arıtılmış su dahil, nerede su varsa bunların hepsini kapsar. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünde çalıştığım dönemde hazırladığımız Su Yasası Taslağındaki tanımlar bölümünde, Avrupa Birliğinin tanımlarına paralel biçimde bütün bu saydıklarımızı kaynak olarak kaydetmiştik. Yeraltı suyu kaynağı farklı bir şekilde ele alınmalıdır. Çünkü zaten bütün sular yeraltından gelmektedir. Ama sondaj yoluyla yeraltı suyu tabakasına ulaşıp çıkarılan suyla, kendiliğinden bir fay kırığından yeryüzüne çıkan su farklıdır. Bu şekilde çıkan su, su hukukunda yeraltı suyu değildir, kaynaktır. Bunun adı pınardır. Esas yeraltı suyu, insanın zorlamasıyla veya kuyu kazarak sondajla çıkarttığı sudur.
PİYASADA SATILAN KAYNAK SUYU Piyasada satılan kaynak suyu ise iki türlü elde edilebilir. Doğal bir su kaynağı, örneğin Kızılırmakın başında çıkan ya da Sakaryanın doğuşunda çıkan su da kaynaktır, ama Devlet Su İşlerinin kuruluş kanununda 500 litre/saniyenin üzerinde kendiliğinden çıkan sular kamuya ait sular olarak geçer ve bu su devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Devlet planlar, istediği gibi kullanır. Birkaç kaynak birleşerek 500 litre/saniyenin üzerinde bir su meydana getiriyorsa, onlar da Devlet Su İşlerinin denetimi altındadır ve kamuya ait sulardır.
YERİN ALTINDAKİ SU TAPUYU İZLEMİYOR Bunların dışında suyun bir tarladan çıktığını varsayalım. O tarla, bahçe ya da arazi, o yerin üzerindeki mülkiyeti, tapuyu takip etmiyor. Yani tapulu arazideki suyu kullanıp, artanı satamaz. Çünkü o su da kamuya aittir. Artan suyu şişeleyip satmak istiyorsa Maliye Bakanlığından kaynağı kiralar, karşılığında hazineye kira öder, ondan sonra satar. Eğer suyu zorlayarak, sondajla çıkarmak isterse, önce falanca yerde arama yapacağım diye Devlet Su İşlerine başvurup su arama ruhsatı alır. İzin alırsa önce su kaynağını bulur. Bulduğu suyu mevzuata uygun olarak kamu kurumları laboratuvarlarında tahlil ettirir. Sonrasında Devlet Su İşlerinden ikinci kez ruhsat almak için başvurur, DSİ onay verirse, işletme ruhsatı alır. Maliyeye gider, aynen kendiliğinden çıkan pınarı kiralamış gibi, kirasını öder.
VATANDAŞIN CANINA TAK EDERSE! Genelde şöyle olaylar oluyor. Çok kurak yerlerde içme suyu amaçlı değil ama, vatandaşın canına tak dediği için tarla ve hayvan sulama için kaçak kuyular açılıyor. Tabii Devlet Su İşlerinin elinde bir jandarma gücü yok. Bunları bulursa polis ya da jandarma kanalıyla kapattırıyor. Ama gidip tekrar açıyor. Bunu engelleyemiyorsunuz.
BELEDİYELER KENDİ ARASINDA KAPIŞIYOR Büyükşehir belediye sınırları içinde kalan yerlerde büyükşehir belediyelerine yeraltı suyu çıkartma ruhsatı verme yetkisi verildi. Büyükşehir belediyeleri ile ilgili kanunun kapsamı genişletildi. Bu özellikle İstanbul ve İzmitte çok büyük problem yarattı. İstanbul ilinin sınırları ile İzmit ilinin sınırları aynı zamanda Büyükşehir Belediye sınırı olarak kabul edildi. Kartalda veya oraya yakın bir alanda büyük bir yerleşim alanının içme suyuna ihtiyacı var ve bir kuyu açıldı, diyelim. Büyük bir boya fabrikası var, o da orada bir kuyu açtı ve aşırı tüketim yaptı, diyelim. Yeraltı sularının sınırları, yerüstü belediye sınırlarıyla aynı izdüşümde değil ki. Üstteki sınıra göre siz yetki verirseniz, mahalli idareler arasında kapışmaya neden olursunuz. Nitekim şu anda İzmitle İstanbul arasında, Sapanca Gölü dolayısıyla yargıya intikal etmiş konular var. Oysa bütün bunlar DSİnin kapsamında değerlendiriliyor iken DSİ, Sana şu kadar lazım, şunu veririm derdi. Böyle devam etseydi bu çatışmalar, tartışmalar olmayacaktı. Bütün bunları çözmek üzere hazırlanan Su Yasası Tasarısı, AB direktifleri ve 11 ülkenin su kanunları dikkate alınarak, 2005 sonu, 2006 yılı başında hazırlanmıştı. Ancak bugüne kadar maalesef Enerji Bakanlığından öteye geçemedi. Oysa Avrupa Topluluğuna da 2006 sonunda parlamentoya sunulacağı sözü verilmişti.