Suyun özelleştirildiği, halkın yağmur suyunu biriktirmesinin bile yasaklandığı ülkeler bir yana, anayasasına Su insan hakkıdır, her insanın yaşayabilecek oranda suya sahip olması sağlanır maddesi koyan ülkeler de var. Türkiye hangisini seçecek?
İSTANBUL - Dünya Su Konseyi, gelecek yıl Türkiyede toplanacak. Gündem, suyun özelleştirilmesi. Oysa Dünya Su Konseyinin üyesi olan BM herkesin günde 20 litre suya ihtiyacı olduğunu, yoksullara ise suyun bedava verilmesi gerektiğini söylüyor. Enerji Bakanı da akarsuların özelleştirileceği mesajı verdi. Yani paketlenmiş içme suyu sektörü dışında, akarsular ve şehir suyu da özelleştirmeye gidiyor. Bolivyada bu yöntemle suyu satın alan şirket, yüzde 200 de zam yapınca, halk yağmur suyu biriktirmeye başladı ama bir kanunla yağmur suyu biriktirmek suç sayıldı. Hindistanda bir akarsuyu satın alan şirket, akarsuyu askeri güçle korumaya aldı, kaçak kullanan olmasın diye. Türkiye Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık, konuyu NTVMSNBCye anlattı:
ÇOKULUSLU ŞİRKETLER SUYA TALİP Geçen sene 22 Temmuz genel seçimlerinden sadece 9-10 gün sonra Enerji Bakanı Hilmi Güler, Sularımızın daha etkin ve verimli kullanılması amacıyla önce tarımsal sulama amaçlı barajlar özel sektör eliyle yapılacak, akarsular satılacak. Akarsu satışından yaklaşık 3.1 milyar dolar gelir bekliyoruz, bunun sadece 1.6 milyar doları Fırat ve Dicleden olacak dedi. Sözü edilen su kaynaklarında görülen olumsuzluklar, kuruma belirtileri böyle bir açıklamayı gerektirdi. Tüm dünyada suyun küresel politikasını belirlemek için, Fransanın Marsilya kentinde 1996da bir toplantı yapıldı ve Dünya Su Konseyi oluşturuldu. Konsey, suyun küresel politikasını belirlemek amacıyla her üç yılda bir Dünya Su Forumu düzenliyor. 1997de yapılan ilk forumda, suyun küresel vizyonunun çizilmesi kararı alındı. 2006da Meksikada yapılan son toplantıda ise suyun ticari amaçla nasıl kullanılabileceği, ekonomik bir mal olduğu şeklinde görüşler ortaya atıldı. Çokuluslu şirketlerin yönetime el atması ve onların üzerinden suyun üretimi, yönetimi düşünceleri ortaya atıldı.
SUYA CEP TELEFONU KADAR HARCARSAK! 5. Dünya Su Forumu ise 2009 mart ayında İstanbulda yapılacak. Şubat 2008de bu konuda TBMMden bir yasa geçti. Dünya Su Forumu Organizasyonu İçin Çerçeve Anlaşma ve Dünya Su Forumu Anlaşma Mektubunun Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun. 12 şubat 2008 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan kanunun genel gerekçesinde Dünya Su Konseyi kar maksadı gütmeyen, ayrım gözetmeyen, siyasetler üstü bir kurumdur deniyor. Bu tanımdan bir sivil toplum kuruluşu anlıyoruz. Oysa, Dünya Su Konseyi Başkanı Loic Fauchon, Türkiyedeki Dünya Su Forumu toplantısının özelleştirmelere yönelik olduğunu açık açık söylüyor. Yani kanunun genel gerekçesi ile hiç alakası yok. Ve su sorunun çözümünü şöyle izah ediyor: İnsanlar su faturasına cep telefonu kadar ödeme yapmaya razı olursa hiçbir sıkıntı kalmayacak. İnsanlar cep telefonu kullanmadan da yaşabilirler, ama su kullanmadan yaşayamazlar. Arabaların vergilerine harcadığımız vergilerin yüzde 5ini suya harcamazsak su sorununu çözemeyiz diyor. BM, Dünya Bankası, devletler, ulusötesi şirketler, ulusal şirketler bu Konseyin üyesidir. Ve BM der ki, Herkes günde en az 20 litre suya sahip olmalıdır ve su yoksullara bedava dağıtılmalıdır. Ama Dünya Su Konseyi Başkanının düşünceleri çok farklı.
SU KAYNAKLARINI ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER YÖNETECEK Sulama konusunda eskiden Köy Hizmetleri Müdürlüğü ve DSİ Genel Müdürlüğü vardı. 2005 yılında Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü ne yazık ki kapatıldı. Şu anda sulama işlerine bakan ve su kaynaklarından sorumlu olan bir tek DSİ kaldı. Dünya Bankası artık şu öneride bulunuyor DSİye: Sürekli yeni tarım alanlarını sulamaya açma. Yetki alanını su kaynakları kullanımından su kaynakları yönetimi düzenlemesine kaydır. Su kaynaklarının kullanımını sen yapma, yönetim görevini üstlen. Neden? Çünkü, Dünya Su Forumunun ülkemizde toplanmasını ve Enerji Bakanının açıklamalarını birleştirirsek, su kaynaklarını artık çok uluslu şirketler yönetecek.
ÇİFTÇİLER KIŞIN CEZAEVİNE GİRMEK İÇİN TORPİL ARIYOR Mayıs ayında yap-işlet-devret ile DSİnin kimi görevlerinin değiştirilmesi hakkında bir kanun çıktı. O kanunda da der ki; Sulama yatırımları ile ilgili borçları sulama birlikleri olmayan yerde muhtarlıkta ilan edilir ve ikinci bir uyarıya gerek kalmadan şirketler tarafından tahsil edilir. Şimdi görüyoruz ki, şirketler artık sulamanın taşeron şeklinde ya da asıl sahibi olarak bu işe girecekler. Akarsularımız özelleşirse, sayın Enerji Bakanının dediği gibi, tarımsal sulama öncelikli. Daha sonra içme suyunu da ekler ve bunlar dağıtılır. Şirket, tarlaya su saati takacak ve çiftçi bu suyun ücretini ödeyebilecek güçte değil. Zaten sulamada kullandığı elektriğin ücretini ödeyemediği için seçim dönemlerinde hep bu borçların silinmesi gündeme gelir ama, bu da çözüm değil. Çiftçinin kendi döngüsünü devam ettirecek bir desteğe kavuşması önemli. Zira borçlarını ödeyemeyen çiftçi, kış aylarında cezaevine girmek için torpil arıyor. Şimdi bir de su parası çıkınca, altından kalkamayacak
KANLI EYLEMLER BAŞLAYABİLİR Zaten çiftçimiz tarım politikaları nedeniyle toprağını hızla terk ediyor. Bir de akarsular sulama amaçlı özelleştirildiğinde, artık kaçacak. Nereye gelecek? Ankara, İstanbul, İzmire. Yani su sorunun en fazla yaşandığı yerlere. Fabrikalarda asgari ücretle iş bulabilmenin peşine düşecek. Böyle giderse, dünyadaki o kanlı eylemlere ileriki günlerde Türkiye de sahne olabilir.
BOLİVYA VE HİNDİSTAN ÖRNEKLERİ Örneğin Bolivyanın bir kentinde su özelleştirildi ve şirket 1 hafta sonra suya yüzde 200 zam yaptı. İnsanlar suyu kullanamayacak duruma gelince damlarına bidon koydular, yağmur sularını toplayıp kullanabilmek için. Şirket, o bidonları yasaklatmak için kanun çıkarttı. Düşünün, yağmur sularını bile kullandırtmıyorlar. Hindistanda 26 kilometre uzunluğunda bir akarsu özelleştirildi ve alan şirket akarsunun her iki tarafına silahlı adamlar yerleştirdi. Hayvanların nehirden su içmelerini, insanların kova ile su almasını yasakladı. Artık bu nehir benim, ücretini ödeyeceksiniz dedi. Dünya buraya gidiyor.