Kanalizasyon yeraltı suyuna, şebeke suyu kanalizasyona karışıyor; her ikisi birden denize dökülüyor. Tarımda masrafsız diye bol sulama yapılıyor, toprak tuzlanıyor, çölleşmeye yol açıyor.
İSTANBUL - Türkiye Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık, kuraklığın tarımı vurduğunu, çiftinin tarlasını bırakıp, yaşamak için büyükşehirlere geldiğini, oysa susuzluğun en yoğun yaşandığı yerlerin büyükşehirler olduğunu, nüfusun mevcut su kaynaklarına yetmediğini, bu kısır döngünün kesilmesi gerektiğini söylüyor. Büyükşehirlerde de şebeke borularındaki çatlaklardan kaçan suyun kanalizasyona karışıp denize döküldüğünü, aynı zamanda kanalizasyon borusundaki çatlaktan sızanların yeraltı sularına karıştığını anlatan Atalık, bu arada en büyük su tüketicisi olan tarım sektöründeki yanlış sulamanın vahim sonuçlarına dikkat çekiyor. Atalık, susuzluk kadar bol su kullanımının da felaket yarattığını, toprağın tuzlanmaya başladığını, tuzlanmanın sonunun çölleşme olduğunu vurguluyor.
Ahmet Atalık, su sorununu tüm boyutlarıyla NTVMSNBCye şöyle anlattı:
Sektörel açıdan baktığımızda tüm dünyada suyun yüzde 70 i tarımda, yüzde 22si sanayide, yüzde 8i evlerde kullanılıyor. Türkiyede bu oran tarımda yüzde 72, sanayide yüzde 10, evlerde yüzde 18. Kayıp-kaçak, yani su borularındaki çatlaktan sızma ya da kaçak kullanım oranı ise gelişmiş ülkelerin oldukça üzerinde. Gelişmiş ülkelerde bu oran yüzde 15, Türkiyede ise yüzde 40ın üzerinde. Özellikle kent şebekelerinde yüksek olan bu oran İstanbulda yüzde 27.
İSTANBULDA YERALTI SULARI KANALİZASYONLA BESLENİYOR İstanbulda yeraltı sularının yağmurla beslenmesi yani doğal beslenmesi 110 milyon metreküp iken, kanalizasyondan beslenmesi 160 milyon metreküp. Yani İstanbulun yeraltı suları, yağmurla beslendiğinden daha çok kanalizasyonla besleniyor. Bu da kanalizasyondan sızan suların yeraltı sularını kirletmesi demek. Su şebekesindeki kaçaklar gibi, kanalizasyonlarımızda da kaçaklar var.
SU KAYNAKLARI, BU NÜFUSA YETMİYOR Su kaynaklarımızın yüzde 60ı Doğu Karadeniz, Fırat-Dicle havzası ve Doğu Akdeniz havzasında yer alırken, nüfus sadece yüzde 4.5 su kaynağının bulunduğu Marmara bölgesine yığılmış. İstanbul Marmarada, İzmir Egede ve Ankara da İç Anadoluda en fazla su sorunu yaşayan şehirler. Türkiye çapında yerleşim düzenimiz de hatalı. İSKİ İstanbulun Silivri yöresinde 2007 yılında 130 tane içme suyu kuyusu açtı. Bu sene 40 tane daha açacak. Ama kanalizasyon yoluyla yeraltı sularına karışım yağmur sularından olan karışımın çok üzerinde. Öncelikle İstanbul bu sorunlarını çözmek zorunda. İstanbulun artık göç almaması gerekiyor. İnsanların suyu bol olan yerlere gitmesi gerekiyor.
ŞEHİR SUYU DENİZE GİDİYOR Kentlerden buharlaşma yoluyla yağmur suyunun kaybedilmesi yüzde 65 düzeyinde; kırsal alanda ise bu oran yüzde 22. Kentlerdeki yağmur suyunun büyük kısmı zaten buharlaşma yoluyla kayboluyor ve kalan kısmı da kanalizasyonlarla denize gidiyor. Türkiyenin o nedenle doğasına, yeşil alanına, bitki örtüsüne önem göstermesi gerekiyor. Kentler genişledikçe su kaynaklarından şehre su verilen şebeke ne kadar uzarsa o kadar su kaybı meydana geliyor.
TARIMDA SULAMA YÖNTEMLERİ YANLIŞ Dünyadaki tarım alanlarının sadece yüzde 20si sulanabiliyor. Oysa gıdamızın yüzde 40ı bu alanlardan geliyor. Yaşadığımız su sorunu nedeniyle tarımda suyu kestiğimizde bu sefer tüm dünyada gıda açığı başlayacak, yetersiz beslenmeden dolayı sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalacağız. Suyla ilgili birtakım tedbirler, tasarruf kararları alınacaksa, kentteki insanın musluğu damlatmasından, çamaşır-bulaşık-diş fırçalamaya kadar karışacağız. Ama asıl tedbiri tarımda almak gerekiyor. Sadece suyun en fazla kullanıldığı alanın tarım olmasından değil, sulama yöntemleri yanlış. Suyu çok harcayan yöntemler kullanılıyor. Masrafı az olduğu için yüzde 90 oranında yüzey sulama yöntemi kullanılıyor. Oysa, yağmurlama-sulama sistemi yüzde 70, damlama sulama sistemi yüzde 90 tasarruflu. Ama tesis masrafı yüksek olduğu için tercih edilmiyor. Artık yaşanan su sorunu nedeniyle bu sistemlere geçilmesi için adımlar atılıyor.
39 YILDA TÜRKİYE KADAR TOPRAK YOK OLUYOR Sulamayla ihtiyacımız olan gıdanın neredeyse yarısını üretiyoruz. Fakat su tarım için bu kadar itici güç olurken, yanlış kullandığınızda tam bir felaket yaratıyor, erozyona yol açıyor. GAP bölgemizde bu tehlike var. Drenaj sistemini kurmadan yüzey sulama yöntemi kullanıldığında topraklarda tuz oluyor. 230 bin hektar alanı sulamaya açtık, 25 bin hektarın onda birinde tuz sorunu doğdu. Bu yolla tüm Türkiyede kaybedilmiş alan 1 milyon 700 bin hektarı buldu. (Türkiyenin yüzölçümü 78 milyon hektar). Dünyada ise, bu yolla kaybedilen alan yılda 2 milyon hektar. Yani, 39 yılda Türkiyenin yüzölçümü kadar toprak yok oluyor.
TUZLANMANIN SONU ÇÖLLEŞME Suyun yanlış kullanımı nedeniyle toprağın tuzlanması, ileri aşamada çölleşmeye yol açıyor. Türkiyedeki bir takım su kaynaklarında da özellikle geçen yıl bariz değişimler oldu. En büyük tatlı su gölümüz Nevşehir hızla küçülüyor. Göller Bölgesi yok olma noktasında, Akşehir Gölü tamamen kurudu. Yeni tarım alanları kazandırmak amacıyla Tuz Gölünün etrafındaki sulak alanlar ve küçük göller kurutuldu, şimdi Tuz Gölü de küçülme ve yok olmaya sürecine girdi. Van Gölünde su seviyesi düşüyor.