İSTANBUL - Birileri bu cehalet değil ABDnin gerçek politikası dese de durum öyle değil. Çünkü 11 Eylülden sonra bölgeye yönelik politikaları oluşturan cahil danışmanlar, hala Ortadoğuya yıllar öncesinin Oryantalist zihniyet ile bakanlar ya yanıldıklarının farkında değiller ya da gerçekten çok saflar.
ABD Irakı işgal ederken Irakın yapısına ilişkin nasıl yanlış yönlendirilip bilgilendirildiyse şimdi de benzer bir yönde ilerliyor. Çünkü Amerikan müdahalesi ile değişen dengeler artık ABDnin aleyhine işliyor. Son örnek ise Irak-ABD Güvenlik Anlaşması. Bu anlaşma çerçevesinde ABD Irakı tam anlamıyla sömürgeleştirip istediği gibi at oynatmak istiyor. ABD güvenliği ve kafasındaki planın yanında Irakın egemenliğini konuşmaya dahi gerek duymuyor.
ABDNİN EGEMENLİK ANLAYIŞI ABD Güvenlik Anlaşması çerçevesinde, Irak içinde sayısı 50yi aşan kalıcı üsler, Amerikan ordusunun bu üsler aracılığı ile her türlü askeri operasyonu yapabilmesi, ABD askerlerinin işledikleri suçlar ya da eylemler karşısında Irak yasalarından muaf olmaları, Irak vatandaşlarını istedikleri zaman gözaltına alabilmeleri talep ediliyor. Bunun yanında Irak hava ve deniz sahasının denetimsiz kullanılması da var.
Yani tam anlamıyla Irakı 19. yüzyıl sömürgesine çevirmek istiyorlar; Irakı Panama sanıyorlar. Gerekçe ise artık klişe haline gelen terörle mücadele. Ancak, bu durum Iraktaki tüm grupların tepkisini çekti ve görüşmeler tıkanma noktasına geldi. Amerikan işgalini destekleyenlerin tabii ki bu ülkeye bir diyet ödemesi gerekiyor. Irakı yönetenlerin üslere izin verdiği, ülkenin dış tehditlere karşı korunması için Amerikan askerlerine ihtiyacı olduğu biliniyor ama ABDnin şartları onlara bile bu kadar da olmaz dedirtiyor. Bu yüzden Amerikan işgal yönetimi tarafından yönetilen, yön verilen Irak hükümeti bile talepleri kabul etmedi. Geçen hafta görüştüğümüz Irak Başbakan Yardımcısı ve Kürdistan Yurtseverler Biriliğinin önemli isimi Berham Salih, Başbakan Malikinin ABD taleplerini bu şekli ile geri çevirmesinden memnun olmamıştı. Salih, Amerikalıların ülkede kalmalarını, iç ve dış tehditler açısından Amerikalılara ihtiyaçları olduğunu söyledi. Ama Irakın egemenliğinden de vazgeçilmez dedi. Ancak kendisi bu şartların Irakın egemenliğini ihlal ettiğini de biliyor. ABD bu anlaşmayı Iraklı Kürtlerin daha çok istediği biliyor
DİYET NASIL ÖDENECEK? ABDnin de tek derdi kısa vadede İranı bertaraf etmek uzun vadede ise Basra Körfezini tek başına kontrol altına almak. Bunları gerçekleştirmek için de Irak biçilmiş kaftan. Ancak kazın ayağı öyle değil.
İran bölgede inanılmaz yol kat ederek güçlendi. ABDnin İranı artık sadece önleyici vuruş benzeri saldırgan bir politika ile alt etmesi mümkün değil. İranın, Irak içinde ve genel olarak da bölgede ciddi bir nüfuzu var. Maliki hükümeti ABD ile anlaşmaya çalışırken İrana saldırıyı da önleme derdinde. Çünkü, Malikinin Tahranla olan bağları biliniyor. SCIRI (Yüksek İslami Irak Konseyi) lideri El Hekim de Tahranla içli dışlı.
Öte yandan bu iki isim de ABDnin sözünden çıkmayanlardan. Yani hem Tahran hem de Washington diyenlerden. Bu arada Bağdat Tahranla saldırmazlık anlaşması yapmaya hazırlanıyor. Ahmedinejat ise Iraka sizin güvenliğinizi biz sağlayalım gibi uçuk önerilerde bulunuyor. Hoş, bugün Iraktaki İran nüfuzu göz önüne alındığında artık İransız bir Irak düşünülecek gibi değil.
Irak içindeki Şiilerin bir kısmı (Mukteda Es Sadr) İrana uzak dursa da büyük bölümü İranla içli dışlı. Bir Amerikan saldırısı karşısında Irak içindeki tepki de Amerikayı korkutuyor. Bir diğer nokta ise Sadrın yeniden taraftarlarına çağrıda bulunarak 50 bin kişilik ordu kurma hazırlığı içine girmesi.
Maliki hükümeti tüm bunları hesaplayarak, İranı göz önüne alarak dikkatli davranmaya çalışıyor. Sonunda Irak ile ABD bir anlaşmaya varacak. Irak hükümeti de en az tavizle kurtulmaya çalışacak. Çünkü Irakta ABD ile işbirliği yapan hiç kimse şimdi farklı bir tavır alacak durumda değil. Ödenecek diyetin miktarı ve çapı bir süre sonra belli olacak. Petrol yasasının bir an önce çıkarılmasının istenmesi de bu yüzden.
ABDnin Türkiye ile ilişkilerini düzeltmesini bir nedeni de İranın bölgede giderek güçlenmesi. ABD şimdi Afganistanın işgali ile Talibandan, Irakın işgali ile Saddam Hüseyinden İranı kurtarmayı nasıl başardığını düşünüyor olsa gerek. ABD bölgede egemenliği eline geçirmek isterken her hareketi ile düşmanını büyüttü. Önlerinde tek bir yol var. Irak hükümeti aracılığı ile İranla anlaşmaya çalışmak. Bu yüzden önleyici vuruş da yapsa, Lübnanda olduğu gibi aracılarla savaşsa da ABDnin bölgede işi kolay görünmüyor.
ABD asla petrol üreticisi olmasına
rağmen petrolü kendi ülkesinde karneye
bağlamış bir ülkeye (ki o İran"dır)
saldırmaz. Ama topun ağzındaki kendi
tüketimi, üretimini yakında geçerek
ikinci bir Endonezya sendromu yaşayacak
olan Suudiler olabilir.
Erdem Aydın - İzmir
18 Haziran 2008, Çarşamba 13:01
Yazılanlar bana 1919"u hatırlattı.Aynı
senaryolar.Aynı çıkarlar.Aynı
zalimler,aynı mazlumlar.Fakat isimler
farklı.Tüm bölge ülkeleri, yabancı
güçlere karşı gerektiğinde silahlı
mücadele vermediği sürece de bu böyle
sürüp gidecek.Yazık.
rasim demir - Denizli
18 Haziran 2008, Çarşamba 09:43
abd satranç oynamayı iyi biliyor.
abdnin hedefi, bölgedeki Türkiyenin
nüfuzunu arttırıp iran ile karşı
karşıya getirmek ve kargaşa ortamında
çalabildiğini çalmak. aslında ıraktan
çalmıyor bizden de çalıyor. yakın
gelecekte bizim demokrasimizide
beğenmeyip bizide özgürleştirecekler!
ne dersiniz belki anayasa mahkemesi ve
chp iktidarından kurtuluruz!