Müzisyenlerle müzik konuşmak kolaydır. Yeni albümler, yeni klipler, konserler... Ancak konu biraz müzik dışına taşsa olacakları kestiremezsiniz. Karın Ağrısı röportajlarının ilk konuğu Gripinle de öyle oldu. Grup dert ettikleri meseleleri anlattı.
İSTANBUL - Müzisyenlerle müzik konuşmak kolaydır. Yeni albümler, yeni klipler, konserler... Ancak konu biraz müzik dışına taşsa olacakları kestiremezsiniz. Oysa karakteriniz kaderinizdir sözüne dayanarak sanatıyla yaşamını belirleyen bünyelerin sosyal sorunları ifade biçimi de çok özeldir. Karın ağrısı röportajlarının ilkini gerçekleştirdiğimiz Gripin de aynı şekilde çok şeyden mustaripti. Nereden başlayacağımızı, nasıl bitireceğimizi bilemediğimiz röportaj paldır küldür yapıldı, sorunlar tartışıldı, çözüm önerileri sunuldu. İlgilenenlere duyurulur...
Bugünlerde en çok dert ettiğiniz konuyla başlayalım isterseniz. Başlık olarak ne seçersiniz? Birol: Gıda sorunlarıyla başlayabiliriz bence.
Gıda sorunları derken ne kastediyorsunuz? Birol: Geçenlerde oldukça ses getiren pirinç sorunu mesela ve bir anda fiyatların tepe yapması.
Tarım Bakanımız bile pirinç sorununun abartıldığını düşünüyor ama... Evren: Ben gıda sorununun gerçekten varolduğuna inanıyorum. Birol: Daha başlamadı bile aslında. Yakın zamanda sadece pirinçte değil, başka gıdalarda da sorun yaşayacağız. Sıkıntı olmayan hali bu. İyi kötü suyumuz var şu an. Pirinç sorununda yapılan bir manüpilasyon olsa bile bunun arkasında gerçekten bir yokluk olduğunu düşünüyorum. Bunun birinci sebebi de nüfus ve tüketimin sürekli olarak artması. Balıkların gelişim süresinin uzaması bile bir sorun. Bütün bunların temelinde doğal akışa çomak sokmamız var tabi. Hem küresel ısınmanın baş gösterdiği bir dönemdeyiz hem de kapitalizme fazlasıyla ayak uydurduk. Bir de bunların yanında biyoyakıt kullanmamız var mesela.
BİYODİZEL BİR TEHLİKE Biyoyakıtla ilgili nasıl bir sorun olduğunu düşünüyorsunuz? Doğa dostu olarak yansıtılmıyor muydu bu yakıt biçimi? Birol: Biyodizel bir tehlike. IMF planından sonra tarım toplumunu daha da şehre çekecek planlar hazırlandı. Dünyada da böyle bir akım vardı. Bunun yanında tarımla uğraşan insanlar daha da gelişecekti. Son iki senedir Biyoyakıt Amerika ve Avrupada başladı. Kanola diye bir bitkiden yapılan bir yakıt bu. Evren: Yüzde 78i bu bitkiden gerisi katkı maddelerinden oluşan bir yakıt. Kullanılmış yağlardan da yapılabiliyor. Bu çok hoş tabi. 5 litrelik kullanılmış yağın varsa kapına kadar gelip bunu alıyor ve değerlendiriyorlar. Bunu biyodizele dönüştüyorlar. Bu işin güzel tarafı.
İşin kötü tarafı nedir? Birol: Varolan tarım alanlarıyla bu yakıtı sağlamak imkansız. 300 kg mısır ekininden 40-50 ltlik bir biyodizel elde edebiliyorsunuz. Ama aynı miktardaki mısır bir insanın bir yılda ihtiyaç duyduğu kalori miktarına da eşit. Dolayısıyla siz bu yakıt türüyle 2-3 günlük benzin ihtiyacını giderirken bir insanın yıllık besinini de elinden almış oluyorsunuz. Yeni ekin alanlarına ihtiyaç var. Ama buna gidilirse -zaten küresel ısınmanın yaşandığı bir dönemde- varolan ormanları da buna ayırmak korkunç bir çözüm.
Siz biyodizel mi kullanıyorsunuz? Birol: Hayır. Dizel de kullanmıyoruz. Dizel de öyle ya da böyle fosil yakıtı.
Bireysel olarak ne yapılabilir? Birol: Aslında ilk yapmamız gereken şey gözümüzü doyurmak ve tüketimden artık biraz uzak durmak. Herkes araç sahibi olduğu için böyle şeyler oluyor belki de. Turistler taneyle alışveriş yaptığı zaman şaşırırdım mesela eskiden ama bizde böyle değil. Kilolarca alıp, kilolarca atıyoruz. Onun değişmesi lazım. Kendimi de eleştiriyorum bu konuda. Arabaların içine bak mesela. Yüzde 80inde tek kişi oturuyor. Daha az, daha mantıklı tüketime gitmek gerekiyor. Hayvani dürtülerimizi kontrol altına almamız gerekiyor önce. Evren: Mesela Birol her gün Leventten İkitelliye işe gidiyor ve günde üç saati trafikte geçiyor. Dolayısıyla bu adamın işte geçireceği üç saati de çöpe atmış oluyorsun. Yani trafik sorunu da iş gücünü azaltan birşey. Her insanın günde fazladan bir saati trafikte geçiyorsa iş gücünden neler kaybediyoruz onu düşün. Birol: Üstelik ısrarla karayolları yapmaya devam ediyoruz. Raylı sisteme yatırım yapmıyoruz. Halbuki dünyanın en eski raylı sistemi burda. Ama aynı zamanda dünyanın en pahalı metrosu da burda.
ÖNCE TOPLU TAŞIM ARAÇLARINI MEDENİLEŞTİRSİNLER Bunlar için sadece kişisel çözümler de yetmiyor o zaman. Belediyelere ve şehir planlamacılara da iş düşüyor sanırım. Evren: Londraya bakın mesela. Her yere metroyla gidebiliyorsunuz. Türkiyede böyle birşey yapmaya kalksanız kaosa döner hayat. Toplu taşım araçlarına teşvik etmeliyiz tabiki insanları ama bir yandan da bu sistemi daha medeni hale getirmeliyiz. Birol: Ama her şeyi devletten de bekleyemeyiz. Tabiki raylı sistemin gelişmemesinin arkasında otomotiv şirketlerinin ket vurması da olabilir ama sonunda bütün paraları bir elde toplar insanlara para harcama imkanı bırakmazsanız sistem çöker ve umarım o günü gördüğümüzde çok büyük kayıplar yaşamayız. Aslında bunları iktisatçımız İlkere sormalısınız.
İlker sen ne diyorsun bu duruma? İlker: Bunları sadece büyükşehirlere özel problemler olmadığını düşünüyorum. Cumhuriyet döneminden beri raylı sieteme ne kadar yatırım yapıldı mesela? Trafik kazalarını da azaltacak bir çözüm yoluydu aslında.
Bir yandan refüjlere ekilen lalelere de bayağı bir yatırım yapılıyor ama... Birol: Üç çocuk yapıp laleyle besleyeceğiz işte...
BELKİ DE DÜNYANIN SONUNA DOĞDUK Röportajımızın bu bölümünde herkes alevli bir şekilde tartışırken duraksıyoruz. Konuşacak o kadar çok şey var ki Gripin, ara ara başlığımızdan kopuyor ve burada yazamayacağımız türden umutsuz bir ruh haline bürünüyor. Başka bir başlık açıyoruz.
Başta su sorunundan bahsetmiştik. Su sorununa yüzde 50 oranında çözüm bulunduğu iddia ediliyor. Buna ne diyorsunuz? Evren: Ankaraya da bulmuşlar mı? Birol: Bu çok komik. Doğanın doğal akışını bozup geçici çözümler bulunuyor. O düzeni bozdukları için o kaynağı da kaybediyorlar. Aslında belki de bildikleri birşey var. Belki gerçekten dünyanın sonuna geliyoruz ve onlar da 3-5 yıl daha iyi yaşamamız için uğraşıyorlar.
Kentsel dönüşüm projeleri için ne düşünüyorsunuz? Birol: Doğru uygulandığına inanmıyorum. Ne kadar kötü ki şu an masada bulunan altı tane genç adam bile bu projelerin altında bir bit yeniği arıyor.
Bu güvensizlik neden kaynaklanıyor? Birol: Sulukulede yapılan şey aslında bir nevi tecrit bence. Orada bir tarih oluşmuş ve siz alıp o insanları yaşadıkları yerden koparmaya çalışıyorsunuz. Evren: Ama bir yandan da gecekondu bölgelerinde bazıları da haksız yere ev sahibi oluyorlar. Birol: Bunun tabiki bir sebebi var. Aysun Kayacıya kızılıyor ama belki de doğru. Onların da bir oyu var ve çoğu zaman senden benden daha değerli. O insanlar yaşamasın demiyorum ama buranın da taşı toprağı altın değil.
Tarihi yerlerle gecekondu bölgelerini aynı sepete koyduklarını mı düşünüyorsunuz? Birol: Evet. Bütün bunlarda en büyük problem de şu. Yüzde 47yle oy çoğunluğuna sahip olmuş bir parti kendini anlatamıyor, inandıramıyor. Belki tatmin edici bir açıklama yapsalar, Bunları yapıyoruz, şu fiyata şöyle bir uygulama yapıyoruz çünkü sonunda bunlara ulaşacağız deseler her şey daha farklı olabilirdi.
Bu sadece şu anki hükümetle ilgli bir problem mi sizce? Birol: Bu 60 yıllık bir güvensizlik. Bir sağ, sol diye birbirimize giriyoruz, bir Ermenilerle kavga ediyoruz. Rumları Sulukulede yaşayan insanlardan beter ediyoruz. Sürekli bir kaos ortamı var. Genlerimizden gelen bir Osmanlı durumu var. Çatışmaları eyleme geçirme gibi alışkanlık oluşmuş. Halbuki herkesin her şeyi konuşabiliyor, tartışabiliyor olması gerekiyor.
Demokratik olmaya aykırı bir ülke karakterimiz mi var acaba? Birol: Modern teokrasi bu yaşadığımız.
Çözüm başka bir lider mi sizce? Birol: Gönül, bütün olarak farklı bir boyutta hareket etmek ister. Mantıklı ve duyarlı bir yolu seçecek bir kitle de var. Bence umut var hala. Ama kolay değil. Evren: Lider adaylarına baktığın zaman endişe verici. Biz mesela hepimiz okumuş insanlarız. Anadoluda eğitim görmemiş çiftçi bir sürü insan var. Hepimizi aynı oranda etkileyecek birinin çıkması bana biraz ütopik geliyor açıkçası. Birol: Çözüm bir lider olacaksa mutlaka sevgi dolu, dürüst, kültürlü, bilinçli ve kendini köylüden ayrmayan, onlara ayak takımı demeyen biri lazım...
Hiç aklınızda iyi bir lider adayı oluştu mu bugüne kadar? Birol-Evren: İsmail Cem çok iyi bir profildi.
Arda sen hep sessiz kaldın. Ne düşünüyorsun? Arda: Ben çok umutlu değilim açıkçası. Kapadım kendimi. Hatta çocuk filan yapmak istemem. Bizim çektiklerimizi bir neslin daha çekmesini istemem. O yüzden bu devri kapatıp gitmeyi tercih ederim. Düşünen insan yok artık. Kapına biri yemek koyuyor ve sen ona oy veriyorsun.
Bunları konuşurken bir tedirginlik hissediyor musunuz? Murat: Bizim boyutta bir tehlike olmaz. Belki birkaç kişinin fikri değişir ama devlet politikalarında bir şey değişmez. Toplu hareket etme gibi bir bilincimiz yok. Birol: Yunanistanda geçen ay yapılan grevde benzinciler çalışmadı mesela. İnsanlar yolda kaldı. Türkiyede düşünsene benzincilerin çalışmayı bırakacak cinsel uzuvlarının olduğunu...
HEPİMİZ KENAN EVRENİN ÇOCUKLARIYIZ Tavır koyamama durumumuz nedir sizce? Birol: Korkuyoruz tabiki. Neticesinde hepimiz Kenan Evrenin çocuklarıyız. Ne kadar şımarık olabiliriz ki? İlker: Ben üniversitedeyken birkaç polis öldürülmüştü. Polisler de eylem yapmıştı. Biz sınavdayken dışardan İşte burası hain yuvası diye slogan attıklarını duyuyorduk. Eminim kendi aralarında abi kaç para alıyoruz ki bu çileyi çekiyoruz diye konuşuyorlardı. Bence her şeyin temelinde ekonomi var.
Polislerin öğrencilerin ya da 1 Mayısta olduğu gibi polisle işçinin karşı karşıya kalıyor olması çok acıklı değil mi? İlker: Her krizin içinde bir sürü hesap var. Bunlar da rant aslında. Bir kısmının işine geliyor. Birol: İnsan, hayvanlar kadar insan olsaydık keşke diye düşünmeden edemiyor.
Bu son cümleden sonra masadaki herkese bir sessizlik çöküyor. Bugüne dek gördüğümüz Gripinden oldukça farklı, çok ciddi, çok dertli insanlarla karşı karşıya kalıyoruz. Sözün bittiği yerde Birşey eklemek isteyen var mı? dediğimde grup birden özüne dönüyor ve Birol Arda bize bir şarkı söylesin diyor. Ardanın söylediği şarkı ise bir anda bize keyif katıyor ve röportajımız kahkahalarla son buluyor.
We are the world We are the children We are the ones who make a brighter day...
Çok güzel bir yazı ve röpörtaj
gençlerin bu duyarlıkta olması
sevindirici ancak röpörtajı yapanı
unutmamak lazım gerçekten sosyal
konulara bu yönden girmesi inanılmaz
olmuş sağolasın karın ağrısı nı yapan
arkadaş.Fakat puanlama sistemi okadar
kötüki yanlışlıkla düşük verdim
aslında enyüksek olmalı
Elif Buldanlı - Bursa
17 Mayıs 2008, Cumartesi 14:33
9 çocuk yapın yapmışken, Recep Bey
ödül veriyor.
Nejat Anlar - İstanbul
17 Mayıs 2008, Cumartesi 12:42
Biz müzisyenlerle gene sadece müzik
konusalım daha iyi.