Avrupanın dünyanın derin tarihe sahip bir bölümü olduğunu ve Avrupa tarihinin ortaya çıkardığı dinamiklerin son 4-5 yüzyılda dünyayı birçok açıdan etkilediğini kaydeden Babacan, Avrupanın aynı zamanda, milletlerin acılı bir geçmişin haksızlıklarını aşabildiği, rekabet ve savaşlarla dolu bir tarihin akışını başarıyla değiştirebildiği, ortak değerlere dayanan refah ve istikrar içinde bir birlik yaratabildiği bir bölge olduğunu ifade etti.
Genişlemenin hem Avrupa, hem de ABye katılan ülkeler için birçok yararı olduğunu kaydeden Babacan, İlerledikçe bu süreci daha verimli hale getirebilmeli ve durulaştırabilmeliyiz de diye konuştu. Çoğu kişinin daha fazla genişlemenin AByi zayıflatacağını savunduğunu kaydeden Babacan, Genişleyen bir Avrupanın hiçbir şekilde güçlü bir Avrupa mefhumuna tehdit oluşturduğunu düşünmüyorum. Aksine bu, AByi gerçekten küresel bir oyuncu yapmak için de bir anahtar dedi.
TCKnın 301. maddesinde değişikliğe gidildiğini ve bu konudaki tartışmaların son bulduğunu belirten Babacan, ayrıca Vakıflar Yasasındaki gelişmeleri hatırlattı, bunların küçük başarılar olmadığına dikkati çekti.
Türk kamuoyunun bazen Avrupadaki belli çevrelerden sistemli bir şekilde doğan olumsuz açıklamalardan etkilendiğini belirten Babacan, oy verenlerin ve meclisteki temsilcilerinin reform sürecinin kendi menfaatlerine hizmet ettiğini iyi bildiklerini kaydetti. Babacan, Türkiyede her alana AB standardı getirecek reformların popülaritesinin ise dinmediğini ifade etti.
Babacan, Avrupanın Balkanlara ve dünyanın diğer kritik öneme sahip bölgelerine yönelik açık stratejik vizyon sergilemesi gerektiği gibi, Türkiyenin tam üyeliğini gerçekleştirirken de stratejik öngörü sergilemesi gerektiğini belirtti.
Türkiyenin bölgesine barış ve istikrar getirmede net bir katılımcı olduğunu söyleyen Babacan, Türkiyenin ABnin ortak dış ve güvenlik politikasına başka ülkelerin yapamadığı şekilde somut katkılarda bulunduğunu hatırlatarak, Türkiyenin AB üyeliğinin dışa dönük bir AB için stratejik açıdan kritik öneme sahip olduğunu belirtti.
Babacan, Türkiyenin bu anlamda ABden özel bir muamele beklemediğini, ABden beklentinin ayrımcılık yapılmaması olduğunu söyledi. ABnin Türkiyeye karşı güçlü ve saf bir vizyon sergilemesi durumunda, Türkiyenin adaylığının beklenenden çok daha erken gerçekleşeceğini ifade eden Babacan, Türkiye ile ABnin pek çok ortak çıkarı olduğunu, Türkiye ile AB arasında paylaşılan perspektiflerin bu ilişkinin ayrılamayacağını gösterdiğini kaydetti.