Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök , Başbakanın bazı gazetecilerle yediği yemekte Sabah-ATV ihalesinin gündeme geliş şekliyle ilgili yazdığı yazıya meslektaşlarından gelen tepkileri değerlendirdi.
İSTANBUL - Özkök, Yemeğe ben de çağrılsaydım, tıpkı Mesut Yılmazın yandaş medya grubu yaratmak suçlamasıyla yüce Divana gönderilmesine yol açan süreçte olduğu gibi, bu kez de Başbakana Sabah-ATV ihalesi sürecindeki tartışmaları sorardım dedi. Özkök kendisine yönelik tepkiler için de şu yorumu yaptı: 1 Mayıs’ta polisin ölçüsüz saldırısı gibi bana da burada ölçüsüz bir saldırı var.
NTVnin Yazı İşleri programına katılan Ertuğrul Özkök, Mirgün Cabas ve Ruşen Çakırın sorularını yanıtladı.
Özköke, dünkü yazısında kaleme aldığı, Başbakan Erdoğanın gazetecilerle yediği yemek ve Sabah-ATV ihalesiyle ilgili sözlerine yönelik değerlendirmesine başta Taha Akyol olmak üzere gelen tepkiler soruldu. Ertuğrul Özkök, TESEV Başkanı Can Pakerin düzenlediği yemeğe katılan gazetecilere Neden yemeğe gittiniz? diye sormadığını, tepki gösteren gazetecilerin gereksiz alınganlık gösterdiklerini söyledi.
KİMSEYE NİYE GİTTİNİZ DEMEDİM Özkök şöyle konuştu: Bir kere ben yazımda hiçkimseye niye oraya gittiniz gibi bir soru sormadım. Çünkü Türkiyede bu soruyu sorma hakkı en son olacak insan benim. Geçmişte benim hakkımda, Özalla gazetecilik yakınlığım dolayısıyla Özköşk lakabı bile takıldı. Hiçbir zamanda gocunmadım bunlardan. Sona koyduğum cümleden dolayı, Taha Beyi okuduktan sonra Acaba ben de haksızlık ettim mi? diye sormadım da değil. Çünkü kastım oradaki insanlara Siz bunu sordunuz mu sormadınız mı? demek değildi. Ayrıca Başbakan beni oraya çağırsa ben de giderdim. Çünkü gazeteciyim ben, giderim.
NİYE ALINIYORLAR ANLAMIYORUM Ama orada benim sorguladığım başka bir şey var. Türkiyede bütün kamuoyunu yakından ilgilendiren bir medya grubunun satışıyla ilgili bir konu gündeme gelmiş. Şimdi o konuyla ilgili ben de etrafta soruşturdum, aldığım bilgiler bu yöndeydi. Ve direkt yemeğe katılan iki kişiyle konuştum; bu sözleri de onlara teyit ettirdim. Onların teyidini alarak yazdım bu yazıları. Niye alınıyorlar anlamıyorum, alınacak bir şey yok. Ben soruları soruyorum çünkü geçmişte Mesut Yılmazın, Yüce Divana gönderilirkenki gerekçe ortada. Bu cümleyi çeşitli defalar yazdım. Ne deniyordu: Kendine yandaş medya yaratmak amacıyla ihalelere fesat sokmak. Mesut Yılmaz bundan dolayı Yüce Divana gönderildi ve Yüce Divana gönderen önergeyi veren AKP içerisinden 54 tane imza var. Bu imzalar içerisinde birçoğu hala AK Partinin milletvekili olarak Meclis sıralarına da oturuyorlar.
MESUT YILMAZ İÇİN YAPTIĞIMIZ GAZETECİLİĞİ YAPIYORUM Şimdi Mesut Yılmaz için yaptığımız gazeteciliği, başka bir grup satışı söz konusu olduğu zaman niye yapmayacağız. Burada kimse alınmasın, ben kimseye hakaret filan etmedim. Yani bugün başka bazı yerlerde benim hakkımda yazılanlara baktığım zaman, alay etme, hakaret etme filan var. Gereksiz üsluplar bunlar. Ama Mehmet Ali Birand bugün bir şey yazmış diyor ki; Biz içerde konuşulanları yazdık, niye bu tepki? Herhalde birilerinin nasırına bastık. Ben bu kadar iddialı değilim. Ben sadece kamuoyunu yakından ilgilendiren bir olayda, bir satışla ilgili böyle bir konu gündeme geldi mi gelmedi mi bunu sorgulamak istedim.
DOLMABAHÇE TOPLANTISI GİBİ Mİ BU TOPLANTI Şimdi sonuçta orada toplanan arkadaşlarımız Genelkurmay Başkanıyla Başbakan arasında Dolmabahçede yapılan bir mutabakat gibi bir şey mi yaptılar ki, hiçkimse bir şey söylemiyor. Efendim neymiş; konuşmama kararı almışlar... Onlar konuşmuyorlar ama anlattıkları insanlardan yansıyanlar konuşuluyor. O zaman kendi aralarında anlaşsınlar ne konuşulduğunu bize anlatsınlar, biz de bilelim. Bunlarda alınacak, böyle hakaret edilecek, alay edilecek bir şey yok.
1 MAYIS GİBİ BANA DA ÖLÇÜSÜZ SALDIRI YAPILIYOR Hakikaten, sonunda koyduğum cümlede arkadaşlarımızın alınmasına yol açacak bir şey söylediysem ondan dolayı özür dilerim. Çünkü kastım o değildi. Oraya katılan gazetecilerin hepsi benim iyi arkadaşım. Onların birçoğuyla ben Başbakanın uçak gezilerinde beraber de oldum ama orada konuştuklarımızı yazdık. 1 Mayısta polisin ölçüsüz saldırısı gibi bana da burada ölçüsüz bir saldırı var. Ne demişim ben yani, sonunda çıkarsınız gelirsiniz, dersiniz ki; Hayır öyle değil böyle değil. Ayrıca ısrar da ediyorum söylediklerimin doğru olduğunda.
CENGİZ ÇANDAR DA YAZDI Şimdi işin şu tarafı da var: Oraya gittiğiniz zaman daha çok Başbakanı dinlersiniz, sorular sorarsınız. Yani ben oraya Başbakanla münakaşa etmeye gitmezdim. Ama bu yazdığım şeyi dün Cengiz Çandar da köşesinde yazdı. Çok da güzel bir yazıydı. O da orada gazetecilerin bu önümüzdeki dönemdeki stratejiler konusunda ikiye bölündüğünü biraz üstü kapalı biçimde yazmıştı.
BEN İHALEYİ SORARDIM Yani bu soru belki sorulmuştur bilmiyorum. Ama şu medya grubunun ihale sürecinde kamuoyunun dikkatini çeken, Başbakanın kendi yandaşlarının bile dikkatini çeken mesele orada. Mesela Hasan Cemal var, o da o sürecin yönetilme biçimini eleştiren bir yazı yazdı. Bunları açardım ben yani, en azından sorardım. Bakın Mesut Yılmaza bunları yaptık diye, şimdi ben Mesut Yılmaz için sorduğum soruları, buna çok benzer başka bir süreç için sormazsam, o zaman bana sormazlar mı kamuoyunda Kardeşim niye Mesut Beye yaptınız bunu da başkaları için yapmıyorsunuz? diye.
ERTUĞRUL ÖZKÖKÜN DÜNKÜ YAZISI Ertuğrul Özkök dünkü yazısında da Başbakan Erdoğan ile gazetecilerin geçen hafta Can Pakerin evindeki buluşmasını konu almıştı. Özkök yemekte Sabah ve ATVnin satışının sözkonusu olduğunu duyduğunu belirterek Başbakanın bu konudaki değerlendirmesini eleştirmişti. Özkökün dünkü yazısındaki görüşleri şöyleydi: Anlatanın yalancısıyım, yemekte bir ara, Sabah-ATV Grubunun satışı konusu açılmış ve Başbakan şunları söylemiş: Benim müdahale ettiğimi söylüyorlar, etmedim. Zaten şirket çok pahalıya satıldı. Ben müdahale etsem, daha ucuza sattırırdım. Demek ki Başbakan, başında damadı bulunan şirketin ihalesine isterse müdahale edebileceğini düşünüyor.
MESUT YILMAZA GENSORU Ben olsam şunu hatırlatırdım. Kendisine en yakın isimlerden biri olan AKP İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli, eski Başbakan Mesut Yılmaz hakkında 27 Nisan 2004 günü verdikleri gensoru önergesinde ne demişti? Eski Başbakan Mesut Yılmaz, komisyon önündeki beyanlarında, ihaleyi yapanların ve ihaleye katılanların kendisi tarafından yönlendirildiğini kabul etmiştir. Oysa, ihale komisyonunun görev ve yetkisindeki işleri bir başka organ, kişi ve yürütme organı üyelerinin üstlenmesi mümkün değildir. Dönemin başbakanı ve ilgili bakanın komisyonu aşarak ihaleye katılacak olanlarla görüşmeleri ve fiyat konuşmaları, ihalenin amacı ve usulü ne olursa olsun hukuk dışıdır. Küçük bir hatırlatma daha yapayım. Mesut Yılmaz, ihaleye niçin müdahale ettiğini söylemişti: Düşük olan bedelini yükseltmek için. Yüce Divan, devletin kazançlı çıkacağı bu gerekçeyi kabul etmemişti. Soruyorum, ihale bedelini düşürmek için yapılacak bir müdahaleyi etik olarak ve hukuken kabul etmek sizce mümkün müdür? İşte bu yüzden böyle yemeklere, geçmişi hatırlatacak bazı gazetecileri davet etmek yararlı olur. Yüzde 60la iktidara gelen siyasetçilerin buna ihtiyacı olmuştu. Yüzde 47 ile gelenlerin de olur.
TAHA AKYOL: SUSMUŞ GAZETECİLER OLUYORUZ! Ertuğrul Özkökün bu değerlerdirmesine Milliyet yazarı Taha Akyolun gazetesindeki köşesinden yanıt geldi. Akyol, Özkökün, meslektaşlarını kamuoyu önünde, amacını aşan bir tarzda rencide ettiğini düşündüğünü yazdı: Can Pakerin verdiği özel (kamusal değil!) davetteki sohbette Başbakan, Sabah-ATV ihalesi konusunda, Ben müdahale etmedim, zaten çok pahalıya satıldı, müdahale etseydim daha ucuza sattırırdım demiş... Bundan, ihalelere isterse müdahale edeceği anlamı çıkıyormuş, Mesut Yılmaz da ihale fiyatını hem de kamu yararına yükseltmek amacıyla müdahale ettiği için Yüce Divana gönderilmiş... Başbakan bundan sonra görüşmelerine kendisine bunları hatırlatacak gazetecileri de çağırmalıymış!..
MESLEKTAŞLARINI TÖHMET ALTINDA BIRAKMAMALIYDI Yani bizler yolsuzluk iması olan bir konuda susmuş gazeteciler oluyoruz! Özkökün yazısında, amacı bu olmasa da yarattığı izlenim bu. Mesnetsiz suçlamaların ne kadar rencide edici olduğunu bilen Özkök, kişilik olarak da tanıdığı meslektaşlarını böyle bir etik töhmet altında bırakmamalıydı. Başbakanın sözleri aynen böyle miydi, değil miydi? Tutanak yok ki bakalım. Ama şu kesindir ki, Başbakan, bu ihalede hiçbir kayırma olmadığını anlatmak için buna benzer sözler söyledi, fiyatın iyi olduğunu, Başbakan olarak kendisinin, devlet kasasına ne kadar çok para gireceğine baktığını ifade etti. Hem cümlelerinde hem bağlamında hiçbir şekilde İhaleye istersem müdahale edebilirim gibi bir anlam da yoktu, bir eda da yoktu. Olsaydı onu da sorardık.
SORULAN SORULAR Nitekim, yemekteki gazetecilerden Hasan Cemal, Cengiz Çandar ve ben Başbakana bu ihaleyle ilgili sorular sorduk: İhaleden iki firmanın çekilip tek Çalık grubunun kalması normal mi?! Kredilerin iki kamu bankasından alınması normal mi?!. İşte bizim bu tür sorularımız üzerinedir ki, Başbakan ihalenin ve kredilendirmenin dürüst olduğuna dair kendi görüşlerini anlattı; kayırma ve müdahale olmadığını, zaten iyi fiyatla satıldığını, kredi şartlarının piyasadan daha iyi olduğunu falan savundu. Başbakanın ihaleye müdahale etme düşüncesi varsa ve ihalelere çaktırmadan müdahale ediyorsa bile, orada, bu bağlamdaki sözlerinden böyle bir anlam çıkmaz. Davette piyasa işlemlerinden iyi anlayan ve Özkökün de güvendiğini zannettiğim isimler de vardı; onlar da böyle bir anlam çıkarmadı; mefhum-u muhalifinden de bu anlam çıkmaz. Mefhum-u muhaliften mana çıkarmak zaten her zaman doğru sonuç vermez, bağlam önemlidir çünkü.
Soru soracak gazetecilerin
yemekte,toplantılarda ve uçakta ne işi
var daha bugüne kadar rastladınızmı
hiç? İşlerinden atılmadıklarına dua
etsinler yeter.
ahmet koç - İstanbul
07 Mayıs 2008, Çarşamba 19:37
Şöhret peşinde koşanlar kişiler
üzerinden haber yapar. Hatırlanmak
istenenler bilim üzerinde çalışırlar.
Türkiye"nin böyle magazin
habercilerine ihtiyacı yoktur.
N. Arda - Ankara
07 Mayıs 2008, Çarşamba 18:10
Yazı ve yorumlarında, siyasetbilim,
tarih, felsefe, ya da bunlar gibi
herhangi bir alana dair en ufak bir
derinlik bulunmayan, sokaktaki her
insanın ortalama düzeyinde yorumlarla
topluma yazılar sunan Özkök umarım bu
"Türkiye"nin en çok konuşulan
gazetecisiyim" havalarını bırakır. Çünkü
Türkiye"de kimsenin onu umursadığını
sanmıyorum.