Eflatun Nurinin kızı Sema Erkoç Çağlar, gazetecilere duygularını, Bambaşka bir babaydı. Çok büyük bir sanatçıydı. Hayatı dolu dolu bir insandı. Benim Adım Eflatun adlı kitabının 2. cildini basıma hazırlıyordu, yarım kaldı diyerek ifade etti.
Kız kardeşi Sevim Çetinkaya da ölümünden önce birlikte oldukları Eflatun Nurinin daha sonra evine gittiğini ve ardından acı haberi aldıklarını belirterek, Çok üzgünüm dedi.
Eflatun Nurinin yakın arkadaşlarından Hatice Özbay da 10 yıldır çok yakın yaşadıklarını dile getirerek, şunları kaydetti:
İstanbulun, Türkiyenin Eflatunu kayboldu, göçtü. Onu yaşatmak bizim görevimiz. Her dönemin ince işi karikatürünün Eflatun tarafından yapıldığına inanıyorum. Ödülleri, abartıyı sevmezdi. Hiç kimseden bir şey istemeden yazarak ve çizerek yaşadı. Eflatun, yarın ölmeyecekmiş gibi yaşayan biriydi. 10 yıl, 20 yıl sonrasının planlarını yapıyordu. Benim Adım Eflatunun 2. cildini basmaya hazırlanıyordu, çocuk hikayeleri kitaplarının resimlerini yapıyordu.
Karikatürist Tonguç Yaşar da 1950 kuşağının değerli karikatüristlerinden biriydi. Devrimci bir çizgi kuşağının öncülerinden oldu. En yakın arkadaşımızdı. Tüm karikatür camiasının başı sağ olsun dedi.
Karikatürcüler Derneği Başkanı Metin Peker ise Karikatür sanatçıları değerli bir ustasını kaybetti. Eflatun ağabey gerek çizdikleriyle, gerek yaşantısıyla bize her zaman örnek olmuş bir büyüğümüzdü. Üzüntümüz sonsuz. Yerinin doldurulabileceğini sanmıyorum diye konuştu.
Cenaze namazını kıldıran din görevlisi, Atatürkün Herkes mebus olabilir, hatta cumhurbaşkanı olabilir ama sanatçı olamaz sözünü hatırlatarak, bugün değerli bir sanatçının uğurlandığını dile getirdi.
Cenaze namazında, aralarında Eflatun Nurinin kızı ve kız kardeşinin de bulunduğu bazı kadınlar da saf tuttu.
Din görevlisinin helallik almasının ardından omuzlara alınan Eflatun Nurinin naaşı, alkışlar eşliğinde cenaze aracına konuldu. Sanatçının cenazesi, daha sonra götürüldüğü Yeniköy Mezarlığında toprağa verildi.
Törene, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Karikatür ve Mizah Müzesi Yöneticisi Erdoğan Bozok, yazar Cezmi Ersöz, aralarında Mehmet Çağçağ, Metin Üstündağ, Orhan Doğu, Kamil Yavuz, Aziz Yavuzdoğan, Akdağ Saydutun da bulunduğu karikatüristler katıldı.
 |
|
EFLATUN NURİ
Eflatun Nuri, 1927 yılında İstanbulda doğdu. Orta öğreniminden sonra Devlet Güzel Sanatlar Akademisinde sanat eğitimine başlayan, ancak yarım bırakan Eflatun Nurinin yapıtları, ilk olarak 1942de Akbabada yer aldı.
Birçok dergi ve gazetede çizen Eflatun Nurinin karikatürleri yurt dışında da yayımlandı. 1969 yılında Yugoslavyanın Üsküp şehrinde yapılan uluslararası yarışmada jüri özel ödülü kazanan ve Londrada kişisel sergi açan Eflatun Nurinin son dönemde yazıları ve çizgileri, Leman, Öküz, Yeni Harman ve Kaçak Yayında yer aldı.
CELAL BAŞLANGIÇ, NURİYİ YAZMIŞTI
Hem çizer, hem yazar
Egedeki yerel gazetede o gün büyük bir heyecan vardır. Çünkü dönemin başbakanı Süleyman Demirel, Adalet Partisi çizgisinde yayın yapan bu gazeteyi ziyaret edecektir. Zaten gazetenin yazıişleri müdürü de aynı zamanda AP il örgütünün yönetim kurulu üyesidir.
Beklenen an gelir. Önce korumalar, ardından da Başbakan Demirel elinde ünlü fötr şapkasıyla gelir. Gazetenin salonunda çalışanlara şapkasını şöyle bir salladıktan sonra patronun odasına girer.
Salonun bir köşesinde Eflatun Nuri oturmuş, mesleğe yeni başlamış üniversite öğrencisi bir muhabirin hazırladığı yazı dizisi için karikatür çizmektedir. Henüz 20sine gelmemiş taze muhabir için 50sine yaklaşmış bir ustanın karikatür çizmesi büyük bir onurdur. Zaten pek de kolay rastlanacak türden bir durum değildir.
Ama parkalı postallı üniversite öğrencisi muhabirle sık sık o günlerde ikinci kez kurulmakta olan Türkiye İşçi Partisinden davetiye gelmekte olan karikatüristin aralarında gizli bir dayanışma vardır. Hatta Eflatun, stajına başladığı günlerde üniversiteden kredi almak için zorlanan, neredeyse hiç tanımadığı gence kefil bile olmuştur.
Öyle bir adam olsaydı...
Görüşme biter. Zaten salondakilerin gözü patronun odasındadır. Demirel çıkar, şapkasını şöyle bir sallar ve gider. Arkasından heyecanlı konuşmalar başlar; Helal olsun, Ne adam be! gibisinden. Bulunduğu yerin Demirelci bir gazete olduğuna hiç bakmadan lafı yapıştıran tek kişi Eflatun Nuridir: Dediğiniz gibi bir adam olsaydı, bir de buraya uğrardı.
O an bütün konuşmalar kesilmişti salonda. Yazıişleri müdürü Demireli uğurladıktan sonra heyecanla salona girdi, Eflatunun masasının başında durdu: Üstat, bir güzel Demirel portresi çiz, sulu boyayla. Manşetten vereceğiz. Ama vaktimiz az, çabuk ol da taşra kalıbına yetiştirelim.
Çok güzel bir Demirel portresi çizdi Eflatun. Resmi verirken, Taşra için aceleye geldi, şehir kalıbına düzeltirim dedi. Akşam olmuş, taşra dönmeye başlamıştır. Üniversiteli muhabir de işten çıkmak üzeredir. Bir dakika dedi Eflatun, Çıkmadan matbaaya git de Demirelin karikatürünü getir. Şehir için eksiklerini tamamlayayım. Filmlerini de almayı unutma.
Matbaadan gelen resmi önüne aldı Eflatun. Siyah boyaya yöneldi. Birkaç fırça darbesiyle ortaya bambaşka bir Demirel çıkardı. İşte şimdi aslına benzedi dedi.
Demirel aslına benzedi
Ertesi gün gazeteye gelenler, şehir kalıbında Demirelin suluboya resmi yerine vesikalıktan büyütülmüş fotoğrafını buldu. Çünkü, akşam evlerine giden yöneticiler, şehir kalıbının ilk baskısını görünce gazeteye koşmuşlar, Eflatunun benzettiği Demirel resmini çıkarıp bir fotoğrafını koymuşlardı. Gazete yöneticilerinin yüzünden düşen bin parçaydı, ama kimse Eflatuna bir şey söyleyemiyordu. Çünkü o birkaç fırça darbesiyle Demireli aslına benzetmişti.
1975 yılında yaşanan bu olaya ve Eflatunun ne denli büyük bir usta olduğuna tanık olan taze muhabir bu satırların yazarıdır. Dostlukları da 30 yıldır sürmekte.
Eflatun Nuri, yaşamın her zerresinden, doğanın her nesnesinden, her koşulda büyük bir mizah çıkarmanın ustasıdır. Ama onun esprisine gülmeden önce şöyle bir düşünmek, hatta içinden geçen sızıyı fark etmek gerekir. Yoksa espriyi yanlış anlarsınız. Mizah dünyasında bilinen adı bile yaşamın içinden fışkıran bir şaka gibidir.
Akademiye devam ettiği 1946 yılında okulun müdürü Burhan Toprak her yerde Eflatunu aramaktadır. Haberi alan Eflatunda şafak atar. Heyecanla koşar müdürün odasına. Müdürün yüzü asıktır.
Gel buraya. Sana ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Burası neresi? Koskoca güzel sanatlar akademisi değil mi? Sen de bir talebe değil misin? Hayır değilsin, senin ne kaydın, ne de kuydun var. Sonra akademinin duvarlarına da afişler yapıştırmışsın, akademi içinde de öğrencilere Gıcık diye bir siyasi gazete dağıtmışsın. Dün akşam buraya kim geldi, biliyor musun? Emniyet ten üç polis seni arıyor. Senin adın ne?
İşte Eflatun Nuri, burada, anılarını topladığı kitabın adını alacağı yanıtını verir:
Benim adım Eflatun.
Müdür daha da kızar:
Hayır, Eflatun diye biri yok, tamam mı? Ben de Eflatun diye birini tanımadığımızı, bu isimde bir öğrencinin olmadığını söyledim. Bütün öğrenci kayıtlarına baktılar. Allahtan Eflatun Nuri diye birinin olmadığı ortaya çıktı. Ama, seni iki yıldır Eflatun Nuri diye biliyoruz. Kimsin yahu sen?
Haminnesinin paçalı donu
Sakin sakin anlatmaya başlar:
Asıl adım, Adil Nuri Erkoç. Eflatun Nuri takma adım. Bir gün ortaokulda jimnastik dersindeydik, öğretmenimiz, Herkes soyunsun dedi. Hastayım diye kurtulmaya çalıştım. Olmadı. Mecburen indirdim pantolonumu. Bütün arkadalar, Eflatuuun!, Eflatuuun diye hep bir ağızdan bağırdılar. Çünkü, affedersiniz, haminnemin eflatun renkli paçalı donunu giymiştim. O günden sonra herkes bana Eflatun dedi!
İstanbul doğumlu Eflatun Nuri. İlk ürünleri henüz reşit olduğu yaşlarda Akbaba dergisinde ve Reşat Nuri Güntekinin çıkardığı Memleket gazetesinde yayımlanmıştır. O zamandan bu yana da yalnızca İstanbul değil, ne Ankarada kalmıştır çizmediği yayın, ne İzmirde.
Şimdi Eflatun Nuri, dolu dolu yaşadığı, üretmekten hiç yorulmadığı, hayatın her alanında, her anında yaratıcılığını parlattığı yıllarını Benim Adım Eflatun adıyla kitaplaştırdı. Kimler yok ki Eflatunun anılarında: Adnan Menderes, Peyami Safa, Ziya Gökalp, Orhan Kemal, Yahya Kemal, Metin Eloğlu, Refik Halit, Bülent Ecevit, Kemal Tahir, Cemal Nadir, Vitali Hakko, Çetin Altan, Aziz Nesin, Orhan Veli, Altan Erbulak, Sait Faik, İlhan Selçuk...
Onda ne ararsan var
Ferit Öngören, Eflatun için, Eflatun usta bir çizer olduğu kadar, hızlı bir yazar diyor, Plastik alanında keşifleri vardır, holdinglerde üst düzey yöneticilik yapmıştır. Evinin balkonunda kavak ağacı yetiştirir. Mahallede bir ağaç görse tırmanmaya bakar. Eflatunu bastonuyla görenler onu bir Şarlo kadar sempatik bulur. Eflatun karikatürün sanki feylesofudur. Eflatun böyle sempatik olunca, başından geçenler de neşeli oluyor. Bu karikatürcünün yazdığı anılar, çizdiği karikatürleri andırmaktadır.
Kitabının yayımlanacağı günlerde çok heyecanlıydı Eflatun Nuri. O günlere ilişkin düşleri vardı. O düşlerin yakın tanıklarından biri de Oktay Güzeloğluydu.
Düşleri yarıda kaldı
Babanın eşi bir yıldır İzmirdeydi. İstanbula çağırdı. Çünkü baba, kitabını eşine ithaf edecekti. Bir de hayali vardı. Eşi ve baba 40 yıldır giymedikleri beyaz elbiselerini giyecek ve birlikte imza günü yapacaklardı. Baba bu hayallerle, heyacanla eşinin dönüş gününü beklerken ölüm haberi geldi, yıkıldı baba, Kitabın önemi kalmadı Oktay be dedi. Gözleri yaşlandı, kitabın çıkışı uzadı ve işte sonunda çıktı.
Yedisinde çizmeye başlayan Eflatun, 77sinde başka bir yanını, yazar Eflatun Nuriyi gösteriyor anılarını derlediği ilk kitabı Benim Adım Eflatunda. Şimdi anılarının ikinci bölümünü yazıyor. Kitabını okurken, 30 yıllık tanışıklığı düşünürken, İyi ki varsın be Eflatun usta diyoruz.
Eğer olmasaydı hayatımızdan bir renk eksik olacak, dünyamız eflatunsuz kalacaktı!
Celal Başlangıçın Radikaldeki yazısı...