CSIS Türkiye Projesi araştırma uzmanlarından Seda Çiftçinin imzasını taşıyan raporda, Barroso ve Rehnin Türkiye ziyaretinin, bir süredir duraklamış olan müzakerelere yeni bir ivme kazandırmak için fırsat olarak yorumlanmasına karşın, aslında Türk demokratik sürecine yönelik son tehdidin Barroso ve Rehn tarafından eleştirilmesi, Türkiyenin coğrafi konumu, dinsel ve kültürel farklılıklara sahip geniş nüfusunu ABden dışlanması için yeterli olarak görenlere ek malzeme sağlayabilir ifadesi kullanıldı.
Bu çerçevede, temmuz ayında AB dönem başkanlığını üstlenecek olan Fransanın Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozynin, Avrupada olmadığı gerekçesiyle Türkiyenin ABye girmesine sürekli karşı çıktığı yönünde 24 Nisan tarihinde sarfettiği sözlere de işaret edildi.
Türkiye ile AB müzakerelerini yürütenin, AB hükümetleri değil AB Komisyonu olduğuna dikkat çekilen raporda, AB hükümetlerinin çoğunun, Türkiyenin ABye girmesine ya karşı çıktığı ya da kuşkuyla yaklaştığı yönünde ifadeler kullanıldı. ABDnin, laik demokrasi ve hukuk kuralları gibi ilkelerin önemine işaret ederken, davaya ilişkin bir yorumda bulunmaktan kaçındığı da belirtildi.
CSIS raporunda, Barroso ve Rehnin Türkiye ziyaretinin, Türkiyenin AB hedefini canlandırmaya yardım edip etmeyeceğinin henüz belli olmamasına karşın, AK Partinin ABdeki çıkarlarının canlandığı yorumu yapıldı.
Partinin, 2002de iktidara gelmesinin ardından AB üyeliği için gereken reformları hızla gerçekleştirdiği ve 2005 yılı ekim ayında müzakerelerin başlamasıyla reformların yavaşladığı belirtilen raporda, AK Parti karşıtları bu reformlara ilginin azalmasını, partinin aslında ABye
üyelik kararlılığını, Türkiyenin yüzünü Batıdan geri çevirme amaçlı gizli bir İslami gündemi olduğu yönündeki suçlamalara karşı kullandığının teyidi olarak gördüler. Aslında sürecin duraksaması, Türk tarafındaki iç sorunların ve Türkiyenin AB üyeliğine karşı artan
direnişin bir ürünüydü denildi. CSIS raporunda, ABnin, Gümrük Birliği anlaşması kapsamında Türkiyenin, limanlarını ve havaalanlarını Kıbrıslı Rumlara açması yönündeki ısrarının, Türk halkının AB üyeliğine verdiği desteğin 2007de yüzde 40a dek düşmesine katkıda bulunduğu kaydedildi.
AK Partinin, cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin ardından AB yolunda acil bir hareketlilik sergilemek yerine, üniversitelerde türbana yönelik kısıtlamanın kaldırılması gibi yerel konulara yoğunlaştığı ileri sürülen raporda, kapatma davasının siyasal gündemi etkilediği ve uluslararası destek alma çabalarının bir parçası olarak partinin, dikkatini yeniden ABye yöneltmesini sağladığı yorumu yapıldı.
Raporda, yargısal darbe olarak olarak gördüğü kapatma davasıyla karşı karşıya kalan AK Partinin, AB yolundaki hassas konularda ilerlemekte güçlük çekebileceği, iç sorunlar yüzünden partinin, ABye yönelik kararlılığını vurgulayacak somut adımlarla bağlantılı ek riskler almak istemeyebileceği savunuldu.