İSTANBUL - Tarık Ali, Türkiyede yaşasa kızlarının başını örttürmeyeceğini söylüyor ve devam ediyor: AK Partiye kapatma davası aptalca. Bu, Kemalistlerin çoktan öğrenmesi gereken bir dersti. AK Parti zeki, çetin ve neo-liberal bir hükümet ama Kürt sorunu gibi ülkenin gerçek sorunlarını aşmaktan aciz.
68in 40. yıldönümünde Pariste yapılacak gösterilere katılarak antikapitalist sloganlar atmaya, Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozyi protesto etmeye hazırlanan 68 liderlerinden Tarık Ali, hem bu hareketi, hem de Türkiyenin bugünkü durumunu değerlendirdi. AK Parti hükümetinin Her ne kadar İslamcı olarak biliniyor olsalar bile, NATOnun gözde İslamcıları konumundalar. Çünkü NATOya son derece sadıklar. NATOnun da böylesi İslamcılarla hiçbir alıp veremediği yok. Öyle bir hükümet var ki karşımızda, yolsuzluğu silip atacağını söyleyerek iş başına geldi; son derece zeki, çetin bir neo-liberal hükümet bu. Özelleştirme yanlısı. Ama aynı zamanda, ülkedeki gerçek sorunları aşmaktan da aciz; bu sorunlardan biri de, Doğudaki Kürt sorunu diyen Tarık Ali, kapatma davası için ise Aptalca. Çünkü kanunları ve bürokratik metodları, bir partiyi kapatmak üzerine kullanmak yanlış. Bu, Kemalistlerin çoktan öğrenmesi gereken bir dersti bana kalırsa diyor.
Sabah Gazetesine konuşan Tarık Alinin değerlendirmeleri özetle şöyle:
1923TEKİ TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVRİMİ HAKKINDA Türkiye ile Britanya arasında benzerlikler var. İkisi de, vaktiyle birer büyük imparatorluktu. İkisi de bu statüyü yitirdikten sonra, değişen dünyada kendilerine yeni bir yer aramaya koyuldu. Britanya, tercihini ABD ne derse onu yapmaya odaklayarak, bir nevi sanal sömürgeciliğe dayalı varoluşu seçti; 1956dan sonraki Britanya için durum bu. Osmanlı İmparatorluğu ise, yıkıldıktan sonra ulusalcı Türklerin yarattığı bir koalisyon ile ülkede idareyi yeniden ele aldı ve bölgeyi kurtardı. Eğer Atatürk ve İnönü, buna direnmez ve bir Türkiye Devleti kurmaya çalışmasalardı, hepimizin bildiği gibi İstanbul, bir Türkiye kenti olmayacak ve Yunanistana geri verilecekti. Türkiye Balkanlaştırılarak bölünecekti. Atatürk bunu önledi. Ancak, yarattığı Cumhuriyet devletinin dahi kendi limitleri vardı elbette ve bu da açıktı. Bu devletin kurulmasından 50 yıl sonra, ortaya laikliği ve öteki konuları ilerlemeci bir zihniyetle kurumsallaştırmış, ülkede dil devrimi yapmış bir devletin çıktığı görüldü. Ama aynı zamanda, bu modernleşme projesinin şöyle bir sonucu da oldu: Kimi büyük şehirler bu hareketten nasibini aldı, ama birçok şehir ise, Cumhuriyetin gerisindeki yaşam ve üretim koşullarında kalmayı sürdürdü. İşte bu koşullar, bugünkü İslamcı hükümetin başa gelmesini hızlandırdı.
AKPNİN İSLAMCILIĞI NASIL BİR İSLAMCILIK? Bu İslamcı hükümetin varlık koşullarının, Türkiye koşullarına özgü olduğunu, ılımlılığını özellikle vurgulamamız gerek. Öte yandan, temelde, yani II. Dünya Savaşının ertesinde, Türkiyedeki elitler, geleceklerinin ABDyle olan ilişkilerine bağlı olduğu kanaatine vardı. Böylece Türkiye, Batı için merkezi rol üstlenir hale geldi; NATOya dahil oldu ve bu bakımdan Arap Dünyasına karşı, ulusal liberalizasyon hareketlerine karşı ABD tarafından sürekli olarak kullanıldı; Türkler de bunu destekledi. Bu durum, şimdiki hükümet için de geçerli. Her ne kadar İslamcı olarak biliniyor olsalar bile, NATOnun gözde İslamcıları konumundalar. Çünkü NATOya son derece sadıklar. NATOnun da böylesi İslamcılarla hiçbir alıp veremediği yok. Öyle bir hükümet var ki karşımızda, yolsuzluğu silip atacağını söyleyerek iş başına geldi; son derece zeki, çetin bir neo-liberal hükümet bu. Özelleştirme yanlısı. Ama aynı zamanda, ülkedeki gerçek sorunları aşmaktan da aciz; bu sorunlardan biri de, Doğudaki Kürt sorunu.
AKP VE DTPYE KAPATMA DAVALARI Aptalca. Çünkü kanunları ve bürokratik metodları, bir partiyi kapatmak üzerine kullanmak yanlış. Bu, Kemalistlerin çoktan öğrenmesi gereken bir dersti bana kalırsa. Eğer insanları yenmek istiyorsanız, bunu onlar üzerinde baskı kurarak değil, onlarla uygun bir dille tartıştıktan sonra yapabilirsiniz. Münasip bir tartışma, her zaman için toplumun politik bilinç düzeyinin yükselişine hizmet eder. Bu yüzden bırakın da insanlar açıkça bunu tartışsın ve karar versinler. Bu anlamda söz konusu silahın her zaman geri teptiğini, devletin kurumlarını yasadışı ve absürd kalkışmalara dayalı olarak kapatmanın yanlışlığını bir kere daha vurgulamakta fayda var.
BAŞÖRTÜSÜ YA DA TÜRBAN SERBESTİSİ Bu konudaki kişisel görüşümü ifade ederek sözlerime başlayayım: Ben başörtüsünden hoşlanmıyorum. Aptalca bir şey. Ve eğer Türkiyede yaşıyor olsaydım ne kızlarımı, ne kuzenlerimi ne öteki tanıdıklarımı buna teşvik ederdim. Ama, devlet hükümleri uyarınca meseleye bakacak olursak, şunları söyleyebilirim: Suudi Arabistan, İran gibi ülkelerde, başörtüsü-türbanın resmi bir kural olduğunu biliyorsunuz. Bu hükmü günlük hayata ve hukuka aktarırken, dini kuralları temel alıyorsunuz. İşte biz tam da buna, yani baskıcı hükümlere karşıyız ve böylesi bir tutumdan yana değiliz. Keza aynı prensibi laik bir devlet için de dillendirebiliriz: Ben, laik bir devlette, insanların başörtüsü takmalarının bu kadar sorun haline getirilmesini, bu konunun bu kadar büyütülmesini anlamıyorum. İnsanlar başörtüsünü farklı gerekçelerle takabilirler; kimi bunu kimlik adına, kimi din adına yapabilir. Hatırladığım kadarıyla, İstanbul Kitap Fuarındaki bir imza günümde, başörtülü genç iki kadın yanıma gelince, onlara niçin başörtüsü taktığını sorduğumda, bana şunu söylemişlerdi: Bunları takmamızın bir nedeni var; çünkü babamız ancak bunları taktığımız zaman sokağa çıkmamıza ve erkek arkadaşlarımızla görüşmemize izin verebiliyor. Dolayısıyla bu meselenin, bu kadar üretim yoksunu olması bir yana, ele alınış biçimi bile sorunun köküne inmemize izin vermiyor.
bazilari bazi davalarla bazilarini saf
dısi birakmak istese de buranin
turkiye olduğunu unutuyorlar onlara
hatirlatmak bizim gibilerin isi de
olmasa da dile getirmekte fayda
oldugunu dusunuyorum Turkiye de deniz
Baykallar oldugu surece boyle ne edigu
bellisuz davalar olacaktir ve zararini
biz...
egemen Aydın - İzmir
22 Nisan 2008, Salı 16:30
ya iyi hoş konuşuyorsunuzda!Gerçek
liberallik sen açmışsın saçını
çağdaşsın sen kapatmışsın gericisin
demek mi??yoksa her ikisinide
kucaklayıp huzur içinde yaşamaları
için çalışmak mı?nezaman adam olur bu
memleket düşünyorum!çözüm ise
karşılıklı saygı sevgi çıkıyor!
saygılarla...
ibrahim demir - Mersin
21 Nisan 2008, Pazartesi 15:07
"cumhuriyetci" arkadasin anlayisina
hayran kaldim dogrusu... isine
geldigini isine geldigi gibi
yorumlamak
bizim "cumhuriyetci"lerimize has bi
ozellik.. turban takmayi zorlamak ne
kadar yanlissa, turban takmayi
yasaklamak da o kadar yanlis... ki
kendinize solcu dememeniz gerektiginin
en onemli gostergesi de bu anlayis
tarziniz....
bizim laikligimiz de bir din zaten...
laik turkiye, seriatci iran"in
aynadaki tersi maalesef...