68 lideri Tarık Ali’nin gözünden Türkiye
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Türkiye
Ergenekon Davası
Politika
Dış politika
Genel
Polis - adliye
Yerel
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa » Türkiye » Dış politika

68 lideri Tarık Ali’nin gözünden Türkiye

1968 hareketinin önde gelen isimlerinden Pakistan asıllı İngiliz yazar Tarık Ali, son gelişmeler üzerine Türkiye’nin nasıl göründüğünü anlattı.


 DİĞER HABERLER

  GÜNCEL - EN ÇOK OKUNAN HABERLER

NTV-MSNBC VE AJANSLAR
Güncelleme: 08:54 TSİ 21 Nisan 2008 Pazartesi

İSTANBUL - Tarık Ali, Türkiye’de yaşasa kızlarının başını örttürmeyeceğini söylüyor ve devam ediyor: AK Parti’ye kapatma davası aptalca. Bu, Kemalistlerin çoktan öğrenmesi gereken bir dersti. AK Parti zeki, çetin ve neo-liberal bir hükümet ama Kürt sorunu gibi ülkenin gerçek sorunlarını aşmaktan aciz.
Haberin devamı

68’in 40. yıldönümünde Paris’te yapılacak gösterilere katılarak antikapitalist sloganlar atmaya, Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy’i protesto etmeye hazırlanan 68 liderlerinden Tarık Ali, hem bu hareketi, hem de Türkiye’nin bugünkü durumunu değerlendirdi. AK Parti hükümetinin “Her ne kadar İslamcı olarak biliniyor olsalar bile, NATO’nun gözde İslamcıları konumundalar. Çünkü NATO’ya son derece sadıklar. NATO’nun da böylesi İslamcılarla hiçbir alıp veremediği yok. Öyle bir hükümet var ki karşımızda, yolsuzluğu silip atacağını söyleyerek iş başına geldi; son derece zeki, çetin bir neo-liberal hükümet bu. Özelleştirme yanlısı. Ama aynı zamanda, ülkedeki gerçek sorunları aşmaktan da aciz; bu sorunlardan biri de, Doğu’daki Kürt sorunu” diyen Tarık Ali, kapatma davası için ise “Aptalca. Çünkü kanunları ve bürokratik metodları, bir partiyi kapatmak üzerine kullanmak yanlış. Bu, Kemalistlerin çoktan öğrenmesi gereken bir dersti bana kalırsa” diyor.

Sabah Gazetesi’ne konuşan Tarık Ali’nin değerlendirmeleri özetle şöyle:

1923’TEKİ TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVRİMİ HAKKINDA
* Türkiye ile Britanya arasında benzerlikler var. İkisi de, vaktiyle birer büyük imparatorluktu. İkisi de bu statüyü yitirdikten sonra, değişen dünyada kendilerine yeni bir yer aramaya koyuldu. Britanya, tercihini ABD ne derse onu yapmaya odaklayarak, bir nevi sanal sömürgeciliğe dayalı varoluşu seçti; 1956’dan sonraki Britanya için durum bu. Osmanlı İmparatorluğu ise, yıkıldıktan sonra ulusalcı Türklerin yarattığı bir koalisyon ile ülkede idareyi yeniden ele aldı ve bölgeyi kurtardı. Eğer Atatürk ve İnönü, buna direnmez ve bir Türkiye Devleti kurmaya çalışmasalardı, hepimizin bildiği gibi İstanbul, bir Türkiye kenti olmayacak ve Yunanistan’a geri verilecekti. Türkiye ‘Balkanlaştırılarak’ bölünecekti. Atatürk bunu önledi. Ancak, yarattığı Cumhuriyet devletinin dahi kendi limitleri vardı elbette ve bu da açıktı. Bu devletin kurulmasından 50 yıl sonra, ortaya laikliği ve öteki konuları ilerlemeci bir zihniyetle kurumsallaştırmış, ülkede dil devrimi yapmış bir devletin çıktığı görüldü. Ama aynı zamanda, bu modernleşme projesinin şöyle bir sonucu da oldu: Kimi büyük şehirler bu hareketten nasibini aldı, ama birçok şehir ise, Cumhuriyet’in gerisindeki yaşam ve üretim koşullarında kalmayı sürdürdü. İşte bu koşullar, bugünkü ‘İslamcı’ hükümetin başa gelmesini hızlandırdı.

AKP’NİN İSLAMCILIĞI NASIL BİR İSLAMCILIK?
* Bu ‘İslamcı’ hükümetin varlık koşullarının, Türkiye koşullarına özgü olduğunu, ılımlılığını özellikle vurgulamamız gerek. Öte yandan, temelde, yani II. Dünya Savaşı’nın ertesinde, Türkiye’deki ‘elitler’, geleceklerinin ABD’yle olan ilişkilerine bağlı olduğu kanaatine vardı. Böylece Türkiye, Batı için merkezi rol üstlenir hale geldi; NATO’ya dahil oldu ve bu bakımdan Arap Dünyası’na karşı, ulusal liberalizasyon hareketlerine karşı ABD tarafından sürekli olarak kullanıldı; Türkler de bunu destekledi. Bu durum, şimdiki hükümet için de geçerli. Her ne kadar İslamcı olarak biliniyor olsalar bile, NATO’nun gözde İslamcıları konumundalar. Çünkü NATO’ya son derece sadıklar. NATO’nun da böylesi İslamcılarla hiçbir alıp veremediği yok. Öyle bir hükümet var ki karşımızda, yolsuzluğu silip atacağını söyleyerek iş başına geldi; son derece zeki, çetin bir neo-liberal hükümet bu. Özelleştirme yanlısı. Ama aynı zamanda, ülkedeki gerçek sorunları aşmaktan da aciz; bu sorunlardan biri de, Doğu’daki Kürt sorunu.

AKP VE DTP’YE KAPATMA DAVALARI
* Aptalca. Çünkü kanunları ve bürokratik metodları, bir partiyi kapatmak üzerine kullanmak yanlış. Bu, Kemalistlerin çoktan öğrenmesi gereken bir dersti bana kalırsa. Eğer insanları yenmek istiyorsanız, bunu onlar üzerinde baskı kurarak değil, onlarla uygun bir dille tartıştıktan sonra yapabilirsiniz. Münasip bir tartışma, her zaman için toplumun politik bilinç düzeyinin yükselişine hizmet eder. Bu yüzden bırakın da insanlar açıkça bunu tartışsın ve karar versinler. Bu anlamda söz konusu silahın her zaman geri teptiğini, devletin kurumlarını yasadışı ve absürd kalkışmalara dayalı olarak kapatmanın yanlışlığını bir kere daha vurgulamakta fayda var.

BAŞÖRTÜSÜ YA DA TÜRBAN SERBESTİSİ
* Bu konudaki kişisel görüşümü ifade ederek sözlerime başlayayım: Ben başörtüsünden hoşlanmıyorum. Aptalca bir şey. Ve eğer Türkiye’de yaşıyor olsaydım ne kızlarımı, ne kuzenlerimi ne öteki tanıdıklarımı buna teşvik ederdim. Ama, devlet hükümleri uyarınca meseleye bakacak olursak, şunları söyleyebilirim: Suudi Arabistan, İran gibi ülkelerde, başörtüsü-türbanın resmi bir kural olduğunu biliyorsunuz. Bu hükmü günlük hayata ve hukuka aktarırken, dini kuralları temel alıyorsunuz. İşte biz tam da buna, yani baskıcı hükümlere karşıyız ve böylesi bir tutumdan yana değiliz. Keza aynı prensibi laik bir devlet için de dillendirebiliriz: Ben, laik bir devlette, insanların başörtüsü takmalarının bu kadar sorun haline getirilmesini, bu konunun bu kadar büyütülmesini anlamıyorum. İnsanlar başörtüsünü farklı gerekçelerle takabilirler; kimi bunu kimlik adına, kimi din adına yapabilir. Hatırladığım kadarıyla, İstanbul Kitap Fuarı’ndaki bir imza günümde, başörtülü genç iki kadın yanıma gelince, onlara niçin başörtüsü taktığını sorduğumda, bana şunu söylemişlerdi: “Bunları takmamızın bir nedeni var; çünkü babamız ancak bunları taktığımız zaman sokağa çıkmamıza ve erkek arkadaşlarımızla görüşmemize izin verebiliyor.” Dolayısıyla bu meselenin, bu kadar üretim yoksunu olması bir yana, ele alınış biçimi bile sorunun köküne inmemize izin vermiyor.







 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

HAYRİ ASMA  - Adana
02 Mayıs 2008, Cuma 08:52  
bazilari bazi davalarla bazilarini saf dısi birakmak istese de buranin turkiye olduğunu unutuyorlar onlara hatirlatmak bizim gibilerin isi de olmasa da dile getirmekte fayda oldugunu dusunuyorum Turkiye de deniz Baykallar oldugu surece boyle ne edigu bellisuz davalar olacaktir ve zararini biz...

egemen Aydın  - İzmir
22 Nisan 2008, Salı 16:30  
ya iyi hoş konuşuyorsunuzda!Gerçek liberallik sen açmışsın saçını çağdaşsın sen kapatmışsın gericisin demek mi??yoksa her ikisinide kucaklayıp huzur içinde yaşamaları için çalışmak mı?nezaman adam olur bu memleket düşünyorum!çözüm ise karşılıklı saygı sevgi çıkıyor! saygılarla...

ibrahim demir  - Mersin
21 Nisan 2008, Pazartesi 15:07  
"cumhuriyetci" arkadasin anlayisina hayran kaldim dogrusu... isine geldigini isine geldigi gibi yorumlamak bizim "cumhuriyetci"lerimize has bi ozellik.. turban takmayi zorlamak ne kadar yanlissa, turban takmayi yasaklamak da o kadar yanlis... ki kendinize solcu dememeniz gerektiginin en onemli gostergesi de bu anlayis tarziniz.... bizim laikligimiz de bir din zaten... laik turkiye, seriatci iran"in aynadaki tersi maalesef...

Bütün Görüşleri Oku

Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları