Babil (1)
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Kültür Sanat
Filmler
Sinema
Müzik
Edebiyat
Sahne Sanatları
Sergi
Mimari
Arkeoloji
İstanbul Bienali
Orhan Pamuk - Nobel
Altın Portakal
Cannes
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa » Kültür Sanat

Babil (1)

Mezopotamya’nın ikibinbeşyüz yıl öncesinde yaratılmış şehircilik başyapıtını Almanya’da dört duvar arasında görmek tuhafın tuhafı durum değil mi? Ülkesini Berlin’de temsil eden bir Iraklı “iyi ki Berlin’deymiş İştar Kapısı” cümlesini kurmakta zorlanmıyor.

Berlin'deki İştar Kapısı

 DİĞER HABERLER

  KÜLTÜR / SANAT - EN ÇOK OKUNAN HABERLER

NTV-MSNBC
Güncelleme: 17:07 TSİ 21 Nisan 2008 Pazartesi

PARİS - Louvre Müzesi’nde yeni açılan Babilonya sergisi, yeniden bazı tartışmaları alevlendirdi. Kültürel mirasın anavatanı olmalı mıdır, bunlardan birincisi. Görkemli Babilonya uygarlığının, Berlin’deki müzede sergilenen dev parçaları, başta yeniden oluşturulan İştar Kapısı olmak üzere, bu sorunun hep gündemde kalmasını sağlayan örneklerin başında geliyor.
Haberin devamı

Yıllar önce, Berlin’deki müzeye girdiğimde durumu oldukça yadırgadığımı itiraf etmeliyim. Heykeller, objeler, tablolar, hattâ lahitler bu duygu-düşünce karmaşasını yaratmıyor pek içimde; bir biçimde onları müzelerde görmeye alışmışım, müzeleri de evrensel haritanın bölümü olarak algılıyorum, bir ülkeye ait değil o tür müzeler. Şüphesiz Topkapı ya da Versailles’ın aynı kategoriye sokulamayacağı ortadadır, imparatorluk kültürünün temsilcisidirler. Buna karşılık, Louvre ya da British Museum, insanlık kültürünün her ucuna açılmış müzelerdir, coğrafyayı ve zamanı bir ayna gibi soğurur onlar.

Gelgelelim, “açık hava”ya ait uygarlık ürünleri farklı bir konum arzediyor benim gözümde. Dikilitaşlar her yana savrulmuşlardır: İstanbul, Roma, Paris, New York ve ötesi: her biri, bende, dalgınlıkla ana caddeye çırılçıplak çıkmış bir insanı çağrıştırdı öteden beri, alışamadım.

Berlin’de, bu yer şaşkınlığı duygusu doruğa çıkıyor açıkçası. Mezopotamya’nın ikibinbeşyüz yıl öncesinde yaratılmış şehircilik başyapıtını, Almanya’da dört duvar arasında görmek tuhafın tuhafı durum değil mi? Bana kalırsa, Mausoleum’un yeri de bir müze olmamalıydı.Gerçekçiler böyle düşünmüyor. “Bakamayacak olanların eline bırakılamayacak” ölçüde kıymet vermelerini anlıyorum. Iraklı bir kültür adamı, hem de ülkesini Berlin’de temsil eden bir yetkili, “iyi ki Berlin’deymiş İştar Kapısı” cümlesini kurmakta zorlanmıyor.

Tam da bu noktada, ikinci tartışma başlıyor. Louvre’daki Babilonya sergisi vesilesiyle peşpeşe iki yetkin belgesel yayımladı Arte; arkeoloji ve müzecilik açısından söylenebilecek her şeyi olanca açıklığıyla ifade etti uzmanlar. Yüzyıl başında, Alman arkeologlarının keşfi ve inatlı çalışması, sonra toplanan parçaların tek tek numaralanarak sandıklara koyulması ve Berlin’de başlatılan “yeniden inşa” işlemleri şüphesiz dudak uçuklatıcı serüvenler arasında; ama, bugünden bakıldığında, kesif bir “resmî talan” olarak görünmüyor mu olup bitenler?

Son Irak savaşı başlayasıya, yıllar yılı Babilonya kazalarının sorumluluğunu üstlenmiş bir Fransız arkeolog, savaşın yarattığı uzun ve zorunlu kesintinin ardından bölgeye gittiğinde ne gördüğünü kelimeleri çiğnemeden söylüyor: İnsanlık tarihinin en vandalca yürütülen kültür talanı. Babilonya, milat öncesinin megapolisiymiş. Duvarlarda kullanılan tuğlalar, bugün bile bilirkişileri şaşırtan özellikler barındırıyor. Amerikan askerleri ve Iraklı çapulcular, 100 Euro’ya edindikleri tuğlaların Batı piyasasında 10 bin Euro ettiğini öğrenmekte gecikmemişler.

Amerika’nın “Irak’ı demokratikleştirme savaşı”nda bir milyon insan telef oldu, tuğlaların sözü mü olur? Kıyaslama böyle yapılmamalı. Kültür talanı, Irak’ta, tuğlalarla sınırlı kalmadı ayrıca, elyazmaları ve minyatürler çalındı, yok edildi. Bir gün bunların hesabını soracak bir insanlık mahkemesi kurabilecek mi Batılılar?
Brueghel'in 'Babil Kulesi' tablosu

Babilonya belgesellerinden birinde, şanlı Babil Kulesi’nin satelit aracılığıyla çekilmiş bir fotoğrafında, temelleri görünüyor. Batı sanatında, başta Brueghel’in ünlü tablosu, kulenin hep sarmal tasarlandığı, bir tür daire oluşturduğu bilinir zeminde. Oysa, Babil Kulesi dörtgen bir zigguratmış gerçekte. Büyük İskender şehre girdiğinde, yarıyarıya yıkık durumda bulmuş kuleyi. Yeniden, eski görkemine kavuşturulmasını emretmiş. Tek tek, numaralanarak parçaları bir yere taşınmış, sıfırdan inşa edilmek üzere. O sırada ölmüş İskender. Kule, onunla birlikte sahneden kaybolmuş.

Enis Batur’un önceki yazıları

  • Evliya Çelebi’nin sönmez ışığı
  • Sol kol kopuk yaşamak
  • Küçük Prens’in uçağını düşüren adam
  • Fransız’a Fransız kalmak
  • Glucksmann’giller ve Mayıs 68
  • Yeni Roman’ın ‘Papa’sı öldü
  • Gönülçelen Villepin
  • Kökü korunan kültür yaşar
  • Devlet ve sanat: Dikenli tel üstün(d)e
  • Simone ve gerisi
  • Almanya, Kara Yıllar
  • Tütün kültürünü anlamıyorlar
  • Türk aydınını Paris’e çeken
  • Fransız kültürü gerçekten öldü mü?

  •  

    Bu habere oy ver
    Düşük
    1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
    Yüksek
         •  En çok puan alan haberler

    Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

                            Bu habere henüz yorum yapılmamış


    Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
    Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları