Evliya Çelebi’nin sönmez ışığı
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Kültür Sanat
Filmler
Sinema
Müzik
Edebiyat
Sahne Sanatları
Sergi
Mimari
Arkeoloji
İstanbul Bienali
Orhan Pamuk - Nobel
Altın Portakal
Cannes
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa » Kültür Sanat

Evliya Çelebi’nin sönmez ışığı

Evliya Çelebi’yi tek başına, bir hanın ya da kervansarayın karanlık odalarından birinde, bütün yolcular uyurken, mum ışığında, sıcağı sıcağına gözlemlerini, izlenimlerini, mürekkep ve rıh, kağıda düşerken düşlerim.


 DİĞER HABERLER

  KÜLTÜR / SANAT - EN ÇOK OKUNAN HABERLER

NTV-MSNBC
Güncelleme: 16:27 TSİ 11 Nisan 2008 Cuma

PARİS - Klasikler, bizi kendilerinden, varoluş, ortaya çıkış dönemlerinden ayıran geniş zaman diliminin ağırlaştırdığı, yoğunlaştırdğı büyük sulardır. Yüksek debileri, güçlü akıntılarıyla geçip gittikleri topraklardan söktükleriyle gitgide daha ağır, daha yoğun, geleceğe doğru koyulaşarak ilerlerler. Don Quijote üzerinde yapılan çağdaş araştırmalar, beş yüzyıl içinde farklı kültür ve coğrafyalardaki okunuş biçimlerinin bu yapıta ne denli değişik katmanlar yüklediğini göstermiştir. Özgün metin, klasikler sözkonusu olduğunda, kendi kronolojik kafesini kıran, her çağın perspektifinden bünyesine, deyim yerindeyse tenine çeşitli boyutlar katma kapasitesine sahip, açıklanması güç bir mucize özü barındırır.
Haberin devamı

Evliya Çelebi’yi, gariptir ya da değildir, önce akranlarıyla birlikte düşünürüm, öteden beri. Bilirim ki, François Villon’la serserilik yapmamış, Rabelais’yle yakası açılmadık şarkılar söylememiş, Ronsard’la aynı dilber için şiirler döktürmemiş, Shakespeare ile aynı yollardan geçmemiş, Gongora’yla bir kelime yüzünden kavga etmemiştir - olsun: Bir biçimde, Tarih’in bir noktasında, evrensel kültürün canalıcı önemdeki bir dönemecinde, onlar ve başkaları, elele tutuşarak dans etmişlerdir, bana kalırsa.

Bir de, tek başına, bir hanın ya da kervansarayın karanlık odalarından birinde, bütün yolcular uyurken, mum ışığında, sıcağı sıcağına gözlemlerini, izlenimlerini, mürekkep ve rıh, kağıda düşerken düşlerim onu. Bana, sonraları Rembrandt’ın tablolarında ortaya çıkacak olan, karanlığın ortasında aydınlık, ermiş figürünü çağrıştırır Evliya Çelebi. Bu düş sahnesi, onu bize kazandıran düş kesitine bağlanır sonuçta: Dünya kültüründe, bir dil sürçmesine varoluşunu borçlu olduğumuz biricik büyük klasik Seyahatname değil midir?

Ama Evliya Çelebi, hiç şüphesiz, ne sözümona akranlarıyla, ne tek başına kervansaray odasında, kurmaca bir figüre indirgenebilir: Bir düş kişisi değildir o, bizim kültürel coğrafyamızın en verimli beldelerinin arasında ön sırayı tutan yapıtından üzerimize ışığını düşürür. Seyahatname, bir tarih ya da coğrafya kitabı, bir siyasal belge, bir bilim araştırması, bir doğa kılavuzu, örf ve adetler üzerine bir inceleme olmadığı halde hem tümü, hem de fazlası olabildiyse, bunu Evliya Çelebi’nin yüzyılları aşmayı başaran bakış açısına borçluyuz.

Hümanist bilgelerde rastladığımız bir tür görünmez bütünlük kaygısıyla kalemini işe koşmuştur. Tarihçi, coğrafyacı, şehirci, doğa tarihçisi, dilci, insanbilimci ya da davranış bilimci, etnograf ya da arkeolog için paha biçilmez olma durumu bu temel özelliğinden gelir. Herkesin, hepimizin yolunun düşeceği vazgeçilmesi olanaksız adrestir Seyahatname; herkesin, hepimizin bir gün değilse bir başkası, kılavuzu olmuştur, olacaktır Çelebi.

Yeryüzü kültürünün tarihi, ünlü İskenderiye Kütüphanesi yangınından bu yana kayıtları tutulan kayıplarla kaplı. Bir köşede, unutuluşun bağrından çıkarılmayı bekleyen sayısız elyazması, kutlu bir el onları günışığına çıkarasıya, benzeri bir yazgıyı paylaşıyor.

Evliya Çelebi Seyahatnamesi, bu açıdan bakıldığında, iyi ki böyle bir talihsizliğin kurbanı olmamış diyebiliyorsak bugün, bir çoğu isimsiz, kahraman okuryazarlar serüvenine yön verdiği içindir. Onları selamlamak boynumuzun borcudur. Evliya Çelebi’nin yapıtının, Müteferrika devreye girene dek takipçisi olmuş, kalmış çoğaltıcıları, koruyucuları; bugüne yaklaşırken, en sağlam, yanlışsız basımını hedefleyen uzmanlarla, yaygın okur kitlesi için yalınlaştırılmış versiyonlarını hazırlamak için emek harcayanlar hiçbir zaman unutulmayacak.

Onları anımsamanın en kalıcı yolu, Bilkent Üniversitesi’nin nicedir öncülüğü üstlendiği gibi, Edebiyat ve Kültür alanında derinlemesine ve kuşatıcı etkinlikler düzenlemekten geçiyor - bir de, sonuçları yayımlamaktan. 4 Nisan’da Bilkent’te düzenlenen Evliya Çelebi Sempozyumu bize yeni sonuçlar getirdi. Bunları şimdi bir de Dünya ile paylaşmanın yollarını bulmak gerekiyor.

Enis Batur’un önceki yazıları

  • Sol kol kopuk yaşamak
  • Küçük Prens’in uçağını düşüren adam
  • Fransız’a Fransız kalmak
  • Glucksmann’giller ve Mayıs 68
  • Yeni Roman’ın ‘Papa’sı öldü
  • Gönülçelen Villepin
  • Kökü korunan kültür yaşar
  • Devlet ve sanat: Dikenli tel üstün(d)e
  • Simone ve gerisi
  • Almanya, Kara Yıllar
  • Tütün kültürünü anlamıyorlar
  • Türk aydınını Paris’e çeken
  • Fransız kültürü gerçekten öldü mü?

  •  

    Bu habere oy ver
    Düşük
    1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
    Yüksek
         •  En çok puan alan haberler

    Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

                            Bu habere henüz yorum yapılmamış


    Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
    Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları