XX. yüzyılın, olağanüstü masalsı figürü Küçük Prensi yarattığı için evrensel üne kavuşmuş yazarlarının başında yeralıyor Saint-Exupéry. Yazarlığının öbür cephelerine neredeyse haksızlık yapacak ölçüde öne çıkmış bir yapıt bu. Olağanüstü bir ahlâk dersi. Kızışmış bir çağa, baştan uca kana boyanacak bir döneme gönderilmiş yumuşak, derin, hiçbir kolaycı yargıya yer vermeyen bir edebiyat göktaşı.
Saint-Exupéry, başta Gece Uçuşu ve Güney Postası, pilotluk yaşantısından beslenmiş başka temel yapıtlarla da insan olma koşulunu kuşatmıştı. Asıl başyapıtı, bana kalırsa, ölümünden sonra oylumlu bir ciltte toplanan, bir bölümünü Tahsin Yücelin dilimize kazandırdığı Kaleydi: Edebiyat ile felsefe arasındaki ayrım çizgisini yok eden bir yazı anıtı.
Trajik ve soru işaretleriyle dolu sırra kadem basışı, kişiliğinin efsanevi boyutu üzerinde durulmasını alışkanlık haline getirmişti. Arada, usul usul, terekesinde unutulan metinleri kitaplarda toplandı, annesine yazdığı mektuplar yayımlandı, Küçük Prensin arkasındaki, eşiyle aşkına dayalı bağlantılar kurcalandı.
 |
|
Bir yandan da, ölümünü perdeleyen muamma sisini delmeye çalışanların ısrarlı çabaları sürüyordu. Sonunda, bir dalgıçla bir gazetecinin inadı define sandığını ortaya çıkardı: Akdenizin dibinde bulunan uçağının kalıntıları bugün Bourgetdeki havacılık müzesinde sergileniyor.
Hors Ripperte ulaşmayı başaran dalgıç-gazeteci çifti, bu yakınlarda Son Giz başlıklı bir kitap çıkardı, araştırmanın ve serüvenin bütün cephelerini aydınlatıyorlar. Onlara sorulursa, Rippertın ortaya çıkmamasının belirgin nedenleri arasında, II. Dünya Savaşına katılan Alman askerlerinin kahramanlık öyküleri anlatamamaları ön sırada yeralıyor. Ripperti dinledim, kalıntıların kesin yeri saptanana dek, düşürdüğü uçağın Saint-Exupéryninki olduğundan emin olamamış.
Bu olayın kahredici yanlarından biri, Rippertin, hem de genç yaşından başlayarak, sevdalı bir Saint-Exupéry okuru olmuş olması. Savaş sonrasında da, hayran okurlarından biri kalmış.
 |
| Saint-Exupery |
İki Dünya Savaşı da, unutulması güç öyküler kaleme aldırdı edebiyatçılara. Garp Cephesinde Yeni Bir şey Yokun Erich Maria Remarqueından Heinrich Bölle, özellikle Alman yazarlarının yapıtlarında, felsefi altyapısını güçlü biçimde Karl Jaspersın çizdiği, altedilmesi olanaksızlık bir suçluluk duygusu egemendi.
Geleneksel silâhların ağır bastığı bu savaşlarda, günümüzün elektronik saldırılarından farklı olarak, taraflar, namlularının kendileri gibi birine çevrili olduğunu bilmenin tragedyasını derinden yaşamışlardı. Cemal Süreyanın dediği gibi, şu ölen genç adam, sizin sıktığınız kurşunun gidip hayatını durdurduğu genç insan asker değil nişanlıydı.
Saint-Exupéryyi, uçağını düşürerek öldürmüş olmakla, nişanlı genci öldürmek arasında hiçbir fark yoktur şüphesiz.
 |
| Lyon'da Exupery ve Küçük Prens heykeli |
Ne ki, birinde, üstüne üstlük, torunlarınızın torunlarını bile gölgesi altında bırakacak bir durum yaşarsınız: Bir biçimde, aynı anda bir insanı, bir bilgeyi, bir yapıtın sahibi bir yazarı, milyonlarca insanın düşlerini süslemiş Küçük Prensi öldürmüş olma konumuna düşeceksinizdir.
23 yaşını sürdüren Alman pilotuna kim acıyacak peki?
88 yaşındaki Hors Ripperti dinlerken, o savaş kurbanı adına uçurum duygularına kapılmadan edemedim.
Küçük Prense gelince: Eminim, çoğunuz, onu bir zamanlar okumuştunuz. Bana öyle geliyor ki, bugün Dünyanın ve Türkiyenin hali karşısında, onu yeniden, dikkatle okumalısınız.

Enis Baturun önceki yazılarıFransıza Fransız kalmakGlucksmanngiller ve Mayıs 68Yeni Romanın Papası öldüGönülçelen VillepinKökü korunan kültür yaşarDevlet ve sanat: Dikenli tel üstün(d)eSimone ve gerisiAlmanya, Kara YıllarTütün kültürünü anlamıyorlarTürk aydınını Parise çekenFransız kültürü gerçekten öldü mü?
