Günümüzde demokrasi iki temele dayanıyor. Bunlardan birisi halk egemenliği. Halk, egemenliğini belirli aralıklarla yapılan seçimlerde seçtiği temsilcileri aracılığı ile kullanıyor.
İSTANBUL - AİHM yargıcı Dr. Rıza Türmen, Milliyette konuk yazar olarak şu satırları kaleme aldı: Halkın seçtiği temsilcilerden oluşan meclis ve çoğunluk yönetimi halk egemenliğinin tezahürleri. Bu demokrasinin biçimsel yönü. Demokrasinin dayandığı ikinci temel ise, öze ilişkin yönü. Bu yönü ile demokrasi bir değerler sistemi. Hukuk devleti, insan hakları, kuvvetler ayırımı, yargının bağımsızlığı, çoğulculuk, yasalar önünde eşitlik, laiklik gibi kavramlar demokrasinin ayrılmaz unsurları.
Demokrasinin yaşayabilmesi için hem biçimsel, hem öze ilişkin yönlerinin birlikte var olmaları, birbirlerini dengelemeleri gerekiyor. Demokrasinin ikinci yönü, yani değerler sistemi aynı zamanda demokrasinin niteliğini ve düzeyini kararlaştırıyor. Bir demokraside değerler sistemi yeterince güçlü değilse, çoğunluk yönetiminin otokrasiye dönüşme tehlikesi her zaman var. Bu tehlikeyi çoğunluk yönetimi bünyesinde taşıyor.
DEMOKRASİNİN OTOKRASİYE DÖNÜŞMEMESİ İÇİN Demokrasinin otokrasiye dönüşmesine karşı en etkili önlem kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti ilkeleri. Bu kavramlar demokratik bir anayasal düzenin önemli sütunları.
İki dünya savaşı arasında yaşanan deneyimler ve II. Dünya Savaşı sonrasında alınan önlemlerden çıkarılması gereken dersler var. İki dünya savaşı arasında Avrupada demokratik yollardan iktidara gelen çoğunluk rejimleri nazizmi ve faşizmi doğurdu. Nazi ve faşist diktatörlükler döneminde Avrupada kitlesel insan hakları ihlalleri meydana geldi. İnsanlık tarihinin en büyük soykırım felaketi yaşandı.
AİHM, DEMOKRASİNİN YOLUNU ŞAŞIRMAMASI İÇİN KURULDU Savaş sona erdikten sonra, Avrupa aynı felaketin yinelenmemesi için şu önlemi aldı: Avrupada devletler üstü bir yargı organı kurdu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) kurulmasına yol açan temel düşünce bu. Başka bir deyişle, biçimsel demokrasinin bir daha yolunu şaşırmaması için, demokrasinin özünü güçlendirdi. Unutmamak gerekir ki, AİHMyi kuran ve Türkiyenin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, temel hak ve özgürlükler arasında adil yargılama hakkını da düzenler. Adil yargılama için gerekli güvenceleri kapsar.
Böylelikle, Avrupa düzeyinde bir yargısal denetim mekanizması kuruldu. Bununla kuvvetler ayrılığı sisteminin Avrupa düzeyinde gerçekleştirildiği söylenebilir.
KUVVETLER AYRILIĞI YOKSA DEMOKRASİDEN SÖZ EDİLEMEZ Kuvvetler ayrılığı sisteminin amacı iktidarın yasama ya da yürütme erklerinde yoğunlaşmasının tek elde toplanmasının önlenmesi. Etkili bir kuvvetler ayrılığı olmadan parlamenter demokrasiden söz etmek olanaksız.
Ulusal düzeyde kuvvetler ayrılığı sisteminde, yasama, yürütme ve yargı erkleri eşit statüye sahip. Aralarında bir hiyerarşi yok. Üç erk de yetkilerini anayasadan alırlar. Bu üç erk birbirlerinden kopuk değil. Birbirlerini sınırlarlar ve dengelerler. Yasama, yasaları yapar. Yasaların anayasaya uygunluğunu, hukukiliğini denetleme yetkisi ise yargının elinde. Yargı yasamanın yerine geçip yasa yapamaz ama hukukilik denetimi yaparken yasaları ve anayasayı yorumlar. Yargıç, yasaları ve anayasayı yorumlarken, o devletin anayasal düzenini oluşturan temel ilkeleri göz önünde bulundurur.
Hukuka uygunluk konusunda yasama ve yürütme ile yargı arasında bir anlaşmazlık çıkarsa, son söz yargıya ait. Bu, hukuk devletinde yasama ve yürütme üzerinde bulunması gereken yargısal denetimin bir sonucu. İşte bu yargısal denetim, aynı zamanda yasama ve yürütmenin yetki alanlarının sınırlarını çizer. Meclisin ya da hükümetin işlemlerinin hukuka uygun olup olmadığına, yetki alanlarının sınırlarını aşıp aşmadığına karar verecek olan yargı.
İKTİDARIN KEYFİLİĞE KAYMASINI YARGI ÖNLEYEBİLİR Yargının bu rolü sistemin mantığından kaynaklanıyor. Amaç, egemenliği kullanan yürütme ve yasama erklerinin, uygulamaları sırasında keyfiliğe, hukuka aykırılığa kaymalarını, iktidarı kötüye kullanmalarını önlemek. Bu amaçla, yasama ve yürütmenin kendileri dışında, bağımsız bir organ tarafından denetlenmeleri ve bu organın kararlarının yasa ve yürütme bakımından bağlayıcı olması öngörülmüştür.
Bu nedenle örneğin Anayasa Mahkemesi bir yasanın ya da anayasa değişikliğinin anayasaya aykırı olduğuna karar verirse, bu yasamaya müdahale olarak görülemez. Çünkü, meclisin anayasaaya aykırı yasa yapma gibi bir yetkisi yok.
YARGI DENETİMİNDEN ÇIKMAK HUKUKTAN UZAKLAŞMAKTIR Yasama ve yürütmenin işlemlerinin yargısal denetime tabi olması hukuk devleti ilkesinin bir gerçeği. Bülent Tanör ve Necmi Yüzbaşıoğlunun belirttikleri gibi Hukuk devleti ve demokratik devlet ilkeleri birbirlerini tamamlayan ikizlerdir. Çoğulcu-özgürlükçü demokrasinin temelleri bu beraberliğe dayanır. Devletin hukuka uygunluğunu sağlayan ilke ve kurallar, bu uygunluğu sağlayacak yargı denetimi, yargı bağımsızlığı ve adil yargılanma ilkesinin gerektirdiği güvencelerdir.
Bu nedenle, yürütme ve yasamanın işlemleri yargı denetimi dışında bırakılıp yargının denetimi daraltıldıkça hukuk devleti ilkesinden uzaklaşılmış olur.
KURALI DEĞİŞTİRMEK KIRMIZI ÇİZGİYİ GEÇMEKTİR Yargı, yürütme ve yasama üzerindeki denetim yetkisini kullanırken bazen yanlış kararlar da verebilir. Demokratik bir ülkede böyle bir durumda gösterilmesi gereken tepki kararı eleştirmekle sınırlı kalmalı. Yoksa, oyunun kurallarını değiştirerek kararın sonuçlarını kaldırmak şeklinde değil. Kararı veren yargı organına tehditler yöneltmek, yasa yoluyla yetkilerini sınırlamaya gitmek, yargı bağımsızlığını zedeleyecek önlemler almak, görülmekte olan bir davanın sonuçlarını etkisiz bırakacak düzenlemeleri gerçekleştirmek demokrasinin ve hukuk devletinin kırmızı çizgilerini geçmek olur.
Bütün bunlardan anlaşılacağı gibi, demokrasinin öze ilişkin yönünü yaşama geçirmek büyük ölçüde yargıya düşen bir sorumluluk. Demokrasilerde hükümetler, yargının kararlarından farklı düşünseler, bu kararları eleştirseler de, yargının sorumluluklarını en iyi biçimde yerine getirmelerini sağlamayı ve kararlarına uymayı hukuk devletinin bir gereği olarak görürler.
Türkiyede kavramların belirsizleştiği, normların içlerinin boşaldığı bir dönemde bazı temel ilkelerin anımsanmasının yararlı olacağını düşünüyorum.