Geert Wilders, Hitlerin Kavgam kitabıyla bir tuttuğu Kuranı, kadınlara ve eşcinsellere hoşgörüsüzlük, cinayet ve terör nedeni göstermiş bir isim. Son olarak çektirdiği İslam karşıtı film ile, İslam dünyasını yeniden karşısına alıyor.
AMSTERDAM - Cüretkar çıkışlarıyla sınır tanımaz bir politikacı… Hitlerin Kavgam adlı kitabına benzettiği Kurannın kadınlara ve eşcinsellere hoşgörüsüzlük, cahillik, cinayet ve terör olarak gösteren parti lideri... Sarf ettiği sözler nedeniyle Irak, Afganistan, Pakistan ve Mısır başta olmak üzere çok sayıda İslam ülkesinden aldığı ölüm tehditlerinden yılmayacağını belirten bir siyasetçi…
Vahşi kapitalizmin ehlileştirilmiş modellerinin başında giden, esrar, marihuana, joint gibi maddeleri kullanımını serbest bırakan, ötenazi ile eşcinsel evlilikleri yasal hale getiren bir Avrupa Birliği ülkesi Hollandada, kendince konuşma özgürlüğünün sınırsız olduğunu savunan biri...
Düşünce ve fikir özgürlüğünü siyasi düşüncelerine göre yorumlamaktan hiç mi hiç çekinmeyen, yeri geldiğinde Başbakan Jan Peter Balkenedeya tescilli ödlek deyip Hollandayı İslama teslim ettiğini iddia eden bir parti lideri
Adı: Geert Wilders Doğum Yeri: Venlo (Hollanda) Doğum Tarihi: 06. 09.1963 Eğitimi: Açık Öğretim Hukuk Fakültesi (Meclisin internet sitesinde eğitim bilgileri yok. Diğer internet sitelerindeki biyografinde ise açık öğretim hukuk fakültesinden sertifikalı) Medeni Hali: Evli. (İkinci eşi Macar) Meslek Kariyeri: Çeşitli sigorta şirketlerinde yöneticilik. Utrecht Belediyesinde danışmanlık. Daha sonra politika.
1998 genel seçimlerinde Hür Liberal Parti VVDden aday oldu ve seçildi. Genç yaşına rağmen seçilebilecek yerden aday gösterilmesi, hem parti içinde hem de siyasi arenada aktif görevler üstlenmesi, Mecliste önemli komisyonlarda yer alması, bugünkü şöhretinin ilk basamakları oldu.
Gerek koalisyon hükümetlerinin kuruluşlarında, gerekse hükümet programlarında yer alan bazı maddelere karşı çıkıp ufak tefek rahatsızlıklar yaratsa da, bildiğinden şaşmayacağını her konuşmasında, her hareketinde belli etti.
Hür Liberal Partide sivri dilli olduğu kadar ısrarcı oluşu yönetimin dikkatinden kaçmayacak, arada bir de olsa yapılan uyarılarla, çizgiyi aşmaması istenecekti.
PİM FORTUYN OLAYI Hollandada 15 Mayıs 2002de genel seçimler yapılacaktı. Siyası partilerin seçim çalışmaları sırasında bir sürpriz isim daha öne çıktı. Yapılan kamuoyu araştırmalarına göre, 150 kişilik parlamentoda en az 10 sandalyeye sahip olacağına kesin gözüyle bakılıyordu. O isim; Pim Fortuyndı.
Fortuyn, aslında politikada yeni sayılmazdı. Kısa bir süre önce Yaşanabilir Hollanda Partisinin üyesiydi. 50 yaşındaki eşcinsel sosyoloji profesörü Fortuyn, partide aşırı sağcı çıkışları, yabancıları dışlayan konuşmaları, Türk ve Faslı Müslümanlar başta olmak üzere bütün İslam kökenli yabancıları kötülemesi, partisinde fırtınalar kopardı. Hollanda Anayasasının 1. maddesinde yer alan ayrımcılığın kaldırılmasını istemesi, parti ile olan ilişkilerini kopma noktasına getirdi.
ABnin genişlemesine kesinlikle karşı çıkması, Hollandanın Euro para birimine girmemesi gerektiğini ileri süren Fortuyn, sonunda partisinden atıldı. Fortuyn daha sonra kendi adını taşıyan partisi Fortuyn Listesini kurdu. Yaklaşan seçim arifesinde süratle çalışmalarına başladı. Seçim konuşmaları sırasında bir televizyon kanalından öbürüne geçmesi, yabancı radyolardan birini bırakıp yerli radyolara gitmesi sırasında beklenmeyen bir olay gerçekleşti.
Pim Fortuyn, medyanın kalbi sayılan Hilversum kentindeki bir radyo evinde yapılan röportaj arasında, hava almak için dışarı çıktığında golf şapkalı bir kişinin silahlı saldırısı sonucu öldürülmüştü. Irkçı davranışları yüzünden Fortuynı öldürdüğünü itiraf eden Hollandalı katilin adı Volker van der Graaf idi.
WILDERSIN İSTİFASI 2000li yıllarla birlikte partisinde ve parlamentoda sıra dışı politikacı unvanına kavuşan Wilders için çıkış noktası, bir başka deyişle patlama noktası, 2004ün ikinci yarısında Hollandanın Avrupa Birliği Dönem Başkanlığını üstlenmesiyle başlayacaktı.
İşte o günlerde, Başbakan Recep Tayip Erdoğan ve kurmayları Türkiyenin AB üyeliği için destek sağlamak ve görüş alışverişinde bulunmak için Almanya, Fransa, Belçika ve Hollanda gibi ülkelere bir dizi ziyaret başlattı. Gezinin ilk durağı Hollanda idi.
Ziyaretler Balkenende-Erdoğan görüşmesi ile başladı. Görüşme yaklaşık 3 saat sürdü. Daha sonra ortak basın toplantısı düzenleyen başbakanlar sırasıyla söz aldı. Görüşmelerin olumlu sonuçları üzerinde açıklamalarda bulunuldu. Balkenende konuşmasında, Türkiye AB üyeliği için büyük yol aldı. Yasal düzenlemeler, İnsan hakları, sosyal güvenlik gibi konularda yapılan yasal çalışmaları takdirle karşılıyoruz. Artık müzakerelere başlamamak için bir neden yok dedi.
Başbakan Erdoğan, ikili ilişkilerde her zaman Hollandanın desteği görüldüğünü, AB üyelik sürecinde de bunun bir kez daha anlaşıldığını belirtip, Kimsenin kuşkusu olmasın. Türkiye, tam üyelik çalışmalarına aksatmadan yürütmektedir, yolumuza devam edeceğiz diyerek sözlerini tamamladı.
Bu görüşmeden birkaç gün sonra Başbakan Jan Peter Balkenende, hem AB dönem başkanı hem de hükümet başkanı olarak Meclis Genel Kurulunda yaptığı konuşmada, Türkiyenin AB üyeliğine destek veren görüşlerini sıralarken, Wildersın Başbakanın görüşlerine katılmadığını açıklaması beklenmedik bir çıkış olarak değerlendirildi. Tepkisini Genel Kurulu terk ederek gösteren Wilders, daha sonra zehir zemberek açıklamasında şunları söyleyecekti:
Türkiye ABye yakışmaz. Başörtülü Müslümanları görmekten sıkılıyorum. Sol ve solculardan da nefret ediyorum.
Türkiyenin AB üyeliği için müzakerelerin vakit geçirmeden başlaması gerektiğini her fırsatta açıklayan Hollanda, Wildersın sözleri dönem başkanlığını yürüten başbakanı ve hükümetini bağlamaz şeklindeki açıklamalarla durumu kurtarmaya çalıştı. Wildersın sözleri ise iç ve dış basında büyük yankı buldu.
Başbakan Balkenende, Üçlü koalisyonu oluşturan 2. büyük ortak Hür Liberal parti VVD lideri Jozias Van Aartsen ve bazı bakanlarıyla bir araya gelip Wildersın sözlerinin yanlış anlaşıldığı konusunda ortak bir açıklama yapılmasını istedi.
Böylelikle, hem AB Dönem Başkanlığını yürüten Hollandayı sıkıntıdan kurtarmak hem de Türkiye-Hollanda ilişkilerinde muhtemel bir krize meydan vermemek hesaplanmıştı. Wilders, söylediklerinin arkasında olduğunu belirtip şöyle devam edecekti:
Bu konuda geri adım atmaktansa partimden istifa etmeyi daha doğru bulurum.
Bu arada, Hollanda basınında yer alan haber ve yorumlarda, VVD Lideri Van Aartsen ve kurmaylarının Wildersla birkaç toplantı yaptığı, Ya sözlerini geri al, ya da partiden istifa et dediklerini yazıyordu.
Baskıların yoğunlaşması üzerine parti liderinin kesin sözlerini değerlendiren Wilders, Eylül 2004te partisinden istifa ettiğini ve bundan böyle bağımsız vekil olarak çalışmalarını sürdüreceğini açıkladı.
Hollandanın ciddi fikir gazetelerinde yer alan haber ve yorumlarda Wildersın kısa zamanda radikal sağ görüşlülerle büyük bir çıkış yapacağını yazacaktı.
Wilders boş durmuyordu. Hollandanın en ciddi gazetelerinden biri olan De Volkskarntta makaleler yazıyor, Wilders Grubu adıyla başlattığı oluşumun yakında çok ses getireceğini ve parlamentoda iddialı bir sayıyla yer alacaklarından dem vuruyordu.
THEO VAN GOGH CİNAYETİ Dünyaca ünlü Hollandalı ressam Vincent van Goghun 3. kuşak akrabası olan 47 yaşındaki senaryo yazarı, oyuncu ve film yönetmeni Theo van Gogh, Wildersın eski partisi VVDli Somali asıllı milletvekili Hirsi Ayan Ali ile birlikte, Hz. Muhammedi ve Müslüman kadınları hedef alan Teslimiyet - Submission adını verdiği bir film çekti.
12 dakikalık kısa metrajlı televizyon filmindeki görüntüler şöyleydi:
Filmde kısa kısa üç hikaye anlatılıyor. Birincisinde, yüzü peçeli ama çıplak vücuduna ince bir tül sarılı genç bir kadın. Yere serdiği seccadede namaz kılmaya başlıyor. Fatiha Süresini baştan sona yüksek sesle Arapça okuyor. Daha sonra ellerini yukarı kaldırıp Allaha dua ediyor. Kadın, Rahman adlı bir gençle karşılaşıp ona aşık oluyor. Daha sonra, henüz 16 yaşında genç bir kız iken babası tarafından Zeki adında biriyle gönlü olmadan zorla evlendiriliyor. Ardından ikinci hikaye başlıyor. Kocasına saygıda kusurlu olup itaat etmediği için her gün dayak yiyen, yüzü gözü yara bere içinde ve vücudunun büyük bir bölümünde Arapça ayetler yazılı bir kadın görünüyor. Üçüncü hikayede ise, her tarafı kapalı bir kadın görüntüsü geliyor ekrana. Kadın hayalinde başını açıp saçlarını havalandırdığı, plajda gezintiye çıktığı için büyük günah işlediğini sanıyor. Daha sonra evde yalnızken bir yakın akrabası tarafından tecavüze uğruyor.
2004 yılı başlarında Hollandanın resmi televizyon kanallarından birinde gösterilen kısa metrajlı film, tüm İslam ülkelerinde büyük tepkilere neden oldu. Hem filmin yapımcısı hem de Hirsi Ali ölüm tehditleri almaya başladı.
Hirsi Alinin milletvekili olması nedeniyle tüm devlet seferber oldu. O zamanki adıyla BVD olan istihbarat örgütü tarafından bilinmeyen bir yerde barınmaları sağlandı. Aynı uyarı ve önlemler film yapımcısı Van Gogh için de geçerliydi. Ne var ki, Van Gogh, uyarıları ciddiye almayıp saklanmayı kabul etmedi.
İki yıl önce aşırı sağ görüşlü politikacı Pim Fortuynın İslama yönelik çıkışları nedeniyle öldürülmesi Hollanda genelinde tekrar tartışılır duruma geldi. Benzer bir saldırı olacağı konusunda kuşkular giderek yükselmeye başladı.
2 Kasım 2004 sabahı korkulan oldu:
Theo van Gogh başkent Amsterdamda sabah saatlerinde bisikletle işine giderken uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü. 26 yaşındaki Fas asıllı katil zanlısı Muhammed Bouari olay yerinden uzaklaşırken öldürdüğü Van Goghun göğsüne bıçakla bir de mektup sapladı. Mektupta Allah büyüktür yazılıydı. Daha sonra zanlı polisle girdiği çatışmada bir polisi ayağından vurarak yaraladı. Yakalanan zanlı yapılan sorgulamalardan sonra suçunu kabul etti ve cinayeti İslam adına işlediğini söyledi.
LAURENT CHAMBONUN ANALİZİ Amsterdam Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi ve Fransız Liberation Gazetesi Hollanda muhabiri Laurent Chambon diyor ki:
Popülist politikacı Pim Fortuynnın 2002 yılındaki tırmanışı nedeniyle dini hoşgörüsüzlük tartışmanın merkezine yerleşti. Eşcinselliği kışkırtıcı şekilde İslamı hor görme nedeni olarak meseleyi başka yere çekmek, özellikle fahişe olan çok Müslüman tanıdığını söyleyip kendini kişisel olarak onların fobisi olarak gördüğünü açıkladı.
2003 yılına gelindiğinde ise skandal yaratma sırası bir kadındaydı. Somali asıllı Ayaan Hirsi Ali, kendisine, göçmen kadınların özgürleşme sorunu üzerine siyasal alanda konuşma fırsatı verilmesi için İşçi Partisini (PvdA), Liberal Parti VVDnin listesine girmek üzere terk etti.
Hirsi Ali, özellikle kadınlar ile eşcinselleri ezdiğini ve eşlerini döven, Yahudi düşmanlığı yapan Müslümanların cezalandırılması gerekliliğinin devlete ait olmasını söyledi. Daha sonra yaptığı açıklamalarda ise Müslüman erkeklerin ev içindeki şiddetini peygamberin sapık-zorba karakterini meşru kıldığını anlattı.
Aslında Hirsi Ali, İslam üzerinde çok eleştirel bir söylemin Liberal Parti tarafından tanınmasına neden oldu. Bu nedenle Hollandaya sığınmış bir kadın olarak neden bahsettiğini biliyordu. Hirsi Ali, hoşgörüye dayalı ulusal değerlere bağlı olan Hollanda halkını fikir olarak rahatsız eden değil, ilk etapta geçici Müslümanların yer aldığı, ancak içinde kökten dinci Hıristiyanların da bulunduğu dincilerin aşırılıklarına tahammül edemeyen hareketten ileri gelir.
AYAAN HİRSİ ALİ Ayaan Hirsi Ali, 1969 Somali doğumlu. Ailesiyle birlikte 7 yaşına kadar Somalide yaşadı. Ülkesinde çıkan iç savaş nedeniyle ailesiyle birlikte Suudi Arabistana kaçtı. Hirsi Ali, daha sonra ailesiyle Etiyopyaya geçti. Kısa bir süre sonra Kenyadan sığınma talebinde bulundu. Hirsi Ali, orta öğrenimini Kenyada tamamladı. Tüm masrafları Birleşmiş Milletler Mülteciler Komiserliği tarafından karşılandı. 1992de önce Almanyaya daha sonra da Hollandaya gelerek sığınma talebinde bulundu. Hirsi Alinın talebi kabul edildi. Çok kısa sürede çok iyi derecede Hollandaca öğrendi. Politikaya meraklı olduğunu ve politikacı olmak istediğini yakın çevresine her fırsatta anlattı. Sonuçta Hür Liberal Parti VVD üyesi oldu. Mayıs 2002 genel seçimlerde de milletvekili olmayı başardı.
Milletvekili seçildikten kısa bir süre sonra İslam hakkında olumsuz görüşlerini daha sık yaymaya başlayan Hirsi Ali, Müslüman olan ailesi tarafında zorunlu bir evlilik yaptığını açıkladı. İslamiyetin kadınları sömürdüğünü her fırsatta dile getiren Hirsi Alinin yolları Kasım 2004te suikast sonucu öldürülen film yapımcısı Theo Van Goghla kesişti.
Ortak görüşler sinemacı- politikacı fikirleri yürütülmeye başladı. Bir film projesi üzerinde çalıştığını yönetmen Van Gogha açan Hirsi Ali, İslamiyet üzerine düşündüğü senaryoyu anlattı. Uzun görüşmeler sonucu film konusunda anlaştılar ve film tamamlandı. Van Goghun suikast sonucu kurban edilmesine neden olan Teslimiyet adlı filmin sahiplerinde biri Ayaan Hirsi Ali idi.
Yazdığı senaryo ve söylediği sözler nedeniyle Danimarkada 2004 yılında Özgürlük ödülüne layık görülen Hirsi Alinin aldığı tepkileri partisi de göğüsleyemez duruma geldi. Parti sıkıntı yaşamaya başlamıştı. İşte tam o günlerde 17 Mayıs 2006da Hollandanın resmi televizyonu NOS 3 kanalında bomba gibi bir haber patladı.
Zambia adlı bir program şirketinin yaptığı araştırma sonucunda Ayaan Hirsi Alinin, sahte belge düzenleyerek Hollanda vatandaşlığına geçtiğini açıklandı. Şaşkına dönen VVD Partisi ve Hollanda kamuoyu kısa zaman içinde haberin doğru olduğunu anladı.
Dönemin Adalet Bakanı Piet Hein Donner, televizyonların ana haber bültenlerinde Hirsi Alinin evrakta sahtecilik yaparak mülteci statüsünde Hollanda vatandaşlığı aldığını ve milletvekili olduğunu söyledi.
Hirsi Ali ertesi gün parti yönetimiyle yaptığı toplantı sonucu milletvekilliğinden istifa ettiğini açıkladı. Birkaç ay saklandıktan sonra ABDye sığınan Hirsi Alinin Fransaya geçtiği söyleniyor.
WILDERSIN FİTNESİ Zaman zaman saklansa da, can güvenliği konusunda çok ciddi tehditler alsa da, fikirlerinden ödün vermeyen politikacı Wildersın Mayıs 2006da yapılan milletvekili genel seçimlerinden 9 milletvekili çıkarması, kamu oyunda sağ radikal oyların patlaması olarak değerlendirildi.
Her ağzını açtığında, her televizyon konuşmasında tek malzemesi neredeyse yabancılar ve İslam olan Wildersın beklenmeyen yükselişi, diğer siyasi partilerde de rahatsızlık yarattığı her fırsatta, üstü kapalı da olsa, gündeme getirildi.
Ekim 2007de yaptığı bir konuşmada, Kuranı okudum. Kitapta yer alan bazı bölümlerin yırtılıp atılması gerekir. Hz. Muhammed hayatta olsaydı ve Hollandada yaşasaydı kovardım demesi tüm İslam ülkelerinde fırtınalar kopardı.
İran, Irak, Afganistan, Pakistan ve Mısır gibi ülkelerde protesto gösterileri başladı. Binlerce kişilik gruplar halinde yapılan gösterilerde, Wildersa ölüm sloganları atıldı. Hz. Muhammed karikatürleri yüzünden Danimarkanın Wildersın sarf ettiği sözler yüzünden de Hollanda bayrakları yakıldı.
Bunun üzerine kısa bir süre sessiz kalan Wilders, 2007 sonuna doğru ana teması İslam olan bir film çekme hazırlığında olduğunu açıkladı. Kimine göre 10, kimine göre 15 dakikalık, içeriği tam olarak belli olmayan filme Fitne adını koyduğunu belirten Wildersa ilk tepki Hollandada yaşayan Müslüman toplum kuruluşlarından geldi.
Sendikalar, öğrenci ve işci örgütleri, yazar, sinema sanatçıları Amsterdam, Rotterdam, Lahey ve Utrecht gibi büyük kentlerde toplu yürüyüşler yaparak olayı kınadılar. Yayınladıkları bildirilerde, Ne ülkemizde ne de başka ülkede kaos istemiyoruz diyen göstericiler basın kuruluşlarından da destek beklediklerini açıkladılar.
İslam konulu aşırı söylemler ve İslama yönelik film yüzünden başı dertten kurtulmayan Hollandanın Wildersın Fitne si yüzünden çok ciddi krizler yaşanacağı yönünde bilgiler yoğunlaşmaya başladı.
Film yayınlanmadan içeriği konusunda kimseye bilgi vermeyeceğini açıklayan Wilders, Şubat 2008de özel bir televizyon kanalıyla anlaştığını açıkladı.
TEPKİLER VE GERGİN BEKLEYİŞ Filmin yayınlanacağına dair çıkan haberlere ilk tepki Avrupa Arap Birliği AELden geldi. AEL, Hollanda hükümetinin film konusunda dikkatli olmasını ve yayından kaldırılmasını istedi. AEL, olayın hoşgörü denilerek geçiştirilmemesi gerektiğini ileri sürdü.
Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende, kurmaylarıyla bir toplantı yaparak gelen uyarıları değerlendirdi. Başbakan Balkenede, Dışişleri Bakanı Maxime Verhagen ile Adalet Bakanı Hirsch Balline Wildersla görüşün olay tırmanmadan film projesinden vazgeçirin dediği öğrenildi.
Yaklaşık 3 saat süren toplantıdan varılan sonuç beklendiği gibi çıkmadı. Wilders, hükümeti ve başbakanı korkak olmakla suçladı.
Hollanda istihbarat teşkilatı, filmin yayınlanması halinde ülke içinden ve dışından gelecek muhtemel tepkileri içeren 30 sayfalık raporunu hükümete sundu. Raporda, hem hükümetin hem de Hollandanın muhtemel tepkilere göğüs germekte çok zorlanacağı yazılıydı.
Wildersın bir hafta sonra Filmi yayınlayacağım, kimse şüphe etmesin seklindeki açıklamaları, İslam ülkelerinde ve Hollandada yeni bir gerilime neden oldu. Bunun üzerine El Kaide örgütü, Wilders hakkında fetva çıkarıp ölüm cezası verdiğini açıkladı.
Bunu üzerine Başbakan düzenlediği basın toplantısında çok sert bir açıklamayla Wildersa yüklendi. Ülkenin geleceğini tehlikeye atmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Kim olursa olsun herkes haddini bilmeli şeklindeki açıklamalara cevap gecikmedi.
Wilders başbakanın bu sözleri üzerine, Hükümet İslama teslim oldu dedi.
Wildersı film projesinden vazgeçiremeyeceğine iyiden iyiye inanmaya başlayan Hollanda hükümeti gerginlik üstüne gerginlik yaşıyor. 2-3 Mart 2008de, Afganistanda yaklaşık bin kişilik bir grup, Cuma namazı çıkışında ellerinde Wildersa ölüm pankartlarıyla yürüyüşler yaptığı haberi yalnız hükümete değil Hollanda halkını da büyük ölçüde rahatsız etti.
NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer devreye girdi. Hollandanın Buitenhof adlı televizyon programına konuşan Scheffer, Filmin yayınlanması halinde Afganistanda görev yapan 1500 askerimizin ve Hollanda dışında yaşayan başka vatandaşlarımızın can güvenliğini ciddi anlamda tehlikeye atarız dedi. Schefferın sözlerine de kulak tıkayan Wilders, kararından vazgeçmeyeceğini bir kez daha yineledi.
Hollandadaki tüm özel ve tüzel televizyon kanalları ile görüşerek filmini yayınlatmak isteyen Wilders hiçbir kanal yönetiminden olur alamadı. Kanalların, önce filmi görmelim sonra karar verelim şeklindeki tekliflerini kabul etmeyen Wilders, 6 Mart 2008 gecesi yaptığı açıklamada Fitne adını koyduğu filmin 28 Mart 2008de Parlamento Basın Merkezinde yayınlanacağını duyurdu.
Herzamanki provakatif hareketler...
Tepki gösterilmesi gerekir ancak
onların arzuladığı şekilde değil...
Kivilcim Pinar - Yurt Dışı
11 Mart 2008, Salı 16:52
Bu arada Wilders ile ilgili
yazdiklariniza bir ek de yapayim.
Kendisi ergenlik caglarinda yaz
aylarinda Israil"e gitmistir. Israil"e
yaptigi gezilerin ileriki yillarda
politik dusuncelerinin sekillenmesinde
rolu buyuktur. Ornek vermek gerekirse,
gecen yaz Israil"in Lubnan"a saldirmasi
ve parcalanmis/oldurulmus bebek
goruntuleri karsisinda Wilders sonuna
kadar Israil"i savunmus ve
parlamento"dan Israil"in olcusuz
siddetini kinayan bir bildirinin bile
cikmamasi icin de elinden geleni
yapmistir. Israil Buyukelciliginin de
surekli mudavimlerindendir. Bunu
kendisi de kabul etmekte..