Yanılmıyorsam 2003deydi, Samih Rifat aktardıydı: Akşam telefon etmiş annesine ve ne yaptığını sormuş: Televizyonda Başbakanı dinliyorum demiş Sabiha hanım: Hem çok kültürlü, hem yakışıklı adam, Atatürk devrimlerine bağlılığını bildiği annesinin bu yanıtı çok şaşırtmış Samihi: Hangi kanalı izliyorsunuz diye sormadan edememiş. Meğer TV5e, uluslararası yayın yapan Fransız kanalına bakıyormuş annesi, ekranda dönemin Fransa Başbakanı Domnique de Villepin konuşuyormuş.
Bugünlerde gene ekranda Villepin, bir programdan ötekine durmadan konuk ediliyor. Bu kez çağrılma nedeni siyaset değil, yeni çıkan kitabı Uykusuzluk Oteli vesilesiyle kendisine yöneltilen soruları yanıtlıyor. Sarkozynin İçişleri Bakanı olduğu dönemde Başbakanlık yapan Villepin, anladığım kadarıyla başarılı bir dönem geçirmedi ve geri plana çekildi. Avrupada genellikle çekilmeyi biliyorlar. Siyasal deneyimlerini mi aktarıyor, yeni kitabında? Hayır: Baştan uca şairler üzerine bu kitabı; okuma serüvenini, kendisinde iz bırakmış şiirleri konu edinmiş Uykusuzluk Otelinde.
Böyle bir merakı olduğunu rastlantıyla öğrenmiştim. Yaklaşık dört yıl önceydi, evde telefonum çaldı bir sabah, karşımda Ankaradaki Fransa Büyükelçisini buldum; uçağa (hemen) atlayıp gelmemi rica ediyordu, Başbakan ani biçimde Türkiyeye gelmiş, öğle yemeğinde bir-iki Türk şairiyle buluşmanın yolunu arıyormuş. Olanca kabalığımla ben devlet erkânıyla yemek yemem demedim tabiî, uçak korkumu bahane ettim ve evden aldırabilirlerse, Fransızca bir şiir kitabımı imzalayıp iletebileceğimi ekledim. Bir hafta geçmeden, Başbakandan elyazısıyla yazılmış şahsî bir teşekkür mektubu geldiydi.
 |
| Nazım Hikmet |
Uykusuzluk Otelinde, yalnızca Fransız şairlerinin arasında dolaşmıyor Villepin, yapıtlarından etkilendiği yabancı şairlere de açılıyor. Özellikle Celanın, Mandelştamın şiirine yakınlık duyduğu göze çarpıyor. Bir sonraki halkada, kitabında tam üç sayfa yeralan Nâzım Hikmete geliyor sıra: Belli ki Nâzımın bazı mısraları gönlünü çelmiş. Ne yalan, Villepinin gönlünü Nâzımın çelmesi de benim gönlümü çeldi!
Lâf aramızda, pek çok özelliğine kızardık şüphesiz, ama Bülent Ecevit gibi birinin ülkemizin Başbakanı olması gizliden gizliye gurur duygusu yaratırdı içimizde, özellikle dış dünya karşısında.
 |
| Ecevit |
Yabancı meslektaşlarının çoğundan daha kültürlü, nefis bir İngilizceyle kendini ifade edebilen devlet adamı vatandaşını da yüceltiyor bir bakıma.
Ne yazık ki siyasal başarının ya da becerinin anahtarı değil bu, hiçbir ülkede. Villepinin kariyeri büyük olasılıkla bitmiştir, Fransayı şimdi ne kadar yontulsa yontulamayacak bir adam temsil ediyor. Ama nerede durum daha parlak ki: Devlet adamlığı kavramı dolaşımdan kaldırılmış eski paralar gibi, dükkân vitrinlerinde koleksiyoncularını bekliyor.
Gelgelelim, safkan karamsar değilim bu konuda.
 |
| Sarkozy |
Sözümona işbitirici politikacıların dönemi uzun sürmeyecek bana kalırsa: Hepsi, sırayla, yönettikleri ülkelerinin işini bitiriyorlar çünkü! Sarkozy de hızla tepetaklak olacağa benziyor.
Büyük gişe beklentileriyle gerçekleştirilen Asterix Olimpiyat Oyunlarındayı izledim. Oldukça başarısız bir film çıkmış ortaya. Buna karşılık, Sezar rolünü üstlenen Alain Delon tek sıfatla muhteşemdi. Yönetmen, gününe uyarlama çabasını epey abartmış aslında, ama kör cahil Brutus portresinde her türden başkanı seçilebiliyordu günümüzün.

Enis Baturun önceki yazılarıKökü korunan kültür yaşarDevlet ve sanat: Dikenli tel üstün(d)eSimone ve gerisiAlmanya, Kara YıllarTütün kültürünü anlamıyorlarTürk aydınını Parise çekenFransız kültürü gerçekten öldü mü?
