Dilekçede, Anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek ilkelerini değiştirmeyi öngören veya bu ilkeleri Anayasanın diğer maddelerinde yapılan değişikliklerle doğrudan doğruya veya dolaylı olarak değiştirme amacı güden herhangi bir kanunun teklif ve kabul olunamayacağı ifade edildi.
Anayasanın bu konuda yasama organına yetki vermediği savunulan dilekçede, bu yasağa aykırı çıkarılan bir kanunun Anayasanın mevcut hükümlerinde en küçük bir etki ve değişme yapması veya yeni bir Anayasa kuralı koymasının mümkün olmadığı belirtildi.
Anayasa Mahkemesi kararlarına aykırı kanun çıkarılamayacağına da dikkat çekilen dilekçede, yüksek mahkeme kararlarının etkisizleştirilemeyeceği ve kanunla değiştirilemeyeceği vurgulandı.
CUMHURİYETİN NİTELİKLERİNİ BAŞKALAŞTIRMA
Dilekçede, şöyle devam edildi: 5735 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 1 ve 2. maddelerinde yapılan düzenlemelerin ise, görünüşte Anayasanın, kanun önünde eşitlik ve eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi ile ilgili 10 ve 42. maddelerinde değişiklik yapıyor olmalarına karşın, aslında Anayasa Mahkemesinin dini amaçlı örtünme ile Anayasamızdaki laiklik ilkesi arasında kurmuş olduğu ilintiyi temelsiz bırakmaya, bu ilintinin ifade edildiği daha önceki Anayasa Mahkemesi kararlarını etkisizleştirmeye yöneldikleri ortadadır. Bu düzenlemeyle Anayasa Mahkemesinin Anayasaya aykırı olduğuna karar verdiği bir kıyafet serbestisinin Anayasaya uygun hale getirilmesine çalışılmaktadır. Bunun ise Anayasanın 138 ve 153. maddelerine aykırı olmasının yanı sıra, Anayasanın başta laiklik olmak üzere 2. maddesinde ifade edilen Cumhuriyetin tüm niteliklerini başkalaştırmak ve dolaylı biçimde değiştirmek anlamını taşıdığı tartışmasızdır.
HER TÜRLÜ DİNİ SİMGE VE ÜNİFORMAYI KAPSAR
Kanun teklifinin görüşülmesi sürecindeki açıklamalar anımsatılan dilekçede, Bu açıklamalarda yönelinen temel hedefin, kamu hizmetlerinden yararlanan veya yükseköğrenim hakkını kullananlar için dini amaçlı örtünme serbestisi tanınması, bu şekilde örtünenlerin kamu hizmetlerinden yararlanmalarını önleyecek düzenleme veya yaptırımların engellenmesi olduğu iddia edildi.
Dilekçede, 5735 Sayılı Kanununla, yukarıda açıklanan hedefe ulaşmak için adı konulmadan ve dolaylı bir biçimde dini amaçlı örtünme, dini kıyafet dahil her türlü dini simge ve üniformayı da içerecek, kapsamlı bir kıyafet serbestisi tanınmıştır denildi.
Anayasa değişikliğindeki kamu hizmetinden yararlanılmasında ölçütünün, hem hizmet alan hem de hizmet veren konumundaki kişiler için belirsizlik yaratacağı savunulan dilekçede, yüksek lisans bağlamında öğrenim gören öğretim görevlilerinin düzenlemeden yararlanabileceklerine dikkat çekildi.
Dilekçede, eğitim fakültelerinin 3. ve 4. sınıf öğrencilerinin, ilköğretim okullarında stajyer öğretmen statüsünde derslere türbanlı girmelerinin önünün açılacağı da öne sürüldü. Dilekçede, Bu durumda, kamu hizmeti alanla verenin ayırımını kim yapacaktır? Yine benzer bir durumun tıp fakültelerinde yaşanması da kaçınılmaz olacaktır. Bu düzenlemeden yararlanılarak türban, dini kıyafet ve simgeler dahil her türlü kıyafet ilköğretimden yükseköğretime, öğretim hizmetlerinden yararlanma bağlamında herhangi bir engelle karşılaşmadan yayılabilecektir görüşüne yer verildi.
TOPLUMSAL HUZURU ZEDELER
Anayasanın 47. maddesinde kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimsenin yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemeyeceği şeklinde yapılan değişikliğin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararlarında laiklik ilkesi ile örtünme arasında kurulmuş olan ilişkiyi temelsiz ve etkisiz bırakmaya yönelik olduğu ileri sürüldü.
Dilekçede, üniversitelerde ve her türlü öğrenim kurumunda kamu hizmetinden yararlananların, dini amaçlı örtünmesine, dini ve siyasi üniforma niteliğindeki kıyafetleri giyebilmesine, simgeleri taşıyabilmesine imkan tanıyacak bir düzenlemenin, Anayasanın 2. maddesiyle bağdaşmadığı kaydedildi.
Anayasa değişikliğinin dolaylı bir biçimde geniş kapsamlı kılık-kıyafet serbestisi getirdiği yinelenen dilekçede, şu görüşlere yer verildi: Böylesi sınırsız ve koşulsuz bir kıyafet serbestisinin ise toplumsal huzuru ve ulusal dayanışmayı zedelemesi, hatta giderek ortadan kaldırması kaçınılmazdır. Çünkü dini örtünme amaçlı kıyafetlerin giyilmesinin sınırsız, koşulsuz serbest bırakılması halinde bu tür kıyafetlerin giyilmesi, kamu yönetiminde ve toplumsal yaşamda ayırımcılığı davet edebilecek; bu tür kıyafetleri giyenlerin giymemeyi tercih edenlere yönelik bir etkileme, baskı, dayatma ve tehdit unsuru haline gelebilecek; örtünen; örtünmeyen, inançlı; inançsız, Müslüman olan; olmayan şeklinde din eksenli ayrışmalar, kutuplaşmalar ve bunlara bağlı olarak kamu düzenini ve huzurunu tehdit edecek gerginlikler ve çatışmalar ortaya çıkabilecektir. Türbanın veya benzeri türden din kökenli kıyafetlerin ülkemizde artık bütünüyle masum bir alışkanlık ve kıyafet tercihi olmaktan çıkarak, (Leyla Şahin dosyasında, Türkiye Cumhuriyeti adına beyanda bulunan dönemin Dışişleri Bakanlığının 19 Kasım 2002 tarihli dilekçede ifade ettiği gibi) kadın özgürlüğüne ve Cumhuriyetimizin temel ilkelerine karşıt bir dünya görüşünün simgesi haline gelmiş bulunmasının, bu kutuplaşma ve çatışmaların daha da büyük boyutlara taşınmasına neden olacağı ortadadır.
DEĞİŞİKLİK EŞİTSİZLİĞE HİZMET EDİYOR
Dilekçede, siyasi iktidarın çözüm olarak ortaya koyduğu Anayasa değişikliğinin, eşitsizliğe hizmet ettiği öne sürülerek, Bireysel anlamdaki eşitlik ilkesi, kolektif anlamdaki cemaatçiliğe indirgenmektedir. Dini inanç ayrılıkları bağlamında ortaya çıkan kutuplaşmaların ve ona bağlı çatışmaların boyutlarının ülkemizde nerelere kadar uzanabileceği hakkında fikir verecek, yaşanmış pek çok olay vardır ifadesine yer verildi. Dilekçede, Anayasa Mahkemesinin 1989 yılında verdiği 3 ayrı kararda, kişilerin hangi inançtan olduklarını giysileriyle belli etmelerinin, onların yakınlaşmalarını, birlikte çalışıp karşılıklı yardımlaşmalarını ve işbirliğini önleyeceği; ayrılıklara, dinsel inanç ve görüşler nedeniyle çatışmalara yol açacağının belirtildiği anımsatıldı.
Yasanın TBMMdeki görüşmeleri sırasında izlenen toplumsal tepkiler ve kutuplaşmaların, bu tehlikenin daha söz konusu maddeler yürürlüğe girmeden kendisini göstermeye başladığını ortaya koyduğu savunulan dilekçede, Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra yaşananlar ise, bu tehlikenin boyutlarının giderek büyüme eğiliminde olduğunu kanıtlamaktadır denildi.
DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ
Dilekçede, din ve vicdan özgürlüğünün esaslarına değinildikten sonra, dini inanca dayalı örtünme, benimsenen dini gösteren kıyafetler giyebilme özgürlüğünün, benimsenen dini inancı gösteren giysiler aracılığıyla toplumda ayrışmalara neden olabileceği öne sürüldü.
Bunun, toplum kesimlerinin ve bireylerin giysilerinden kendileriyle aynı inancı paylaşmadıklarını anladıkları kimseler üzerinde baskı kurmalarına; birbirlerinin din ve inanç özgürlüğünü zedeleyici, engelleyici davranışlarda bulunmalarına, hatta kendi inançlarından olmayanları dışlamalarına yol açabileceği belirtildi.
Bu gibi durumların da din ve vicdan özgürlüğünü özünden zedeleyeceği vurgulanan dilekçede, söz konusu Anayasa değişikliklerinin Anayasanın 2. maddesinde Cumhuriyetin niteliği olarak tanımlanan insan haklarına saygılı ilkesine aykırı ve bu ilkeyi değiştirmeye yönelik olduğu savunuldu.
ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ İLE BAĞDAŞMAZ
Anayasa Mahkemesinin daha önce verdiği kararla dinsel inanç gereği örtünmeye imkan tanıyan düzenlemeyi iptal ettiği hatırlatılan dilekçede, Yüksek mahkemenin bu kararında, dini amaçlı kıyafet serbestisinin Atatürk milliyetçiliği ile bağdaşmayacağını ortaya koyduğu belirtildi. Dilekçede, böyle bir serbestinin Atatürk milliyetçiliğinin devlet ve toplumun karşılıklı laik tutumundan beklediği birleştiriciliğin, yerini ayrışmacılığa bırakmasına neden olabileceği ifade edildi.
Dava dilekçesinde, Anayasa Mahkemesinin önceki kararları uyarınca, dini amaçlı ve dini gereğe dayalı örtünmeyi ve giysileri de kapsayacak biçimde getirilmiş olan kıyafet serbestisinin Anayasanın başlangıç bölümünde yer alan laiklik ilkesine aykırı düşeceği öne sürüldü. Dilekçede, Bu düzenlemeler, bir takım din buyruklarının, geçerliği tartışmalı da olsa, gereğini karşılamak amacıyla yani dini esaslara dayanılarak yapılmıştır denildi.
Dilekçede, dava konusu düzenlemelerin, Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarındaki iptal gerekçeleri göz ardı edilerek, kıyafet serbestisinin Anayasa ve hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı biçimde yapıldığı savunuldu.
Demokratik bir hukuk devletinin gerçekleştirilebilmesi için gereken unsurların en önde gelenlerinden birisinin, kişi hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması olduğu anlatılan dilekçede, şöyle devam edildi: Bu yapılırken de özgürlükleri yıkmak için özgürlüklerden yararlanılmasına imkan tanınmaması ve özgürlüklerin, başkalarının özgürlüklerinden yararlanmalarını engelleyecek biçimde kullanılmasına izin verilmemesi, öncelikle gözetilmesi gereken hususlardır. Dini amaçlı örtünmeyi de kapsayan kıyafet özgürlüğü, dini simge niteliğindeki kıyafetler aracılığı ile kişilerin, farklı dini yaklaşımları olanları denetim ve baskı altına almalarına imkan hazırlayarak, çağdaş bir demokrasinin en temel özelliği olan çoğulculuğa ve hoşgörüye bir tehdit oluşturacak; kişilerin kıyafet özgürlüğünü başkalarının din ve vicdan özgürlüğünü zedeleyecek biçimde kullanmalarına yol açabilecektir. Bu da Cumhuriyetin demokratik olmak niteliği ile bağdaşmayacak bir durumdur.
Laik ve demokratik bir hukuk devletinde, egemenlik ulustan kökenlendiği için hukuk düzeninin halkın iradesi doğrultusunda şekillendirilmesi, dinsel gereklere göre ve din kuralları temel alınarak hukuk düzeni oluşturulmaması, özgürlüklerin laikliğe aykırı bir anlayışla düzenlenmemesi gerekmektedir. Din kuralları temel alınarak ve din gereklerini karşılamak üzere yasa yapılması, laik, demokratik hukuk devleti anlayışına aykırı bir durumdur ve yönetimde dine üstünlük tanımak anlamına gelmektedir.
TBMM YETKİSİZ
Anayasanın 4. maddesine değişmezlik ilkesi konulduğu, buna ek olarak da bir teklif yasağı getirildiğine işaret edilen dilekçede, bu esaslara aykırı olarak çıkarılan bir kanunun Anayasanın mevcut hükümlerinde en küçük bir etki ve değişme yapması veya yeni bir anayasa kuralı koymasının mümkün olmadığı iddia edildi.
Dilekçede, Anayasa Mahkemesinin 1970, 1973 ve 1975 yıllarında, değişiklik teklifi, değişmezlik ilkesiyle çatışmıyorsa, Anayasada gösterilen şekil şartlarına uygun olarak yöntemi içinde yürüyecek ve şayet çatışıyorsa, hiç yapılamayacak, yapılmış ise yöntemi içinde yürütülemeyecek, yürütülmüş ise kabul edilip kanunlaşamayacaktır yönünde kararlar aldığı anımsatıldı.
Dilekçede, böylece Anayasanın 1, 2 ve 3. maddelerindeki hükümlerin kapsamını oluşturan konuların, yasama erkinin konusal alanının dışında bırakıldığı ve bu suretle TBMMnin, bu alanda, yasama yetkisini kullanmaktan men edildiği ve yetkisiz kılındığı ileri sürüldü. Aksi yöndeki bir Anayasa değişikliğinin, Anayasa buyruğu ve yasağının çiğnenmesi içerikli ağır ve açık yetki tecavüzü oluşturacağı öne sürülen dilekçede, bu tür bir yetki tecavüzü taşıyan işlemin yok hükmünde olduğu ve bu nedenle hukuken hiç doğmamış sayılacağı, bu yüzden hiçbir makam ve kişiyi bağlamayacağı ve uyma ve uygulama görev ve yükümlülüğü getirmeyeceği iddia edildi.
Dilekçede, Anayasa Mahkemesinin, Anayasanın 10 ve 42. maddelerini değiştiren hükümlerinin, Cumhuriyetin Anayasanın 2. maddesinde belirtilen niteliklerini değiştirdiğine karar vermesi halinde bu hükümleri Anayasanın 4. maddesindeki değiştirme yasağına aykırılık nedeniyle iptal edebileceği ya da yasama organının yetkisiz olduğu bir alanda yaptığı düzenlemeler niteliğindeki yasanın 1 ve 2. maddelerinin yok hükmünde olduklarına karar verebileceği savunuldu.
YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİ
Anayasa Mahkemesinin kararı yürürlüğe girinceye kadar geçecek süre içinde bu Anayasa değişikliklerinin yürürlükte kalmasının, Türkiye Cumhuriyetinin temel niteliklerini yitirmesine, başkalaşmasına yol açacağı, bu değişikliklere dayalı olarak bir takım kanunların yapılmasına imkan tanıyacağı ifade edilen dilekçede yasanın yürürlüğünün durdurulması talep edildi.
Dilekçede, şöyle denildi: Bu süre içerisinde türban ve benzeri dini inançlı giysiler hızla kamu hizmetlerinden veya yükseköğrenim hakkından yararlananlar arasında yayılarak, kamu yönetimine taşınacak; dini amaçlı giysi eksenindeki toplumsal bölünme, ayrımcılık, kutuplaşma, etki ve baskı süreçlerinin kontrol edilemeyecek boyutlara ulaşması söz konusu olabilecektir. Bu durumun ise kamu düzenini, toplum huzur ve beraberliğini giderilmesi mümkün olmayacak ölçülerde zedeleyeceği ortadadır.
Dava dilekçesinde, yürürlüğü durdurma isteminin gerekçeleri arasında, toplumdaki ayrışmalar ve üniversitelerde düzenlemelerin nasıl uygulanacağı konusunda yaşanan karmaşa da gösterildi.