Tuzla tersanesinde ambara düşerek ölen İşçi Cevat Toy, 7 ayda ölen 15. işçi oldu. Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu Üyesi Aslı Odman, Cevat Toy 2008de Tuzlada ismi personel listesinden ölüm listesine geçen üçüncü işçi oldu dedi.
İSTANBUL - İstanbul Bilgi Üniversitesi Araştırma Görevlisi ve Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu Üyesi Aslı Odman Tuzla tersanesinde bir işçinin daha ölümüne ilişkin olarak, Bu ölümlerin hızı, ardardalığı ve öngörülebilirliği, Tuzla Tersaneler Bölgesi hakkında bu hafta basılan raporu kaleme alan bizleri bile acı dolu bir şaşkınlığa düşürüyor. Tuzlada neden ardarda işçiler ölüyor? diye soranlara birşeyler anlatırken, üzüntümüzü, şaşkınlığımızı ve öfkemizi bastırmak zorunda kalıyoruz diyor.
Tuzla Tersaneler Bölgesi hakkındaki raporu hazırlayan ekipte bulunan Aslı Odmanın İşçi Cevat Toyun ölümü üzerine, kaleme aldığı değerlendirme çarpıcı:
Tuzladaki sendikadan ölüm ve iş kazalarına ilişkin haberleri bekler olduk. Dearsan Tersanesinde çalışırken ambarın içine düşen Cevat Toy, düştüğü gemi ambarında üç saat sonra bulunmuş. Müdahaleler fayda etmemiş. Böylece Cevat Toyun ismi, 2008 senesinde Tuzlada hayatını kaybeden üçüncü işçi olarak personel listesinden ölüm listesine geçti.
TUZLADA İŞÇİLER NEDEN ÖLÜYOR? Çünkü gemi inşa sanayii büyüyor. Tuzlada gemi inşa sanayi geçen üç sene içinde 3 misli büyüdü. Geçen üç sene içinde Tuzlada hayatını bırakan işçi sayısı da 5ten 15lere doğru ilerliyor. Bu bir tesadüf değil. Tuzla Tersaneler Bölgesinde 40 civarındaki tersane sahibi, bu büyümeye iş saatlerini artırarak, iş ritmini hızlandırarak, işi yoğunlaştırarak cevap veriyorlar. Tuzladaki çalışma şartları hem mekanın, hem de işçilerin biyolojik ritminin sınırlarına dayanmış durumda.
Tersane sahipleri, bırakın bu büyüyen ve iş ritmi hızlandırılan sektöre uygun iş güvenliği tedbirlerini almayı, çalışma örgütlenmesine gitmeyi sağlamayı, herhangi bir sektörde alınması gereken tedbirleri bile (saha deneyimlerimizi unutup, yalnızca Çalışma Bakanlığının bu konudaki raporuna dayandığımızda bile) yasada öngörüldüğü şekilde yerine getirmiyorlar. Sektör koşa koşa büyürken, iş güvenliği tedbirleri zamana yayılıyor. Sermaye birikiminin zamanı ve ritmi, insan hayatının zamanını ve ritmini, yani ömrü yutuyor.
İŞÇİ GÖZLÜK VE BARET TAKMADIĞI İÇİN ÖLMÜYOR Tuzladaki işçiler baret, gözlük takmadıkları için ölmüyorlar. Tuzlada işçiler, tersanesinde gemi yapılan, üretim zincirinde en büyük kâr marjına sahip tersane sahibi işyerinin güvenliğini, iş başlamadan önce ve üretim sırasında almazsa ölüyorlar. Mesele baret takmaya üşenen eğitimsiz işçiler meselesi değil.
Gemi inşa sektöründe ağırlıklar ton ile değil, grosston ile verilir. İşçilerin üzerine düşen sac parçaları 3, 5 tonluk parçalardır. Bu parçalar, koştura koştura büyüyen bu başarılı sektörde, olması gerektiği gibi vinç yerine, forkliflerle daracık tersane mekanında, acele acele bir yerden bir yere taşınırsa, forkliften işçinin üstüne düşüp işçiyi, teknikeri ya da mühendisi ikiye bölebilir. Böyle ölen işçiler vardır.
İşçilerin yüksekte çalışacağı iskeleler, geminin dış yüzeyi bozulmasın, ikinci kere taşlama gerektirmesin, iş çabuk yetişsin diye kaynak ile uygun bir şekilde sabitlenmezse, düşen işçi baretli, gözlüklü de olsa, ölme ihtimali büyüktür.
İş sipariş sözü verilen tarihte yetişsin, tersane sahibi gecikme tazminatı ödemesin diye, bir yardımcı eşliğinde yapılması gereken işler tek kaynakçı, tek montajcı ile yapılırsa, işçi ambara veya denize düşse, düştüğünden haberdar olunması saatler, bazen bir gün bile sürebilir.İş çabuk bitsin diye, oksijen hortumları ve elektrik kabloları birbirinden düzgünce ayrılmazsa, işçinin kaynak yapacağı gemi dehlizleri fanlarla gazlardan arındırılmazsa, işçi patlamada ölür. Bütün bu tedbirler, İş Kanununa göre ve her aklı selim insanın tahmin edebileceği gibi, işyerinde üretim yaptırtan, işçi ve mühendis istihdam eden, bu işten kâr eden işverenin yükümlülüğündedir.
TEK NEDEN TAŞERONLUK SİSTEMİ DEĞİL Bu yükümlülükten Tuzladaki tersane sahipleri nasıl sıyrılmaktadırlar? Tuzladaki seri iş kazalarının tek nedeni taşeronluk sistemi değildir. Onlar aynı seri iş kazaları gibi, Tuzlada bizzat tersane sahipleri tarafından hayata geçirilmesi destek ve teşvik edilmiş esnek çalıştırma ve rekabet edebilirlik sisteminine bir diğer emaresidirler.
Taşeronluk sistemi şu şekilde işliyor: Orta boylu bir tersanenin sipariş aldığı ve altı ay içerisinde yetiştirmek zorunda olduğu 10 bin tonluk (dwtlik) bir kimyasal tankerin inşasında aynı anda, aynı tersane alanında 30 ila 50 adet farklı irili ufaklı taşeron işletme, 30 ila 50 farklı tüzel kişilik yanmana çalışmaktadırlar. Yani ana iş olan gemi yapımı bölünerek, onlarca alt işveren sözleşmesi yapılmıştır. Bu İş Yasasının 2. maddesine açıkça aykırı olduğu gibi, gittikçe artan iş kazalarına davetiye çıkarmaktadır.
ANA TERSANE SAHİBİNİN SORUMLULUĞU Neden bir esnek çalıştırma ve rekabet edebilirlik sistemi olarak taşeronluk sistemi iş kazalarına davetiye çıkarmaktadır? Çünkü 30 ila 50 işverenin elele, işverenlerinden önce iş alanına girip, yasaca öngörülen ve iş kazasının olmaması için elzem olan tedbirleri almalarına imkan yoktur. Kabloları birbirinden ayırmak, iskelelerin sağlamlığını kontrol etmek, gaz ölçümü yapmak tersane sahibi ana işverenin, yani tersane sahibinin sorumluluğundadır.
KÜÇÜK İŞLETMELERİN KEYFİ UYGULAMALARI Taşeronluk sistemi, iş güvenliği maliyetlerinin, diğer emek maliyetleri ve risklerle beraber, bu riskleri taşımasının mümkün olmadığı, bu yükü taşıyabilip taşıyamadığına bakılmayan küçük ve orta ölçekte işletmelere aktarımıdır. Tersane sahipleri kadrolu olarak en fazla 100 küsur işçi göstermektedirler. Halbuki siparişini aldıkları geminin inşasında 1000e yakın işçi çalışmaktadır. 100 kusur işçiye hizmet verebilecek iş yeri hekimi, 100 kusur işçi üzerinden hesaplanan işyeri güvenlik elemanı istihdam edilmekteyken, diğerlerinin, yani çoğunluğun çalışma şartları, sağlık ve güvenlik ihtiyaçları bu binlerce daha ufak işletmenin keyfi ve faklı uygulamalarına kalmıştır.
Belki bu riskler, Türkiyede taşeronlarla üretimini örgütleyen diğer sektörlerde, gemi inşa sanayi gibi, tüm diğer sektördeki riskleri kendi bünyesinde barındıran ağır ve tehlikeli işkolu olmayan sektörlerde, mesela tekstil sektöründe Tuzladaki oranda görünür olmamaktadır. Bu esnek çalıştırma sisteminin sonuçlaları Tuzlada daha görünür olmaktadır.
KADROLU İŞÇİLERİMİZDEN ÖLEN OLMUYOR Komisyon olarak hazırladığımız raporda, Tersaneler Bölgesinde çalışan tüm işçilerin ana işveren üzerinden ve aldıkları ücret zemin alınarak sigortalanmasını önermiştik. Bu açık olarak, işyeri güvenliğini sağlama sorumluluğunu, mali ve teknik olarak bunu sağlayabilecek tek merci olarak tersane sahibini ve
gerekli yetki ve yaptırım gücüyle donatılmış Çalışma Bakanlığını göreve çağırmaktır. Bu, bizim kadrolu işçilerimiz zaten kadrolu, kadrolu işçilerimizden ölen olmuyor, onlara zaten eğitim veriyoruz deyip, tersanelerde çalışan ve kâr edilmesini sağlayan işçilerin yüzde 90ının sorumluluğundan kaçınmayı engelleyecek tek yol olarak gözükmektedir. Bu konuda bir kamuoyu desteği ve yönlendirmesi olmadığı sürece hem Tuzlada, hem de baş döndürücü bir hızla Türkiyenin pek çok köyünde açılmakta olan yeni tersanelerde seri ölümlerin devam edeceğini öngörmek, aşikar olduğu kadar acı vermektedir de.
TERSANELER ANA İŞVERENE ODAKLANMALIDIR İş güvencesinin sağlanmasının, sağlanmadığı zaman yaptırım uygulanmasının alanının devletin sorumluluğundan çıkarılıp (veya hiç bu alana sokulmayıp), aile, hemşehri, tanıdıklık ve vicdani güven temelinde kurulması, ancak bu tip üretim örgütlenmeleri ile mümkün olmaktadır. Dolayısıyla taşeronluk sistemi iş kazasının ortamını hazırlıyor olsa da, konuyu ele alan tespitler sistemden asıl yararlananlara, tüm sorumluluklarından kolayca sıyrılan, üretimi en esnek ve en hızlandırılmış şekilde örgütleyen tersanelerin kendisine, ana işverenlere odaklanmadıkça çözümsüz kalacaktır. Zira bu halleriyle taşeron firmalar sorunun nedeni değil göstergesi ve belirtisidirler. Bu nedenle iş kazalarını sadece taşeronluk sistemine bağlamak sorunların nedenini ve giderilme şartlarının üzerini örtmektedir.
Bu olaylara tepkiyi işçiler göstermeli,
fakat AKP sayesinde tavan yapan
taşeronlaşma yüzünden işçiler ne bir
eylem ne de bir basın toplantısı
yapabiliyor.Farkettiyseniz işçiler
konuşmuyor fazla.Çünkü bu iş yerlerinde
1600 kişiye ihtiyaç varsa 300ü kadrolu
ve sigortalı oluyor.Geri kalanlar
taşeron firmalardan yani gündeliğe
çalışan,sigortasız işçilerden
karşılanıyor.Durum böyle olunca işçiler
işten atılmaktan korkarak seslerini
çıkaramıyorlar.İşçi düşmanı olarak
bilinen AKP"den de sendika üyeliklerini
özgürleştirmesini ya da taşeronlaşmayı
engellemesini beklemiyorum zaten.
harun aladag - Yurt Dışı
05 Mart 2008, Çarşamba 22:03
tabiiki bende terhane iscilerinden bir
isciciyim ne mutluki türkiye de degilde
almanyanin ....... kentinde bir tersane
iscisiyim, bastaki büyük baslarin
cehaleti ve beceriksizligi olarak
görüyorum bu ölümleri, onlarki sadece
ceplerine ne kadar daha fazla bir para
aktarabileceklerinin hesabini
yaparlarken maalesef olan garibim insana
oluyor, orada kesinle ne saglik ne
güvenlik ve nede baska bir sey var,
kesinlikle maskesiz (yapilacak ise göre
maske degisir), gözlüksüz, kasketsiz,
tulumsuz, demir uclu ayakkabisiz ve
eldivensiz calisilmamasi
gerekiyor,hayatiniz daha önemli,
patronlar asla,
murat çelik - İstanbul
13 Şubat 2008, Çarşamba 21:55
evet bende tersanelerde çalışan bir
işçiyim. söyledikleri çok doğru ve bir
akademisyen olarak gerçekleri ortaya
koymuş. tersanelerde çalışma yürüten
Limter-iş sendikasındanda komisyonun
çalışmaları ile ilgili bilgilerde
alıyorum. yetkililer bir an önce
harekete geçmeli yoksa ölümler devam
edecektir. özellikle sendikacıların
dediği gibi taşeronluk kalkmalı
vesigortalarımızın ana firma (tersane)
tarafından ödenmeli.