1931de Oviedoda doğan Antonio Gamoneda henüz 3 yaşındayken şair babasını kaybetti. Leon kentinin en fakir bölgesinde bir işçi mahallesi olan El Crucero büyüdü. Franko rejimi döneminde faşistlerin iç savaş boyunca uyguladıkları baskı ve şiddete tanık oldu. Annesi sabahlara kadar terzilik yapıyor, Gamoneda ise kendi kendine okuma yazmayı öğreniyordu.
OKUMAYI BABAMIN KİTABINDAN SÖKTÜM
1936 yılında 5 yaşındaydım. İspanyada iç savaş vardı. Okullar kapalıydı. Okumayı öğrenmeyi çok istiyordum. Annemle Asturiasdan Leona taşınmıştık ve evimizde sadece bir kitap vardı. O kitap da rahmetli babamın yazdığı şiir kitabıydı. Annem dikiş dikerek geçimimizi sağlıyordu, ben de babamın kitabındaki sözcükleri kendi kendime sökerek okumaya çalışıyordum. Okumayı şiirle öğrendim. Çok küçük olduğum için yazdıklarının gerçek anlamda ne ifade ettiğini anlayamadım ama yeni bir dünya ve yeni duygular keşfetmiştim. Bir anda şiirin özelliklerini ve düşüncelerini tanımaya, anlamaya başladım.
Evet, babamın bana sunduğu bir dünya keşfetmiştim ama aslında hayata tutunmamı sağlayan aslında annemdi. Annemle hatıralarım hep ihtiyaçlar üzerine kurulu. Onu ne zaman hatırlasam, açlık, yokluk, baskı ve şiddet gelir aklıma. Hayatta verilmiş en büyük ceza nedir biliyor musunuz, açlık...
Gamoneda şiirinden birkaç dize okuyor:
Ben sessiz süt gibi
Gecenin ne kadar tatlı olduğunu, ne kadar
Büyük, hayatımdan da büyük olduğunu hissediyorum
Anne
Onlar gece ile birlikte senin ellerindi
Bu yüzden yaşam beni seviyordu
BEN HEP TAŞRA ŞAİRİ OLARAK KALACAĞIM
20 Haziran 1936da Leon askerlerin baskınına uğradı, kent bir anda tanınmaz hale geldi. Mahallemizde insanların cezalandırıldığına, hatta sokaklarda öldürüldüğüne şahit oldum. Görünürde savaş yoktu ama askerlerin baskısı altında yaşıyorduk. Geceleri duyduğum çığlıklar kulaklarımdan gitmiyor. Yaşananlar dehşet vericiydi, etkileri iç savaştan sonra da devam etti. Düşünebiliyor musunuz, küçücük bir çocuğun gözleri bu yaşananları nasıl algılıyor! Yaşadıklarım ne kadar acı da olsa hayatımı değiştirdi. Bugün halen Leon halkıyla aynı dili konuşuyor ve onların duygularını paylaşıyorum. İspanyanın her eyaletinde çeşitli insanlar var ve farklı özelliklere sahipler. Ama Leon benim için çok farklı bir anlam taşıyor. Tüm dünyada bilinen bir şair olsam da, ben hep taşra şairi olarak kalacağım.
NAZIMIN KİTABINI ELİME ALDIĞIMDA...
Biri bana Nazım Hikmetin kitabını önermişti, kim olduğunu şu anda hatırlamıyorum. Nazım Hikmeti Fransızca okumak zorundaydım, çünkü Franko rejimi sırasında çok ağır bir sansür vardı ve ülkede Nazımın kitapları yasaklanmıştı. Hasan Gürehin yaptığı Fransızca çeviriyi okudum. Nazımın kitabını elime aldığımda sanki onu kollarıma almış gibi hissettim. Nazım ve ben aynı duyguları, aynı düşünceleri, aynı ideolojiyi ve benzer hayat tecrübelerini paylaşıyoruz. Her şairin ve yazarın kendine öz dili vardır, fakat düşüncenin temeli birbirine benzer. Bizimki böyle bir şeydi.
NAZIMDAN CİDDİ ANLAMDA ESİNLENDİM
Sansür, İspanya Franko rejimi altındayken çok ağırdı. Ben de ciddi bir çöküş yaşadım. 1962 yılında yazdığım kitap, eminim hepinize tanıdık gelecek çünkü orada ciddi anlamda Nazım Hikmetin düşüncelerinden esinlendim. O kitabın kaderi de tıpkı Nazımınki gibi oldu; sansürü geçemedi. Sansürlü bir yazar olarak eser vermeye devam ettiğinizde, daha yaratıcı olmanız gerekiyor, çünkü onun sınırları çerçevesinde hem özgür olduğunuz, hem de karşı durduğunuz şeylere eleştirel bakışınızı sürdürebilmeniz gerekiyor.
AŞK, KAYIP VE KEDER ÜZERİNE
Madalyonu eline aldığında bir tarafında aşk vardır, diğer tarafında keder. Aşk, ölüm ve keder kol kola gezer. Daha doğrusu aşk ve ölümü birbirine yakıştırmak benim şiir dilinde kendi ifadem ama bu aynı zamanda kolektif bir düşünce. Çünkü hepimiz aynı dünyada yaşıyor, benzer acıları çekiyor, benzer haksızlıklara uğruyoruz. Bence aşkı doğuran şey hayatta yaşanan acılardır. Ölüme gelince... Mutluluk ve aşk ne kadar hayatımızın bir parçasıysa ölüm de bir parçasıdır.
Antonio Gamonedanın Nazım Hikmeti anlattığı şiir:
NAZIMI MIRILDANMAK
Boynumda kemik sesleri
Kafa tasımın gıcırdadığını, daraldığını hissediyordu, doktor.
Özellikle hüzün var ise. Bilmiyorum...
Yedi yıl oldu,
düşünceler yerine gürültüler ve büyük bir pelte var başımda doktor.
Güvenecek, sabırlı olacağım
Ne söylerseniz yapacağım. Mümkün olabilir.
Arkadaşlarımı düşünebilmek adına
İlaçlarımı da alacağım.
Fakat olan şu ki doktor,
Aşk yüzünden ve karşı koyma düşüncesinden
kaynaklanan bir rahatsızlığım var.
Öyle ise, boşverin bu bizim sadece doğal sesimizden ileri bir şey değil.
Hayatta kalacağım,
Başımdaki bu gürültü de olsa daha iyi.