Sartre-Beauvoir ikilisi bizden bir önceki kuşağın bazı üyelerinin örnek çifti niteliğini taşımıştı. Evliliğe karşı çıkışları, küçük çapta bir komün hayatı modelini benimsemeleri, özgürlük anlayışlarıyla enikonu gündemde kalmışlardır.
 |
| Beauvoir-Sartre çifti |
Nicedir, ahlâksal çelişkileri, ikiyüzlülük barındıran bazı özelliklerinin ortaya çıkmış olması tartışmayı zaten alevlendirmişti, bu fotoğraf hikâyesi sanırım işin tuzu biberi oldu.
Ne var fotoğrafta, aslında hiçbir şey. Yazarları, düşünürleri üryan görmeye alışmamışız, hepsi bu. Yarım yüzyıldır çekmecede kalmış bu fotoğrafın yayımlanmasına diklenenler tuhafıma gidiyor açıkçası: Simone de Beauvoirın mektupları daha az mı çıplaktı? Ünlü İkinci Seks yayımlandığında, iyi bir romancı (ama pis bir muhafazakâr) olan François Mauriacın, Les Temps Modernes dergisinin bir çalışanına ne dediğini unutmuyorum:
 |
| Beauvoir-Sartre çifti |
Patronunuzun apışarasının tarihini öğrenmiş bulunuyoruz. Her ülke gibi Fransa da özgürlük yanlılarıyla tutucular arasında yalpalamıştır her vakit; bir farkı varsa, olmuşsa, susuz özgürlerin sayısı ve köktenciliği bu topraklarda belirgindir. Yeni Milli Kütüphanede, şehre Mitterandın armağanı, açık kitap cildi gibi duran kulelerde bugünlerde bir sergi dikkat çekiyor: Cehennem.
Fransa Fransa olalı yasaklanan, kovalanan, aforoz edilen erotik kitaplar, gravür ve desenleriyle okurun karşısında şimdi. Ne çok kitap yasaklanmış diyebilir sergiyi gezen bir aklı evvel. Öyle değil: Ne çok karşı çıkılmış yasağa, demek gerekir. Marquis de Sadela ve benzersiz yapıtıyla bitmiyor iş. Geleneklerine düşkündür Fransızlar, bir gelenek de gelenekleri hiçe saymaktır burada. Bizde, ünlü Afrodit vakâsından iki yıla yakın yasaklı kılınan Elmaya kaç kitap erotizm nedeniyle kilit altına alınmıştır ki?! Çok geç öğrendik Nasreddin Hocanın otantik çehresini; orada da neler yaşandığını anımsayanlar çıkacaktır. Karagözün bazı oyunları neredeyse gizlendi hepimizden, ayıp diye. Yakın geçmişte açılan bir yasaklanmış kitaplar sergisinde, bizimkilerin yalnızca düşünceye dayanamadıkları kanıtlanmıştı.
Batı dünyası cinsel tabularının tümüyle hesaplaşmasını tamamlamış görünüyor. Yazılamamış, çizilememiş, ifade edilememiş bir şey kaldığını sanmıyorum. Bir yandan, hiçbir anlama gelmez bu sürecin katedilmiş olması:
 |
| Simone de Beauvoir |
Hâlâ, Simone de Beauvoirın fotoğrafı üzerinden toz duman üretilmesi gösteriyor bunu. Bir yandan da, lâfı ağzına tıkanmayan bir birey, bir yurttaş statüsünde yaşamak herşeyin üstündedir.
Jacques Nolotnun, 2007de gerçekleştirdiği, eşcinsellerin dünyasını her boyutuyla kuşatan sıkı filmi Unutmadan (Avant que joublie) uzak bir diyarda yaşadığımızı gösterdi bana, bir kez daha. Bütün bunlar bilinmeden, paylaşılmadan, konuşmadan yaşanır mı?
Ötekileri yerden yere vurmayı pek iyi beceriyoruz.
Kendi halimize baksak ya.
Türkiyenin muhafazakârlaşmasını doğal karşılayan, buna neredeyse alkış tutan kimi arkadaşlarıma selâm ederim.

Enis Baturun önceki yazılarıAlmanya, Kara YıllarTütün kültürünü anlamıyorlarTürk aydınını Parise çekenFransız kültürü gerçekten öldü mü?
