Simone ve gerisi
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Kültür Sanat
Filmler
Sinema
Müzik
Edebiyat
Sahne Sanatları
Sergi
Mimari
Arkeoloji
İstanbul Bienali
Orhan Pamuk - Nobel
Altın Portakal
Cannes
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa » Kültür Sanat

Simone ve gerisi

1950’lerde, banyo sonrası sırttan çekilmiş anadan doğma bir Simone de Beauvoir insanları ikiye bölmeye yetti bile.


 DİĞER HABERLER

  KÜLTÜR / SANAT - EN ÇOK OKUNAN HABERLER

NTV-MSNBC
Güncelleme: 09:50 TSİ 23 Şubat 2008 Cumartesi

PARİS - - Fransa, yaklaşık bir aydır, hararetle Simone de Beauvoir’ı selâmlıyor. Şüphesiz, 100. doğum yıldönümünde, dergilerin özel bölümler hazırlaması, kitaplarının yeni basımlarının yapılması, eleştirel ve biyografik çalışmalar, Kristeva başkanlığında düzenlenen ve Beauvoir’in kimliğinin kuşatıldığı kollokyum önemi tartışılmayacak etkinliklerden bazıları. Ama asıl gürültü, Le Nouvel Observateur dergisinin kapaktan hafif rötuşlayarak yayınladığı bir fotoğrafın etrafında kopuyor: 1950’lerde, Chicago’dayken, banyo sonrası sırttan çekilmiş anadan doğma bir Simone de Beauvoir insanları ikiye bölmeye, klâsik yayın organlarında ve internet ortamında termometrenin cıvasının yükselmesine yetti bile. Le Monde gazetesi, yaşadığı yaşamsal yönetim krizini bir an için unutarak, aynı tartışmada yerini almakta gecikmedi.
Haberin devamı

Sartre-Beauvoir ikilisi bizden bir önceki kuşağın bazı üyelerinin örnek çifti niteliğini taşımıştı. Evliliğe karşı çıkışları, küçük çapta bir komün hayatı modelini benimsemeleri, özgürlük anlayışlarıyla enikonu gündemde kalmışlardır.
Beauvoir-Sartre çifti

Nicedir, “ahlâksal çelişkileri”, ikiyüzlülük barındıran bazı özelliklerinin ortaya çıkmış olması tartışmayı zaten alevlendirmişti, bu fotoğraf hikâyesi sanırım işin tuzu biberi oldu.

Ne var fotoğrafta, aslında hiçbir şey. Yazarları, düşünürleri üryan görmeye alışmamışız, hepsi bu. Yarım yüzyıldır çekmecede kalmış bu fotoğrafın yayımlanmasına diklenenler tuhafıma gidiyor açıkçası: Simone de Beauvoir’ın mektupları daha az mı çıplaktı? Ünlü “İkinci Seks” yayımlandığında, iyi bir romancı (ama pis bir muhafazakâr) olan François Mauriac’ın, Les Temps Modernes dergisinin bir çalışanına ne dediğini unutmuyorum:
Beauvoir-Sartre çifti

“Patronunuzun apışarasının tarihini öğrenmiş bulunuyoruz”. Her ülke gibi Fransa da özgürlük yanlılarıyla tutucular arasında yalpalamıştır her vakit; bir farkı varsa, olmuşsa, susuz özgürlerin sayısı ve köktenciliği bu topraklarda belirgindir. Yeni Milli Kütüphane’de, şehre Mitterand’ın armağanı, açık kitap cildi gibi duran kulelerde bugünlerde bir sergi dikkat çekiyor: “Cehennem”.

Fransa Fransa olalı yasaklanan, kovalanan, aforoz edilen erotik kitaplar, gravür ve desenleriyle okurun karşısında şimdi. Ne çok kitap yasaklanmış diyebilir sergiyi gezen bir aklı evvel. Öyle değil: Ne çok karşı çıkılmış yasağa, demek gerekir. Marquis de Sade’la ve benzersiz yapıtıyla bitmiyor iş. Geleneklerine düşkündür Fransızlar, bir gelenek de gelenekleri hiçe saymaktır burada. Bizde, ünlü “Afrodit” vakâsından iki yıla yakın yasaklı kılınan “Elma”ya kaç kitap erotizm nedeniyle kilit altına alınmıştır ki?! Çok geç öğrendik Nasreddin Hoca’nın otantik çehresini; orada da neler yaşandığını anımsayanlar çıkacaktır. Karagöz’ün bazı oyunları neredeyse gizlendi hepimizden, “ayıp” diye. Yakın geçmişte açılan bir yasaklanmış kitaplar sergisinde, bizimkilerin yalnızca düşünceye dayanamadıkları kanıtlanmıştı.

Batı dünyası cinsel tabularının tümüyle hesaplaşmasını tamamlamış görünüyor. Yazılamamış, çizilememiş, ifade edilememiş bir şey kaldığını sanmıyorum. Bir yandan, hiçbir anlama gelmez bu sürecin katedilmiş olması:
Simone de Beauvoir

Hâlâ, Simone de Beauvoir’ın fotoğrafı üzerinden toz duman üretilmesi gösteriyor bunu. Bir yandan da, lâfı ağzına tıkanmayan bir birey, bir yurttaş statüsünde yaşamak herşeyin üstündedir.

Jacques Nolot’nun, 2007’de gerçekleştirdiği, eşcinsellerin dünyasını her boyutuyla kuşatan sıkı filmi “Unutmadan” (“Avant que j’oublie”) uzak bir diyarda yaşadığımızı gösterdi bana, bir kez daha. Bütün bunlar bilinmeden, paylaşılmadan, konuşmadan yaşanır mı?

Ötekileri yerden yere vurmayı pek iyi beceriyoruz.
Kendi halimize baksak ya.

Türkiye’nin muhafazakârlaşmasını doğal karşılayan, buna neredeyse alkış tutan kimi arkadaşlarıma selâm ederim.

Enis Batur’un önceki yazıları

  • Almanya, Kara Yıllar
  • Tütün kültürünü anlamıyorlar
  • Türk aydınını Paris’e çeken
  • Fransız kültürü gerçekten öldü mü?

  •  

    Bu habere oy ver
    Düşük
    1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
    Yüksek
         •  En çok puan alan haberler

    Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

    Mehmet Doğan  - İstanbul
    15 Şubat 2008, Cuma 12:57  
    Kitap ve yazılarını uzun yıllardan beri takip ettiğim sevgili Enis Batur"un, günümüzü, ufkumuzu ve içimizi aydınlatan yazılarını burada görebilmekten duyduğum sevinçle, sadece 26 kişi tarafından okunmuş olmasından duyduğum üzüntüyü bir arada yaşadığımı; ancak, bu koşullarda daha farklı bir birşeyler beklememek gerektiğinin de farkında olduğumu ifade etmek isterim.Lütfen bizim için yazmaya devam ediniz.Her yazınızı heyecanla bekleyenler için. Saygılarımla.

    Ruksan İLDAN  - İstanbul
    09 Şubat 2008, Cumartesi 23:37  
    Bende Simon B. 100.doğum yılında selamlıyorum. Hayatımda çok derin izler bırakan bir yazar...

    Bütün Görüşleri Oku

    Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
    Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları