İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Parlak, Eşarba kimsenin karşı çıkacak hali yok. Ama eşarp şöyle çenenin altından bağlanacak gibi bir madde konulmasını içime sindiremiyorum. Yoksa benim rahmetli annem de, ninem de eşarplıydı dedi.
İSTANBUL - Üniversitelerarası Kurulun bugün yapacağı toplantı öncesinde, İstanbul Üniversitesi Senatosu türbana karşı bildiri açıkladı. Akademisyenlerin katıldığı toplantıda saygı duruşu ve İstiklal Marşının ardından Rektör Yardımcısı Prof. Şafak Ural, hazırlanan bildiriyi okudu.
Üniversitemiz, türban yasağının kaldırılması konusunda gelinen noktayı endişe ile izlemektedir diye başlayan bildiride şu ifadelere yer verildi:
Türban yasağının anayasa değişikliği yoluyla aşılmak istenmesi, laiklik ilkesine, yani anayasanın ruhuna aykırı olacaktır. Üniversitemizde dinsel simgelerin kullanılması yasağı, dayanağını laiklik ilkesinden almaktadır. Politik çıkarlar ve siyasi tercihlerin, din ve vicdan özgürlüğü adı altında üniversitelerde bilimsel özgürlükleri tehdit etmesi kabul edilemez. Türkiye, din istismarına ve şeriat oyunlarına sahne olmayacaktır. Sosyal düzenimizi bilerek veya bilmeyerek değiştirmek isteyenlere göz yumulamaz.
ÜNİVERSİTE LAİKLİĞE SAHİP ÇIKACAKTIR Senato bildirisinde, İstanbul Üniversitesinin her zaman laik ve demokratik Cumhuriyete sahip çıktığı vurgulanarak, Üniversitemiz, ülkemizin bölünmez bütünlüğüne ve demokratik hukuk devleti ilkesine kararlılıkla bağlı kalmıştır. Üniversitemizin, ulusumuzu aydınlık bir geleceğe taşıyabilecek öğrenciler yetiştirmek için bu ilkelerin savunucusu olmaya devam edeceğinden kimsenin kuşkusu olmamalıdır dendi.
PARLAK: TOPLUMSAL BARIŞ YERLE BİR OLUR Daha sonra kürsüye çıkan Rektör Prof. Mesut Parlak da, Bu özel günde yataktan kalkarak aranıza geldim, ama ayakta duracağım diye sözlerine başladı ve türban yasağı kalkarsa işlerin çığrından çıkacağını, toplumsal barışın yerle bir olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.
Bir yanda geleceğe ilişkin endişeler, kaygılar ve tehdit algılamaları taşıyan bir grup, öte yandan haksızlığa uğradıklarını, okuma özgürlüklerinin ellerinden alındığını ve zulme uğradığını söyleyen diğer bir grup bulunmaktadır. Şu anda gelinen nokta, olabilecek en tehlikeli yerdir. Çünkü toplumsal barış bir anda yerle bir olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Ülkenin kalkınması için el ele vermesi gereken güçler arasında büyük bir güven bunalımı doğmuş durumdadır. Ülkenin huzuru hızla elden gitme eğilimine girmiştir. Konuya doğrudan taraf olmayan halk kitleleri bile tartışmanın içine çekilmekte, kurumlara ve kişilere karşı kışkırtılmaktadır. Bu noktada ister istemez şu soru gündeme gelmektedir; türban, üniversitelerde yasak olmaktan çıkarılırsa acaba toplumsal barış sağlanacak mıdır? Sorunlar çözülecek midir? Bunca kışkırtma, bunca tahrik sonunda oluşan gerginlik ortadan kalkacak mıdır? Ne kadar aksini düşünmek istesem de cevabım hayır olacaktır. Çünkü gelinen nokta, her türlü uzlaşma zeminini ortadan kaldırmış durumdadır. Güvensizlik had safhadadır ve ne yazık ki bir anda ortadan kaldırılamayacak kadar da derindir. Yasakların kalkması, mevcut duruma göre bir karmaşa ortamının doğması olanağını da içinde taşımaktadır.
TÜRBANLI KAÇ KİŞİ MİRAS Türban yasağının kaldırılması için yapılacak girişimler sonunda, taraflar arasında acımasız bir gerilimin başlayacağı ve işlerin çığırından çıkacağını da ileri süren Prof. Dr. Parlak, Biliyoruz ki, türban aslında bir din sorunu değildir. Ayrıca bizler de başka bir dinin mensupları değiliz dedi. Parlak sözlerini şöyle tamamladı: Buradan açık ve net olarak ilan ediyorum; dinimizin ne olduğunu sizlerden öğrenmeye ihtiyacımız yok. Türk ulusunun önünü açmanın, onu ileri taşımanın bizim görevimiz olduğunun hiç unutulmamasını diliyorum. Gelişmek, güçlenmek ve ilerlemek konusunda Türk ulusuna engel çıkarmaya hiç kimsenin gücü yetmeyecektir.
PARLAK: EŞARBA BİR ŞEY DİYEN YOK Rektör Parlak daha sonra bir gazetecinin 3 sene önce Kemal Alemdaroğlu ile rektörlük yarışına girdiğinizde Başörtüsünü serbest bırakacağım diyordunuz. Şu anda da milli birliğimizi tehdit ettiğini söylüyorsunuz, ne değişti? sorusunu şöyle yanıtladı:
Siz o konuşmayı iyi biçimde dinlerseniz, konuşmada Türkiyenin demokratik bir hukuk devleti olduğunu, yargının emrettiği şeylerin dışına hiç kimsenin çıkamayacağını özenle belirttim. Ben maskeli bir öğretim üyesi değilim. 30 yıl önce hangi fikirlerle donatılmışsam bugün de hiçbir değişiklik yoktur. Ben, bu ulus için doğru olanı her zaman konuşurum ve konuşmaya da devam edeceğim. O gün de böyle düşünüyordum, bugün de böyle düşünüyorum. NTVde Yalçın Doğan ile yapılan röportajda ne dediysem bugün de böyle söylüyorum. Yaşamımın sonuna kadar da söylemeye devam edeceğim.
Prof. Dr. Parlak, türbanın bağlama şekli konusundaki soru üzerine de, Şu anda böyle bir şey yok. Yasa çıktığı zaman biz de üniversite olarak davranışlarımızı belirleyeceğiz. Yasa neyi emrediyorsa onun dışına kimse çıkamaz yanıtını verdi. Türbanla ilgili anayasa değişiklikleri yapılırsa üniversite olarak tavrınız ne olur? sorusu üzerine de Prof. Dr. Mesut Parlak, şöyle dedi:
Yasa çıktıktan sonra demokrasilerin izin verdiği ölçüde eleştirilerimizi veya düşüncelerimizi söylemeye devam edeceğiz. Ama söylediğim gibi demokratik hukuk devletinde hiç kimse hukukun üstünde olamaz. Bireyler, yargı ne karar verdiyse onu uygulamak zorundadır. Bunun aksini hiç kimse iddia edemez.
Türbanla ilgili anayasal değişiklikler yapılırsa tepkiniz ne olur? sorusu üzerine de Prof. Dr. Mesut Parlak, hukuk ve demokrasi çerçevesinde her türlü eleştiriyi ve katkıyı sağlayacaklarını ifade etti. Parlak, türbanın bağlanma şekli konusundaki bir soru üzerine de şöyle dedi:
Türkün Osmanlı geleneğinden gelen bir başörtüsü vardır. Daha doğrusu eşarp diye tanımlanan bir örtü vardır. Ona kimsenin karşı çıkacak hali yok. Ama bir anayasaya eşarp şöyle çenenin altından bağlanacak gibi bir madde konulmasını doğrusu içime sindiremiyorum. Yoksa benim rahmetli annem de, ninem de eşarplıydı. Ben de öyle bir aileden geliyorum. Bunu asla yadsımıyorum. Ama İslami değerleri getirip de birtakım dayatmaların topluma yararı olmadığına inanıyorum. Sanıyorum hükümetimiz de bize kulak verecektir.
ODTÜ: KAYGI VERİCİ GİRİŞİM ODTÜ Senatosundan yapılan yazılı açıklamada da, başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılması Türkiye Cumhuriyetinin ilkeleri ve toplumun çağdaş nitelikleri ile bağdaşmayan, kaygı verici bir girişim olarak değerlendirildi.
Girişimle laiklik ilkesinin zedeleneceği belirtilen açıklamada, Getirilen teklifin eğitim-öğrenim özgürlüğü, kanun önünde eşitlik ilkeleri çerçevesinde sunuluyor olması meselenin özünü değiştirmemektedir denildi.
Açıklamada, serbestliğin, ileride tüm eğitim kurumlarına ve kamu alanına yayılması yönündeki kaçınılmaz talepler doğuracağı ve bunun daha büyük tehlikeler yaratacağı belirtildi.
ODTÜ Senatosunun açıklamasında teklifin yasalaştırılmaması çağrısında da bulunuldu.
Kaygıyla izlemekten başka yapıcak bir
şey bulamıyorum.. Siyasi simgeler
gözümüze sokula sokula anayasaya
konuyor ve bunu halkın büyük bir
çoğunluğundan oy alarak başa gelen
iktidar kabul ediyor. Ama Çarşamba"nın
gelişi Salı"dan belliydi. Hayırlı
olsun hepimize(!)
Eyüp TURAN - Ankara
02 Şubat 2008, Cumartesi 14:43
Siz önce üniversietenizi dünya
listelerine sokun.Maşallah
üniversitelerimiz bilim dışında herşey
yapıyorlar.
Gazi Mustafa Kemal - Ankara
01 Şubat 2008, Cuma 14:18
" Ey Türk gençliği ! Birinci vazifen,
Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti"ni,
ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne
temeli budur. Bu temel, senin en
kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi,
seni bu hazineden mahrum etmek
isteyecek dahilî ve harici bedhahların
olacaktır..."
Başka bir söze gerek olduğunu
zannetmiyorum.Dinin gereklerini saf
duygularla yerine getiren tüm
arkadaşlarımızı bu oyunların dışında
tutuyorum.Türkiye Cumhuriyeti Devleti
laiktir.Bizlerde onun koruyucularıyız.