“Ortadoğu’nun Japonyası, AKP’nin Özalın projesini yapılandırması sayesinde gerçek oldu. Şu an Türkiye dünyanın 17’nci ekonomik gücü ve Ankara, Sünni Arap ülkelerin, Siyonist İsrail ve Şii İran’dan çok kendisiyle işbirliğine hazır olduklarının farkında.”
KAHİRE - Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gülün son Mısır ziyaretinin gelişmeleriyle birlikte, hali hazırda Türkiye’de iktidardaki AKP hükümetinin ilk dışişleri bakanı olmuş Kahire’nin eski Türk büyük elçisi Sayın Yaşar Yakışın sözleri kulaklarımda çınlıyordu.
Sayın Yakışın Gizanın Nil sahiline uzanan ve çok önceleri Mısır Sultanı Hüseyin Kamilin kızlarından birinin sarayı olmuş evinde akşam yemeğindeki tek misafiriydim. Türkiye ve Mısırın Ortadoğunun geleceğine liderlik etmeye en layık iki ülke olduğu yönündeki yaklaşımının doğruluğuna kanıtlar sunarken kullandığı onaylama tarzındaki sorusu şuydu: Türklerin Anadoluya gitmeden önce Mısıra geldiklerini biliyor muydun?
Yaşar Yakış, sözleriyle Ortadoğudaki ilk Türk devletinin yani Tolonların Mısırda kurulduğunu kast ediyordu. Tolonları bir diğer Türk devleti Ihşidiler izledi. Ardından ikinci Memlükler devletinden Osmanlı çağına ve son olarak Mehmet Ali Paşanın devletinin ortaya çıkışına kadar Türk çağı devam etti.
Özelde Mısır ve genelde Arap dünyasına açılmak, Türkiyenin yeni dış politikasının en önemli siyasi dinamiklerinden oldu. Yani Türkiye, Soğuk Savaşın sona ermesiyle ve Soğuk Savaş dönemlerinden miras kalan sistem ve yöntemlerin Türkiyenin ihtiyaçları ve çıkarlarına karşılık vermekte aciz kalmasının kesinleşmesiyle birlikte, iç ve dış önceliklerini yeniden düzenledi.
Ordu, General Kenan Evren kanalıyla ülkenin direkt yöneltilmesini adım adım bırakıyordu. Milliyetçi partiler ile askeri kurum tarafından desteklenen laik ve solcu partiler arasındaki sahayı dolduran Anavatan Partisini kurmak için Dünya Bankasından Turgut Özal çıkageldi. Ardından Özal cumhurbaşkanı makamında Evrenin halefi oldu. Böylelikle Türk sivil toplumu ile ordu arasında, iktidar ve siyasete gerçekçi katılım üzerine kurulu hassas denge süreci açılmış oldu ve bu süreç şu ana kadar sürdü.
Fakat yeni Türkiye, dış politikasının önceliklerini yeniden düzenleme ihtiyacındaydı. NATO paktına üyeliği ekonomik küreselleşme çağına hazır olması için yeterli değildi. ABye üyelik ise şu süreçte ülkenin en önemli ulusal güvencesi olsa da, Avrupadaki muhafazakar ve sağcı muhalefeti dize getirmek, bu muhafazakarlar ve sağcılarla mücadelede Avrupalı demokrat ve sol güçlerin gerekçelerini güçlendirmek gerekiyordu. En kestirme yol ise yeni Türkiyenin ABye ilave bir yük değil, ödül olmasıydı.
Türkiye Cumhurbaşkanı Turgut Özalın Türkiyeyi Ortadoğunun Japonyasına dönüştürmek, yani ülkeyi sanayi alanında bölgedeki birinci sanayi ekonomik güç haline getirecek derecede kalkındırmak amaçlı projesi bu noktada start aldı. Bu proje doğrultusunda Türkiye, bölgesel önemini katlayacak ve halkının rahatını artıracak şekilde ilham, uzmanlık ve yatırımlar ihraç etmek suretiyle, sanayisini modernleştirme ve ekonomik kalkınma noktasında bütün bölgeye liderlik edecekti.
Bütün dünya ve özellikle de Avrupa ve ABD bölgeyle ilgili konularda bu liderliğe muhtaç. Ayrıca Türkiyenin bu konumu, muhtemel rakiplerin- İsrail ve İran- hiçbirine bölgeye liderlik etme, kontrolüne alma veya Türkiyeyi Toros dağlarının arkasında izole etmesine izin vermeyecektir.
Ortadoğunun Japonyası, AKPnin Özalın projesini yapılandırması sayesinde gerçek oldu. Şu an Türkiye, dünyanın 17nci ekonomik gücü ve Ankara, Sünni Arap ülkelerinin Siyonist İsrail ve Şii İrandan çok kendisiyle siyasi, stratejik ve ekonomik işbirliğine daha fazla hazır olduklarının farkında.
Bu anlam itibariyle Mısır, Türkiye için en ideal ortak haline geldi. Zira Mısır, Arap dünyasının gerçek anahtarı. Nüfus olarak en kalabalık ve köklü deneyime sahip, istikrar bakımından en güçlü Arap ülkesi olup modern çağların başlamasından bu yana Türkiye ile birlikte kültürel, ekonomik ve askeri olarak Sünni Araplara liderlik etti.
Ankara ile Kahirenin bakış açılarında büyük bir farklılık olmadığını söylemeye ihtiyaç yok kesinlikle. Türk amcaoğluyla işbirliği yapmanın, yabancı İsrail ile işbirliği yapmaktan daha iyi ve daha güvenilir olduğu kesin. Ayrıca sanayi modernleşmesi, ekonomik ve sosyal kalkınma, barışçıl ilişkiler üzerine kurulu Türk projesi, Mısırın benzer tercihleriyle örtüşüyor. Hiç kuşkusuz bölgesel süper güçlerin sayısının artması ve denge oluşturmaları Mısır ulusal güvenliğinin çıkarına olduğu gibi genel olarak Arap ulusal güvenliğinin lehinedir.
Mısır-Türkiye ilişkileri geçtiğimiz yirmi yıl zarfında bütün platformlarda yüksek derecede karşılıklı güvenle belirginleşti ve bu yirmi yılda Türk siyasetinde meydana gelen bütün değişimlere rağmen gelişmesini sürdürdü. İşte şimdi serbest ticaret anlaşmasıyla başlayarak ve dev sanayi bölgeleri açarak bu ilişkiler geniş kapsamlı ekonomik katılım yönünde verimli bir sürece giriyor.
*Mısırda yayımlanan El Ehram gazetesi, 21 Ocak 2008 Yazı işleri müdürü, Arapçadan çeviri: Halil Çelik