Trabzondan, eğitim amacıyla 1940 yılında İstanbula taşındıklarını ifade eden ünaydın, ailesinde tiyatrocu bulunmadığını ama eğlenceli insanlar olduklarını öyledi. Günaydın, tiyatroya nasıl başladığını şu sözlerle dile getirdi:
Tiyatronun tsini bilmem. Galatasaray Lisesinde okurken çocukları güldürüyordum. Çok gırgır geçiyordum. Zamanla öğretmenlere taklitler yapmaya başladık. Derken seni tiyatroya alalım dediler. Ben tiyatro istemem dedim. Bir gün itiş kakış götürdüler. O dönemde konservatuvarda hoca olan aralarında Reşit Baran, Necdet Mahfi Ayral, Haldun Taner ve Ahmet Kudsi Tecerin bulunduğu jürinin karşısında paldır kültür bir şeyler yaptım. Tamam dediler, beni tiyatro koluna aldılar.
ŞAKA YAPALIM DERKEN, CİDDİ OLDUK
Tiyatro koluna seçildikten sonra ilk olarak Ahmet Kudsi Tecerin Andaval Palas oyununda rol aldığını, ilk zenneyi Şinasinin Şair Evlenmesinde oynadığını anlatan Günaydın, sözlerine şöyle devam etti:
Sonra da ismimiz duyuldu. Şaka yollu, eğlence yollu girdiğimiz tiyatronun içinde şaka yapalım derken, o kadar ciddi olduk ki... Bak 50 sene geçti, hala da devam edip duruyoruz. Benim hiç niyetim yoktu. Tiyatroyu çok seviyorum, tiyatro yapmak istiyorum, tiyatro benim aşkım demiyordum. Tiyatro, şimdi aşkım oldu. Tiyatro zorla girdi kanıma, beni mahvetti.
Günaydın, iyi bir oyuncu olduğunu, yapmacıklığı sevmediğini, küçük rolleri oynadığını ifade ederek, Rol kesmesini, akademik işleri pek bilmem. Halk işi, halkın nabzına göre oynarım. Herhalde başarılı oldum ki, bugüne kadar da böyle devam ettim diye konuştu.
Okullu değil, alaylı olduğunu dile getiren Erol Günaydın, halkın içinde yetiştiğini, Dümbüllüye hayran olduğunu ve halk tiyatrolarını yakından takip ettiğini anlattı. Günaydın, üstlendiği rollerle ilgili şunları söyledi:
Onun için ben halkım gibi oynarım. Shakespeare de oynarım ama oradaki kral gibi değil de herhangi bir John gibi. Klasikleri de oynadım ama Shakespearein mezarcısını severim mesela. Mezarcı daha iyi olur bana. Böyle rolleri severim. Küçük rolleri süslemekten hoşlanırım. Çok ciddiye alıp da bir rol oynayayım, kıyameti koparayım ve dört tane de ödülü alayım diye bir kasıntım yoktur. Hiçbir zaman da şöhreti de düşünmedim.
TİYATRO EN PAHALI METRESTİR
Tiyatronun bir gönül işi olduğunu, çok para kazanmadığını ve parayı da hiçbir zaman düşlemediğini anlatan Günaydın, para kazanmak için tiyatroya yakın alanlarda çalıştığını söyledi.
Televizyonla 3-5 kuruş kazanarak borçtan harçtan kurtulduğunu anlatan Günaydın, Televizyonda ben geç kaldım; amca, dede oldum. Televizyonda amca, dedelerin ücreti bellidir. Gençler malı götürür, biz de ne kalırsa tabakta bahşiş onları toplarız dedi.
Muammer Karacanın tiyatro, en pahalı metrestir. Evini, karını, çocuğunu her şeyini kıskanır, mücevher ister sözlerini anımsatan Günaydın, Biz de o pahalı metrese gönül verdik, onlara inciler, gerdanlıklar takmaya çalıştık diye konuştu.
Erol Günaydın, Tiyatrocuların yıllardır sendikalaşamadı. Herkes birbirini sever, sonra herkes birbirinin arkasından konuşur, kıyametler kopar. Bakma, sever görünürler diyerek, bu konuda öz eleştiride bulundu.
TİYATRONUN İŞÇİSİ...
Meddahlığın hayatında önemli bir yeri olduğunu ifade eden Günaydın,
çeşitli meddahlar oynadığını, ramazanlarda meddahlık yaptığını söyledi. Beğenildi ki, benim üzerimde kaldı diyen Günaydın, sonra eğlence sadece ramazanda mı olur söylemleriyle meddahlığın aranmaz hale geldiğini kaydetti.
Geçen yıl Polonyada her milletin otantik hikayesinin oynandığı bir etkinlikte meddahlık yaptığını anlatan Günaydın, Çok eğlenceliydi, şimdi de oynamaz oldum, öyle idare ediyorum dedi.
Kendi tiyatromu kurmayı düşünmedim diyen Günaydın, şöyle devam etti:
Kendi tiyatromu kurmayak arkadaşlarımı istismar etmek gibi geldi bana. Çünkü tiyatroyu kuruyorum, ikimiz de sahneye çıkıyoruz, aynı emeği veriyoruz. Hatta benim karşımdaki daha çok terliyor, sonra paranın çoğunu ben alıyorum, ona daha az veriyorum. Bu benim işime gelmedi, sevmedim. Ben her zaman tiyatronun işçisi olarak kalmayı tercih ettim.
GÜCÜM YETTİĞİNCE DEVAM
Tiyatroya, televizyon dizilerinde ve sinema filmlerinde oynamaya devam edeceğini anlatan Günaydın, Tiyatroyu bırakmayı düşünmüyorum. Bu iş bırakılır mı? Bu iş o kadar zevkli bir iştir ki, bu işin emekliliği filan da yoktur. Ancak Allah akıldan emekli etmesin. Delirir, üşütürsek kafayı, o zaman bırakmamız gerekir. Yoksa bu iş sonuna kadar gider. Hatta ölü rolü bile vardır. Teşvikiye Camisinde koyarlar seni musalla taşına, orada bile çekerler seni. Bunun sonu yok ki... diye konuştu.
Yeni oyuncuların çok çabuk para kapma ve kestirmeden şöhret olma derdinde olduklarını, teknolojinin işin içine girdiğini anlatan Günaydın, sözlerini şöyle sürdürdü:
Biz hiçbir şey görmeden kendi hayallerimizle büyüdük. Yeni nesil hayal kurmuyor. Hayaller insanın en büyük gücü, kaynağı, verisidir. Hayallerini bilgisayar teknoloji almış götürmüş. Kendi dünyalarını, oynadıkları işleri de pek düşünemiyorlar. Yani Ben bu karakteri şöyle oynarım diye bir hayalleri yok. İki üç kez televizyona çıkan meşhur oldu. Her gün yenileri çıkıyor. Oynarken de yürek yok, içerden değil kafa sesleri ile oynuyorlar. Aktör karşısındaki dinlemeli. Dinlerken ifadeden değişir, ifadeyi öyle verirsin. Bunlar konuşmanın biteceği yerde diyeceği lafı düşünüyor.
Yapmak istediği bir şey kalmadığını ifade eden Günaydın, Tiyatrom var, filmim var, televizyon da var, daha ne olsun bu yaşta bana. İşte eskimemiş külüstür bir adam gibi otomobil mezarlığında oturmuyorum. Çalışıyorum hala... dedi.
Ziyaretçilerinin çok olduğunu, kalabalık akşam sofralarını sevdiğini anlatan Erol Günaydın, bir akşam yemeğinde yalnız kalınca ankete gelen iki belediye memurunu sofraya oturttuğunu ve çocuklarının da komşuları arayarak Babamı yalnız bırakmayın, sokaktan adam çeviriyor dediklerini anlattı.
POLİTİK HİCİV
Günümüzde politik ve sosyal hiciv yapılmadığını ifade eden Günaydın, Politik ve sosyal hiciv yapmayanlara komedyen demem şeklinde konuştu. Politik hicvin her dönemde olması gerektiğini anlatan Günaydın, bunun topluma bir fayda sağlayacağını kaydetti.
Günaydın, politik hiciv yapılmamasının politikacılardan da kaynaklandığını ifade ederek, şöyle konuştu:
Hakaret etmeden de insanlarla dalga geçilebilir. Orada birbirlerine giriyorlar, Sen şunu yaptın, sen bunu yedin, sen çocuğuna şunu aldın bilmem ne. Orada gördüklerinin dalgasını geçecekler. Mizah zeka gerektirir. Komedyenler işin kolayına kaçıyor, magazin olayları ile insanları güldürmeye çalışıyor. Mizah bizde birinciydi, dünya ile yarışacak hale gelmiştik. Ama şimdi herkes Mahkemeye veriyorlar diye korktu. Sen de mahkemelik yapma. Birini eleştirmek illa mahkemelik olmak demek değildir.