Yeni Anayasa Taslağı (Tam metin 6)
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Türkiye
Politika
Dış politika
Genel
Polis - adliye
Yerel
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
News in English
Doğal Hayat
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa » Türkiye

Yeni Anayasa Taslağı (Tam metin 6)

Ergun Özbudun ve ekibinin AKP için hazırladığı yeni anayasa taslağı.

 DİĞER HABERLER

  GÜNCEL - EN ÇOK OKUNAN HABERLER
NTV-MSNBC
Güncelleme: 11:44 TSİ 13 Eylül 2007 Perşembe

- Yeni Anayasa taslağının maddeleri:
Haberin devamı






Madde 29- Madde, herkesin dilediği alanda çalışma, teşebbüs ve sözleşme hürriyetlerini düzenlemektedir. Bu ekonomik hürriyetlerin korunması, ikinci fıkrada belirtilen sebepler dışında devletin müdahalesizliğini gerektirmektedir. Bu sebeple, 1982 Anayasasında “Sosyal ve Ekonomik Haklar” bölümünde yer alan bu hürriyetler, “Kişinin Hakları ve Hürriyetleri” bölümünde düzenlenmiştir.
Öncelikle madde başlığında da maddenin muhtevasına uygun olarak teşebbüs hürriyetine yer verilmiştir. Birinci fıkrada 1982 Anayasasında öngörülen düzenleme sadeleştirilerek korunmuştur.
Genel sınırlama sistemi benimsenmediğinden, maddeye bu hürriyetlerin sınırlama sebepleri eklenmiştir. Buna karşılık, Devletin, özel teşebbüslerin millî ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri almasını öngören hükme, hem sınırlama sebeplerini düzenleyen ikinci fıkranın yeterli olması, hem de 126 ıncı maddede öngörülen ilkeler sebebiyle bu maddede yer verilmemiştir.

Madde 30- 1982 Anayasasının 33 üncü maddesi, 1995 ve 2001 yıllarında dernek hürriyetini genişletici yönde önemli değişikliklere uğramıştır. Bu nedenle, madde sınırlama sebepleri yeniden ifade edilmek suretiyle aynen korunmuştur. Ancak, “Dernek kurma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir” şeklindeki cümle gereksiz olduğu için çıkarılmıştır.

Madde 31- 1982 Anayasasının 34 üncü maddesi 2001 değişiklikleriyle toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını daha iyi koruyan bir hüküm haline gelmiştir. Burada gösteri ve yürüyüş ayrı ayrı zikredilmek suretiyle korunan hakkın kullanım alanı genişletilmiştir. Ayrıca, ikinci fıkradaki sınırlama sebepleri de diğer maddelerle uyum sağlamak amacıyla yeniden formüle edilmiştir. Bu maddede de, dernek kurma hürriyetinde olduğu gibi, bu hakkın kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usullerin kanunda göserileceğine dair hükme, gereksiz olduğu gerekçesiyle yer verilmemiştir.

Madde 32- 1982 Anayasasında “Hak arama hürriyeti”, “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması” ve “Kanunî hâkim güvencesi” şeklinde ayrı maddelerde yer alan hükümler birbiriyle ilgili olması nedeniyle tek madde halinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil yargılanma hakkı”na ilişkin 6 ncı maddesi de dikkate alınarak yeniden düzenlenmiştir.
Maddede kanunî hâkim ilkesi yerine, 1961 Anayasasının 32 nci maddesinin ilk şekline uygun olarak, birey bakımından daha etkili bir güvence sağlayan tabiî hâkim ilkesi benimsenmiştir.
Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil yargılanma hakkı”na ilişkin hükümlerinin ülkemizde de hayata geçirilmesini sağlayacak ayrıntılı ilkelere yer verilmiştir.
1982 Anayasasında “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlığı altında yer verilen kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kullanılamayacağına dair hüküm, adil yargılamanın bir parçası olduğu için bu maddenin yedinci fıkrasına taşınmıştır. Ayrıca, hukuka aykırı olarak elde edilen bulguların ceza davalarında olduğu gibi hukuk davalarında da kullanılamayacağının açıklığa kavuşturulması amaçlanmıştır. “Zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir” prensibinden hareketle, hukuka aykırı yollardan elde edilmiş bulguların hukuk davalarında da delil olarak kullanılamaması hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.

Madde 33- İnsan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayanan demokratik anayasalarda bireylerin cezaî sorumluluğuna ilişkin açık güvenceler bulunmaktadır. Maddede bu güvenceler yer almaktadır. Suç ve cezalarla ilgili düzenlemelerin ve uygulamanın bu ilkelere uygun olması şarttır. Bu sebeple, 1982 Anayasasının 38 inci maddesinde yer alan hükümler bazı düzeltmelerle korunmuştur.
1982 Anayasasının 38 inci maddesinin üçüncü fıkrasındaki “Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri”nin ancak kanunla konulabileceğini öngören hükme, suçlar da eklenerek “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesinin gerektirdiği açıklık sağlanmıştır.

Madde 34- 1961 ve 1982 Anayasalarında korunan ispat hakkı, ifade hürriyetinin gelişmesine katkıda bulunabileceği düşüncesiyle, aynen muhafaza edilmiştir.

Madde 35-
Alternatif 1 ve 3
1982 Anayayasasının 66 ncı maddesinde yer verilen “vatandaşlık” tanımı, bazı kesimleri dışarıda bıraktığı ve yeterince kapsayıcı olmadığı gerekçesiyle eleştirilmiştir. (Alternatif 1’in kabulü halinde cümlenin devamı: Bu nedenle, aynı zamanda belli bir ırkın adı olarak kullanılan “Türk” kelimesi yerine, totolojik olma pahasına “Devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır” şeklinde bir formül benimsenmiştir.) (Alternatif 3’ün kabulü halinde cümlenin devamı: Bu nedenle, maddede temel bir hak olan vatandaşlığı kanunun öngördüğü esaslara uygun olarak kazananların Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğu belirtilmiştir. Bu formül, vatandaşlığın ırk temelli ve dışlayıcı şekilde tanımlandığı yönündeki itirazları da giderecektir.)

Alternatif 2
Cumhuriyet dönemi anayasalarının vatandaşlık konusundaki düzenlemeleri, büyük ölçüde 1876 tarihli Kanunu Esasînin 8 inci maddesinden esinlenmiştir. Bu maddeye göre “Devleti Osmaniye tâbiyetinde bulunan efradın cümlesine herhangi din ve mezhepten olur ise bilâ istisna Osmanlı tabir olunur …” 1924 Teşkilatı Esasîye Kanununun 88 inci maddesi, bu formüldeki “Devleti Osmaniye” tabirini “Türkiye”, “Osmanlı” kelimesini de “Türk” kelimesiyle değiştirerek neredeyse aynen muhafaza etmiştir. Buna göre, “Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle (Türk) ıtlak olunur.” 1961 ve 1982 Anayasalarının formülü ise biribirinin aynıdır ve şu şekildedir: “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.” Bu formülün ırk temelli ve dışlayıcı olduğu yönündeki eleştiriler bilinmektedir. Bu eleştirileri karşılamak ve anayasal vatandaşlık temelinde farklı etnik, dilsel ve dinsel özelliklere sahip kişilerin kendilerini devletin eşit vatandaşları olarak görmesini sağlamak amacıyla 1924 Anayasasındaki vatandaşlık tanımına dönmenin isabetli olacağı düşünülmüştür.

Madde 36- Madde, 1982 Anayasasının 67 nci maddesinde düzenlenen hakları korumaktadır. 1995 ve 2001 yıllarında seçme ve seçilme haklarının alanını genişletici nitelikte değişikliklere uğrayan 67 nci madde, bazı çıkarmalarla birlikte önemli ölçüde korunmuştur.

Madde 37- 1982 Anayasasına hâkim olan depolitizasyon hedefinin bir gereği olarak siyasî parti faaliyetleri ciddî şekilde kısıtlanmıştır. 1980 öncesinde faaliyet gösteren siyasî parti liderlerinin siyaseten yasaklı hale getirilmesinden, siyasî partilerin kadın kolları ve gençlik kolları gibi yapılanmalarının yasaklanmasına kadar bir dizi kısıtlama getirilmiştir. Ancak 1987 yılından itibaren yapılan anayasal değişikliklerle siyasetin ve siyasî partilerin alanının gitgide genişlediği bir normalleşme süreci yaşanmıştır.
Maddede, 1982 Anayasasının 68 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan siyasî partilerin Anayasa ve kanunlar çerçevesinde faaliyette bulunacaklarına dair hükme yer verilmemiştir. Bu gereksizdir, çünkü Anayasa ve kanunlara göre faaliyette bulunma bütün kurum, kuruluş ve organizasyonlar için geçerlidir. Ayrıca, siyasî partiler başka türlü faaliyette bulunduklarında gerekli yaptırımlar bir sonraki maddede zaten belirtilmiştir.
1982 Anayasasının 68 inci maddesinin dördüncü fıkrası, parti yasakları ve müeyyidelerine ilişkin olduğu için değiştirilerek siyasî partilerin uyacakları esasları belirleyen 38 inci maddeye aktarılmıştır.

Madde 38- Demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurları olan siyasî partilerden ancak çok istisnaî ve zorunlu durumlarda vazgeçilebilmelidir. Bu nedenle siyasî partilerin kapatılmalarının güçleştirilmesi, siyasî hakların genişletilmesi ve demokrasinin pekiştirilmesi için kaçınılmaz bir gerekliliktir. Bu amaçla, öncelikle, uyulmadığı takdirde partilerin kapatılmalarına neden olan esasların sayısı azaltılmıştır. Buna göre siyasî partilerin tüzük veya programları ile eylemleri insan haklarına, devletin bağımsızlığına, bölünmez bütünlüğüne, demokrasiye, cumhuriyete ve lâikliğe aykırı olamaz. 1982 Anayasasının 68 inci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan siyasî partilere yönelik “sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz” şeklindeki yasak, soğuk savaş dönemi anlayışını yansıtmaktadır ve artık gereksizdir. Ayrıca, her türlü diktatörlük savunusu, zaten demokrasiyle bağdaşmayacağı için bu tür faaliyetlerde bulunan siyasî partiler birinci fıkra hükmüne tâbi olabileceklerdir.
Diğer yandan, bir partinin tüzük veya programının bu esaslardan birine aykırı olması durumunda doğrudan kapatma davası açılması yerine Anayasa Mahkemesi tarafından ilgili partiye ihtar verilmesine yönelik bir düzenleme yapılmıştır. Bunun amacı, muhtemel aykırılıkları gidermek için siyasî partilere bir şans verilmesini sağlamaktır. Ancak siyasî parti bu aykırılıkta ısrar ettiği takdirde dava açılması mümkün olabilecektir.
Siyasî partilerin malî denetiminin Anayasa Mahkemesi yerine bu konuda uzman bir kurum olan Sayıştaya verilmesi, bu denetimin daha etkili yapılmasını sağlayacaktır.
Siyasî partilerin “kapatılması” ile “temelli kapatılması” arasında uygulamada hiçbir karşılığı olmayan ayrım da ortadan kaldırılmıştır.
Maddede siyasî partilerin “odak” olmasının şartları da ağırlaştırılmıştır. Buna göre, üyelerin Anayasaya aykırı eylemlerinin “yoğun, sürekli ve ciddî tehlike” oluşturacak şekilde işlenmesi ve bu fiillerin maddede sayılan parti yetkili organlarınca açıkça benisenmesi durumunda veya sözkonusu fiillerin bu organlar tarafından “kararlılık içinde” işlenmesi durumunda ancak bir siyasî partinin “odak” haline geldiğine karar verilebilecektir.

Alternatif 1
Siyasî partilerin kapatılmalarına neden olan mensuplarının beş yıl süreyle siyasî yasaklı olması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından ölçülülük ilkesine aykırılık nedeniyle Sözleşmeye Ek Protokolün 3 üncü maddesinde korunan “serbest seçim hakkı”nın ihlâli olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle, kapatmaya neden olan siyasî parti mensuplarının fiilleriyle orantılı olarak bir sonraki genel ya da yerel seçimlere girmekten menedilmesi şeklinde bir düzenleme getirilmiştir.

Alternatif 2
Siyasî partilerin kapatılmalarına neden olan mensuplarının beş yıl süreyle siyasî yasaklı olması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından ölçülülük ilkesine aykırılık nedeniyle Sözleşmeye Ek Protokolün 3 üncü maddesinde korunan “serbest seçim hakkı”nın ihlâli olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle, sözkonusu müeyyideye yer verilmemiştir. Bununla birlikte, siyasî partilerinin kapatılmasına neden olan milletvekillerinin milletvekilliklerinin düşmesine ilişkin hüküm ilgili maddede muhafaza edilmektedir. Bir siyasî partinin kapatılması, başlı başına bir müeyyide teşkil etmektedir. Kapatmaya neden olan üyelere ayrıca siyasî yasak uygulamak, siyasetin alanını gereğinden fazla daraltabilmektedir. Diğer yandan, kapatmaya neden olan fiiller suç teşkil ediyorsa bu kişilere yönelik cezaî müeyyideler zaten uygulanabilecektir. Bu gerekçelerle, siyasî partilerin kapatılması rejiminde kapatmaya sebep olan parti mensuplarına yönelik olarak milletvekilliğinin düşmesi dışındaki yaptırımlara yer verilmemiştir.

Madde 39- 1982 Anayasasının “kamu hizmetine girme hakkı”nı düzenleyen 70 inci maddesi ile “mal bildirimi”ni düzenleyen 71 inci maddeleri birleştirilerek tek madde altında yeniden düzenlenmiştir.

Madde 40- Önceki anayasalarda da bulunan bu hüküm, hakkın öznesi olarak “Türk” kelimesi yerine “vatandaş” kelimesini kullanmak suretiyle aynen korunmuştur.

Madde 41- 1982 Anayasasının 73 üncü maddesinde öngörülen ilkeler büyük ölçüde korunmuştur.
Sözü edilen madde ile vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisna, indirim ve oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği alt ve üst sınırlar içinde değişiklik yapma konusunda Bakanlar Kuruluna verilen yetkinin, mahallî idareler tarafından tarh, tahakkuk ve tahsil edilen vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler için de mahallî idarelerin karar organlarına tanınması sağlanmaktadır. Bu suretle, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının mahallî idarelerle ilgili olarak öngördüğü ilkelerden birinin daha ülkemizde hayata geçirilmesi mümkün olacaktır.

Madde 42- Bu madde, benzer özelliklere sahip üç hakkı birleştirmektedir. Kamusal otoriteler ve özel kuruluşların elinde bulunan kişisel ya da kamusal bilgi ve belgelere erişme hakkı, yönetimde şeffaflığın sağlanması ve kişilerin kendileriyle ilgili bilgileri öğrenip gerektiğinde düzeltebilmeleri açısından oldukça önemlidir. Önceki anayasalarda bulunan dilekçe ve başvuru hakları korunmuştur.
Maddede yabancıların bilgi edinme hakları mütekabiliyet esasına dayalı olarak kabul edilirken dilekçe ve başvuru hakları, mütekabiliyet şartına bağlı olmaksızın yabancıları da kapsayacak şekilde herkese tanınmıştır.

Madde 43- Madde, ailenin toplumun temeli olduğu ifadesiyle evrensel sosyolojik ve ahlâkî bir gerçekliğe işaret etmekte, bu gerçekliği normatif olarak düzenlemeye tâbi tutarken, Anayasanın ve evrensel hukuk normlarının temel ilkelerinden biri olan eşitlik ilkesini vurgulamakta ve ailenin bu nitelikleri ile her türlü korumadan yararlandığı belirtilerek Devletin görevlerinin genel çerçevesi çizilmiş olmaktadır.

Madde 44- Çocuk hakları, insan hakları kavramının tarihî gelişiminin ortaya çıkardığı ve uluslararası belgelerle birçok yeni anayasada yer verilen bir hak kategorisidir. Türkiye’nin de onayladığı Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesinin özünü ifade eden bu madde ile çocuk hakları, Anayasal güvenceye kavuşturulmuş olmaktadır. Böylece, Cumhuriyetin temelini oluşturan millî egemenlik gününü, Atatürk’ün çağdaşlaşma idealinin en anlamlı vurgularından birini oluşturacak biçimde, dünya çocuklarıyla birlikte kutlayan Türkiye’nin çocuklarına verdiği değeri hayata geçirecek somut politikaların ana çerçevesi de belirlenmiştir.

Madde 45- Maddenin birinci fıkrası, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi başta olmak üzere, uluslararası temel hukuk normları uyarınca yeniden düzenlenmiştir. Buradaki maksat, Anayasa tarafından insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi ile ilgili görevler yüklenmiş olan Devletin, eğitim gibi insan kişiliğini oluşturan temel bir işlevi yerine getirirken bireysel tercih imkânını içeren bir serbestlik alanına da dikkat etmesi gerektiğini vurgulamaktır.
Çağdaş hürriyetçi demokrasi ilkeleriyle uyumlu bu yaklaşım uyarınca, maddede eğitim ve öğretimin demokratik, lâik ve çağdaş eğitim esaslarına uygun şekilde yapılacağı özenle vurgulanmaktadır.
Beşinci fıkrada, eğitim ve öğretim dilinin Türkçe olduğu belirtilmiştir. Türkiye Cumhuriyetinin resmî dilinin Türkçe olduğu, değiştirilemez maddelerden olan 3 üncü maddede düzenlenmiştir. Dolayısıyla, her türlü resmî yazışmalarda olduğu gibi, eğitim ve öğretimde de kullanılacak olan dil Türkçedir. Bununla beraber, Türkçenin yanında diğer dillerde de eğitim ve öğretim yapılabilmesini sağlamak amacıyla bu fıkraya yeni bir hüküm eklenmiştir. Buna göre, Türkçeden başka dillerin eğitim ve öğretimde kullanılmasına ilişkin esaslar, demokratik toplum düzeninin gerektirdiği eşitlik, çoğulculuk ve katılımcılık gibi ilkelere uygun olarak kanunla belirlenecektir.

Alternatif 1 ve 2
Aynı şekilde altıncı fıkra hükmü, kültürel farklılıklar ile bireysel hayat tarzı tercihlerinin tezahürü niteliğinde olan kılık kıyafet farkının, insanın rüşt yaşını tamamlamış olmakla hayatıyla ilgili tercihlerini de bilinçli bir biçimde yapabileceğinin kabul edildiği bir çağ olan yükseköğretim çağında bu temel hak ve hürriyetten yararlanmaya engel oluşturmaması gerektiği mülâhazasıyla oluşturulmuştur.
Ayrıca, bu maddedeki düzenlemeler, hem hürriyetçi ve çoğulcu demokratik toplum düzeninin gerekleriyle hem de Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği normlarıyla Türkiye’nin anayasal düzeni arasında gerçek bir uyumu da gerçekleştirmiş olmaktadır.
Önceki anayasalarda da bulunan ve “milletlerarası anlaşmaların saklı” olduğunu belirten hüküm son fıkra olarak muhafaza edilmiştir. Bununla, başta Lozan Andlaşması olmak üzere Türkiye’nin taraf olduğu andlaşmalarda eğitim ve öğretime ilişkin farklı hükümlerin korunması amaçlanmaktadır.

Madde 46- Çağdaş toplumun en temel ve vazgeçilmez niteliklerinden biri olan bireyin çalışma hürriyeti, bireye sözleşme ve teşebbüs serbestliği tanıyan bir “negatif” hürriyet olarak Devletin ne yapmaması gerektiğini göstermektedir. Bu niteliği ile Anayasanın “Kişinin Hakları ve Hürriyetleri” bölümünde düzenlenmiş olan çalışma hürriyetinden farklı olarak çalışma hakkı, Devletin sosyal ve ekonomik hayatta neleri yapması gerektiğini düzenleyen, bu yönüyle de hem Devlete bir dizi ödevler yükleyen, hem de bireylere Devletten bu ödevlerini yerine getirmesini talep etme yetkisini tanıyan bir “pozitif hak” niteliğindedir. Sadece sosyo-ekonomik bakımdan güçsüz konumda olan “emeğiyle geçinenler” ve “işsizler” gibi toplum kesimlerinin insan haysiyetine uygun asgarî hayat standartlarına erişmesini sağlamakla sınırlı olmayıp, insanların yaş ve cinsiyet gibi farklı özelliklerine ve yer aldıkları somut hayat şartlarına göre bulundukları dezavantajlı konumdan kurtulmalarını amaçlayan farklı muamelelere tâbi kılınmalarını da düzenleyen bu hüküm, aslında çağdaş demokratik toplum düzeninin en temel güvencesi olan vatandaşlık bilincinin oluşması için hayatî öneme sahip sosyal ve ekonomik şartların sağlanması gerektiğini hukuk düzeninin temelleri arasına yerleştirmektedir. Madde, daha önceki anayasalarda farklı maddeler hâlinde yer almış olan hükümleri yeniden ve bu defa tek bir madde hâlinde düzenlemek suretiyle oluşturulmuştur.

Madde 47- Bu hükümde 1961 Anayasasının ilk haline paralel bir düzenleme benimsenmiştir. Birinci fıkrada “işçiler” yerine “çalışanlar” terimi, emeği ile geçinen tüm toplum kesimlerini, en geniş anlamda kamu hizmeti görevlilerini de kapsayacak biçimde kullanılmıştır. Kamu hizmeti görevlilerinin sendika kurma hakları şüphesiz diğer çalışanların hakkından farklı biçimlerde düzenlenmeyi gerektirebilecektir.
İkinci fıkra, sendikaların yozlaşmasına ve demokratik düzene aykırı faaliyetlerde bulunmalarına engel olacak bir güvence olarak düzenlenmiştir.
Üçüncü fıkra, bu hakkın sınırlandırılma sebeplerini ifade etmekte, böylece hakkın esas, sınırlandırmanın istisna olduğu anlayışına uygun bir biçimde, kanunla getirilebilecek sınırların sınırlarını da işaret etmiş olmaktadır.

Madde 48- Maddenin ilk iki fıkrasında kısmen 1961 Anayasasına dönülmüştür. Grev hakkı sadece işçiler için anayasal bir hak olarak düzenlenmiştir. İşçi niteliği taşımayan kamu hizmeti görevlilerinin bu hakla ilgili durumları kanun koyucunun tercihine bırakılmıştır. Toplu iş sözleşmesi ve grev hakkı ile ilgili ayrıntılı sınırlandırma sebepleri ve hakkın kötüye kullanımı ile ilgili yasaklar Anayasa yerine kanunla düzenlenecek ayrıntılı hususlardandır. Bu nedenle, maddenin üçüncü fıkrasında sadece bu hakkın sınırlandırılmasına ilişkin sebeplere işaret edilmekle yetinilmiştir.

Madde 49- Hem Cumhuriyetin temel nitelikleri arasında yer alan “sosyal devlet” ilkesinin, hem de Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi ile Avrupa Birliği Sosyal Şartı gibi çağdaş milletlerarası normların zorunlu bir sonucu olarak Devlet, vatandaşlarına sağlıklı bir hayat sürme imkânını sağlamak ve bu anlamda etkili işleyen bir sosyal güvenlik ve yardım sistemini hayata geçirmek yükümlülüğü altında bulunmaktadır. Daha önceki anayasalarda farklı maddeler halinde ve dolayısıyla sanki farklı hak kategorilerini oluşturuyormuş gibi ayrı ayrı düzenlenmiş olan sağlık ve sosyal güvenlik ile ilgili hakları bu defa tek bir madde içinde yeniden sistemleştirerek düzenleyen bu madde, en geniş anlamıyla sağlıklı bir hayat sürmenin sosyal güvenlik ve sosyal yardım ve hizmet kavramlarından ayrılamayacağını kabul etmiş olmaktadır. Bu bütünleşmiş anlamı ile burada getirilen düzenleme, Devletin sosyo-ekonomik fonksiyonlarını en alt düzeyde tutmayı amaçlayan liberal anlayışların bile pratikte kaçınamadıkları bir temeli işaret etmektedir ki bu da, sağlıklı ve sosyal güvencesi sağlanmış bir hayat imkânı bulan vatandaşın sosyo-ekonomik ve siyasî hayattaki katılımcılığının olumlu olarak katkı yapacağı güçlü bir demokratik meşruluk zemininin oluşmasıdır.

Madde 50-Anayasadaki sosyal devlet ilkesinin ve Avrupa Birliği ile Birleşmiş Milletler nezdinde imzalanıp onaylanmış milletlerarası normların bir gereği olarak Devletin üstlendiği sosyo-ekonomik hayata ilişkin ödevler ve bu ödevlere ilişkin bireysel ve kollektif nitelikli haklar, Devletin devasa ölçeklere varan bir bürokratik mekanizma içinde hantallaşarak hiçbir iş yapamaz hâle gelmesi veya sınırlı kaynakları ile yapması gerekenler arasındaki dengeyi iyi kuramaması gibi riskler tarafından tehdit edilmektedir. Bu itibarla Devletin, burada yer verilen sosyal ve ekonomik haklarla ilgili olarak üstlendiği ödevleri en etkili bir biçimde nasıl yerine getireceği konusunda, hem teşkilâtlanma, hem de kaynaklarla ihtiyaçlar arasında öncelikleri iyi tesbit ederek optimum bir denge kurma serbestliğine sahip olması gerekmektedir. Bu nedenle, Devletin sosyal ve ekonomik haklar ile ilgili yükümlülüklerinin böyle bir sınırının varolduğu gerçeği, bu madde ile hukuken de kabul edilmiş olmaktadır.

Madde 51- 1982 Anayasasında 1995 yılında yapılan değişiklikle milletvekili sayısı dörtyüzelliden beşyüzelliye çıkarılmış, ancak yüz milletvekilliğinin siyasî partilerin ülke genelinde aldıkları oya göre dağıtılması amacıyla yapılan bu Anayasa değişikliğinden beklenen sonuç, bu konuda çıkarılan kanunun Anayasa Mahkemesi tarafından iptali sebebiyle sağlanamamıştır.
Ülke geneli esasına göre yüz milletvekilliğinin dağıtılmasının, uzman kadroların Meclise girmesini kolaylaştırması bakımından faydalı olacağı gibi ülke geneli barajı sebebiyle milletvekili çıkaramayan siyasî partilere ülke genelinde aldıkları oy oranında Mecliste temsil imkânı sağlanması bakımından da faydalı olacağı düşünülmektedir.

Madde 52- 1982 Anayasasının 77 nci maddesindeki hüküm önemli ölçüde korunmuştur. Ancak, sözü edilen maddede Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin beş yılda bir yapılmasının öngörülmesine karşılık, burada bu süre dört yıl olarak öngörülmüş ve Cumhurbaşkanınca verilecek karara göre seçimlerin yenilenmesine ilişkin hükme bu maddede yer verilmemiştir.
Seçimlerin beş yılda bir yerine dört yılda bir yapılmasının öngörülmesinin sebebi, Anayasada beş yıllık bir seçim döneminin öngörülmesine karşılık, son dönem dışında, uygulamada seçimlerin genellikle dört yılda bir yapılmasıdır.

Madde 53- Madde seçimlerin ertelenmesi ve ara seçime dair esasları düzenlemektedir. 1982 Anayasasının 78 inci maddesindeki hükümler bazı değişikliklerle korunmuştur. Öncelikle “geriye bırakma” yerine daha açık bir kelime olan “erteleme” tercih edilmiştir.
İkinci fıkrada Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçim döneminin beş yıldan dört yıla indirilmesi sebebiyle, ara seçimlerin genel seçimden iki yıl geçmedikçe yapılamaması öngörülmüş; böylece, 1961 ve 1982 Anayasalarında ara seçimlere ilişkin olarak yer alan seçim dönemi yarılanmadan ara seçime gidilmemesi ilkesi bu düzenlemede de benimsenmiştir. Buna göre, boşalan milletvekilliği sayısının, Türkiye Büyük Millet Meclisinin üye tamsayısının yüzde beşini bulması halinde, ancak genel seçimin üzerinden en az iki yıl geçmiş olması ve genel seçimlere bir yıldan az zaman kalmamış olması şartıyla ara seçim yapılabilecektir. Boşalan milletvekilliği sayısı, üye tamsayısının yüzde beşini bulmadığı takdirde o seçim döneminde ara seçim yapılamayacak ve bu şart gerçekleştiği takdirde ara seçim sadece Meclisin üçüncü yılı içinde yapılabilecektir.
Ayrıca, bir il veya seçim çevresinden milletvekili kalmaması halinde üç ay içinde ara seçim yapılmasını zorunlu kılan hükme de, milletvekillerinin seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil, bütün Milleti temsil ettiklerini belirten Anayasa ilkesi gereğince o il veya seçim çevresinde bir temsil zaafı oluşmayacağı için yeni düzenlemede yer verilmemiştir.

Madde 54- 1982 Anayasasının rasyonelleştirilmiş parlâmentarizm anlayışına uygun olarak getirdiği seçimlerin Cumhurbaşkanınca yenilenebilmesi hükmü, bazı nedenlerle hükümetin kurulamamasından dolayı ortaya çıkabilecek siyasî istikrarsızlığı ve tıkanıklığı önlemeye yöneliktir. Bu nedenle, maddede “yapıcı güvensizlik oyu” da dikkate alınarak, seçimlerin Cumhurbaşkanınca yenilenebilmesi şartları yeniden sistematize edilmiştir.

Madde 55- 1961 Anayasasının en iyi işleyen hükümlerinden biri olduğu için 1982 Anayasasının 79 uncu maddesinde de aynen muhafaza edilmesi uygun görülen seçimlerin genel yönetimine ilişkin madde, burada da büyük ölçüde korunmuştur.
Maddede, bazı ifade düzeltmeleri dışında, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi yönündeki düzenlemenin gereği olarak Yüksek Seçim Kurulunun görevleri arasına Cumhurbaşkanlığı seçimi tutanaklarını kabul etme görevi de eklenmiştir.
Yüksek Seçim Kurulu ile diğer seçim kurullarının görev ve yetkilerinin yanında teşkilâtının da kanunla düzenlenmesi öngörülmek suretiyle bu kurullara destek hizmeti verecek birimlerin ve görevlilerinin görev ve yetkileri ile sorumluluklarının da kanunla belirlenmesi amaçlanmıştır.
Danışma Meclisinin kabul ettiği metinde bulunmayan ve Millî Güvenlik Konseyi Anayasa Komisyonunca 1982 Anayasasının 79 uncu maddesine son fıkra olarak eklenen hükme, Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların halkoyuna sunulması işlemlerinin genel yönetimi ve denetiminin de milletvekili seçimlerinde uygulanan hükümlere göre yapılacağı açık olduğundan yeni düzenlemede yer verilmemiştir.

Madde 56- Bu madde, Kanunu Esasînin 71 inci maddesindeki “Heyeti Mebusan âzasının herbiri kendini intihap eden dairenin ayrıca vekili olmayıp umum Osmanlıların vekili hükmündedir” ifadesiyle başlayan bir anayasal geleneğin devamıdır. “Milletin temsili” ilkesi, 1924 Teşkilatı Esasîye Kanunu, 1961 ve 1982 Anayasalarında da yer almıştır. Madde aynen korunarak temsilî rejimin dayandığı temel bir ilkeye yer verilmiştir.

Madde 57- Madde, 1982 Anayasasının milletvekili seçilme yeterliliğini düzenleyen 76 ncı maddesi esas alınarak düzenlenmiştir.
Seçilebilmek için ilkokul mezunu olabilme şartının yerine ilköğretim diplomasına sahip olma şartı getirilmiş, seçilmeyi engelleyen sebepler ise yeni Türk Ceza Kanununa uygun olarak yeniden belirlenmiştir. 1982 Anayasasının 76 ncı maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme tarzı sebebiyle tereddütlere yol açan hangi suçların affa uğramış olsalar bile milletvekili seçilmeye engel olacağı meselesi ise, yeni düzenleme ile tereddüte yer bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşturulmuştur. 1982 Anayasasının 76 ncı maddesinde tek tek sayılan devlet sırlarını açığa vurma, terör eylemlerine katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçları da bir yıldan daha fazla hapis cezasını gerektirdiğinden maddede ayrıca belirtilmesine gerek görülmemiştir.
Hâkimler ve savcılar ile bu meslekten sayılanların, Türk Silâhlı Kuvvetleri ve genel kolluk mensuplarının, valilerin, büyükelçilerin ve rektörlerin görevlerinin önemi sebebiyle görevlerinden çekilmedikçe aday olamayacakları hükme bağlanmış; bunların dışındaki kamu hizmeti görevlilerinin ne gibi şartlarla aday olabileceklerinin belirlenmesi ise kanuna bırakılmıştır.
Bu düzenlemelerle 1961 Anayasasında olduğu gibi aday olmanın memurluktan çekilme şartına bağlanamayacağının açıkça öngörülmesi suretiyle, seçim güvenliği bakımından tarafsızlığın korunması da gözönünde bulundurularak, kamu hizmeti görevlilerinin milletvekili adayı olma imkânları genişletilmiştir.

Madde 58- 1982 Anayasasının milletvekili andını düzenleyen 81 inci maddesi, hukuken aynı anlama gelecek kavramları farklı biçimlerde tekrar eden, bu nedenle de yalın olmayan bir içeriğe sahiptir. Yapılan düzenlemeyle, tekrar niteliği taşıyan kavramlara yer verilmeyerek maddeye daha sade bir içerik kazandırılmıştır.

Madde 59- 1982 Anayasasının 82 nci maddesi bazı düzeltmelerle korunmuştur. Yeni düzenlemede “özel gelir kaynakları ve özel imkânları kanunla sağlanmış kamu yararına çalışan derneklerin ve Devletten yardım sağlayan ve vergi muafiyeti olan vakıfların” ibaresine yer verilmeyerek bu dernek ve vakıfların yönetim ve denetim kurulları üyelikleri ile bunlarla ilgili maddede sayılan görevler, milletvekilliği ile bağdaşmayan işler arasından çıkarılmıştır.
Böylece, milletvekillerinin sivil toplum kuruluşlarıyla ilişkilerini sınırlayan önemli bir engelin kaldırılması amaçlanmaktadır.

Madde 60- Yasama sorumsuzluğu ve dokunulmazlığı, milletvekillerinin soruşturma veya kovuşturma korkusundan uzak ve serbestçe görevlerini yapabilmeleri için tanınan bir güvencedir. Demokratik rejimlerin neredeyse tamamında milletvekilleri bu tür güvencelere sahiptir. Bu güvencelerin asıl amacı, siyasî iktidarların yargısal mekanizmaları harekete geçirmek suretiyle muhalefete mensup milletvekilleri üzerinde baskı kurmalarını engellemektir. “Kürsü bağışıklığı” olarak da bilinen yasama sorumsuzluğu, milletvekillerinin kanun yapma ve siyasî iktidarı denetleme sürecinde görüşlerini serbestçe ifade edebilmelerine imkân sağlamaktadır. Bu anlamda yasama sorumsuzluğu mutlaktır ve süreklidir. Başka bir deyişle, milletvekilliği sona erdikten sonra da yasama çalışmaları sırasında kullanılan oylar veya yapılan konuşmalardan dolayı dava açılamaz. Buna karşılık, yasama dokunulmazlığı sınırlanabilir ve süreli niteliktedir; belli suçlarda dokunulmazlık sözkonusu olmadığı gibi, milletvekilliği sona erdikten sonra da dokunulmazlık kalkmaktadır.
Dokunulmazlığın sınırları ülkelere göre değişebilmektedir. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri Anayasası, bu sınırı “vatana ihanet, ağır suçlar ve asayişi ihlâl” suçları olarak belirlemektedir (m. 1/6). Alman Anayasasında dokunulmazlığın sınırı, “suçüstü hâli veya ertesi günü yakalanma” durumudur (m. 46/2). Danimarka Anayasasına göre milletvekilleri, ancak “suçüstü hâli”nde yakalanabilir ve yargılanabilirler (m. 57). Aynı şekilde, İspanya Anayasası sadece “suçüstü hâli”nde milletvekillerinin dokunulmazlığının olmadığını belirtmektedir (m. 71). İtalya Anayasasına göre “kesin mahkûmiyet veya tutuklamayı gerektiren bir suçta suçüstü hâli” dışında milletvekillerine dokunulamaz (m. 68/2). Fransız Anayasasına göre de “ağır suçlar ve orta ağırlıktaki suçlarda suçüstü hâli ve kesin hükümle mahkûmiyet” sözkonusu olduğunda dokunulmazlığın kaldırılması için ayrıca bir karar alınmasına gerek yoktur (m. 26/2).

Alternatif 1
Türkiye’de 1924 Anayasasından itibaren yasama dokunulmazlığının temel esasları çok fazla değişmemiştir. 1924 Anayasasının 17 nci maddesi, “Gerek intihabından evvel gerek sonra aleyhine cürüm isnat olunan bir mebusun maznunen isticvabı veya tevkifi veyahut muhakemesinin icrası Heyeti Umumiyenin kararına menuttur. Cinaî cürmü meşhut bundan müstesnadır” hükmüyle, dokunulmazlığın tek istisnası olarak cinayette suçüstü halini kabul etmiştir. 1961 Anayasasının 79 uncu maddesi ise yasama dokunulmazlığının istisnasını biraz genişleterek “ağır cezayı gerektiren suçüstü hali” olarak düzenlemiştir. 1982 Anayasasının 83 üncü maddesi “ağır cezayı gerektiren suçüstü hali”ne, “seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar”ı da eklemiştir. Ancak, 14 üncü maddedeki kötüye kullanma yasağının hangi suçları kapsadığı belirsizdir.
Bu nedenle, üçüncü fıkrada “ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda suçüstü hali” dokunulmazlık kapsamı dışında bırakılarak 1961 Anayasasına dönülmüştür.

Alternatif 2
Türkiye’de 1924 Anayasasından itibaren yasama dokunulmazlığının temel esasları çok fazla değişmemiştir. 1924 Anayasasının 17 nci maddesi, “Gerek intihabından evvel gerek sonra aleyhine cürüm isnat olunan bir mebusun maznunen isticvabı veya tevkifi veyahut muhakemesinin icrası Heyeti Umumiyenin kararına menuttur. Cinaî cürmü meşhut bundan müstesnadır” hükmüyle, dokunulmazlığın tek istisnası olarak cinayette suçüstü halini kabul etmiştir. 1961 Anayasasının 79 uncu maddesi ise yasama dokunulmazlığının istisnasını biraz genişleterek “ağır cezayı gerektiren suçüstü hali” olarak düzenlemiştir. 1982 Anayasasının 83 üncü maddesi “ağır cezayı gerektiren suçüstü hali”ne, “seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar”ı da eklemiştir. Ancak, 14 üncü maddedeki kötüye kullanma yasağının hangi suçları kapsadığı belirsizdir.
Üçüncü fıkrada “ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda suçüstü hali”nin yanında zimmet, irtikâp, rüşvet gibi maddede sayılan bazı suçlar da dokunulmazlık kapsamı dışında bırakılmıştır. Bu suçlar, zaten milletvekili seçilme yeterliliğini kaybettiren “yüz kızartıcı suçlar”dır. Esasen, bu yönde hazırlanan anayasa değişikliği teklifi, 20 nci yasama döneminde Meclis Genel Kurulunun 22/3/1999 tarihli 61 inci birleşiminde yapılan oylamada reddedilmiştir.
Milletvekilliği dokunulmazlığını sınırlandırmaya yönelik bu düzenleme, kamuoyunda bu yönde oluşan beklentileri karşılayacak olması bakımından da önemlidir.

Dördüncü fıkrada bir yenilik olarak, milletvekillerinin dokunulmazlıktan feragat edebilmelerine imkân sağlanmaktadır. Ancak beşinci ve altıncı fıkralarla uygulamada yasama çalışmalarının aksamasını ve keyfîliği önlemek açısından, dokunulmazlığı kaldırılan ya da feragat eden milletvekillerinin yargılanmasında bazı ek güvenceler getirilmektedir.
Yedinci fıkrada dokunulmazlığı kaldırılan, feragat eden ya da dokunulmazlık kapsamı dışında bir suç işleyen milletvekilleri hakkındaki davaların Yargıtayda görüleceği belirtilmiştir.

Madde 61- 1982 Anayasasının 84 üncü maddesi, milletvekilliği ile bağdaşmayan bir iş yapma sebebiyle milletvekilliğinin düşmesi halini düzenleyen üçüncü fıkra hükmü dışında aynen korunmuştur.
Üçüncü fıkradaki milletvekilliği ile bağdaşmayan bir görev veya hizmeti “sürdürmekte ısrar” etme şartı ise kaldırılarak, bu tür işleri sürdürdüğü tesbit edilen milletvekilinin milletvekilliğinin düşürülmesi mümkün kılınmıştır.


 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

                        Bu habere henüz yorum yapılmamış


Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları