Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Haşim Kılıç, karşı oy gerekçesinde İstenen 367 çoğunluğu, daha büyük sorunların kaynağı olmaya aday. Tam da bu noktada demokratik hayat, yerini ağır kaoslara bırakmak gibi hiç düşünülmeyen sonuçlara neden olabilir dedi.
ANKARA - Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Haşim Kılıç, Yüksek Mahkemenin 367 kararını azınlığın çoğunluğa tahakkümü olarak niteledi, karşı oy gerekçesinde, Cumhurbaşkanlığı seçimleri bundan sonra istenen toplantı nisabıyla daha büyük sorunların kaynağı olmaya adaydır. Tam da bu noktada demokratik hayat, yerini, daha ağır kaoslara bırakmak gibi hiç de düşünülmeyen sonuçlara neden olabilecektir görüşüne yer verdi.
Başkanvekili Haşim Kılıçın karşı oy gerekçesinin genel değerlendirme bölümünde, yargıçların karar ya da karşı oylarında yazdıkları dışında düşündüklerini kamuoyu ile paylaşma olanağı bulunmadığını vurguladı.
KİMSE MAHKEMEYE TELKİNDE BULUNAMAZ Hakimlerin, Anayasaya göre görevlerinde bağımsız olduklarını ve Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verdiklerini belirten Kılıç, CHP lideri Deniz Baykalın Çatışma çıkar sözlerini ima ederek, Anayasada hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz denildiğini anımsattı. Anayasanın bu maddeleri ile yargıçların vicdani kanaatleri tam olarak güvence altına alınmak suretiyle hiçbir organ, kişi veya mercin bunu etkilemesine imkan verilmemesinin amaçlandığını kaydeden Kılıç, karşı oy gerekçesinde, şu görüşlere yer verdi: Anayasanın öngördüğü bu sorumluluğun, en sade vatandaştan makamı ve rütbesi ne olursa olsun herkesin gereğini yerine getirme zorunluluğu vardır. Ne yazık ki bu zorunluluğa rağmen karar öncesi kimi kişi, kurum ve mercilerin mahkemeyi etkilemeye dönük söylem ve davranışlarını onaylamak mümkün değildir. Mahkemenin kendi istekleri doğrultusunda karar vermemesi halinde ülkenin bir iç çatışmaya sürükleneceği biçimindeki ifadeler, yargıcın vicdani kanaatinin oluşmasını doğrudan hedef alan bir eylem biçimidir. Anayasanın 138. maddesi açıktır. Bu sorumluluğa karşın, çatışma çıkacağı tehdidi ya da ülkeyi koruma adına yapılan açıklamalar oluşacak karara dönüktür. Sonucun kamu vicdanında tereddüt uyandırmasına neden olabilecek bu ve buna benzer davranışlar ve söylemler demokratik hukuk devletinde onaylanması mümkün olmayan sorumsuzluklardır. Hukuku korumaya yönelik bu düşünceler sadece tarihe not düşmek üzere yazılmıştır.
İÇ TÜZÜK DEĞİŞİKLİĞİ İRDELEMESİ Kılıç, karşı oy gerekçesinin, kararın değerlendirilmesine ilişkin bölümünde ise söz konusu TBMM kararının bir İçtüzük değişikliği niteliğinde olup olmadığını irdeledi. Anayasa Mahkemesinin TBMMnin çalışma biçimini düzenleyen İçtüzük değişikliklerini, ihdası nitelikte yeni bir İçtüzük kuralı oluşturması ve mevcut İçtüzük kuralını değiştirmesi biçiminde ele alındığını bildirdi.
İçtüzükte bulunmayan yeni bir konunun Meclis kararı ile uygulamaya konulmasının, Mahkemenin görev alanına girdiğini belirten Kılıç, adı yeni bir İçtüzük düzenlemesi olmadığı ve İçtüzük yapılması ve değiştirilmesindeki yöntem uygulanmadığı halde, değer ve etkisi bakımından birer İçtüzük kuralı niteliğinde olan Meclis kararlarının anayasal denetime bağlı tutulabileceğini belirtti.
Bir konunun mevcut İçtüzükte düzenlenmiş, nasıl yapılacağı ayrıntılı biçimde belirtilmişse bunun eylemli biçimde değiştirilmesinden bahsedilemeyeceğine işaret eden Kılıç, mevcut kuralın aksine bir uygulama yapılmış olmasının ancak içtüzüğe aykırı bir tasarruf olarak nitelendirilebileceğini kaydetti.
İçtüzüğe aykırı bir uygulamanın denetim yerinin ise ne Anayasa Mahkemesi ne de başka bir yargı kuruluşu olduğunu ifade eden Kılıç, Anayasanın 85. maddesinde sözü edilen yasama dokunulmazlığının kaldırılması veya milletvekilliğinin düşmesi ile TBMM İçtüzüğünün hukuki yapıları birer parlamento kararı olduğundan bunların Anayasa Mahkemesinin denetim alanında olduğunu, bunun dışında, ihdasi nitelikte olmamak kaydıyla alınmış parlamento kararlarının yargısal denetiminden bahsedilemeyeceğini kaydetti.
Davaya konu TBMM birleşiminde, oturumu yöneten Meclis Başkanının, Anayasanın 96. maddesindeki toplantı yeter sayısıyla ilgili kural uyarınca 184 milletvekilinin Genel Kurulda hazır bulunmasının gündemin Cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili kısmına geçilebilmesi için yeterli olduğunu belirterek bu konuda yapacağı uygulamanın İçtüzüğe ve Anayasanın 96. ve 102. maddelerine uygun olup olmadığı hususunu Genel Kurulun onayına sunduğunu anımsatan Kılıç, Cumhurbaşkanlığı seçiminde uygulanması gereken toplantı yeter sayısının Anayasanın 96. maddesinde öngörülen TBMM üye tam sayısının en az üçte biri oranındaki toplantı yeter sayısı olduğunun Meclis kararıyla tespit edildiğini belirtti.
MAHKEME BU DENETİMİ YAPAMAZ Belirtilen uygulama sonucunda ortaya çıkan bu kararın, TBMM İçtüzüğünün 121. maddesine uygun bir karar olabileceği gibi aykırı bir karar olduğu da ileri sürülebileceğini belirten Kılıç, iki görüşün de mümkün olduğunu ifade etti. Kılıç, şunları kaydetti: Ancak mümkün olamayacak tek şey, bunun İçtüzüğü değiştiren bir uygulama olduğunu ileri sürmektir. Aksi halde İçtüzüğe aykırı her durumun bir içtüzük değişikliği nitelemesi ile Mahkeme önüne getirilmesi kaçınılmaz olur. Anayasanın 84., 85. ve İçtüzüğün denetiminin öngörüldüğü 148. maddeler dışında bu tür parlamento kararlarının denetiminin Mahkemece yapılması, kaynağı Anayasada olmayan bir yetkinin kullanılması anlamına gelir. Anayasa Mahkemesi, Meclis İçtüzüğüne uygun ya da aykırı tasarrufların denetim merci değildir. Söz konusu karar İçtüzüğe uygun da olsa aykırı da olsa, bunun Anayasa Mahkemesinin görev alanına girmediği açıktır. Belirtilen nedenlerle görevsizlik kararı verilmesi gerekirken Mahkemenin görev alanına giren bir yasama tasarrufu olarak değerlendirilmesinde isabet yoktur.
TOPLANTI YETER SAYISI TÜRETİLMİŞTİR TBMM İçtüğüzünün 121. maddesinin, Cumhurbaşkanı seçiminin Anayasanın 102. maddesindeki hükümlere göre yapılacağını öngördüğünü anımsatan Kılıç, Anayasanın 102. maddesine yapılan bu gönderme nedeniyle sorunun 102. maddenin nasıl anlaşılması gerektiğinden kaynaklandığını belirtti. 102. maddedeki karar yeter sayısı yanında toplantı yeter sayısının da gösterilip gösterilmediği problemin esasını oluşturmaktadır tespitini yapan Kılıç, Anayasanın 102. maddesinin kapsamında bir toplantı yeter sayısının olup olmadığını tartışmadan önce, 1961 Anayasasının Cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili hükümlerinin irdelenmesine ihtiyaç bulunduğunu belirten Kılıç, 1980 darbesinin nedenlerinden biri olan Cumhurbaşkanının 6 aya yakın bir süre seçilememiş olmasının olaya ışık tutacağını ifade etti.
1982 Anayasasının 96. maddesinde Cumhurbaşkanlığı seçimi dahil, meclisin tüm toplantılarında 1961 Anayasasının tam mevcudun salt çoğunluğu koşulunun terk edilerek, tam mevcudun üçte birinin toplantı yeter sayısı olarak kabul edildiğini belirten Kılıç, Anayasanın 102. maddesinin birinci fıkrasından bir toplantı yeter sayısı üretmenin mümkün olmadığını, Meclisin çalışmalarını kolaylaştırmak amacı gözetildiğinde, maddenin tarihsel gelişiminin de buna izin vermediğini kaydetti.
Çoğunluk görüşünün dayanağını oluşturan bir toplantı yeter sayısının türetildiği Anayasanın 102. maddesinin birinci fıkrasında, Cumhurbaşkanı, TBMM üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ile ve gizli oyla seçilir denildiğini anımsatan Kılıç, şu görüşlere yer verdi: Fıkrada üçte iki, gizli oy ve seçim sözcükleri geçtiğine göre, bunun toplantı nisabı için öngörüldüğünü söylemek yorumda isabetsizlik değil, Anayasayı yorum yoluyla dolaylı yoldan değiştirmek anlamını taşır. Sözcüklerin anlam ve niteliği toplantı nisabı için kullanılmaya asla elverişli değildir. Anayasanın şekil şartlarına ilişkin düzenlenen tüm maddelerinde konular, net, anlaşılabilir ve yorumu gerektirmeyen açıklıktadır. Şekil kuralları yorumla üretilemez. Anayasayı yapanların tıpkı karar yeter sayılarına ilişkin düzenlemelerde olduğu gibi, toplantı yeter sayılarında da özel kurallar koymasını engelleyen ne olabilir? Bu kadar basit bir şekil şartı istenseydi açıkça belirtilirdi.
UZLAŞMA İÇİN TEHDİT UNSURU Kılıç, karşı oy gerekçesinde Cumhurbaşkanı seçiminde çoğunluğun ifade ettiği gibi 1. turdan başlamak üzere, önce üçte iki oranında üye ile toplantı nisabı, sonra da üçte iki oranındaki üyelerle karar yeter sayısı aranacak olmasının, toplantı nisabının uzlaşma için bir tehdit unsuru olarak kullanılması sonucunu doğuracağını belirtti. Kılıç, şu tespitleri yaptı: Anayasanın 102. maddesinin birinci fıkrasından hareketle en az 367 üyenin katılımı ile toplantı yapılmasını öngörmek, geriye kalan 184 milletvekilinin daha karar aşamasına gelmeden TBMMyi bloke ederek çalışamaz duruma getirmesine izin vermektir. Üçte birlik bir azınlığın seçim sürecini bu yolla engellemesi azınlığın çoğunluğa tahakküm etmesine neden olacaktır. Demokrasi sınırsız bir çoğunluk rejimi değildir, ancak, azınlığın çoğunluğa dayattığı bir rejim de hiç değildir. Bu yol, azınlığın çoğunluğu etkisiz hale getirmesi, başka bir anlatımla, çoğunluğun devre dışı bırakılması gibi hiçbir demokratik ülkede olmayan bir garabeti doğurur. Önceden kestirilmesi mümkün olamayan yorumlarla yeni usul kuralları üretilmesi hukuk güvenliğini yok eden yaklaşımlardır. Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin yirmi günde tamamlanmasını amaçlayan anayasa koyucunun daha birinci turda üçte iki toplantı nisabı ile sistemi tıkayan bir modeli istemiş olması asla düşünülemez. Toplantı nisabı (3/2) sağlanamadığı sürece 2., 3. ve 4. turların yapılması mümkün olmayacak, buna ilişkin kurallar anlamsız, işlevsiz kalacak, seçimlerin derhal yapılmasının bağlı olduğu 4. tur hiçbir şekilde gerçekleşmeyeceğinden fiili durumlarla sonuca gidilecektir. Daha seçimin başında üçte iki toplantı nisabını aramak, 1961 Anayasasında sorun olmuş bir konuyu çözmek, kolaylaştırmak değil daha da ağırlaştırmaktır. 1982 Anayasasını yapanların iradesi bu değildir. Cumhurbaşkanlığı seçimleri bundan sonra istenen toplantı nisabıyla daha büyük sorunların kaynağı olmaya adaydır. Tam da bu noktada demokratik hayat, yerini, daha ağır kaoslara bırakmak gibi hiç de düşünülmeyen sonuçlara neden olabilecektir. Belirtilen nedenlerle karar Anayasanın 102. maddesine aykırı değildir. Çoğunluğa bu düşüncelerle katılmadım.
SACİT ADALININ KARŞI OYU Üye Sacit Adalı da karşı oy gerekçesinde, ortadaki işlemin eylemli İçtüzük değişikliği değil, TBMM kararı olduğunu belirtti. Adalı, Anayasada sayılan istisnai haller dışında TBMM kararları üzerinde Anayasa Mahkemesinin denetimi olmadığını kaydetti. İlk inceleme evresinde, 4e karşı 7 oyla dava konusu TBMM kararının, eylemli İçtüzük değişikliği olarak nitelendirildiğini anımsatan Adalı, esas inceleme evresinde tartışmanın, eylemli İçtüzük değişikliğinin Anayasaya aykırı olup olmadığı üzerinde odaklandığını belirtti.
Toplantı yeter sayısı 1961 Anayasasına göre her iki Meclis için üye tam sayısının salt çoğunluğuyken, 1982 Anayasasının 96. maddesiyle üye tam sayısının üçte biri (184 oy) olarak düzenlenerek TBMMnin toplanmasının daha kolay hale getirildiğini anlatan Adalı, Anayasa ve TBMM İçtüzüğünün başka herhangi bir maddesinde özel bir toplantı nisabı öngörülmediğini kaydetti.
Anayasa ve kanunların kamu düzenini kurmak ve belli ihtiyaçları, amaçları karşılamak için çıkartıldığını belirten Adalı, Bir hüküm işlemez hale gelmiş ve değiştirilmek isteniyorsa, onun da bir ihtiyaca dayanacağını vurguladı.
ASKERİ İHTİLAL SEBEBİ HALİNE BİLE GELDİ Sacit Adalı, 1961 Anayasasındaki Cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili maddenin, işlemez duruma düştüğünü, Meclisi aylarca çalışmaktan alıkoyduğunu, tıkanmaların ortaya çıktığını, sonunda bir askeri ihtilalin sebebi haline bile gelebildiğini ifade etti. Adalı, karşı oyunda şu görüşlere yer verdi: Böyle siyasi bunalım durumlarından kurtulmak için Cumhurbaşkanlığı seçimi kolaylaştırılmak, kısa vadede çözüme ulaşmak, engellemeler kaldırılmak amaçlanmış, bu meyanda, sonu belli olmayan turlamalar 1982 Anayasası ile dörtle sınırlandırılmış, son tur oylamaya en çok oy alan iki adayın katılıp seçilebilmek için de salt çoğunluk sayısını bulmaları gerektiği öngörülmüş, aksi halde milletvekili seçimlerinin yenileneceği gibi bir müeyyide (tehdit) getirilmiştir. Bu itibarla, Cumhurbaşkanı seçiminde erkenden sonuç almayı hedefleyen bir iradenin, daha başta genel kurulda üye tam sayısının üçte ikisinin bulunmaması halinde müteakip turlara geçilemeyeceği ve böylece seçim sürecinin otomatik olarak işleyemez hale geleceği, 367 milletvekili ile oturuma başlanmadı diye TBMM seçimlerinin derhal yenileneceğine karar vermesi Anayasanın temel ilkelerine ve maksadına da aykırı olur.
KENDİ KENDİSİYLE ÇELİŞMEK OLUR İlk oylamada 367 üyeyle toplansın diyen bir anayasa koyucunun altı gün sonra 276 milletvekilinin oyuyla Cumhurbaşkanının seçilmesine müsaade etmesinin (razı olması) kendi kendisiyle çelişmesi demek anlamına geleceğini belirten Adalı, sonuç almaya zorlama iradesiyle süreci baştan zorlaştırma tavrının birbirine zıt şeyler olduğunu vurguladı. Anayasanın 102. maddesinin birinci fıkrasında, toplanmak için değil Cumhurbaşkanını gizli oyla seçmek için 367 oyun gerektiğinin ifade edildiğini anımsatan Adalı, gerekçesinde, Toplantı nisabının karar nisabı gibi 367 sayılması hukukun büyük ölçüde zorlanması demektir. Cumhurbaşkanı seçiminde de toplantı nisabı bakımından uyulması ve uygulanması gereken Anayasa kuralı 96. maddede yer almaktadır görüşüne yer verdi.
TBMM İçtüzüğünün 121. maddesinin birinci fıkrasında, Cumhurbaşkanı, Anayasanın 101. maddesinde yazılı nitelikleri taşıyan adaylar arasından, Anayasanın 102. maddesi hükümlerine göre seçilir hükmünün yer aldığını anımsatan Adalı, bununla Anayasanın 102. maddesine atıf yapılmasıyla yetinilmiş, başka bir düzenlemeye gidilmediğini kaydetti.
HER MİLLETVEKİLİNİN GÖREVİ Bir hakkın suistimalinin kanunca himaye görmeyeceği ve bir işten maksat ne ise hükmün de ona göre olacağı evrensel hukuk kurallarındandır diyen Adalı, şöyle devam etti: Meclis genel kuruluna girmek, toplantılarda hazır bulunmak, kanun yapıcılığında aktif rol almak, dolayısıyla, Meclisin işlemesini sağlamak her milletvekilinin en tabii görevidir. Yasama organı üyeliğine seçilmiş ve bu sıfatla beş yıl hizmet etme hakkını kazanmış olmanın icapları arasında toplantılara katılmamak suretiyle Meclisin çalışmasını güçleştirmek, önlemek ve karar alınmasına mani olmak yoktur. Anayasada belirtilen olağan engelleme (obstrüksüyon) yolları ancak Mecliste fiilen hazır bulunulduktan sonra düşünülecek şeylerdir. Aksi halde, üçte iki veya beşte üç nisabının arandığı toplantılarda Meclise girmeyerek karar alma mekanizmasını tıkamak her zaman mümkün olacaktır. Artık bundan sonra 367 oy şartı aranacağından ve Meclisin teşkil tarzı daima değişebileceğinden Cumhurbaşkanını seçmek de son derece zorlaşacak, hatta, bu usulü yumuşatmak bakımından, mesela, seçim usulünü yeniden düzenlemek için 175. madde uyarınca beşte üç çoğunlukla Anayasa değişikliğine gitmek bile kolay olmayabilecek, 1961 Anayasası uygulamasında karşılaşılan zorluklara 1982 Anayasası ile getirilen çözümler, tam bir geri dönüşle, sistemde daha ağır sosyo-politik ve sosyo-ekonomik problemlere yol açabilecektir. Esas olan, Meclisin arızasız işlemesi, kesintisiz çalışması, görevini yapması ise, Anayasa hükümlerini buna göre yorumlamak kamu düzenini devam ettirmenin ve toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olmanın da gereğidir. Bu sebeplerle çoğunluk yorumuna ve görüşüne katılmamaktayım.
Haşim beyin ne kadar demokrat olduğunu
nakşi şeyhlerine soralım, onları
kendisini çok iyi tanırlar...
Mahir - Ankara
27 Haziran 2007, Çarşamba 13:28
Haşim Kılıç Beyin gerekçesini okuduktan
sonra gerçekten kendisini yürekten
kutlamak geldi içimden.Ama
ulaşamayacağımdan bu yolla teşekkür
edeyim.Haşim Bey gerçekten tam bir
demokrasi örneği vermişsiniz vede
hukukçu olmayan bizlere bile konuyu net
şekilde aktarmışsınız
teşekkürler.Umarım sizin gibi gerçekten
demokrat ve demokrasi yanlısı insanlar
çoğalır da ülkemizede demokrasi
yerleşir.Tekrar teşekkürler .....
zen - İstanbul
27 Haziran 2007, Çarşamba 12:49
anayasa mahkemesinin politik bir kara
verdiğini zaten biliyorduk,
laikliği istediğimiz gibi yaşayamadık
sadece laiklik demogojisi yaptık,
bu demogojiyii yapanlarda belli
yerlerde kadrolaşmışlar,ülkemde
kimsenin uzlaşabileceğine
inanmıyorum,çünkü bazı şeylere
körükörüne inanılıyor