ANAVATAN ile DYPnin birleşme çalışmalarına ilişkin süreci iyi tahlil etmek, şimdi iki lideri istifaya davet eden pek çok ismin de en az liderler kadar kusurlu, hatta kötü niyetli olduğunu da ortaya çıkaracaktır...
ANKARA - ANAVATAN ve DYPnin biraraya gelmesiyle oluşacak DP birleşmesi gerçekleşmediği için bugün herkes bir günah keçisi buluyor. Çoğunlukla da iki lider tüm eleştirilerin hedefi oluyor. İki liderin kişisel hırsları, kaprisleri, yetersizlikleri ve beceriksizlikleri nedeniyle bu birleşmeyi gerçekleştiremediği, neredeyse herkesce kabul görüyor.
Pekiyi gerçek böyle mi? Gerçekten iki lider birleşmemek için mi gayret sarfettiler? Yoksa bir olmazı, siyasi sistemdeki çarpıklıkların sonucu yaratılmış bir ayrımı en dar zamanda, en olumsuz koşullarda ortadan kaldırmak için uğraştılar da, olmaz olmadı mı?
Neden kimse Baykal ve Zeki Sezere, Niçin birleşmek yerine seçimin hemen ertesinde bitecek bir ittifak kurdunuz, niye birleşmeye cesaret edemediniz? diye sormaz da, Ağar ve Mumcunun bir olmazı oldurma mücadelesindeki cesaretlerini görmeyip, yerden yere vurur?..
Elbette birleştik diye elele kamuoyunun önüne çıkan iki lider, bu birleşme gerçekleşmediğinde en büyük eleştiriyi alan isimler olacaktır. Ancak bu eleştirilerin doğru gerekçelere dayanması, hem Türkiyedeki siyasi yapının Türk insanını gerçek anlamda yansıtacak şekilde yeniden yapılanması için gereklidir, hem de kimsenin hakkını yememek adına zaruridir.
Süreci detaylarıyla incelemek, her aşamada yaşanan sıkıntıları ve sebeplerini doğru tespit etmek, bize öncelikle bu koşullarda birleşmenin nasıl bir nafile gayret olduğunu gösterecektir. Ayrıca süreci iyi tahlil etmek, liderlerin hatalarını da ortaya koyacaktır ama aynı zamanda şimdi iki lideri istifaya davet eden pek çok ismin de en az liderler kadar kusurlu, hatta kötü niyetli olduğunu da ortaya çıkaracaktır.
SEÇİM BARAJI KİME KARŞI? Birleşme kamuoyuna deklare edilmeden önce, henüz her iki partinin kulislerinde ciddi biçimde konuşulmaya başladığında, çoktan geç kalınmıştı bile. Türkiye cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde çalkalanmaya başlamış, erken seçim de uç vermişti.
Böylesine karışık bir ortamda, bu kadar kısa bir sürede yapılacak bir birleşmenin sadece seçimden karlı çıkma hedefi taşıyacağı, siyasal bir bütünleşmeyi gerçekleştiremeyeceği gerçeği bir kenara, ne kadar sağlıklı olacağı da ayrı bir tartışma konusuydu.
Herhangi bir partide bile büyük çıkar çatışmalarına, istifalara, kopuşlara neden olan liste savaşlarının, seçime çeyrek kala birleşmeye kalkan, tek bir listeye sığışmaya kalkışan iki köklü partide ne büyük fırtınalar yaratacağını görmemek mümkün müydü?
Elbette bu riski hem Ağar, hem Mumcu hem de onları bu birleşmeye davet ve ikna edenler gördüler. Ancak Türkiyedeki siyasi çarpıklıkların bu birleşmeyi dayattığı görüşü, riskin alınması gerektiğini herkese kabul ettirdi..
Temel çarpıklık yüzde onluk dev seçim barajıydı. ANAVATANın önüne aşılmaz duvar gibi dikilen baraj, bir önceki seçimde aynı duvara çarpıp meclis dışında kalan DYP için de halen korkulu rüya sebebiydi..
Herkes birleşin diyordu ama kimse hala bu baraj niye var, kime karşı bu kadar yüksek diye sormuyordu. Kimsenin açıkca söylemediği ama herkesin net biçimde bildiği bu barajın DTPye karşı varlığını sürdürdüğüydü. Traji komik olan ise bugün DTPliler bağımsız aday formülüyle 25-30 kadar milletvekili çıkarıp Mecliste grup kurmaya çok yakınlar ama bu sistemin iki köklü merkez partisi ANAVATAN ve DYP ya da yeni adıyla DP Meclis dışında kalacak. Yıllar önce PKK saflarında Şemdinliye silahlı baskın gerçekleştirenlerden biri olan Seferi Yılmaz aldığı mahkumiyet affa uğradığı için Meclise girebilecek, ancak teröre karşı yıllarca öyle ya da böyle mücadele eden Mehmet Ağar belki de baraja takılacak, Meclis dışı kalacak... Sizce de bir çarpıklık yok mu?
KARDEŞİN KARDEŞE GÜVENSİZLİĞİ... İşte bu çarpık baraj engelini aşmak için iki lider birleşmeye evet dedi. Bir de yıllardır başarılamayan, başarılamadıkça kıymeti abartılan merkez sağda birleşme fetişinin de iki lidere cazip geldiğini söylemek lazım.
Yıllardır yapılamamışı yapmak, vitrine konacak yeni yıldız isimlerle yüzde 20lere 25lere ulaşmak umudunu elbette bir siyasetçinin reddetmesi zordu. Hele bu iki isim Ağar ve Mumcu gibi görece genç ve hırslı isimlerse.
Reddetmediler, kolları sıvadılar...
Temel hata yığınakta yapıldı ve sonra cephe boyu devam etti. Mumcunun olmazsa olmazı eşit temsilde bir birleşmeydi. Ağarınsa ilk günden son güne kadar kafasında Biz yüzde 9.9luk partiyiz, onlar yüzde 2lik. Nasıl eşit olabiliriz? düşüncesi vardı.
Bu büyük uçuruma rağmen iki lider imzaladıkları ve elele kamuoyuna açıkladıkları deklerasyonda eşit temelde birleşmeyi taahhüt ettiler... Ve sonraki sürecin her adımında Mumcu bu taahhütün yerine getirilmesini istedi, Ağarsa hep bir bahane aradı. Süreci zehirleyen temel hatalardan birisi bu oldu.
İki parti tabanda değil tavanda karar almıştı ve tavanda birleşmeye çalışıyordu. Pekiyi tavanda birleşmenin olmazsa olmaz koşulu liderlerin tabanlarına tam hakimiyeti var mıydı? İki lider de olduğunu söylüyordu ama olmadığını süreç gösterdi.
Mumcu bir süre sonra ANAVATAN yönetim kurullarında yer alan, eski genel başkan Mesut Yılmaza bağlı ve halen onun talimatlarıyla hareket eden isimlerle ters düşmeye başladı. Bir süre sonra bu isimlerle Mumcunun yardımcıları arasındaki görüş ayrılıkları yumruklaşmaya kadar vardı.
Mehmet Ağarın tabanla daha çok sorunu olduğu, ortak Genel İdare Kurulunun seçilmesi gereken kongre yaklaştığında ortaya çıktı. Ağar sürekli bu kongreyi erteledi. 3 Haziran, 9 Haziran ve en son 17 Haziran... Üstelik bu ertelemeye rağmen kongre çağrısını hiç yapmadı. Çünkü böyle bir kongrede yaşanacak muhalefet tüm DP yönetiminin gözünü korkutuyordu. Nitekim Ağar bir sohbette muhataplarına, Aday listeleri belirlendikten sonra örneğin 17 Haziranda yapılacak böyle bir kongreye herkes kurşun geçirmez yelekle katılır diyerek, durumun vehametini itiraf ediyordu.
Birleşmenin temelini oluşturan bu kongrenin sürekli ertelenmesi Erkan Mumcunun güvensizliğini adım adım artırdı. Mumcunun konuyu her açtığında Ağardan aldığı, Hallederiz canım kardeşim cevabı da inandırıcılığını yitirdi. Ve sonunda Erkan Mumcuyu, Ben kandırılıyorum. Anavatanı kapatıp DPye katılacağım ama ortak kongre yapılmayacağı için tüm söz hakkımı kaybetmiş olacağım. Tüm yetkiler Ağarın ve DYPden kalan Genel İdare Kurulunun eline geçecek... noktasına getirdi.
Haksız mıydı? DPliler de biliyordu ki haklıydı. Ancak Ben hayatımda kimseyi aldatmadım demekten öteye gidemeyen Mehmet Ağar da ortak kongreyi toplamaya bir türlü cesaret edemiyordu. 4 Haziran listesi verildikten sonra Genel İdare Kurulunda yaşanan kopuşlar, genel başkan yardımcılarının istifaları Ağarın endişelerinin hiç de boş olmadığını ortaya koydu.
Bu isimlere güvenerek yapılacak bir ortak kongreden nasıl bir sonuç çıkacağını Allah bilirdi, Mehmet Ağar bilmiyordu.
İki lider onca toplantı yaptılar, bir kere bile tartışmadılar. Medeni ve dostça sohbet ettiler. Ağar, Mumcuya hep kardeşim diye hitap etti, hep Mumcudan kardeşim diye söz etti. Bu hitap biraz da küçük kardeşim tonu yüklü müydü bilinmez ama iki lider hiç bir sorunu kavga döğüş çözmediler.
Hiç tartışmadılar, hiç kavga etmediler ama bu nedenle de hiçbir sorunu çözemediler, hep ertelediler. Ve sonuçta sorunlar çözülmez noktalara gelip birleşmeyi bitirdiler.
LİSTELERİ TARTIŞAMADILAR Kİ Birleşememeye sebep arayanlar genel olarak iki liderin liste anlaşmazılığı yaşadığı görüşünü dile getiriyor.
Aslında anlaşmazlık, sıra listelere gelmeden yeni vitrin konusunda başladı. Mumcunun aklından geçen, görüştüğü pek çok isme Ağar sıcak bakmadı. Mesela İilhan Kesici, mesela Ramiz Ongun... Bu isimler çeşitli nedenlerle Ağara takıldı. Ağarın vitrine taşımak istediği Sinan Aygün gibi kimi yeni isimlere de Mumcu sıcak bakmıyordu. Ancak Ağar genel başkanlık sıfatını kullanarak bu isimleri kamuoyuna lanse etti. Bu tavır da Mumcuda eşbaşkanlık sıfatını sorgulamasına yol açan ciddi kuşkular yarattı.
Listeler konusunda iki lider bir kere konuşabildi; 31 Mayıs Perşembe günü, Anayasa değişikliğinin ikinci kez oylanmasından hemen önce... A harfi ile başlayan iller görüşüldü. Büyük sorunlar çıkmadı, ancak görüldü ki Mumcunun önerdiği isimlerin önemli bölümü teşkilattan yöneticiler Ağara göre ise bu tür isimlerin oy alma şansı yoktu. Örneğin Antalya listesi konuşulurken Ağar, Süleymancı grubun önde gelen isimlerinden Ahmet Denizolgunu birinci sıraya önerdi. Mumcu kabul etti. İkinci sıraya Hasan Subaşı dedi, Mumcu bu isme de onay verdi. Üçüncü sıra için bu kez Mumcu Anavatan il başkanı İsa Akdemiri önerdi... Akdemir daha önce DYPden Kepez belediye başkanlığı yapmış, daha sonra Anavatana geçmiş bir isimdi.. Mumcu kendisine güveniyordu. Ancak Ağar bu isme hiç bir DYPli oy vermez deyip itiraz etti.. Benzer tavırlar sonraki komisyon görüşmeleri sırasında da bolca yaşandı
Listeler konusunda sürece en büyük darbeyi Anavatan Milletvekilleri sorunu vurdu. Ağar ve arkadaşları, Anavatan milletvekillerinin listelerde yeralmasına şiddetle karşıydılar. AKP ve CHP kökenli bu isimlerin merkez sağ tabandan oy getirmeyeceğine, hatta kaybettireceğine inanıyorlardı. Oysa Mumcu grup kurduğu bu miletvekillerine Cumhurbaşkanlığı oylamalarına katılmamayı kabul ettikleri gün siyasi geleceğiniz benim boynumun borcudur sözü vermişti. Bu isimlerden vazgeçmesi düşünülemezdi bile...
Bu sorun, 4 Hazirandan sonra can havliyle yapılan ittifak görüşmelerinde bile çözülemedi, en büyük anlaşmazlık konularından biri olarak kaldı
MESUT YILMAZ: ÖNCE BİRLEŞTİREN SONRA BÖLEN Mesut Yılmaz sürecin başlangıcında ciddi çaba sarfeden bir isimdi... Özellikle Birleşemeyiz ittifak yapmalıyız görüşünü şiddetle savunan Ağarın birleşmeye ikna edilmesinde büyük katkısı oldu. Ayrıca ANAVATAN yönetiminde yeralan kendine yakın bir kaç isimle de Mumcu cephesinde birleşme yönünde baskı yaptı.
Ancak temel bir hata yapıldı. Mehmet Ağar, Mesut Yılmaz ilişkisi Mumcuyu rahatsız edecek boyutlara vardırıldı.
Mumcunun karşı çıkmalarına rağmen Yılmazın DP listelerinde bağımsız olarak yer almasıyla yetinilmedi. Yılmazın eski ANAPlı bir takım isimleri de mutlaka listelerde görmek istediği, Ağarın da bu talebe sıcak baktığı iddiası gündeme geldi.
Gerçek anlamda yalanlanmayan bu iddia Mumcu ve arkadaşlarında ciddi şüpheler oluşturdu. Mumcuya yakın isimler şu görüşü dile getirmeye başladılar; DYPliler için iki ANAVATAN var; Birisi Mumcunun genel başkan olduğu kurumsal ANAVATAN, diğeri de Yılmaz ve arkadaşlarının oluşturduğu ikinci ANAVATAN.
O günlerde birleşme kulislerinde sıkça, DPliler eğer Mumcuyla birleşme gerçekleşmezse Mesut Yılmazın ANAVATANı ve Genç Parti ile birlikte seçime girecekler! iddiası dile getiriliyordu.
Bu iddiaların doğruluğu kanıtlanmadı ama DP yöneticileri şüpheleri arttıracak görüşler dile getiriyorlardı;
Biz şimdi AKPden CHPden gelmiş isimeri ANAVATANlı diye listelere koyacağız, yıllarca ANAVATANda çalışmış bir sürü ismi Mesut Yılmaza yakın diye listeye koymayacağız. Bu durumda ANAVATANla birleşmiş olmayız ki...
Bu görüş belki DP açısından doğruydu ama Mumcu ve arkadaşları için kabul edilemezdi. Mumcu ve arkadaşları Mesut Yılmazın hiç bir şekilde oyuna dahil edilmesini istemiyorlardı. Mesut Yılmazın masada kaybettiği görülmemiştir. Yılmaza masada kaybetmemenin tek yolu onu masaya, oyuna oturtmamaktır diyorlardı ama DPlilere dinletemiyorlardı.
Bugün gelinen noktada, Mumcu parlamento dışı, Ağar ağır hasarlı bir partiyle baraj endişesi yaşıyor, Mesut Yılmazsa merkez sağda genel başkanlık yapmış tek isim olarak Meclisin bağımsız sıralarına oturmaya hazırlanıyor. İlk fırsatta yeniden liderliğe soyunmak üzere...
Bugün DPlilerin Anavatanlıları nihayet anladığını söyleyebiliriz.
Birleşme sürecine katalizör olarak katılan Mesut Yılmaz, böylece zaman içinde sürece ve Ağar-Mumcu ilişkisine en büyük zararı veren etkene dönüşüyordu.
BİRLEŞME CESARETİ YİNE OLACAK MI? Şimdi artık, başlangıç noktasından bile geriye düşüldü. ANAVATAN seçime katılamaz hale geldi, Mehmet Ağar baraj endişesini birleşme çalışmaları öncesine göre çok daha fazla yaşıyor.
Hak ettiklerini söylemek haksızlık. Bir olmazı oldurmaya çalıştılar. Birleşmenin olmazlığında geçmişten gelen kusurları belki yoktu ama olmazı oldurmaya da güçleri yetmedi. Belki kimsenin yetmezdi...
Ancak ortada büyük hayal kırıklıklarına, hatta öfkelere karşın seçim sonrasında birleşme artık daha az olmaz...
DP barajı aşsa da aşmasa da, muhtemelen seçimden yaralı bereli çıkmış iki parti olacak 23 Temmuzda. Ama hayat da durmayacak siyaset de...
Bu iki partinin birbirine ihtiyacı her zamankinden daha çok olacak. Ve dahası Türkiyenin güçlü bir merkez partiye ihtiyacı belki de hiç olmadığı kadar çok olacak.
Bu işe cesaret edecek iki bider olabilecek mi? İşte onu zaman gösterecek