Kadınlar Günü’nün anası Clara Zetkin
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Yaşam
İnsanlar
İlişkiler
Alışveriş
Hayvanlar Alemi
Lezzet
Gezi
Taylan Kümeli ile Yaşama Sanatı
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa

Kadınlar Günü’nün anası Clara Zetkin

Tarihte belgelenen ilk kadın hareketi 1909’da New York’ta gerçekleşti. Bu günü dünyaya kabul ettiren kişi ise Clara Zetkin’di.

 DİĞER HABERLER

  YAŞAM - EN ÇOK OKUNAN HABERLER
Derleyen: AFŞİN YURDAKUL
NTV-MSNBC
Güncelleme: 11:00 TSİ 09 Mart 2007 Cuma

İSTANBUL - 98 yıl önce 20 bin kadın işçi, çalışma koşullarını ve adaletsiz ücretleri kınamak için grev yaptılar. Şubat 1910’a kadar süren grev sırasında polis 700 kadar kadını tutukladı.
Haberin devamı

Dünya Kadınlar Günü’nün asıl mimarı kuşkusuz 1907’de Uluslararası Sosyalist Kadınlar gününü organize eden Clara Zetkin. Zetkin tüm sosyalist partileri kadınların oy hakkı için mücadele etmeye çağırmış, kadın haklarının korunması için mücadele vermişti.

1908 yılında New York Sosyal Demokrat Kadınlar Birliği bu çağrıya uyarak büyük bir gösteri gerçekleştirdi.

1910 yılında Kopenhag’daki Sosyalist Kadınlar 2.Enternasyonal Konferansı’nda Zetkin, uluslararası bir kadınlar günü olmasının gereğini savundu ve katılımcıları ikna etti.
19 Mart 1911’de de Avrupalı sosyalistler ilk kez bir uluslararası kadınlar gününü kutlayarak, İsviçre, Avusturya, Danimarka ve Almanya’da yaşayan bir milyondan fazla kadına eşit haklar sağlanması için seslerini yükseltti.

İlk Dünya Emekçi Kadınlar Günü protestolarından... Kadınlar ve hatta erkekler bu günü "Kadınlar gökyüzünün yarısını elinde tutuyor" pankartlarıyla kutlamıştı.

Rus sosyalist kadınlar 23 Şubat 1917’de Petrograd’da yapılan bir kadın hakları protestosunda “ekmek ve barış” sloganlarıyla polisle çatıştı.

Eski Rus takviminin 23 Şubat günü, Sovyet Devrimi’nden sonra kabul edilen Bati takvimindeki 8 Mart’a rastladığından, 1918’den itibaren Kadınlar Günü 8 Mart’ta kutlanmaya başlandı.
Vladimir Lenin 1922’de Uluslararası Kadınlar Günü’nü bir komünist bayramı olarak ilan etti.

2. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş yıllarında adeta yok olmaya yüz tutan kadın hareketi, 1960’ların sonunda tekrar canlandı. BM’nin 1975 yılını kadın yılı olarak ilan etmesi ve bunu takiben 1975-1985 arasının kadınların on yılı olarak açıklanması harekete gönül verenleri yüreklendirdi.
1977’de UNESCO’nun 8 Mart’ı Dünya Kadınlar Günü olarak açıklamasından bu yana bu gün dünyanın her yerinde Kadınlar Günü olarak kutlanıyor. 8 Mart sadece kadınları hatırlamaya değil, kadın hakları, kadın-erkek eşitsizliği, ve kadına karşı şiddet gibi sorunların da tartışılmasına vesile oluyor.


 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

emel calıs  - İstanbul
13 Mart 2007, Salı 13:50  
kadın haklarını tam sindirememiş olduğunuzu düşünüyorum. her ne kadar mantıklı bi sebep öner sürermiş gibi görünseniz de bu dediğiniz eşitlğin suanda mevcut olmadığınız biliyorsunuzdur eminim. tabiki herkes eşit olsaydı kadın hakları olmazdı sadece yurttaslık hakları olurdu. ama gayet acıktı ülkemizde kadınlar ve erkekler eşit değil. bunu meclise bakarak da cok rahat anlayabilirsin. o yüzden suanda kadın hakları mutlaka olmalı.

A.Levent çeri  - Ankara
09 Mart 2007, Cuma 12:18  
İlk kadın hareketi ABD de başlamış.Haberde okuyunca yinemi ABD diyoruz. Ama işin aslı böyle.Günümüz dünyasında, coğrafyaları dahi değiştirecek gücü ve pervasızlığı bulan ABD,bu günlerde gıpta ile baktığımız iç demokrasisini, büyük sınavlarla yıllar önce vermiş.Hepimizin bahsettiği ,tabiiki diğer ülke insanlarına sunduğu demokrasi değil.Bu hepimizce tartışılıyor ve de eleştriliyor.Ama ince nokta şu,ABD de Yaşayan insanlara bu demokrasi dışarıdan ,silah yada bir dayatma yada bir yaptırım yada zoraki bir rejim olarak gelmemiş.Orada yüz yıl önce yaşayan halk,sancılarla,kimi zaman tutuklamalarla,kimi zaman ölümlerle ve yine kendi halklarından olan yöneticilerle savaşarak,inatla ve inançla,ki inanç burada doğruluğuna ve gerekliliğine sadece sizin için gerek olmayan,sizden türeyecek yada türemeyecek ,sonra gelen tüm insanlar için gerekli olduğuna inandığınız herşey için gerekli bir doğru kabullenimdir. Bu bilinçle kazanılmıştır...İmanla ,dinle alakası yoktur.Keza Mustafa Kemal ATATÜRK o günkü Türkiye şartlarında dahi bu gerçeğin farkındadır ve aynı sorunların üstesinden yine aynı halkıyla, kendi insanı olan önce padişahlara karşı bu savaşı vermiştir. Bizim hatamız,hemen hemen aynı zaman dilimine rastlayan,haklar ve özgürlükler arayışımızın sonunu geliştiremeyip devam ettirememizdir.Ülkemizde sadece kendini geliştiren,sürekli yenileyip güncelleyen, kimse şaşmasın ama ,sadece askeriyemizdir.Şimdi,iş kişisel haklar özgürlükler olduğunda bu askerde nereden çıkmış demeyin.Aynı askeri düzeni kuran Mustafa Kemal,çok ciddi sınavlardan sonra çok farklı çok değişmiş ve de değişim ivmesi kazanmış bir sivil irade ve halk hareketi de oluşturmuşken,bizler sanki inadına yaparcasına ümmetçi davranışlar la cennetten yer kapacakmışız gibi elimizle çoğu zaman yenilikleri vede demokrasiyi vede çağdaşlığı itmedikmi. Bir öğretmene,bırakın köylerimizi kasabalarımızı,şehirlerde dahi şıhlardan şeyhlereden geri tutmadıkmı.Kaç kişinin akrabası yada komşusu yada ne bileyim en yakını işte,hangisi nefesi kuvvetli hocadan önce doktora gitti.Hayatımız boyunca en az birkere tanık olduğumuz bu olaylara lütfen zamanın gerisini de ekleyerek vede arttırarak düşünün.Evinde mal sayılan kadına seçme ve seçilme hakkını vermesine rağmen,kendisini dinin gereği olarak buna layık görmeyen bir kadın topluluğundan ,kadınlar gününün manasını sormamız kadar saçma bir şey olamaz.Yine aynı tipler meydanda,yine tanıdık yüzler şarkılar söylüyor.Yine o aydınlık yüzler ama sayı hep aynı.Garipsenen şu ki,her hareket ki bu bilinçlenme ve hak arama hareketlerinde ivme ve sayı ilkin azdır ve de çok tepki çeker.En haklısı olanları hızla büyür vede daha çok haklılıkla sarmalanır ki artık değişim gerçekleşmiş vede kabullenilmiştir.Tarihte birçok şey böyle olmuştur.Alman faşizminin yıkılması, Mustafa Kemal in ,aynı coğrafyada aynı halkla özgürlük savaşı,ABD nin kadın hakları mücadelesi gibi olaylar çok benzeşirler aslında,oluş ve de bitiş şekilleriyle.Tek fark, biz ülkemizde bu alınmış vede kazanılmış ivmeyi devam ettiremedik.Aldığı ilk ivmeyi geliştirerek tek devam ettiren onun içindirki sadece Askerdir.Eğer sivil idare kendini yönete bilen daima ilerici genç dinamizmini kullana bilen yöneticileri,kurulduğu ilk yıllardan beri seçebilseydi,ağalığı kaldıran rejime inat ağasız yapabilseydi,tekkelerden zaviyelerden kurtarılan ülkede ,gençler 2000 li yıllarda tarikatlat çenberinde kalmasaydı, askeriyenin içine sadece asker çayı içmek için girerdik,kışlasında, asker sadece spor yapıp eğitimine bakardı.Belkide neden olmasındı ki eğer bizler sancılarla kazanılmış demokrasimiz vede özgürlüğümüzü eğitimle,bilimle süsleseydik,askerliğimizi bir bölümümüz kamu dediğimiz hizmetlerde bile yapardık.Hakların alınmasındanda önemlisi devamlılığı ve işlevselliğidir.Bu anlamda bunun haricindeki herşey ölü bir bedene estetikten başka birşey değildir.Bunu bilinçlendiremediğimiz kuytulardaki kadınlar okumayacak yada okuyamayacak biliyorum. Onlarında ve tüm kadınlarında kadınlar günü kutlu olsun...

Tugsan Kaleci  - Yozgat
08 Mart 2007, Perşembe 17:24  
Hukuk devleti tanimlamasinda, kadin haklari diye bir norm olmamasi gerekir,O zaman erkek haklarindan da bahsedilmesi gerekir. Hukuk karsisinda tüm insanlar esittir.Hukuk evrenseldir, yasalar sa her ülke kendi yasasini kendisi yapar.Türkiyede ise, yasalar anlaminda kadinlarin hangi yasada haklari gasp ediliyorsa, hukukcular bu konulara egilmeli, basin yoluyla dile geitrmelidir. Dünya Kadinlar gününde ezilen kadindan bahsediyorsak, Erkek egemen toplumlarda tamamen normal bir sonuc.tek tek bireyler degil, toplumsal bilinc i toplumun tüm katmanlarina yaymak zorundayiz ki, konumuz eger "cinsiyet" degilse, kadin- Erkek diye siniflandirma yapilmasin.Islam toplumu oldugumuzu da unutmamak gerekir.Cumhuriyetin kurulus yillarini takip eden yillarda bir tür zorlamalar görülür esitlik konusunda,kadinin toplum a kazandirilmasi konusunda,okur-yazarlik konusunda ama, daha sonra dinsel yapilanmalar topluma tekrardan verilmeye baslandiginda ayrim da baslamistir.Muasir medeniyet seviyesine erisilememis olmasinin sonuclari,birey olamamanin, yurttas olamamanin sonuclari. Kadinlar; ne basimizin Tac i, nede ayagimizin paspasi Her Türk vatandasi gibi onlarda bu ülkenin bireyi.Herkes evinin önünü süpürmeli.

Bütün Görüşleri Oku

Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları