|
|
 |
|
| |
Pamuk, babasıyla barıştı
Barışmak için önce hesaplaşmak gerekiyor. Orhan Pamuk, bu hesaplaşmayı 2003te yayımlanan İstanbulu, 2002de kaybettiği babasına ithaf ederek başlattı. Ama babaya ithaf edilen kitapta, Pamukun mutsuz bir çocukluk geçirdiğini okuduk. |
|
Osman İkiz
NTV-MSNBC
Güncelleme: 11:57 TSİ 10 Aralık 2006 Pazar
STOCKHOLM - Baba hep gezilere çıkmış, annesini sürekli aldatmış, çocuklar da ya baba yolu gözlemiş ya da anne ile baba arasındaki gerginliğin elektrikli atmosferinde yaşamışlar. Şefkati ise anne, babadan çok dadının kollarında bulmuşlar. Hüzünlü İstanbulu okuyup da bu itiraflarla sarsılmamak olanaksız. Okuyan sarsılıyorsa, yaşayan ne yapsın?
| DİĞER HABERLER İÇİN TIKLAYINIZ |
 |
|  | Orhan Pamuk zeki bir insan olarak İstanbulla ruhunu kemiren bu yükten kurtulmanın ilk adımını attı.
Nobelle ustalığı tescillenmiş bir edebiyatçı olarak da son adımı 7 Aralık akşamı İsveç Akademisinin tarihi salonunda yüzlerce kişinin önünde ve milyonlarca televizyon seyircinin kendisini izlediği sırada babasının bavulunu açarak son adımı attı.
Konuşma metnini noktalamak için seçtiği son altı sözcük, ruhunu huzursuzluktan arındırdığının, ebedi barışın ilanıydı:
Bugün babam aramızda olsun çok isterdim.
Tabii ki herkes etkilendi, sarsıldı hatta çok sayıda kişinin gözleri sulandı. Orhan Pamukun gözleri sulanmadı ama kendisiyle fotoğraf çektirmek isteyen yüzlerce kişinin ortasında sadece mutlu değil huzurlu bir abide gibiydi.
İstanbulda babasıyla ve annesiyle ilgili çocukluk ve gençlik dönemindeki hüzünlü anılarını okuduk. Pamuk anılardan çarpıcı birkaçını yoğunlaştırılmış edebiyat felsefesi diye de tanımlanabilecek Nobel Konferansında da dile getirdi:
Zaten bizlerden, aileden hep kaçmış olan babamı ne kadar tanıyor, onun huzursuzluklarını ne kadar görebiliyordum ki?
İsveç Akademisi Daimi Sekreteri Horace Engdahl, Orhan Pamukun tüm eserlerinde olayların aslında kıskançlık üzerine kurulduğunu söylüyor. Hatta henüz tamamlanmış Masumiyet Müzesinin de öyle olacağından emin. Yazarı çözdüğü inancında.
PAMUK: HORACE ENGDAHL BENİ ÇÖZMÜŞ Orhan Pamuka bunu aktararak görüşünü sordum. Bir an dalgın dalgın bakarak Horace Engdahl, beni çözmüş dedi. Sonra ilave etti: Kitapları çok iyi okumuş
Nobel Konferansındaki konuşmasında şu ifade Horace Engdahlı doğruluyor:
Aslında babama benim gibi bir hayat yaşamadığı, hiçbir şey için küçük bir çatışmayı bile göze almadan toplumun içinde, arkadaşları ve sevdikleriyle gülüşerek mutlulukla yaşadığı için kızıyordum. Ama kızıyordum yerine kıskanıyordum diyebileceğimi, belki de bunun daha doğru bir kelime olacağını da aklımın bir yanıyla biliyor, huzursuz oluyordum.
Babasının yakışıklı bir adam olması, hayatın tadını çıkarması, kadınlarla gezip tozması acaba Orhan Pamuku kızdırıyor muydu? Yoksa onu kıskanıyor muydu?
Hayatı boyunca edebiyatçı olma özlemi taşıyan babası, acaba oğlu ünlü bir romancı olunca, onu kıskanmış mıydı? Ya da bavuldan şaşırtıcı derecede iyi edebiyat çalışmaları çıkması halinde Orhan Pamuk, kıskanacak mıydı? İnsanın karmaşık dünyası kendine bile itiraf edemediği duygular edebiyatçının keşifler dünyasında aradığı gerçek: Asıl korkum, bilmek, öğrenmek bile istemediğim asıl şey ise babamın iyi bir yazar olması ihtimaliydi. Babamın bavulunu asıl bundan korktuğum için açamıyordum. Üstelik nedeni kendime açıkça söyleyemiyordum bile.
Pamuk, konferansında politik mesajlar bekleyenleri hayal kırıklığına uğrattı. Onu döneklikle suçlayanlar bile çıktı. Oysa basın toplantısında bir soruyu yanıtlarken politik tavrımı satır aralarında bulursunuz demişti. Oysa konferans metninde dünyaya bakışı satır aralarında değil açık seçik yer aldı. Bayağı dikkat çekmiş olmalı ki Dagen Nyheter bugünkü nüshasında üstelik başyazı sayfasında metindeki o paragrafı tırnak içine alarak yayımladı:
Kendimi kolaylıkla özdeşleştirebildiğim (identify) Batı-dışı dünyada büyük kalabalıkların, toplulukların ve milletlerin aşağılanma endişeleri ve alınganlıkları yüzünden zaman zaman aptallığa varan korkulara kapıldıklarına tanık oluyoruz. Kendimi aynı kolaylıkla özdeşleştirebildiğim Batı dünyasında da Rönesansı, Aydınlanmayı, Modernliği keşfetmiş olmanın ve zenginliğin aşırı gururuyla milletlerin, devletlerin zaman zaman benzer bir aptallığa yaklaşan bir kendini beğenmişliğe kapıldıklarını da biliyorum.
Siyasetin, demokrasinin evrensel iflası, insanların kör inanışlarla ahmaklaştırılması acaba Pamukun yeni roman temaları mı olacak?
Orhan Pamuk, bir hafta öncesine kadar gergin bir kişilik görüntüsü veriyordu. Hafta içinde İsveç Televizyonunda yayınlanan programlarda çok farklı bir Orhan Pamuk gördük. Gergin Orhan Pamuk gitmiş, neşeli, hayatı olduğu Kabul eden, şaka yollu bakan Orhan Pamuk gelmişti. Arkadaşları elli yaşından sonra olgunlaşmaya başladığını söylüyorlarmış. Neden mi? Çünkü Akdeniz erkekleri, önce annenin sonra da eş ya da sevgililerin kolu kanadı altına alınıyormuş. O da böyleymiş ama ellisinden sonra durum değişmiş.
Babasının maceralarını da açıkça ve rahatça anlatıyor ama bu kez İstanbulda olduğu gibi kırgın, hüzünlü bir genç gibi değil. Tersine olur öyle şeyler diyor.
Sen de boşandın, yoksa tarih tekerrür mü ediyor diye sorulunca da nereden çıkardın bu soruyu der gibi muzip çocuk edası takınıyor.
Orhan Pamuk, 7 Aralıkta edebiyatın Mekkesinde babasıyla ebedi barış ilan edip huzura kavuştu. Cevdet Bey ve Oğullarını okuyunca bir gün Nobel kazanacağını söylediği oğlunun Kralın elinden madalyasını alırken babası da orada olsaydı gerçekten çok iyi olurdu.
| DİĞER HABERLER İÇİN TIKLAYINIZ |
 |
| |
|
Bu habere oy ver |
|
Düşük |
|
Yüksek |
|
•
En çok puan alan haberler
|
|
ALİ - Adana |
09 Kasım 2007, Cuma 11:04 |
|
|
orhan pamuk u sevmezdim. psikolojik
sorunları olduğu belliydi. Nedeni
mutsuz çocukluktan kaynaklanmış
anlaşıldı.... aldığı ödül ise kendisine
yazarlığına verilmedi. ağzından çıkan
abuk subuk laflar ödülü verildi...
|
|
|