Sloven düşünür Slavoj Zizek bir akademik rock yıldızı olarak adlandırılır ve hayranlarının tam anlamıyla onu bir entelektüel kahraman olarak bağrına bastığı bilinir. Hatta kendisine kültürel teorinin Elvisi yakıştırması bile yapılmıştır. Zizek! belgeseli, kapitalist sistemin eğlenceyi öldürdüğüne inanan bir filozof için, -üstelik konusu, bizzat o filozofun kendi olan- gerçekten de çok eğlenceli bir yapım.
Zizekin (okunuşu: Jijek) yaşamını izlemenin ve düşüncelerini duymanın, derin, komik, şaşırtıcı ve son derece keyif verici bir deneyim olduğunu kabul etmek durumunda kalıyoruz. Düşünün, bu filozof (Zizek), Alman felsefesi, İngiliz politik ekonomisi ve Fransız Devrimi arasındaki farkı, bu milletlerin tuvalet tasarımlarını referans vererek açıklamıştı.
 |
|
Yapımcı-yönetmen Astra Taylorın, The Documentary Campaign (Belgesel Kampanyası) ve Canadian Conference of the Arts (CCA) kurumu tarafından desteklenerek çektiği belgesel film üzerinde, Taylor ve kurgu yönetmeni Laura Hannanın ekibi bir buçuk yıl çalıştılar. Buenos Aires ve New Yorktaki eşya depolarını gördüğü sahneler arasında, Zizekin oğlunun rol yapışını analiz etmesini, Stalin posterinin bazı insanları nasıl ürkütüp kaçırdığını anlatmasını ve bir hayranının imza için onu arayıp bulduğundaki şaşkın halini izlemeye fırsat buluyoruz. Zizek bir sahnede kamera ekibine mutfağını ve çekmecelerle dolaplara koyduğu tüm kıyafetlerini gösteriyor. Başka bir bölümde ise Zizeki, Hitchcockun Vertigo adlı filminde yer alan bir merdiven boşluğu sahnesine ve ardından uzun bir düşüşün sonundaki intiharla gelen ölüme dehşete düşmüş bir şekilde ve aynı zamanda saygıyla bakarken görüyoruz. Seyirci devamlı Zizekin bu garip hareketlerine, fısıldamalarına, zihninde dolaşan bin bir düşünce karşısındaki heyecanlı tepkilerine güler.
Zizekin ve hayatının ekrandaki garip portresi dışında, onun durmak bilmeyen monologları tüm belgeseli çok daha derin ve kışkırtıcı bir düzeye taşıyor. Birçok konuya değiniliyor ama filmin bölümleri ideoloji, felsefe ve psikanaliz gibi alt katmanlara ayrılmış durumda. Biz kahramanımızı, Lacanla ilgili son derece sıkıcı bir Fransız videosu izlerken, o Lacan hakkında konuşur ve Stalin ile Marksizmi birçok diyalogunun arasına katar. Derin düşüncelerinin birçok ayrıntısını güvenilir biçimde tartışabilmek için belgeseli birkaç kez daha izleme ihtiyacı duyuyoruz içimizde.
 |
|
Zizekin, Fransız psikanalist Lacanın genel insan ruhu üzerine çalışan kapitalizmin içinde bulunduğu yolları meydana çıkaran metotlarını içeren Marksist teorisiyle bağdaşan harmanlanmış düşüncelerinde bizleri çeken şey nedir? Bu, basit bir şekilde özetlenemez. Zizekin, aldığı tüm iltifatlara içerlediğini ve kendisi hakkında soru sorulmasından hiç mutlu olmadığını filmden öğreniyoruz. Film yapımcısı Astra Taylor, Buenos Aires, New York, Boston seyahatleri sonrasında, Zizekin vatanı Slovenyada durmasıyla, dünya çapında üne sahip olması tahmin edilmeyen, büyük ölçüde turne için oradan oraya koşuşturmayı bırakmasını, hoşa giden bu hırçınlığını örnek alır kendisine.
Konferansları arasında, doğrudan yönetmen Taylor ile dünya, sevgi, ideoloji, psikanaliz, kapitalizm, Stalinizm ve sıkça aptallar ile gıcıklar diye andıkları hakkında konuşur. Zizek, delicesine, durmak bilmeyen enerjisiyle konuşur. - Eğer konuşmayı ebedi bırakırsa, koca bir hiç olacağından korktuğunu kabul eder. - Konuşmasındaki keskinlik yalnızca derin, gök mavisi gözlerindeki ve nasıl olduğu konusunda doğaçlama konuşurmuş gibi alnında biriken ter damlacıklarındaki parlamayla artar. Şimdi her zaman olduğundan daha fazla, bizim, alkolsüz biralara karşı olan terörizmi anlayabilmemiz için Lacanın yardımına ihtiyacımız var der. Fakat aklındaki bu açıklamadan çok daha önemli olan şey, Zizekin kendi halkıyla olan fikir ayrılığına karşı takındığı tavırdır. Popüler kültür üzerine geniş yazısı, akademi dışında ona dünyada olağanüstü bir ün kazandırmıştır.
Slavoj Zizekin Slavoj Zizek olması sadece onun isteği ile olmamıştır. (Columbia Üniversitesindeki bir konferansta izleyiciler arasında olan bir Ortodoks karşıtına sert bir şekilde cevap vermesiydi. Örneğin, ideoloji teorisi üzerindeki eski çalışmalarından tanıdık ögelerin üzerinden tekrar geçmesiydi. Popüler olamayacak olanı popülerleştirmeyi deneme riskine istek duymasıydı.) Film, Zizek in Marxın artıdeğer konsepti ve Lacanın object petit a.sı (arzu nesnesi) arasındaki paralelliği belirtme hikâyesi üzerine bir maceraya atılıyor.
Tüm bunların ötesinde Zizek! film olarak çok akıllıca kurgulanmıştır. Sahne arası geçişler-eğlenceli tutarlı ve hatta anlam ve yapı arasındaki karmakarışık ilişki, farklı açılardan ödüllendirilmeyi hak ediyor.
Yönetmen Taylorın aslında Zizekin teorisiyle bu kadar özdeşleşmiş olması, bize şaşırtıcı gelse de, daha sonra filmi yeniden okuduğumuzda, onu kaçık bir züppe olarak ele almak çok daha kolay olurdu, diye hak veriyoruz. Zizek, kendini tekrarlamaktan her zaman kaçınıyor.
Astra Taylor, Fikirler hakkında bir film yapmayı çok istedim. Filmin Zizek in kişiliğiyle bütünlük oluşturduğu kanısındayım. Sadece teori hakkında bir görüşme yapmaya çalışsak bile Zizekin zapt edilemez bir karakter ve karizma fazlalığı var diyor.
Zizek! bir biyografi filmi değil. Taylor işe sadece puslu bir hisle başladığını söylüyor, Ben geleneksel bir fotoğraf albümü yapmak istemedim diye tekrarlıyor, bir bireyin hayatını eski fotoğraflarla ve bunun gibi şeylerle çizmeye çalışmadım. Bu formata karşıt hiçbir fikrim yok, fakat Zizek hakkında bir film için bu, doğru yaklaşım değildi.
Yönetmenin diğer bir kuralı, kendini beğenmişlikten sakınmaktı. Özellikle bu cephede kötü bir ismi olan teoriyi irdelerken dikkatli olunması gerekiyordu, diyor. Düşünün, bu filozof (Zizek) Alman felsefesi, İngiliz politik ekonomisi ve Fransız devrimi arasındaki farkı, bu milletlerin tuvalet tasarımlarını referans vererek açıklamıştı.
(Zizekin bu analizini filmde dinliyoruz, ayrıca geçen yıl The London Review of Books ta bir makalesinde de yer vermiş.)
Taylor filmi çekmeye hazırlanırken, Zizek ile ilgili olarak düzinelerce sayfa soru ile geldiğini ancak bunlardan sadece iki veya üçünü sorabildiğini söylüyor. Siz bir soru sorarsınız, Zizek bunu alır ve nereye çekmek isterse oraya çeker. Sizi çıkardığı bu yolculuk enteresan da olsa maalesef hiçbir zaman kısa değildir.
Zizek ile ilgili en komik anlardan birisi 1990 yılındaki bir politik tartışma yayınından alınan ve Liberal Demokratik Partiden Slovenya Devlet Başkanlığı için aday olduğu süreci gösteren kliptir. Bir yerinde bir Komünist bürokrat, Evet, Zizek, buradakilerin hepsinin IQsunu toplasak seninkinin yarısı etmez, ancak lütfen izin ver başkaları da konuşsun diyor.
Taylor bu noktada rolünün doğrudan sorular soran ve cevaplar alan bir muhabirden çok, ona pozitif veya negatif geri bildirim yaparak, nerede durmasını söyleyerek diyalogun seyrini belirleyen bir trafik görevlisi olduğunu fark ettiğini belirtiyor.
Farklı çekimler sırasında bir kayıt tutmuş ve burada onun söylediği her şey bir araya getirilse bunun 100 sayfalık bir Excel çalışma sayfası olacağını söylüyor. Bu şekilde hangi konulara değinildiğini, hangi sette değinildiğini ve sonucun kullanılabilir mi olduğu yoksa yeniden çekilmesi mi gerektiğini biliyorum. Prodüksiyonun yarısında, filmin editörü olan Laura Hannanın bir kaba taslak ortaya çıkardığını söylüyor.
Bu noktada canlandırılan sahnelerden çeşitli pasajları seçmeye başladım. Bazı olayların tekrarlanması gerektiğini ve filmin altının çizilebilmesi için daha geniş teorik bir argümana sahip olması gerektiğini biliyordum
. Ancak bu, kulağa çok basit ve mantıklı gelmesine neden oluyor. Başlangıçta, seksen saatlik kaba taslak kırpılmaya çalışırken seçimler daha sezgisel olarak yapılıyordu. Bir filmi kurgularken, neyin size doğru geldiği, mantıklı geldiği çok önemlidir.

Zizek! belgeselinin tam metni

Slavoj Zizek hakkında
Slavoj Zizek 1949da Slovenyada doğdu. Doktorasını felsefe ve özellikle de Alman idealist felsefesi konusunda yaptı. 1960lar boyunca psikanalize ve Lacan düşüncesine yakın ilgi duymuş olduğu için, 70lerde Parise giderek Jacques Alain-Miller ile psikanaliz alanında çalıştı. 1980lerde kendisi gibi Lacancı psikanaliz konusunda çalışan Mladen Dolar, Alenka Zupancic ve Renata Salecl gibi isimlerle oluşturduğu grup Avrupanın entelektüel çevrelerinde etkili olmaya başladı. Yugoslavyanın parçalanması sırasında, Lyublyana okulu Slovenyanın bağımsızlığı ve totaliter rejimin yıkılması süreçlerine aktif olarak katılarak, liberallerle işbirliği yapan ancak bağımsızlığını koruyan bir Marksist çekirdek oluşturdu. Halen Lyublyana Üniversitesi Toplumsal Araştırmalar Enstitüsünde öğretim üyesidir.
 |
|
İngilizcedeki ilk kitabı olan İdeolojinin Yüce Nesnesi 1989da yayımlanmıştır. Yazarın, Marx-Hegel-Lacan-Popüler Kültür arasındaki bağlantıların çözümlenmesinden hareketle radikal bir tavır alışın ipuçlarını aramaya yönelen tavrı bu ilk kitabında da belirgindir. Looking Awry (Yamuk Bakmak, 1992) ve Enjoy Your Symptom (Semptomunun Keyfini Çıkar, 1993) kitaplarında Lacanı Hollywood sineması ve özellikle de Hitchcock filmlerinin çözümlenmesi üzerinden bir yeniden okuma denemesine girişir. 1994te yayımlanan The Metastases of Enjoyment (Keyfin Metastazları) kadın ve nedensellik üzerine denemelerden oluşur. 1999da yayımladığı The Ticklish Subject (Gıdıklanan Özne) ve 2000de yayımladığı The Fragile Absolute (Kırılgan Mutlak) kitaplarında din ve felsefe ile güncel politik tavır alış arasındaki bağlantıları sorgular. 2001de yayımlanan Did Somebody Say Totalitarianism? (Biri Totalitarizm mi Dedi?) kitabında ise 20. yüzyılın sonunda solun liberalizmin reel sosyalizm eleştirisine kayıtsız şartsız teslim oluşunu eleştirmektedir.
(Kaynak: Metis Yayınları)
Fotoğraflar: Kate Milford
| DİĞER HABERLER İÇİN TIKLAYINIZ |
 |