Motorsporları sohbeti: Yalçın Arsan
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa » Spor » Motor Sporları
Motorsporları sohbeti: Yalçın Arsan
Arkas Otomotiv’in Başkan Yardımcısı Yalçın Arsan, motorsporlarının ticari boyutunun, sportif boyutunun çoğu zaman önüne geçtiğini söylüyor.

Tolga ŞANSAL
NTV-MSNBC
Güncelleme: 10:51 TSİ 31 Mayıs 2006 Çarşamba

İSTANBUL - Yakın gelecekte farklı markaların bayiliğini yapacak bir “bayiler grubu” haline gelecek olan Arkas Otomotiv’in bünyesinde kurulan Arkas Racing’in amacı, farklı markalarda otomobil yarıştırma yeteneğine sahip bir yarış takımı olarak pozisyonlanmak. Takımın ve motorsporlarının geleceğini, Arkas Otomotiv’in Başkan Yardımcısı Yalçın Arsan’la Tolga Şansal konuştu.


- Çok yeni bir oluşum Arkas Otomotiv. Sadece Opel bayisi olarak tanıyor olsa da, yakın gelecekte dört beş farklı markanın bayiliğini yapacak bir “bayiler grubu” haline gelecek. Çok eski arkadaşım, aynı zamanda eski ko-pilotum olan Erkut Kızılırmak, Otomotiv Grubu Başkanı. Onun altında da bizler başkan yardımcılarıyız. Satış, satış sonrası ve pazarlama olarak ayrılıyoruz. Marka olarak; Renault, Opel, Volvo ve Ford var. Şu anda da başka bir markayla da görüşmelerimiz sürüyor. Benzer bir yaklaşımı yarış alanına da taşıyacağız; nasıl Arkas Otomotiv birden fazla markayı bünyesinde barındıran bir otomotiv yatırımcısıysa, Arkas Racing’i de farklı markalarda otomobil yarıştırma yeteneğine sahip bir yarış takımı olarak pozisyonluyoruz. Böylece, Arkas Otomotivin sektörel yatırımlarını belli bir ölçüde motorsporlarına yansıtmış oluyoruz.
- Geçen sezon Erkut Kızılırmak kendi getirttiği Opel Astra ile Opel takımında yarışıyordu. Bu sezon ise Arkas Racing oldu. Opel ile bir problem mi oldu?
- Hayır, biz hiç kimseyle bir ihtilaf yaşamayız. Ancak, bizim yaratmaya çalıştığımız Arkas Racing mentalitesinin, Opel Motorsport ile gündemleri ayrı düştü. Aynı marka araçları kullanıyor olmamıza rağmen yöntemleri ve hedefleri farklı iki kurum olarak birbirimize, teorik olarak rakip olmak durumunda kaldık. Ama buna ihtilaf denemez. Bizim kendimize göre hedeflerimiz var. Sonuç olarak Opel fabrika takımıyla yakın ilişkiler içindeyiz. Bir çok konuda fikir alışverişinde bulunuyoruz. İletişimimiz devam ediyor.
- Peki Arkas Racing’in hedefi nedir?
- Yurtdışında fabrika takımına hizmet verebilecek standartta takımlar var. Elbete Türkiye çapında bu tarz bir oluşum meydana getirmek çok kolay değil. Atölye Kazaz, güzel bir örnek. Bence, bugüne kadarki oluşumlar içinde en profesyoneli diyebilirim. Disiplin olmadan söylüyorum, pist veya ralli değil, Arkas Racing’in gitmek istediği yer; fabrika takımlarıyla yakın ilişkide olan ve onların kalitesinde, yetkinliğinde araç yarıştırabilen, hizmet üretebilen bir yarış takımı olmak.



- Pilot profili olarak nasıl hedeflerinizi var?
- Farklı yaş ve tecrübe gruplarından oluşan bir pilot profili hedefliyoruz. Her yaş grubunun kendine göre farklı nitelikleri var. Pist disiplininin dünyada genel rekabetçi pilot profiline baktığınızda 30 yaş ve üzerindeki pilotları görüyorsunuz. Belirli bir seviye ve tecrübeye sahip, bunun üzerine teknolojiyi kullanmayı bilen pilotlardan oluşuyor.
Ancak diğer taraftan genç pilotumuz Kadir Akça da, mutlaka bizim sahip olmak istediğimiz diğer bir pilot profilini temsil ediyor. Çünkü, çok genç, potansiyelli, geleceği var. Profesyonel olarak bu işe zaman ayıracağını ve ilerde meslek olarak yarışçı olacağını düşündüğümüz için Kadir’le devam ediyoruz.
- Genç pilotların isimlerini konuşmaya başlamışken, Fatih Kara hakkında ne düşünüyorsunuz?
- Çok büyük potansiyel ve şu anda doğru bir yönetimle, doğru adımlar atarak ilerliyor. Ercan, Atölye Kazaz çatısı altında uluslararası anlamda bir çok kontaktlar kurdu. Artık motorsporları tek başına spor olarak değerlendirilecek bir konu olmaktan çıktı. Ticari boyutu, sportif boyutunun çoğu zaman önüne geçiyor. Bugün Fatih’in yapabildiğini yapabilmek için ancak Atölye Kazaz gibi bir oluşumla mümkün. Fatih’in belki de son zamanlarda gördüğümüz en yüksek potansiyelli ralli pilotu olduğunu söyleyebilirim. Ancak asıl başarısı bu yüksek potansiyeli kullandıracak bir ekiple olmasıdır.
- Peki, siz geçen sezon Ford takımındayken genç yeteneklerden birisi olan Yağız Avcı’da Fiesta S1600’ü kullanıyordu ama talihsiz bir sezon geçirdi. Bu sezon sizce Yağız daha başarılı olabilir mi?
- Mutlaka… Yağız’la geçen sezon yaşadığımız süreç istediğimiz şekilde sonuçlanmadı. Ne bizim açımızdan, ne de Yağız açısından. Bizim beklentimiz, Fiesta S1600 aracımıza gelişim süreci için bir bütçe ayrılmasıydı. Geçen sene maalesef bu olmadı. M-Sport’un Ford ile olan hesapları tutmadı. Ama ben Yağız için kayıp bir sene olduğunu düşünmüyorum. Çünkü, bu tip bir araba kullanmak zorunda kalmak büyük bir derstir. Şimdi Yağız’ı bu sene, en azından sağlamlığını bildiği, yarış bitirme oranı yüksek bir otomobil kullanacak. Ve çok yüksek potansiyeli olan bir pilot Yağız.
- Peki Arkas Racing pistten başka kulvarlara da girmeyi planlıyor mu?
- Bizim gibi takımların birden fazla disiplinde olmalı çok kolay değil. Çünkü, hem teknik bilgi ve altyapı olarak zaman içinde yarıştığınız disiplin içinde topluyorsunuz, biriktiriyorsunuz. O açıdan, çok hızlı zig zaglar yapmayacağız. Ama ben rallinin diğer motorspor dallarına göre çok daha derinliği olan bir spor olduğunu düşünüyorum. Eninde sonunda bir noktada ralliye gireceğiz ama bu apar topar olmayacak. Otomotivde nasıl gelişiyorsak, motorsporlarında da öyle, yani planlı ve hesaplı gelişmek istiyoruz.
- Bu sene pist heyecanlı. Ancak rallide heyecanlı olacak gibi gözüküyor. Favoriniz var mı takım ve pilotlar da?
- Ben iki takımı da eşit şansta görüyorum. Ford takımı uzun süredir aynı şartları yürüttüğü için, Türkiye şartlarında biraz daha ne yapacağını bilen bir takım. Öbür taraftan da, teknolojik olarak hemen hemen eşit kulvarda araçlar var. Subaru’nun kaybedecek bir şeyi yok ama kazanacak çok şeyi var. O açıdan Ercan geçen sene S1600’de tek bir otomobille, rakibine karşı elde ettiği başarıyı burada da benzer bir şekilde tekrarlamaya çalışacak. Diğer iki Subaru’yu da oyuna alıyor olması, aynı zamanda arkasına aldığı markanın çıkarlarını da düşündüğünü gösteriyor. Çünkü, geçen seneki Renault atağında markalar şampiyonası endişesi pek yoktu. Ralli o kadar bilinmezlerle dolu bir spor ki; herhangi bir takıma %51 vermem mümkün değil. Fiat’ı da göz ardı etmemek lazım. S2000’ler geldikten sonra mutlaka rekabetçi olacaklardır. Şampiyonluğun çok büyük adayı olarak görmüyorum ama toplam zeminin %60-65’inin toprak olduğu bir zeminde de dört çeker araçlar çok farklı olacaktır. Bu yüzden markalar şampiyonluğu kimse için “çantada keklik” değil.
- Geçen seneki gazete ilanlarını göremeyebiliriz o zaman bu sene? (Gülüşmeler)
- Onu bilemeyiz, belli olmaz. O gazete ilanını veren kurumun vizyonuyla, görüşüyle ilgili bir konu bu. Ben açıkçası hiç yadırgamadım, hatta hoşuma da gitti. Çünkü o ilan, o markanın kazanmak istediğini, hırsını gösteriyordu. Beni o gün, o takımın yöneticisi olarak harekete geçirdi. O açıdan, inşallah görürüz.
- Kulüp - takım - sporcu - federasyon ekseninde organizasyon ve sportif anlamda doğru yolda mıyız? Dünya ile kıyaslayınca nasıl bir yerdeyiz?

- Yanlış yoldayız diyemem. Çünkü gözle görülen bir çok gelişme var sportif anlamda. Bir işi yapmanın bir tane doğru yolu da yok. Bizim federasyonumuzun yönetim anlayışı, önce işin en üst tarafını inşa etmek. Formula 1, WRC, Moto GP gibi dünyaca büyük organizasyonların ülkemize gelmesi ve üst kademenin mesaisini bunlara harcaması, mevcut strateji gibi gözüküyor. Ve anladığım kadarıyla; burada yaratılan enerjinin, dinamizmin, yavaş yavaş para, kaynak, sponsor olarak alt kademelere yayılacağı beklentisi var.
- Gulf Petrol’ün Türkiye Pist Şampiyonasına girmesini bunun bir parçası olarak görebilir miyiz?
- Bu yaklaşımın bir yansımasıdır. Evet... Bu yaklaşıma göre, üst yapıya sponsorlar bularak sporu geliştirmeye çalışmak bir yöntem. Bir başka yaklaşım, alttan üste doğru gitmek olabilirdi. Birbiriyle çelişiyor gibi gözükse de, gitmek istedikleri yer aynıdır aslında. Sonuçta, bizim federasyonumuz, bugün için böyle bir yaklaşım seçmiş durumda. Eski bir sporcu ve yönetici olarak bu yaklaşımın faydalı yanlarını gördüğüm gibi sorun yarattığı durumları da görüyorum. Çünkü, organizasyon yapan kulüplerin ve firmaların son yıllarda zayıfladığını, kaynağı olmadığı için sıkıntı yaşadığını görüyorum. Aslında ben eldeki (insan ve finans) kaynaklarının daha doğru şekilde kullanılabileceğini düşünüyorum. En önemli kaynak insan kaynağı aslında. Akdeniz insanı olarak, insan kaynağı açısından çok şanslı sayılırız. Bir İngiliz’e, Fransız’a, İtalyan’a yaptıramayacağınız şeyleri bir Türk, sadece sevdiği için yapabiliyor.
- Neler yapılabilir kulüp olarak, sporcu olarak? ARB ile başlayan Otomobil Sporcuları Derneği gibi bir oluşum mu olmalı? Tabandan mı bir şey olması gerekiyor? Yoksa, kulüplerin mi organize olması lazım?
- Çok kolay bir soru değil… Ama federasyon açısından, kulüplerini büyütmeye yönelik bir strateji benimserdim, ben olsaydım. Çünkü, operasyonel olarak iş yapanlar kulüplerin kendileri ve bence kulüpler zayıfladığı için problem yaşıyoruz. Bir kulübün rallisini yapmaya kaynağı yok, kaldı ki; tırmanmasını, rallikrosunu yapsın.. Bu noktada, varolan kaynağın tamamen federasyon tarafından, bir çok anlamda tüketildiğini sonra da bir çok durumda kaybolduğunu, kimi zaman küserek gittiğini görüyorum ben. Kaynak olarak kastettiğim sponsordur. Yöntem olarak bilemiyorum ama oturup saatlerce düşünüp konuşmak lazım. Kaynakların hepsinin üst düzeyde tüketiliyor olması uzun vadede en büyük sorunumuz bana göre. Alt tarafa yani, lokal ve hatta ulusal gündeme kaynak kalmıyor. Türkiye Ralli Şampiyonası yarışlarının standardı çok düşük. Benim dile getirmek istediğim bu.
- Çünkü kulüp ayağa kalkınca, sporcusuna da faydası olacak. Organizasyonu rahat yapacak.
- Sadece tek bir kurumun yönlendirdiği gündem kısır olmaya mahkum bence. Kimse bugün Türkiye Rallisi’nin geldiği noktayı eleştiremez ama bunları yaparken nelerden fedakarlık ettiğimizi de gözden kaçırmamak lazım. Üst taraf oldu ama alt taraf zayıfsa bacaklar gövdeyi taşıyamayabilir. Sporcu olarak da çok zaman harcadığım için, ben kendim bu sporu yapamıyorsam, Dünya Ralli Şampiyonası’nın olması beni tatmin etmezdi açıkçası. İstanbul’da bunu yaptık ama başka yok. Üç yarış, 1,5 ay içinde oldu bitti.
- Ocak ayında yarışmak isteyen Ekim, Kasım’a kadar beklemek zorunda çünkü başka yarış yok.
- Aynen öyle.. Bir tırmanma şampiyonası çok daha gösterişli yapılıyor olmalı, Asfalt Tırmanma diyorsanız, adam gibi bir asfalt üzerinde olmalı. Rallikros diyorsanız bir şekilde teşvik ediliyor olmalı vs..
- Peki, şunu söyleyebilir miyiz?… Sonuçta bu şampiyonaların hepsi birer ürün. Federasyonda Türkiye Pist Şampiyonasını “ürününü”, Gulf’a pazarladı ve buradan bir gelir sağladı. Ürüne değer katıldı. Demek ki, elindeki diğer ürünlere de bu değeri mi katması gerekiyor?
- Doğru.. Gulf güzel bir örnek ama uygulamasal olarak sorunlar var Gulf sponsorluğunda bence.
- Mesela?
- Sonuçta sponsorluk anlaşması sonucunda firmaya reklam olarak bazı haklar verildi. Bu hakların sporcularla konuşularak verilmesi gerekirdi diye düşünüyorum. Sonuç olarak, yarışmacı ekiplerden fiziksel olarak sahip olduğumuz bazı haklardan fedakarlık etmeniz istendi.
- Arabanın ön camındaki reklam...
- Ben burada ihtilaf etmiyorum, her sponsor bir değerdir. Ama bu tür kararlar verilirken, kararlardan etkilenecek tarafların kararın içine alınması reaksiyonu azaltırdı, diye düşünüyorum. Bugün, gereksiz yere bir reaksiyon oluştu sporcu kademesinde. “Böyle bir sponsor bulduk, organizasyonumuza kalite getirecek, federasyonumuza, kulüplerimize katkıda bulunacak” dendiği zaman hiç kimse bir şey demezdi. Bugün için çok kriz olacak bir durum yok ortada, ama bundan bir ders çıkarmak gerekiyor.
- Geçen sene “Markalar ve Takımlar Komisyonu” vardı. İskender Aruoba ile başlayan ve geçen sezon Cengiz Yıldız’ın başkanlığını yaptığı bir süreçti. Bu sene kim acaba?
- Bilmiyorum.. Markalar ve Takımlar Komisyonu diye bir komisyon kaldı mı onu da bilmiyorum çünkü ilk pist yarışı yapıldı, sezon başladı. Ben pratik olarak bu kurulun veya konseyin faaliyetlerinden benim haberim yok.
- Sonuçta sponsor bu işe geri dönüşüm alabilmek, PR için giriyor. Bununla ilgili doğru şeyler yapılıyor mu sizce?
- Sponsor noktasındaki gelişme o ülkenin ekonomik olarak gelişimine bağlı. Son bir yıl içinde artan sponsor profilimiz tesadüf değil. Ekonomik durumun gelişmesi, sponsorların rahatlattı. Bu şirketler iletişim bütçelerini daha etkili, verimli harcamanın yollarını aramaya başladılar ve federasyonun çalışmaları sayesinde de fizibilitesi artan motorsporları da, bir sene içinde akıllı bir alternatif olarak çıktı. Ekonomik olarak bir terslik olmazsa işin büyüyerek gideceğini düşünüyorum. Ne kadar şu anda TV geri dönüşümü yeterli olmasa da, motorsporları iyi bir iletişim aracı.
- Hazır televizyon demişken, geçen sezon NTV’ deki yayında büyük bir payınız olduğunu biliyorum. Anlatır mısınız biraz bize neler yaşadığınızı?
- Siz yaptığınızı kitlelere ulaştıramıyorsanız, yaptığınızın sponsor olarak hiçbir anlamı yok. Ford takımının bir yöneticisi olarak, ortaya konan ve neredeyse milyon dolara varan bütçenin TV ekranında kendine zar zor yer bulabiliyor olmasına içerliyordum yıllardan beri. Herkes için hesaplı, kazandıran bir formül bulup televizyonda çıkmanın yolunu arıyordum. Ve bunu sadece kendi markam için düşünmedim; ilişkim olan motorsporları ile ilgili yöneticileri buldum ve hepimizin kaynaklarından bir havuz oluşturmayı, bu kaynakla da ulusal bir kanalda bir program yaratıp ona ortak olarak sponsor olmayı önerdim. Ortaya sürdüğüm bu fikrin arkasında gizli bir gündem olmadığı anlaşıldıktan sonra herkese mantıklı geldi ve NTV’nin de yardımıyla çok kaliteli bir yayın hazırlandı. ACA gibi çok başarılı bir prodüksiyon şirketiyle 20-25 dk.’lık Avrupa kalitesinde yarış özetleri hazırladık. Takımlar arasında birliği sağlamak zordu ama başarınca herkes, gerçek anlamda kenetlendi. Herkes programda eşit süre alıyordu.
Ama Türkiye’de süreklilik sağlamak kolay değil. Futbol baskın bir toplumda yaşadığımız için, NTV ile çok pazarlık etmemize rağmen bir türlü programımızı mantıklı bir saatte yayınlatamadık. Bazen o kadar geç saatte yayınlandı ki, biz bile seyredemedik. Arkası bu sezon gelebilseydi, yaşanılan problemlerin büyük bir çoğunluğu aşılırdı diye düşünüyorum.
- Pistte yarışmanın maliyeti, ralliye göre daha uygun gözüküyor. Takım olarak söylemiyorum ama tek bir pilot açısından maliyetler arasında fark var. Bu yönden bakınca, amatör bir pilot için pistte yarışmanın yolu nedir?
- Tek marka kupaları var. Hakan Dinç’in yaptığı iki tane kupa bence güzel başlangıç noktaları. Sonuçta, doğru teknik altyapısı olan, rekabeti, pisti, lastiği en önemlisi kendinizi tanıyabileceğiniz kontrollü bir ortam. Biz başlarken çok daha amatör başladık: Bir kask, bir roll-cage taktım. Cadde lastiği, normal koltuk kemer ile ilk yarışımı yaptım ben.
- Araba neydi?
- Fiat 131, yıl 89’du. Sonrası profesyonelleşerek geldi ama artık hiçbir genç pilot, yarışabilmek uğruna da olsa, cadde lastiği ile yarışmıyor. Tercih etmedikleri için mi yoksa ayıp olur (gülüyoruz) “yahu kimse takmıyor!” diye mi bilemiyorum ama kullanıyorduk biz. Ama bugün kullanılmış yarış lastikleri için büyük bir takımın kapısını çaldığınızda, bireysel bir krediniz varsa, birileri size inanmışsa “al kullan” deniliyor. Hepimiz yapıyoruz bunu.
- Ama o zaman genel şartlar oydu herhalde. Bugün binek otomobil fiyatının altında alabileceğiniz bir N2 Palio; koltuğundan cage’ine, yangın söndürücüsüne kadar ralli için hazırlanmış bir araba. Artık yeni başlayanlar daha doğru şeyler yapıyorlar.
- Çok daha doğru. Biz sağanak yağmurun altında t-shirtle koşmaya çıkıyorduk. Şimdi en azından bir yağmurluk var.
- Genç pilotlara dönelim, Cemil Çıpa için ne düşünüyorsunuz?
- Geleceğin Türkiye’deki pist pilotu.
- Dünyada?
- O kadar büyük bir karşılaştırma yapamam ama Cemil Çıpa, Kadir Akça, Berke Bayındır gibi birkaç tane isim eli çok sağlam, son derece rekabetçi bir zihinsel yapıya sahip, sadece yarışmaya bakan, durumundan şikayet etmeden elindeki malzeme neyse en iyisini yapmaya çalışan, son derece profesyonel pilotlar. Cemil’i de çok beğeniyorum açıkçası.
- Peki Arkas Racing içinde, pilot gelişimi ile ilgili sizin dışınızda bir insan kaynağı var mı?
- Genel anlamda Erkut ve ben ilgileniyoruz. Onun dışında, yarış prensipleri ile ilgili genel bilgileri veren bir pilot eğitmeniz var. Pilotlar, çizgi, frenaj gibi bazı temelleri alarak piste çıkıyor. Yarış içinde ise ben ve İngiliz teknik menajerimiz Brian Ashwood, stratejiyi belirliyoruz. Yarış, karmaşık bir süreç. Lastikten, yedek parçaya, pilotun kondisyonundan pistin durumuna kadar bir çok boyutuyla yönetilmesi gereken bir süreç. Pilotun işi %51 ise, geri kalan yönetim boyutu.
- Jason’ı sormak istiyorum. Petrol Ofisi gibi dev bir sponsorla, dev bir organizasyona girdi. Jason’ı F1’de görebilecek miyiz sizce?
- Pek iyi tanımıyorum Jason’ı. Bir süredir gündemde olduğuna göre potansiyelli bir pilot olduğunu düşünüyorum. Bir yıldız kalitesi gözlemlemedim ama o gözle bakmadığımı da söylemek zorundayım. Çünkü tek-koltuk yarışları benim takip ettiğim bir alan değil.
- Peki Can Artam?
- Bence, benzer nitelikte pilotlar.
- Özel bir soru sormak istiyorum… Bir dönem epey konuşuldu, hatta sizle özdeşleştirildi.. Verbal Kint hakkında ne düşünüyorsunuz?
- Kim? Tanıyamadım? (Gene gülüyoruz.) Çıkaramadım…
- Asıl nokta şu aslında. Bu tip isimler neden var?
- Verbal, gerekli veya gereksizdir diyemem, ama bence faydalı. Çünkü, kendi çapında gözlem yapıyor ve düşünce yaratıyor. Bu düşünceye katılıp katılmamak o yazıları okuyan kişiye kalmış bir konu ama sonuçta bir gündem yaratılmış oluyor. Normal şartlarda tarihin koşuşturması içinde kaybolup, gidecek kimi detaylar kayda geçiyor.
- Opel’in pilot seçimi, Verbal’in yazılarındaki gibi mi gerçekleşti?
- Sadece tartışmalı konular değil. Sonuçta epey zamandır yazı yazan birisi bu. Yazıların içeriğine, detayına baktığınız zaman eğri veya doğru bir fikir var orada ve ben motor sporlarımızda fikir eksiği olduğunu düşünüyorum. Fikir üretmediğiniz zaman tartışmıyoruz demektir, tartışmıyorsak, doğruyu yanlışı ayırt etmek için çaba göstermiyoruz demektir.
- Peki, biz camia içinde genel olarak, izleyici, sporcu, takım yöneticisi olsun, herhangi bir sıfatla görüşlerimizi bildirmekten neden çekiniyoruz? Genetik bir şey mi bu?
- Açıklaması çok basit bence… Her şeyi kişisel algıladığımız için. Her konuda hemfikir olmak zorunda değilim ama en azında fikrimi söyleyebilmeliyim. Sürekli politik olmaya çalıştığımız için fikrimizi açıkça söyleyemiyoruz. Herkesle iyi olma, kimseyi kırmama kaygısı var. Ben de herkesle iyi olmak isterim, şahsi hayat görüşüm öyledir ama bu bir noktada sizin dünya ile yaşadığınız ortama görüşlerinizi aktarmaya, kafanızdan geçtiği şekliyle yansıtmaya engel oluyorsa, bu yaklaşım tarzı bizi biraz suni hale getiriyor. Genetik filan değil bence. İçinde bulunduğumuz sosyal ortamın konuşulmayan bir normu bu. Böyle olunca da internet forumlarında nick’li isimler türüyor. Nick’li isimle fikir belirtmek ayrı, saldırıp kaybolmak ayrı… Böyle olunca, fikirler söylenmeden kalmıyor. Yüzüne söyleyemediği şeyi, orada dile getiriyor. Takma isimlerle bile ifade ediliyor olsa da, düşüncelerin konuşuluyor olması, yavaş yavaş her uçtaki görüş için hoşgörü yaratacağını düşünüyorum ben. Bugün takma isimle, biraz daha medenileştiğimizde gerçek isimle söylenecektir bunlar.
- Tabii, internetin gizliliğinin getirdiği bir güç de var. Ama bu sosyal ortamı oluşturacak bir örgütlenmede gözükmüyor. Bu altyapılar oluşmaya başlasa bu sosyal oluşabilir mi?
- Olabilir.. Ben diyaloğun her problemin çözümü, daha iyiye gitmenin yolu olduğunu düşünüyorum. Bu diyalog ister internette, ister TV’de gelişiyor da olsa, hepsi sağlıklı bence. Canımızı sıkan, dudağımızı büken diyaloglar yaşıyor olabiliriz bu süreç içinde ama bu da bu işin bir parçası.. Kimine kızarız, kimini severiz ama diyalog olmazsa bir yere gitmemiz mümkün değil.
- Çok teşekkür ederim sohbet için.

YALÇIN ARSAN KİMDİR?
* Arkas Racing’in takım direktörü Yalçın Arsan, 16 yıldır otomotiv sektöründe.
* 1990 yılında Opel’le başladı, daha sonra kısa bir süre AMS (Ankara Motor Sporları) adında bir yarış garajı açtı ama bu girişim istediği gibi sonuçlanmadı. Sonrasında uzun bir Ford süreci başladı (9 yıl 8 ay 22 gün, ayrılırken aldığı evrakta yazıyormuş).
* Servis departmanında başladığı Ford’da, sırasıyla servis mühendisliği; Marmara Bölgesi Teknik bölge müdürlüğü; Pazarlama Departmanı’nda ürün müdürlüğü yaptı. Sonrasında Genel Müdürlüğe geçerek Ford ile Otosan’ın birleşme döneminden sonraki ilk yabancı genel müdür (halen Ford’un en üst 3 yöneticisinden biri olan) Mark Schulz’un asistanı olarak çalıştı.
* Daha sonra 2,5 yıl merkezi İngiltere’de bulunan Ford Avrupa’da, Ticari Araçlardan Sorumlu Pazarlama Müdürlüğü görevini yürüttü. Türkiye’ye geri döndükten sonra Özel Projeler Müdürü olarak 1,5 yıl çalıştım.
* 2005 Ekim ayında Ford’dan ayrıldı. Halen Arkas Holding bünyesinde bulunan Arkas Otomotiv’in 3 başkan yardımcısından biri.

 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

                        Bu habere henüz yorum yapılmamış


Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları