Haftanın kitapları - Şubat 2006/4
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Kültür Sanat
Filmler
Sinema
Müzik
Edebiyat
Sahne Sanatları
Sergi
Mimari
Arkeoloji
İstanbul Bienali
Orhan Pamuk - Nobel
Altın Portakal
Cannes
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa » Kültür Sanat » Edebiyat » YENİ KİTAPLAR
Haftanın kitapları - Şubat 2006/4
Bu haftanın kitapları ‘Kimlik’ (Nurten Ertul), ‘Türban ve Kariyer’ (Metin Sever), ‘Son Kabadayı’ (Mustafa Dündar Kılıç), ‘The Türkler’ (Yalçın Pekşen) ve ‘Eski Mezopotamya Tarihi’ (Kemalettin Köroğlu).

NTV-MSNBC
Güncelleme: 00:02 TSİ 03 Nisan 2006 Pazartesi

İSTANBUL - “Yaratılış söylencesine göre Tanrı 7. günün sonunda insanları yaratırken Türkler’i unutmuştu. Ancak dalgınlığını anlayınca, mesai bitiminden sonra fazla çalışma yaparak onları da yaratmaya girişti.” [Yalçın Pekşen]



KİMLİK
Nurten Ertul

“Dün bugünü belirler çünkü bugün yapılanlar yarın hissedilir. Ancak geçmişin belleği bugünü felce uğratmamalı, aksine bu davranış temelinde yeni dostluklar geliştirmemize yardımcı olmalı, ilerlememize rehberlik etmelidir.”
[Josep Fontana ‘Avrupa’yı Kurmak’]

Roman, feodal yapı ile modern hayatın getirdiği bireysel ilişkiler arasında sıkışıp kalan günümüz insanının kimlik arayışına farklı bir bakış getiriyor.

“Kimlik”in kahramanı Jale, bireysellikle birlikte oluşan yabancılaşma karşısında kökleri ile tanışıyor. Köklerinin, peşinden Anadolu’nun sır dolu kapısını aralıyor. Kimliğini yeraltı şehirlerinin mistisizminde bulan Jale’nin karşısına, aşk, savaş, din, dostluk ve ayrılık çıkıyor. Ardından 185 yıllık tartışmalı yakın tarihin sessiz kahramanları ile hüzünlü bir yolculuğa başlıyor.

Nurten Ertul’un, NESA Yayın Grubu tarafından çıkartılan ‘Kimlik’ adlı tarihi romanın ana konusu şöyle:

Jale, hayattaki tek yakını büyükannesini, kaybettikten sonra feodal yaşam tarzları karşısında kendisini güçsüz, savunmasız ve yalnız hisseder.

Bütün varlığını ipotek altına alan korkularından kurtulabilmek için, büyükannesinin kültürel mirasının bulunduğu sırlı odadaki tarihi sandığa sığınır. Sandığı açmasıyla birlikte 1820’lerin Anadolusu’nda hüzünlü bir yolculuğa başlar. Burada Müslüman ve Ortodoks dinine mensup Karamanlılar ile tanışır.

Tarihte yaptığı yolculuk sırasında Jale, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşüne, Balkanlar’ın tek tek elden çıkmasına, Osmanlı- Rus savaşının (93 Harbi) ardından Anadolu’nun en ücra köylerine değin ulaşan Kafkas göçüne, yürekleri dağlayan Sarıkamış’a, göğsümüzü kabartan Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’na tanıklık eder.

Öte yandan Balkanlar’da Mora isyanının ardından kurulan Yunanistan Devleti’nin Anadolu’nun kaderini nasıl değiştirdiğini fark eder. Bütün bu gelişmelerin ardından Jale, Ortodoks Karamanlılar’ın, Yunanistan’a doğru korku dolu zorlu yolculuğunu izlerken, Müslüman Karamanlıların da, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ndeki verdikleri yaşam mücadelesini göz önüne serer.

Türkiye ve Yunanistan’daki toplumsal, ekonomik ve sosyal yapılanmalara dikkat çekilen romanda göç sebebiyle yok olan çok sayıda insanın hüzünlü öyküsü karşınıza çıkıyor. Bir gazetecinin vizöründen, 1821-1963 yıllarının Türkiyesi ile Yunanistan’ı fotoğraflanırken: Burada, misyonerleri, toprak reformunu, çok partili sisteme geçişi, insan hayatında travma yaratan göç ve göçmenlik olgusunu bulacaksınız.

Rebetikaların acıyı afyonla harmanladıkları yaşamlarına konuk olacak, ardından 2. Dünya Savaşı’nın yarattığı yoksulluğu bir kez daha hatırlayacaksınız. Savaştan sonra başlayan Yunan iç savaşında ise Anadolulu Ortodoksların hayatta kalabilmek için verdikleri mücadeleye tanıklık edeceksiniz.

Kimlik
NESA Yayın Grubu, 239 sf.
Tür: Tarihi roman



TÜRBAN VE KARİYER
Metin Sever

Sabah gazetesi editörlerinden Metin Sever, Timaş tarafından yayınlanan kitabı ‘Türban ve Kariyer’de, başörtülü kadınların kamusal alan serüvenini farklı bir açıdan ele alıyor.

Yıllardır Doğu-Batı, gelenek-modernite, laiklik-İslamcılık, ilericilik-gericilik karşıtlığı ekseninde yürütülen tartışmalarda, en önemli referans noktası olarak, daima kadının toplumsal konumu üzerinde duruldu. Hatta kadının kamusal yaşama katılması, çalışması, görünürlük kazanması ve giderek özgürleşmesi bu tartışmaların esasını teşkil etti. Kadının başının açık olması, kılık kıyafeti, Batı tarzı eğitim alması, mesleki kariyer edinmesi, laik-modernist anlayış açısından çağdaşlığın neredeyse en temel ölçütü oldu.

Ve bu arada ıskalanan bir şey vardı. Türban ve kadın konuları, kutuplaşmanın her iki ucu tarafından da indirgemeci bir bakışla ele alınıyordu. Türbanlı kadın, bir kesim için sadece mağduriyetinin altı çizilen bir “mağdur”du; diğer kesim içinse türbanıyla kamusal alanda var olma talebinde direnen bir “sorun kaynağı.”

‘Türban ve Kariyer’, türbanlı kadınları bir başarı öznesi olarak ele alan ilk kitap. Metin Sever, “türbanlı kadın” olgusunu bu cenderenin içinden çıkarıp farklı bir yere taşıyor. Özlem Albayrak, Nihal Bengisu Karaca, Fatma Bostan Ünsal, Ayşe Böhürler, Emine Eroğlu, Merve Kavakçı, Mehtap Kayaoğlu ve Havva Sula gibi, kamusal alanda başarı ve görünürlük kazanmış kadınlara yönelttiği sorularla İslamcı kadınların kamusal alan serüvenini, modernite ve gelenek karşısındaki duruşlarını, değişen gündelik hayat pratiklerini, cemaat yapılanması içinde kuvvet kazanan biz’den ben’e, yani daha bireysel bir hayat algısına doğru yol alan bilinç akışını, İslamcı kadın hareketinin kendi içinde geçirdiği dönüşümleri ortaya seriyor.

Kitabın son bölümünde 70’lerde ve 80’lerde İslami hareketin taşıyıcısı olmuş kadınlarla bugünkü kuşağın benzeştiği ve ayrıştığı noktaların mukayeseli analizinin yapıldığı sayfalar ve kitabın bütününe hakim olan anlamacı, analitik bakış dikkat çekici.

Metin Sever (Yazar)
15 Mayıs 1959 doğumlu. İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü mezunu. Yaklaşık 20 yıldır çeşitli gazete ve televizyonlarda değişik görevlerde bulundu, çok sayıda dizi yazıya imza attı. Sabah gazetesinde editör olarak çalışıyor.

Yayınlanmış eserleri:
Kürt Sorununda Türkiyeli Aydınlar Neler Düşünüyor, Cem Yayınları
İkinci Cumhuriyet Tartışmaları, Başak Yayınları
Kaf Dağı’nın Bu Yüzü, Doğan Yayınları
Düşmanını Arayan Savaş, Everest Yayınları

Türban ve Kariyer
Timaş Yayınları, 304 sf.



SON KABADAYI
Mustafa Dündar Kılıç

Kurtlar Sofrası’nın son efsanesi Dündar Kılıç’ın hayatı...

Dündar Kılıç, yeraltı dünyasında nam yapmış son 40 yılın en büyük kabadayısıydı. Kimilerine göre “mafya babası”, kimilerine göre “babaların babası”, kimilerine göre “mazlumların babası”, kimilerine göre de “ağabey” idi. Hatta bazıları onu Kurtlar Vadisi’nin Laz Ziya’sı olarak gösterdi. İddiaya göre, dizideki Nesrin, kızı Uğur Kılıç’ı; Çakır ise damadı Alaattin Çakıcı’yı canlandırıyordu.

Bu varsayım ne kadar yerinde bilinmez... Ama o, kabadayılık tarihinin son temsilcisiydi. Kabadayı olarak doğdu, öyle yaşadı ve öyle öldü. Altmış dört yıllık ömrünün 21 yılını hapishanelerde geçirdi. Ona göre mafya bir teşkilat olayıydı ve bütün dünya ülkelerinde, bilhassa demokratik ülkelerde vardı. Tabii ki Türkiye’de de...

Katıldığı bir televizyon programında “Mafyanın mecliste milletvekili olur, bakanı olur, polis müdürleri olur, her kesimi, hatta fahişeleri bile olur. Ama kabadayılar halkın bağrından kopmuştur ve halkın bir yakıştırmasıdır”diyordu.

Bu eserde, Dündar Kılıç’ın Kürt Cemali’den Alaattin Çakıcı’ya, Engin Civan’dan Selim Edes’e, Semra Özal’dan Ahmet Özal’a, Mehmet Eymür’den Korkut Eken’e, Alparslan Türkeş’ten Yılmaz Güney’e kadar son dönemde iş, medya, sanat ve siyaset hayatına damgasını vurmuş önemli kişilerle bağlantılarına ve gizli kalmış olaylara şahit olacaksınız.

Dündar Kılıç’ın fırtınalı hayatını, yeğeni Mustafa Dündar Kılıç kaleme almış.

Son Kabadayı
Kitaplık Yayınları, 167 sf.
Tür: Biyografi



THE TÜRKLER
Yalçın Pekşen

Yaratılış söylencesine göre Tanrı 7. günün sonunda insanları yaratırken Türkler’i unutmuştu. Ancak dalgınlığını anlayınca, mesai bitiminden sonra fazla çalışma yaparak onları da yaratmaya girişti.

Sonradan ‘Türk’ adı verilecek bu gruba yaptığı haksızlığı gidermek için fazladan bazı özellikler de eklemek istemiş; işleri düzeltmekten çok bozmaya yarayan değişik bir zekâ türü, kara kaş-kara göz ve bıyıklarına tanrısal bir gürlük ihsan etmiştir.
Büyük olasılıkla Yüce Mevla işini bitirdikten sonra ortaya çıkardığı eserde bazı eksiklikler de olduğunu fark etti, ama artık zamanı kalmadığı için ‘Bunlar da böyle idare etsinler...’ diye düşünerek çalışmasına son verdi. ’ İdare et abi... felsefemiz oradan gelir.

“Yalçın Pekşen’in mizah yazıları güncelin mizahına ustaca yaklaşımın örnekleridir...”
Doğan Hızlan

“Yalçın Pekşen gazete yazarı olarak tanınmasına rağmen aslında iyi bir mizah yazarı. Olayların içindeki mizahı yakalıyor ve sıradan bir olayı bile mizah öyküsü tadında sunuyor.”
Emre Kongar

“Pekşen’de benim en sevdiğim yan,bayağılığa düşmeden mizahı ortaya çıkarması, buna karşılık pek mizah yaptığı da söylenemez tabii. Birçoğumuzun gözünden kaçmış ülkemize özgü gariplikleri bulup ortaya çıkarma ustası.”
Haluk Şahin

“Bence Yalçın gazeteciden çok mizah yazarıdır. Ancak mizah kitapları yazarak geçinmek söz konusu olmadığı için gazetecilik yapar gibi yapıyor bence... Bunu yaparken kaliteyi de düşürmeden sıradan olayların içinde mizah yazarı gibi davranıyor.”
Melih Âşık

The Türkler
Say Yayınları, 238 sayfa
Çizer: İsmail Gülgeç
Tür: Mizah



ESKİ MEZOPOTAMYA TARİHİ
- Başlangıçtan Perslere Kadar -
Kemalettin Köroğlu


“Irmaklar arasındaki ülke” anlamına gelen Mezopotamya’da yaratılan kültür, doğduğu toprakların dışında özellikle Doğu Akdeniz, Suriye, Filistin, Arabistan Yarımadası, İran ve Anadolu’yu etkilemiş ve bölge haklı olarak “uygarlığın beşiği” olarak nitelendirilmiştir.

Mezopotamya uygarlığı, ilk kent devletleri, ilk krallıklar ve ilk imparatorlukların yanı sıra yerleşim merkezleriyle belirginleşen anıtsal mimarisi (kral mezarları, tapınaklar, zigguratlar), boyalı seramik ürünleri, yazı sistemleri, yasaları ve heykelciliğiyle de ayrıcalaşarak özgün bir kimlik ve üslup yaratmıştır. Bölgenin coğrafyası temelinde gerçekleştirilen arkeolojik çalışmalar ve elde edilen buluntular çağdaş uygarlığın Eski Mezopotamya’ya ne denli borçlu olduğunu çok açık biçimde sergiler.

Arkeolog ve eskiçağ tarihçisi Doçent Kemalettin Köroğlu, bu bağlamda bilgi edinmek isteyen okuyucu ve öğrencilerin beklentilerini dikkate alarak; Sümer, Akkad, Babil, Hurri-Mitani ve Assur gibi parlak uygarlıkların tarihini kronolojik bir sırayla ele alıyor

Eski Mezopotamya Tarihi
İletişim Yayınları, 229 sf.
Dizi: 2001 -46


—> Haftanın Kitapları sayfası için iletişim: Onur Serim


 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

                        Bu habere henüz yorum yapılmamış


Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları