Pamuk: Beni sindirmek istiyorlar
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Türkiye
Ergenekon Davası
Politika
Dış politika
Genel
Polis - adliye
Yerel
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa » Türkiye » Genel
Pamuk: Beni sindirmek istiyorlar
Yazar Orhan Pamuk, “Türklüğe hakaret ettiği” iddiasıyla hakkında açılan davayla ilgili, “Burnumu sürtmek istiyorlar. Ama ben kendi doğrumu söylerim” dedi.

NTV
Güncelleme: 13:33 TSİ 21 Ekim 2005 Cuma

İSTANBUL - Yazar Orhan Pamuk, hakkındaki eleştirilere yanıt verdi. Pamuk, AB yetkililerinin de sıkça gündeme getirdiği dava ile ilgili olarak, kendisin yıldırılmak istedindiğini iddia etti. NTV’ye konuk olan Pamuk, siyaseten edebiyata, kendisine yönelik eleştirilerden, “Türklüğe hakaret etttiği” iddiası ile hakkında açılan davaya kadar Mete Çubukçu’nun kendisine yönelttiği birçok soruya yanıt verdi.


Türkiye’de son yıllarda en çok tartışılan, en çok okunan, dünyada en çok tanınan yazarlardan birisiniz. 70’li yıllara dönüp “Cevdet Bey ve Oğulları”ndan başlarsak o günlerden bugünlere ne değişti? Hem edebi dünyanızda hem bireysel olarak?

Pamuk: Roman yazmaya başlayalı 30 yıl oldu. Günlük hayatımda pek bir şey değişmedi. Her sabah masam, kitaplarım, çayım, kahvem. Eskiden sigara da içerdim. 8-10 saat çalışıyorum. Son derece sıkıcı bir hayat da denebilir. Katip gibi masamda roman yazıyorum. Ama romanlarım artık tanınıyor, 30’dan fazla dile çevrilmiş. Şu dönemde pek çok şey üst üste geldi. Hakkımdaki dava, kitaplarımın çevrilmesi, AB süreci artan bir ün gibi bir durum oldu.

Yurtdışında “celebrity” derler. Fotoğraflar yayınlanır, röportajlar yapılır. Görünmek, tanınmak nasıl bir duygu yazar için. Kendinizi öyle hissediyor musunuz? Dünya medyasında da görülüyorsunuz. Sizi rahatsız ediyor mu?

Pamuk: Tek başına bir ün olarak yaşamıyorsunuz. Bir sürü dert var, dava var. Mahkeme anlamında söylemiyorum. İnandığınız şeyler var. Demeç vermişsiniz, herkes bir yere çekmiş. Sürekli bir yanlış anlama var. Bunu bir ün olarak değil kaptırıp gitme olarak düşünüyorsunuz. Ve bu süreçte herkese derdinizi anlatmaya çalışıyorsunuz. Pek çok ilişki ağı var ve bunu ün gibi yaşamıyorsunuz.

Son dönemde yaşananlarla ilgili kendinizi yalnız hissettiğiniz ya da haksızlık yapıldığını düşündüğünüz zaman oldu mu?

Pamuk: Tabii ki, her yazar kendisine haksızlık yapıldığını düşünür. Ama bana gerçekten haksızlık yapıldı. Ben söyleceğimi söyledim, o konulara girmek istemiyorum. Öte yandan, eğer sizin bir kanınız varsa, insanlardan değişik düşünüyorsanız, bunu da cesaretle söylediyseniz, tabii ki, size kızacaklar. Siz de söylediklerinizin arkasında durmaya devam edeceksiniz. Çok da beklemediğim bir şey olmadı ama olayların abartıldığını düşünüyorum.

Özellikle yurtdışında yapılan röportajlarda, size yönelik, edebiyat kadar siyasi sorular geldiğini görüyoruz..

Pamuk: Evet, bu davanın açılmasıyla birlikte Osmanlı Ermenilerinin başlarına gelenlerle ilgili söylediğim sözlere bir öfke oldu Türkiye’de. Ancak bu dava açılana kadar, dünyada çok da duyulmuş bir şey değildi. Davanın açılmasını hiç istemedim. Dava açıldıktan sonra “Kar” adlı kitabım da çıkınca hepsi üst üste bindi. “Kar” zaten siyasi bir roman. Dava da siyasi bir durum. Herkes soruyor doğal olarak, ben de ikisini birbirinden ayıramıyorum artık. Bir roman yazmışım ve ülkemde de başım siyasetten derde girmiş. “Kardeşim, bana siyasi soru sorma” diyemem.

Bugünden baktığımızda “Kar” romanını keşke yazmasaydım dediğiniz oldu mu? Yine yazar mıydınız?

Pamuk: Fazla ciddiye almadığım, haklı da bulmadığım öfkenin arkasında benim romanların yok ki. Keşke romanlarımı okuyup kızsalardı. Bütün siyasi sorunlar, yurtdışında ya da yurt içinde verdiğim bir demecin biraz abartılmasından dolayı meydana geldi.

Daniel Cohn Bendit’in bir sözü var: “Türkiye’nin Avrupa Birliği için önemini kavramamı sağlayanlardan birisi” demişti sizin için. Böyle bir katkıda bulunduğunuzu düşünüyor musunuz?

Pamuk: Mesela “Benim Adım Kırmızı” çok sevildi. 34 dile çevrildi. Onun başarısı siyasi değildir. 16. yüzyıl Osmanlı ressamlarını anlatır. Edebi niteliklerinden dolayı sevildi. Bu nitelikte kitaplar yazılıp, siyasi kazaya uğrayınca üstüne bir de dava açılınca, olay büyüyor.

Cohn Bendit’in söylediğinde şöyle bir yan var: Türkiye’nin AB’ye girmesinin fikrini bir avuç insan geliştirdi, destekledi. Bu fikir çok zor bir fikirdi. Onlar Türkiye’ye geldiğinde buradaki idealist insanlarla, AB’nin bir Hıristiyan kulübü olmaması için çalışan insanlar arasındaydım.

Türkiye’deki çelişkiler Laik-İslamcı ayrımı. Dünyadaki çelişkiler medeniyetler çatışması, ülkeler arasında uçurumlar oluşması gerginliklerin artması. Yani sözün bittiği, siyasi söylemlerin inandırıcılığını yitirdiği bir dönemdeyiz. Bu çercevede edebiyat bir misyon yüklenebilir mi?

Pamuk: Sorunları doğru tespit etmek gerekir. Ortadoğu’da ABD’nin yaptıkları. Bizlerin AB’ye girmemiz. Bunlardan bahsederken, ABD medyasının Irak’ı bombalamak için söylediği yalanlara kaymayalım. 11 Eylül’den sonra Batı medyasının en milliyetçi, en saldırgan yazarlarının, İslam medeniyetini küçümseyici yönlerini içselleştirip inanmayalım. Irak savaşı tamamen haksız, acımasız bir savaştır. Irak’a demokrasinin gelmesini isterim, ama bizler civarımızda olanları Batı medyasının diliyle konuşmak zorunda değiliz. Bizler bu dili kullanmak zorunda değiliz. 11 Eylül’den sonra İslamı aşağılayıcı bir kültür oluştu. Buna direnmeliyiz.

Edebiyat, siyasetin yerini tutabilir mi? Bu yönde gizli de olsa mesaj içerebilir mi?

Pamuk: Edebiyat, güzelliği için yapılır. Kitapları okuyanlar iyi yazmamdan etkilensinler diye yazarım. Politik yazdığım “Kar” adlı kitap bile siyasi mesaj için yazılmamıştır. Siyasetin dokusu içinde, bu ülkenin ruhunun çektiği sıkıntıları birazcık Avrupa’nın gölgesi altında Türkiye’nin yoksul bir köşesinde yaşanan siyasi bir öfkeyi ve siyasal İslamı, Türk-Kürt milliyetçiliği, askeri darbeyi, hepimizin 20-25 yıldır uğraştığı ya da 200 yıldır uğraşılan sorunları yazdım. Yoksa taraf tutmak için değil. Edebiyat en sonunda bir hayatı, bir güzelliği anlatır. İnsanın ruhunu yansıtır. Ama isteyen benim gibi demeç vererek kafasına taktığı, sinirlendiği şeyi, yasaklanmış sözü söyleyebilir.

Peki yaptığınız konuşmalar, yanlış mı anlaşılıyor, yoksa saptırılıyor mu?

Pamuk: Öyle bir şey ki, değiştirip yayınladıklarında, bana “basının üzerine gitme” diyorlar. Benim burada, yayınlarda söylediğim şeyler ve benim söylediklerim. Benim söylediklerime yönelik dikkat ve ilgiden memnunum, şikayetçi olmamalıyım. Kendimi de savunmam gerektiğinde, söylemediklerimi düzeltirim.

Size yönelik, sizin de iyi bildiğiniz “en çok satan en az okunan”, “kitabı bitirilemeyen yazar” gibi onlarca eleştiri var...

Pamuk: Vakit geçtiğinde, bunları söyleyene ‘bal gibi tatlı geliyor’ benim kitaplarım. “Kara Kitap” çıktı, “Türkçesi bozuk” dendi. Bu tür eleştirilere itirazım yok. Bunlar bir yazarın ünlü olmasının sonuçları.

Yazdıklarınız, söyledikleriniz bir yandan da Türkiye’nin tanıtımı anlamına geliyor. 34 dile çevrilen kitaplarla insanlar sizi tanıyor. Son dönemdeki olaylar ve açılan dava ile kendinize haksızlık yapıldığını düşündüğünüz oldu mu?

Pamuk: Ben “Cevdet Bey”den başlayarak tüm kitaplarımda; Sessiz Ev’de, Beyaz Kale’de Türk tarihini ele aldım. Kara Kitap’tan başlayarak İslami eski hikayeleri, geçmiş kültürde biriktirdiğimiz alegori ve masalları yeniden ele alarak yazdım. “İstanbul” kitabında Yahya Kemal’den yola çıktım. Kar’da yine Türkiye’nin sorunlarını yazdım. İçinde yaşadığımız kültürün karmaşık hikayesini anlattım. Bütün bunlar yapıldıktan sonra, sana “Türklüğe hakaretten” dava açılması, bütün hayatını Türk kültürüne, Türkçe’ye vermiş birine haksızlık değil, haksızlığı aşan bir saçmalık gibi geliyor. Davayı, tabii ki romanlarımdan değil, sözlerini aştığı için yanlış da yargı vermemeliyim. Hakkında dava açılan her yazar kendisini haksızlık edildiğini düşünür. Sorun, bana yapılan haksızlık sorunu değil. Sorun, Türkiye’de ağzını açıp eleştiri yapabilme, devletinin söylediğinin dışına çıkabilme, açıklıkla kalbindeki söyleyebilme sorunudur. Onu da geçtik, devletin söyleminin dışına çıkan insanın burnunun sürtmek ya da sürtmeme sorunudur benimki. Mesele, burnumu sürtmek, bana söylediğim sözü geri aldırtmak. Beni toplum dışına iterek, herkese bir örnek göstermek istiyorlar. Osmanlı tarihini öğrenmeye niyetleri yok, ama benim burnumu sürtmeye büyük bir istekleri var.

Peki sürtebilecekler mi?

Pamuk: Bilmiyorum. Ben iddialı konuşmam. Ama çocukluğumdan beri dayağımı yerim. İstanbul kitabımda da anlattım. Sonra kendimi tutamam yine doğruyu söylerim.

1 yıl sonra yeni bir roman çıkarıyorsunuz sanırım?

Pamuk: 2.5 yıldır bir roman yazıyorum. Dörtte üçünü yazdım. 1 yıl sonra yayımlamayı planlıyorum. Olay, 1975 ile günümüz İstanbul’unda geçiyor. Tarihi roman değil. 80’leri anlatıyor. Bir adamın, zengin sosyetik bir kadına çok fena takılmasını, bütün hayatının o kadın üzerinden yoldan çıkıp dağılmasını, gözden düşmesini, komik duruma düşmesini anlatıyor. Ama daha geride, bu ülkedeki zenginleri anlatıyor. Küçümseyici bir şekilde İstanbul sosyetesini anlatıyor. Ama hepsi bu değil.

Frankfurt Kitap Fuarı’nda ödül alacaksınız. Daha önce de Yaşar Kemal aynı ödülü almıştı. Bu ödülün gerekçesi nedir?

Pamuk: Bir sanatçı, yazar, müzisyen de olabilir. Filozof da oluyor. Mesela Habermas da, bu ödülü aldı. Susan Sontag’a da verildi. Birisinin siyasi tutumundan dolayı, birisine kitaplarından dolayı veriliyor.

 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

                        Bu habere henüz yorum yapılmamış


Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları