Celal Pir: Haftanın ilk NTV'ye Sorun programından hepinize bir kez daha mutlu günler, mutlu haftalar değerli izleyenler. Evet bugün NTV'ye Sorun'da, kanser vakalarındaki artışı ele alacağız. Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi'nden gelen bir açıklamaya göre, Türkiye'de kanser vakaları her yıl yüzde 6 oranında artıyor ve önlem alınmadığı taktirde 20 yıl içinde 5 milyon kişi kanser olacak. Peki kanser vakalarında bu artışın sebebi ne, neyi yanlış yapıyoruz, alınabilecek önlemler neler? Birazdan bu sorulara yanıt bulmaya gayret göstereceğiz. Kanser hastalığıyla ilgili merak ettiğiniz tüm soruları Ankara stüdyomuzdan konuğumuz Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Prof. Dr. sayın Murat Tuncer'e yönelteceğiz ama her zaman olduğu gibi öncelikle telefon numaralarımızı anımsatmak istiyorum izninizle. Telefon numaramız 0 212 335 40 35, öte yandan turkcell ve hazırkart sahipleri acıkhat yazıp boşluk bıraktıktan sonra soru ya da görüşlerini yazıp 7710’a kısa mesaj gönderebilirler bu arada isterseniz 0 533 279 90 11 numaralı hattımıza da kısa mesaj gönderebilir veya interneti kullanabilir. www.ntvmsnbc.com adresinden bize ulaşıp soru, görüş ve kritiklerinizi bize aktarabilirsiniz. Evet yüzde 6’lık bir oran aslında yıllık yüzde 6’lık bir kanser vakasandaki artış oranı oldukça yüksek. Bu konuyu ele alacağız. Sorularınızı aktaracağız ama önce Ankara’ya konuğumuza dönüyoruz. Profesör Tuncer hoşgeldiniz efendim.
Murat Tuncer: Hoşbulduk iyi günler, sağlıklı günler diliyorum.
Celal Pir: Umuyorum herkes sağlıklı günler geçirir. Önce bir öğrenci sayın Cem Koray Karataş’ın sorusunu aktarayım. Diyor ki;
Cem Koray Karataş (Öğrenci): Kanser tam olarak nasıl bir hastalık, kaç türü var, vücuda etkisi nedir, kanserli organda ne tür bir tahribat meydana gelir?
Celal Pir: Belki çok farklı olabilir geniş yelpazede bir soru olabilir ama genel hatlarıyla bize tanıtırsanız sevinirim efendim.
Murat Tuncer: Gerçekten çok anlatması çok geniş bir soru ama çok kısa olarak söylemek gerekirse kanser, vücudumuzda normal olan hücrelerin kötü yönde farklılaşarak vücudu istila etmesi, anormal çoğalması, sağlımızı tehdit eder hale gelmesidir. Bu genel anlamdan da anlaşılacağı üzere vücutumuzdaki yer alan her tür hücreden bir kanser çıkabilir. Yani yüzlerce kanser türü var aslında ve oluş mekanizmaları, tedavileri, tanı yöntemleri açısından baktığımız zaman aslında her iki tane kanser türü aynı hastalık değil gibi görünüyor. Örneğin bir beyin tümörü ile bir kemik tümörünü aynı hastalık gibi görmekte yanlış. Zaten zorluğumuz burada. Etki eden risk faktörleri aynı ama hastalığın yani kanser olduktan sonra olay aslında çok farklı yüzlerce kanser var. Vücudumuzdaki hemen hemen her tür hücreden bir kanser çıkabilir. Bunu bugün böyle kısaca özetleyebiliriz.
Celal Pir: Peki profesör Tuncer şunu sorabilir miyim? Her kanserin etkileme hızı aynı mıdır, yoksa farklı mıdır?
Murat Tuncer: Çok farklı olabiliyor. Bazı kanser türlerinde hücreler çok hızlı çoğalabiliyor. Ciddi istila kabiliyetleri var. Bazı tür kanserlerde çok yavaş ilerleyebiliyor. Daha tedaviye zaman tanıyabiliyor. Tedaviye cevapları çok farklı. Bu yüzden kanserleri hakikaten genel anlamda bir çerçeve çizip bütün kanserleri içine koymak çok yanlış olur. Organın tipine göre farklı seyredebilir. Tahribat şekli de farklı olabilir tabi.
Celal Pir: Peki sorularla konuyu açalım istiyorum. İzninizle yine bir öğrenci sayın Kemal Sırıklı’nın sorusunu aktarayım size. Diyor ki;
Kemal Sırıklı (Öğrenci): Neden kanser oluyoruz? Kimlerin kansere yakalanma riski daha fazla?
Celal Pir: Gruplara göre bir kanser riski diye bir şey mi var?
Murat Tuncer: Evet. Kanser riski diye bir şey var. Zaten bizim toplumsal olarak kanseri önleme stratejimiz, politikalarımız, bu riskleri azaltmaya yönelik. Aslında bugüne kadar bildiğimiz bilimsel veriler şunu gösteriyor; Kanser aslında genetik olarak bir yatkınlık sağlayan, yatkınılığı olan bir hastalık. Yani bir ailede birden fazla kanser varsa o aile bireylerinin kansere yatkınlığı var demektir ama illa kanser olacak anlamına gelmiyor bu. Bunu şöyle açıklayabiliriz. Hepimizin vücutunda risklerle dolmak üzere programlanmış bir kabımız var, kanser kabı. Bu kap dolduğu zaman kansere yakalanıyoruz. Şimdi kimimizin bir yüksük büyüklüğünde bir kabı var, kimimizin bir tencere büyüklüğünde, kimimizin bir su bardağı büyüklüğünde bir kabı var. Her aldığımız risk bu kaba bir su damlası koyuyor ama bazen yüzlerce damla, bazen bir su damlası. Şöyle özetleyebilirim.
Celal Pir: Peki mesela şunu soracağım. Her aldığımız risk bu kaba bir damla koyuyor dediniz ya, buradaki soruda şu; neden kanser oluyoruz, kanser yapıcı ögeler var herhalde, kanser yapıcı etmenler var. Bunları bir sıralar mısınız, neler bu kabı dolduruyor?
Murat Tuncer: Bir numara sigara. Örneğin eğer sizin kabınız kocaman bir tencere büyüklüğünde bile olsa her gün bardak bardak risk atıyorsunuz demektir. Eğer 5’ten fazla sigara tüketiyorsanız günde, içiyorsanız ama eğer küçücük bir kanser kabınız varsa ama hiç sigara içmiyorsanız doğru besleniyorsanız, spor yapıyorsunuz, içki içmiyorsanız, belli beslenme kaidelerine riayet ediyorsanız, çevre kanser etkilerinden uzak kalıyorsanız bu küçücükte olsa kanser doldurma kabınız yıllar boyunca bu dolmayabilir ve kansere yakalanmazsınız bu böyle bir şey yani genetiğimiz aslında kanser için, yatkınlık için bir rol oynuyor ama yine de kanserle genetikle çevre etkilenmesi çok önemli. Yani genetiimizi değiştiremeyiz ama çevre etkilerimizi, yaşam tarzımızı değiştirerek kansere yakalanmamızı engelleyebiliriz. Zaten toplumsal olarak bu hadiseye yaklaşmamızında nedeni bu. Kanseri yok etmemiz mümkün. Bir çok ülke yine aynı haberde aynı bildiride bu da geçiyor. Bir çok ülke artık kanserde inişe geçti. Yani her yıl yüzde 1-2 oranında azalma görülüyor. Şimdi bu mümkünken niye ülkemizde yüzde 5-6’lık artış olsun her yıl. Tabi amacımız bu artışı azaltmak. Önce durdurmak sonra da azaltmak.
Celal Pir: Peki izninizle yine bir öğrencinin sorusuna dönelim. Sayın Orkun Faz sormuş. Diyor ki;
Orkun Faz (Öğrenci): Teşhisi nasıl konuluyor kansere? Her kanser türünün tedavisi mümkün oluyor mu? Kansere yakalanan insanların ne kadarı bu hastalıktan kurtulabiliyor? Ülkemizde ve dünyada uygulanan kanser tedavileri eş midir, aynı mıdır?
Celal Pir: Ne dersiniz bilmiyorum.
Murat Tuncer: Şimdi teşhis metodlarımız tabi dünyada hangi teşhis metodları uygulanıyorsa Türkiye’de de aynısı hemen hemen uygulanıyor. Ne gibi teşhis metodları var? Tabi kanserin türüne göre deşişebiliyor. Bir akciğer kanserinde akciğer grafisiyle yaklaşım yapılıyor. Bir rahim boynu kanserinde bir simir olarak bir kadın doğum muayenesi tarzında bir teşhis yapılabiliyor. Bir prostat kanserinde kanda bir işaret bakılarak teşhis konabiliyor. Biopsi alınarak teşhis konulabiliyor. Her tür kanserde farklı teşhis yöntemleri var. Şimdi soruda çok önemli bir nokta var. Bu da şu; dünyada nasıl teşhis ediliyor, bizde nasıl tedavi ediliyor? Aslında dünyada tedavi yöntemleriyle Türkiye’deki tedavi yöntemleri hiç birbirinden farklı değil. Yalnız ulaşılabilirlik biraz farklı maalesef. Türkiye’de batılı anlamda, çağdaş anlamda tedavi veren bir çok merkez var ama maalesef hastalarımızın bir çoğu bunu bilmedikleri için veya doğru yönlendirilemedikleri için farklı yerlerde farklı tedaviler uygulanıyor. Bunu standartlaştırmaya çalışıyoruz. Gerçekten ülkemizde batı standartlarında her tür tedaviyi yapan merkezler var. Bugün artık o kadar tedavi yöntemleri çoğaldı ki şöyle örnek vereyim; bugün artık ölümün yok olduğu kanser türleri var. Örneğin erken teşhis edilen bir meme kanserinde ölümü yok edebiliyoruz, örneğin çocukluk çağı kan kanseri ölüm artık o kadar az ki yüzde 85, yüzde 95 tedavi edilebiliyor. Bazı kemik tümörlerinde ama halen yüzde 35, yüzde 50 arasında tedavi edilebiliyor ama bugün özet olarak şunu söyleyebiliriz. Kanserde tedavisi olmayan bir tür yok. Her tür kanserin bir tedavisi var. Kimisinde tedavi yüzdesi çok yüksek ama bazılarında henüz az.
Celal Pir: Bir fizik mühendisine söz vermek istiyorum izninizle. Sayın Zeynep Doğan’ın sorusunu alacağız.
Zeynep Doğan (Fizik Mühendisi): Sigaranın sağlığımıza ne kadar zararlı olduğunu biliyoruz. Peki kanser üzerindeki etkileri nelerdir?
Celal Pir: Evet sizde vurguladınız. Sigara dediniz nasıl kanser yapıyor sigara?
Murat Tuncer: Sigara bir doku zehiri. Hücrenin oksijenlenmesini, büyüme fonksiyonlarını etkileyerek rol oynuyor, etki ediyor. Aynı zamanda bizim normal vücudumuzda her an oluşabilecek kanser hücresine karşı bazı bağışıklık mekanizmalarımız var, bazı güvenlik mekanizmaları. Sigara bu güvenlik mekanizmalarını da yok ediyor. Şimdi aslında izleyenimiz o kadar güzel bir soru sormuş ki nasıl ilgisi var diye. Aslında Türkiye’de şöyle söyleyebiliriz. Kanser demek sigara demektir diyebiliriz. Çünkü 150.000 civarında kanserli hastamızın yaklaşık 100.000’i sigaraya bağlı maalesef Türkiye’de. Bunun önemi nerede? Bunun önemi sigaranın tedavisi en zor kanser türünde başlıca rol oynaması, akciğer kanseri. Diğer bütün kanserlerde ben yüzde 30’un üzerinde, yüzde 90’a varan tedavi oranlarından bahsettim ama ne yazık ki sigaraya bağlı akciğer kanserinde bu yüzde 30’larda bile değil, maalesef.
Celal Pir: Peki bir serbest meslek sahibine sözü vereceğim. Sayın Eyüp Özdemir sorusunu aktaracak bize. Alalım soruyu.
Eyüp Özdemir (Serbest Meslek): Dünyamızda ve Türkiye'de sağlıkla ilgili gıda maddelerinde kanserojen maddelerinin bulunduğu söylenmektedir. Bununla ilgili sağlık bakanlığı'nın ne tür çalışmaları var? Ne tür önlemler alınabilir?
Murat Tuncer: Bu çok önemli hakikaten. Hepimizin bir birey olarak dikkat etmemiz gereken bir konu. Şu anda sadece sağlık bakanlığı değil, tarım bakanlığı da bu konuda çok ciddi yaptırımlar, düzenlemeler getirdi ama basitçe vatandaşlarımız bu gıdalarda bulunabilecek kanserojenleri nasıl dikkat etmeliler? İki tür kanserojen var. Bir; dışarıdan herhangi bir katkı yapılmaksızın zaten gıdanın yapılması sırasında oluşabilen bir kanserojen türü var, kanserojen maddeler var. Bir de dışarıdan katılan katılan kanserojenler var. şimdi bu ikisini biraz ayırmak lazım. örnekle isterseniz ayırt edelim. Örneğin sizin un, şeker, yağdan oluşan bir kek yapıyorsunuz. Eğer fırınınızı 185-190 derecelerin üzerinde bir ısıya ayarlar ve yaparsanız kekinizi onun içinde de maalesef bazı kanserojenler oluşmaktadır yağın yanmasından dolayı ama dikkat ederseniz, eğer fırınınızın derecesini 180’in altında, 180 derecenin altında tutarsanız bu .... olmaz. Aynen bunun gibi bazen marketlerde bulunabilecek ve kullandığınız bazı gıda maddeleri yüksek ısılarda oluştuğu için bunlarla ilgili içinde kanserojen taşıma riski var ama bunlar hiçbir zaman sigara gibi değil tabi. Bunları hayatımızda azaltmamız lazım ama hiç almayacağız bu maddelerden demek zor. Bir de dışarıdan bazı katkı yapılan kanserojenler var. Neler bunlar? Örneğin eti uzun süre korumak üzere mesela salamlarda, sosislerde kullanılan bazı maddeler. Şimdi bu aslında bu gıda maddesini olmamasını gereken, olmasını istemediğmiz bazı maddeler ama o gıda maddesinde koruyabilmek için içine bu katkıları koymak durumunda üreten kişiler. Bunu bilerek tüketicilerin, bunu bilerek az tüketmeleri lazım. Ne öneriyoruz? Çocuklarınızı özellikle çocukluk yaş grubunda hiç bir zaman salam, sosis yedirmeyin diyoruz. Et yedirecek misiniz? Tabiki et yedireceğiz ama eti de pişirirken örneğin biraz önce verdiğim çok yüksek derecelerde ateşin üstünde pişirirseniz yine kanserojenler olabilir. Haşlayarak pişirmeniz, beslenme sisteminizi buna göre ayarlamanızı öneriyoruz. Sağlık bakanlığı ne yapıyor kanserojenler konusunda? Bir kere bunu çok ciddi inceliyor yani gıdalarla gelen kanserojenler açısından. Hatırlarsınız, 4-5 yıl kadar önce bir su problemi yaşandı Türkiye’de. Ülkemizde bazı sularda, maalesef arsenik denilen bir madde var. Bu doğal olarak arsenik oluyor. Bunları izliyoruz. Eğer arsenik belli mevsimlerde, belli oranın üzerine çıkıyorsa bu suların kullanılmasını engelliyoruz, yeni su kaynakları buluyoruz. Ona ait ülkemizde bazı yerler var. Su kaynaklarının değiştiği yerler var. Hakikaten mesane, deri, akciğer kanseri sudaki arseniğe bağlı olarak yüksek görülüyor o bölgelerde. Mesela onları değiştirdik. Onları yeni kaynaklar bulundu buralara. Bu tip izlenimler yapıyoruz. Aynı zamanda temel sağlık genel müdürlüğünün biliyorsunuz geçtiğimiz yıl çok ciddi bir beslenme rehberi oldu, rehberi çıkardı. Vatandaşlarımızı bunları web sayfasından sağlık bakanlığının ulaşabilirler. Oralara uymalarını öneriyorum. Tabi burada hemen yeri gelmişken bir şey söylemek istiyorum. Şimdi son yıllarda diyetler ön planda. İşte anti acingler, diyetler böyle. Özellikle de bunlar tercüme edilerek vatandaşlarımıza sunuluyor, bu çok tehlikeli. Neden? Çünkü her kişinin kendine özgü beslenme sistemi var. Şimdi Türkiye’nin beslenme tarzını ayarlarken bir Amerika’nın veya Avrupa’nın veya uzakdoğu’nun beslenme tarzına yönlendirirseniz, yanlış yaparsınız. Çünkü bizim genetik yapımız et yiyen, akdeniz mutfağını benimseyen, süt ürünü tüketen, meyvası bol bir geçmişimiz var. Böyle üreten ve tüketen bir ülkeyiz ve böyle yetişmişiz. Şimdi buna karşı sizin önerileriniz hep negatip etki yapacaktır. Aslında pozitif gibi görünen beslenme önerileri hep negatif etki yapacaktır bu kişiye. Genetik yatkınlığı nedeniyle. O nedenle mutlaka bize özgü beslenme tarzımız olması gerekir ve beslenme kişiye özgüdür. O yüzden milyonlarca kişiye verilen bir tarifi alıp ta bir kişiye verirseniz bu çok doğru olmayacaktır. Bunun da bu konuda vatandaşlarımızın dikkatini çekmek istiyorum.
Celal Pir: Peki daha katkısız malzemeler kullanırsanız daha iyi olur dediniz, onu da kaydettim. Peki izninizle bir sağlık çalışanı sayın Suat Okan’a sözü vereceğim sorusunu aktarması için.
Suat Okan (Sağlık Çalışanı): Çernobil faciası sonrasında özellikle karadeniz bölgesinde kanser oranında artış görüldü. Ülkemizde bu konuyla ilgili bir kanser politikası oluşturuldu mu? Ya da sağlık bakanlığı özellikle karadeniz bölgesi'nde yaşayan insanlara bir araştırma tarama testine tabi tuttu mu?
Murat Tuncer: Son günlerin çok çarpıcı konusu. Çernobil ve Türkiye’deki kuzey bölgemizdeki kansere etki etti mi, kansere artışına çernobil nasıl etki etti? Aslında hemen bu konuda bazı bilgiler vermeden önce bir şey söylemek istiyorum. Aslında 17 milyon paket sigara tüketiliyor. Bu demektir ki 17 milyon çernobil cebimizde geziyor. Çünkü sigaranın etkisi çernobilden maalesef çok daha fazla. Şimdi çernobil akut radyasyon etkisiyle troid ve kan kanserlerinde çok ciddi artış yaptı. Nerede? Sadece çernobilin belli çevresinde.
Celal Pir: Yani bu akut dediğiniz ağız yoluyla alınan mı, nefes yoluyla alınan mı?
Murat Tuncer: Evet yani iyot önce. Ondan sonra sezyum içerikleriyle ama yakın çevresinde yaklaşık 50 ile 10 kilometre çevresinde bir etki yaptı. Hemen o çevrede çok ciddi akut radyasyon ve kanser artışından etkilenme oldu. Bunun dışında Norveç, baltık ülkeleri, İngiltere’nin kuzeyi, Almanya ve Fransa’nın kuzeyi, Türkiye ve bu çevredeki hiçbir yerde kanser artışı bugüne kadar gösterilmiş değil. Biz bu konuda vatandaşlarımızın hassasiyetine büyük özen gösteriyoruz. Özellikle tararfsız davranarak karadeniz bölgesinin bugüne kadar, daha önce çernobil sırasında güdülen politikanın çok doğru olmadığını hem kişisel bilim adamı sıfatımla söylemek istiyorum. Hem de bir vatandaş olarak. Aslında burada yapılması gereken her tür bilgiyi o dönemde, çernobil sırasında bütün bilgiyi bütün çıplaklığıyla vatandaşlarımızla paylaşmaktır. Bakın ben çay içiyorum bir şey yok demek çok doğru bir yaklaşım değildir ve vatandaşlarımızın bu konudaki hassasiyetlerini de anlayışla karşılıyorum. Bu konuda neler yapıyoruz? Bu konuda vatandaşlarımızın bu konudaki hassasiyetlerini kesinlikle cevap verebilecek bir çalışma içindeyiz. 4 aşamalı bir çalışma yapacağız. Bugüne kadar çernobilden bugüne kadar oluşan Türkiye’de karadeniz kaynaklı troid kanserlerinin ulaşabildiğimiz tüm materyalleri moleküler seviyede incelenecek. Yani radyoaktivite bu troid kanserlerine ne derecede etki etmiştir bunu ortaya koyacağız. Bu konuda Bilkent Üniversitesi moleküler biyoloji bölümüyle işbirliği içindeyiz. İkinci aşamasında şu anda çıkan kanserli hastalarımızdan bazılarında kan örnekleri alarak radyo aktivitenin ne derecede etkili olup olmadığını göstereceğiz. Çünkü biz radyo aktivite şu anda var yok, şu anda ölçülenler hiç bir radyo aktivite olduğunu göstermiyor ama vatandaşlarımıza tamamen tarafsız bir gözle herşeyi, bütün fikirleri ortaya koyarak davranmak için böyle bir çalışma planladık. 2. aşamada şu anda radyo aktivitenin insan üzerindeki etkilerini gösterebilmek için bu ikinci aşaması planlandı. 3. aşamasında artık bundan sonra karadeniz bölgemizde ve Türkiye’de kanser sayıları şudur, budur diye bir tartışma güvenilir mi, güvenilir değil mi bunu yaşansın istemiyoruz.
Celal Pir: İki soru sorabilir miyim profesör Tuncer?
Murat Tuncer: Aktif kayıtçılığı yerleştiriyoruz. Karadenizde aktif kayıtçılğı yerleştiriyoruz.
Celal Pir: Burada çok önemli. Siz sadece karadeniz’den bahsediyoruz ama Edirne’de yaşayanlarda çernobille ilgili soruyorlar. Hatta Afşin, Kocaeli, Muğla buralarda da artan kanser olaylarıyla ilgili araştırmalar başlatıldığı belirtiliyor. Bu tamam çevresini etkiliyor ama bu karadeniz’de başlayan ve diğer illerimizde de insanları tedirgin eden kanser vakalarındaki artışta hiç mi çernobilin suçu yok?
Murat Tuncer: Şimdi ben tarafsız bir gözle hiç bir suçu yok diyebilirim. Yani Türkiye’de çernobille ilişkili şu güne kadar bir artış gösterilmiş değil ama Türkiye’de bir kanser artışı realitesi var.
Celal Pir: O başka bir şey
Murat Tuncer: Bu artışın örneğin ege bölgesinde ciddi bir artış var. Şimdi ege bölgesiyle çernobilin bir ilgisi yok. Akdeniz’de bir artış var. Bunun çernobille ilgisi yok. Yani doğu, karadeniz, iç anadolunun doğusu, batısından bahsetmiyorum. Karadeniz’den çok uzak bölgelerde de kanser artışı var. Zaten sağlık bakanlığı kanser savaş dairesi olarak bu konuyu gündeme getirmemizin, vatandaşlarımızdan yardım istememizin, bütün topyekün bu konuda çalışma yapmamızın, istememizini altında bu yatıyor. Bütün Türkiye’de kanser artıyor. Eğer uzun vadede doğru politikalar oluşturamaz, halkımızın bu stratejilere katılımını sağlayamazsak, maalesef önümüzdeki 20 yılda 5 milyon insanımızı kanser tehlikesi, 3 buçuk milyon insanımızı da aşağı yukarı kanserden ölüm bekliyor. Topyekün bir değişim yaşamamız lazım hem yaşam standartlarımızı değiştirmemiz lazım, anlayışımızı, beslenme tarzımızı, sigarayı terk etmemiz lazım. 9 yaşında sigaraya başlanıyor. Yani bu şekilde kanserle savaş mümkün değil ülkemizde ve geldiğiimiz noktada yani 20 yıl sonra geleceğimiz noktada geriye dönük çok vicdan azabı duyabiliriz. O yüzden şu andan itibaren bazı politikaları koyup ciddi adımlarla bunu engellememiz gerekiyor.
Celal Pir: Efendim izninizle bir öğretmen. Sayın Mesut Yıldız bir soru sormuş. İlginç bir soru merakımı cezbetti. Bende aktarmak istiyorum size. Diyor ki;
Mesut Yıldız (Öğretmen): Kansere karşı aloe vera'lı bir ürün satılıyor. Bu ürünün kansere karşı bir faydası olabilir mi?
Celal Pir: Bilmiyorum böyle şeyler piyasada yapılıyor. Bunlar ticari midir yoksa tıbben de bir anlamı ifade eder mi onu sizden rica ediyoruz.
Murat Tuncer: Şöyle, bütün dünya tamamlayıcı ve alternatif tıp diye bu bitkisel, yani her zaman karşılaşabileceğimiz doğal ürünlerle, kanser konusundaki hastalara desteği öneriyorlar. Bu inkar edilemez bir gerçek. Ancak ülkemizde maalesef bu sorun çok kötü yönde kullanılıyor. Eğer bir ürün kansere iyi geliyor diye satılıyorsa vatandaşlarımızın bunu almamalarını öneriyorum vatanaşlarımıza. Çünkü bu satılan ürünün doğal yapısı her yerde bulabilecekleri şeyler ve bugün bilim adamlarımız artık bütün üniversitelerde tamamlayıcı ve alternatif tıp konusunda ciddi adımlar atıyorlar. Onlara danışabilirler. Doktorlarına yani kanser konusunda tedavi eden medikal onkolog veya pediyatrik onkolog veya hemotologlara sorabilirle. Bu konuda bilim adamları bilgi sahibidirler. Kendilerine yeterli bilgiyi vereceklerdir. Ulusal kanser danışma kurulunun da bir ciddi alt kurulu var, bu konuyu inceliyor. Alternatif ve tamamlayıcı tıp konusu. Çok yakın bir zamanda buna ait bazı klavuzlar çıkartacağız, vatandaşlarımıza yol göstermek için ama kesinlikle eğer ciddi paralara, birileri bir şey satıyorsa vatandaşlarımızın bunu kullanmamalarını öneriyorum ben burada sizin aracılığınızla.
Celal Pir: Peki. İzninizle ilginç bir soru aktaracağım. Bir izleyenimiz emekli sayın Ahmet Güven’den gelmiş. Diyor ki;
Ahmet Güven (Emekli): Yiyip içtiklerimizin kanserle bağlantısı nedir? Asitli içecekler, fast-food yiyecekler kanser olma riskimizi artırıyor mu?
Celal Pir: Az evvel katkı maddelerinden bahsederken bu konu biraz havada kaldı gibi de onun için tekrar soralım.
Murat Tuncer: Çok teşekkürler. Gerçekten vurgulamak lazım, ayrıca vurgulamak lazım. bugün fast-food’lar asitli içecekler kanser riskini ciddi ölçüde artırmaktadır. Bir çok ülkede bu giderek azalmaktadır. Maalesef bu zincirler bizim gibi bu konuda bilinçlenmemiş ülkelere kaymaktadır. Bundan kesinlikle kaçınmak lazım. özellikle de ülkemizde kanserin erken yaşa kaymasının bir nedeni de bu fast-food ve asitli içeceklerin çok tüketilmesidir. Bunun için önlem alınmalıdır ve vatandaşlarımıza bizi izleyenlere bu konudan yani fast-food kullanımından ve asitli içecekler kullanımından kaçınmalarını öneriyorum.
Celal Pir: Peki tabi bu arada merak ettiğim için soruyorum. Bu sodalı içeceklerde buna giriyor mu, asitli içeceklere yoksa onlar girmiyor mu?
Murat Tuncer: Hayır. Sodalı içecekler buna girmiyor. Sodalı içeceklerin çok ayrı bir yapısı var, gerçekten. Ülkemiz aslında bazı riskler taşıması yani volkanik alan olması nedeniyle bazı riskler taşıyor ama özellikle doğal kaynakları o kadar güçlü bir ülkeyiz ki bunları eğer bilinçli kullanırsak, bunlardan bir tanesi de maden suları hakikaten çok ciddi ölçüde bağışıklı sistemini artıran maddeleri içeriyor. Mesela buradan tabi çok gururla, sevinçle söylemek isterim ki; Türkiye dünyada doğal su kaynağı kullanılabilen ve olabilen çok az ülkeden bir tanesi. Doğal suların tüketilmesi o kadar önemli ki. Çok ciddi olarak bağışıklık sistemini etkileyen, fizyolojik bir yapı sağlayan insan organizmasına bir su tarzı ve halen ne şanslıyız ki ülkemizde doğal su tüketebiliyoruz.
Celal Pir: Maden suyundan bahsediyoruz. Çünkü bazı sularda arsenik çıkmıştı. Onu da vurgulamıştınız. Peki bir eğitimci Uğur Yıldız ilginç bir soru sormuş. Diyor ki;
Uğur Yıldız (Eğitimci): Kolon kanserinin hiçbir belirtisi olmadığını duydum ama birçok yakınımı bu hastalıktan kaybettim. Gerçekten kolon kanserinin hiçbir belirtisi yok mu? En azından kolon kanserine karşı alabileceğim önlemler nelerdir, öğrenebilir miyim?
Celal Pir: Kendisini aydınlatabilir miyiz efendim.
Murat Tuncer: Kolon kanseri bugün yok edilebilen erken taramayla ölümün yok edilebildiği kanser türlerinden bir tanesi. Bir kere en önemlisi eğer ailede kolon kanseri varsa poliplerle başlıyor. Varsa mutlaka bunların alınması, örneğin çok düşük doz asprinin artık kolon kanserini önlediği gösterildi. Bunlar kullanılabilir. Ailedeki diğer kolon kanseri çıkan kişilerin ne türden başladı yani poliple mi başladı, polip olmadan mı başladığının bilinmesinde çok büyük önem var. Hiç belirtisiz kolon kanseri olmaz. Bugün Avrupa Birliği kolorektel kanserleri tarama programına alıyor artık önümüzdeki yıllardan itibaren. Nasıl taranıyor? Çok basit. Kakada gizli kan bakılmasıyla. Çünkü ilk belirtisi gaytada, dışkı’da gizli kanamayla ortaya çıkıyor, ilk belirtisi bu. Hatta o kadar ileri teknikler kullanılabiliyor ki, bu kan tespit edilebilirse kanserin hangi döneminde olduğu bile ortaya konabilecek metodlar var. Kolon kanseri artık korkulu rüya olmaktan çıktı. Önemli olan bilmek ve bu konuda bilgi sahibi olmak. Bu sorunun sorulması çok iyi oldu. Çünkü ülkemizde de kolon ve kolorektal kanserler önemli, giderek tırmanıyor. Beslenmeye dikkat etmek, mümkün olduğunca sebze ve meyva tüketmek, bol süt ürünü yani yoğurt tüketmek ve eğer ailede varsa bu konuda muayeneye gitmek tarama programına girmek ve belli yaştan sonra da dışkıda gizli kan aranması kolon kanserinden kurtulmak için önerilebilecek bir yol olarak söyleyebilirim.
Celal Pir: Efendim bir ev hanımı sayın Ayşe Yıldız demiş ki;
Ayşe Yıldız (Ev Kadını): 10 yıl önce meme kanseriydim. Şimdi geçti, iyileştim. 17 yaşında kızım var. Onun meme kanseri olmaması için nasıl bir önlem alabilirim?
Celal Pir: Bir şüphesini ortaya koymuş.
Murat Tuncer: Şimdi burada çok önemli tabi, çok önemli bir konu var. Bir kere meme kanserinin olduğu yaş çok önemli. Eğer erken yaşta olunduysa, çok erken yaşta olunduysa ailevi bir yönü var hakikaten meme kanserinin. Yalnız burada etik bir problem var. Yani bir kişinin kanser olabileceğini, herhangi bir kanserde bu meme kanserinde de mümkün olabiliyor. Örneğin doğum sırasında bile söyleyebileceğiz ama bunu söylememiz gerekiyor mu gerekmiyor mu? Bu konuda çok tartışma var. Çünkü iş hayatını etkileyebilir, o kişinin hayatını etkileyebilir. Bu daha sonra çıkabilecek kanserin erkenden daha erken söylenebilmesi kararını 18-20 yaşını geçtikten sonra kişiye sormak lazım. Yoksa bir anne veya babanın çocuğu hakkında bu kararı vermesi bence yanlış olur. Çünkü bu hakikaten ileride adli ve etik problem getirebilir. Eğer erken çıkmadıysa meme kanserinden korkmasınlar. Belli yaştan sonra meme kanseri tarama programlarımız var. Türkiye’de de bu tarama programı halen devam ediyor. Yaklaşık her ilimizde önümüzdeki yıl başından itibaren meme kanseri tarama merkezimiz olacak. Şu anda 40 civarında bir tarama merkezimiz var. Eğer erken tanı bu tarama programlarıyla konursa meme kanseri hiç korkulacak bir hastalık değil. Hatta meme korunarak bile tedavi edilebiliyor.
Celal Pir: İzninizle çok ilginç sorular var elimde. Onları hızla aktarmak istiyorum. Bir memurdan gelen soru. Sayın Sezgin Derbent diyor ki;
Sezgin Derbent (Memur): Kardeşim akciğer kanseri için zakkum tedavisi gördü. Tümor kayboldu ancak bir süre sonra beyin ve omurlarında çıktı. Bunun nedeni, kanserin tekrar baş göstermesinin sebebi ne olabilir?
Celal Pir: Bilmiyorum ne dersiniz?
Murat Tuncer: Tekrar baş göstermesi değil aslında kanserde böyle kendiliğinden iyileşmeler olabilir. Belki de biraz ilaç tedavisi kemoterapi aldı, radyoterapi aldı o anda bilmiyorum onun bir etkisi biraz azaldı.
Celal Pir: O zakkum tedavisi diyor. Bilmiyorum zakkum tedavisi nedir?
Murat Tuncer: Hayır hiç böyle bir şey yok. Hayır dünyanın hiç bir yerinde, biliyorsunuz zakkum Türkiye’de bir ara çok konu edildi. Amerika’da bir enstitü açıldı diye laf çıktı. Geldiğimiz nokta şu ki; bunun hiç bir işe yaramadığı artık biliniyor. Maalesef bir çok hastamızda bir hayal uğruna maalesef hayatını kaybettiler.
Celal Pir: Efendim izninizle bir memur sayın Seyfi Duraklı’nın sorusunu aktarayım.
Seyfi Duraklı (Memur): Prostat kanserine karşı erkekler ne gibi tavsiyede bulunursunuz, ne önlemler alabilir? Babam prostat kanserinden vefat etti, benim de aynı kansere yakalanma riskim yüksek olduğuna göre, buna engel olma şansım var mı?
Celal Pir: Var mı engel olma şansı, ne yapar erkekler?
Murat Tuncer: Engel olma şansı çok az. Şöyle; beslenme ve spor alışkanlığıyla, sigaradan uzak durmayla risk azaltılabilir ama prostat kanseri deyince akla gelen en önemli, en etkin tedavi yöntemi erken teşhistir. Yani ikincil tedavi dediğimiz erken teşhistir. Belli yaştan sonra bazı bulgular olduğu taktirde muayene veya kanda biliyorsunuz psa denilen bir marker var, işaretleyici var. Bunun takibiyle çok rahat erkenden tanı konup, tamamen tedavi edilebiliyor. Prostat kanseri korkulacak bir kanser değil. Yaşam tarzımızı değiştirmemiz ve tarama programlarına katılmamız gerekiyor sadece.
Celal Pir: Şimdi çok ilginç bir soru var önümde. Bir yönetici sayın Berrak Bilmiş’ten geliyor. Diyor ki;
Berrak Bilmiş (Yönetici): Anneme göğüs kanseri teşhis kondu. Bütün çabalarıma rağmen sigaraya bırakmıyor. Daha önce yayınıza katılan bir uzman, sigarayla meme kanseri rasında kesin bir bağlantı olmadığını ifade etmişti ama yine de sormak istiyorum. Meme kanseri olan biri sigara içmeye devam ederse, hastalığın vücuda yayılma riskini artırmaz mı?
Celal Pir: Ne dersiniz kendisine?
Murat Tuncer: Evet arttırır ve bugün kesinlikle ilgisi olmadığı yani sigarayla hiç ilgisi yok denen bir kanser türü yok maalesef. Hemen hemen her kanser türünün sigarayla çok yakından veya hafif uzaktan bir ilişkisi var. O yüzden ben diğer izleyenlerimize mutlaka doğru mesaj vermek anlamında söylemek istiyorum. Göğüs manası herhalde meme kanseri. Kadın kanserleriyle, özellikle meme kanseriyle sigaranın kesin ilgisi var. Tabiki akciğer kanseri gibi değil ama kesinlikle ilgisi var.
Celal Pir: Peki. Yine bir ev hanımına söz vereceğim. Sayın Sunay Tarım soruyor. Diyor ki;
Sunay Tarım (Ev Kanımı): Göğsümdeki kistler devamlı gözlem altında tutuluyor. Bu kistlerin zamanla kansere dönüşme riski var mıdır?
Celal Pir: Bilmiyorum bir bilgi verebilir miyiz kendisine?
Murat Tuncer: Memenin kistlik hastalığı tabi benim konum meme değil ama meme taramaları konusunda bu konuları halkı bilgilendirmek açısından inceliyoruz ama kistlik hastalığın kanserle hiç alakası yok. Hiç korkmasına gerek yok ama tabiki izlenecek. Şu açıdan izlenecek. Her kadının belli yaştan sonra özellikle 49 yaşından sonra mutlaka mamografisini 2 yılda bir yaptırmasını öneriyoruz. Onun dışında daha önceki yaşlarda da muayeneyle mutlaka izlenmesini öneriyoruz. Meme kanseri kadınlarımızın hakikaten önemli bir problemi ama bugün artık erken teşhis ve taramayla meme kanserinden korkmuyoruz. Bu açıdan izlenmesi gerekli.
Celal Pir: Profesör Tuncer aslında bazı kanaatler var. Ben de duyduğumu size aktarmak istiyorum, konu konuyu açtığı için. Mesela 49 yaşından sonra mutlaka mamografi çektirmek gerektiğini söylediniz. Bu yaştan önce mamografi çektirmek bir tehdit, bir tehlike oluşturur mu insan vücudu için?
Murat Tuncer: Evet her tür radyografik yaklaşım insan vücudu için bir risk oluşturabilir. Bunun ne kadar bir risk oluşturduğunu bilmiyoruz. O yüzden bizim daha geçen hafta ulusal kanser danışma kurulunda Türkiye Atom Enerjisi kurumundan danışman arkadaşlarımız vardı. Onlarla çok geniş çaplı bu tartışıldı. Önümüzdeki günlerde de sağlık bakanlığının diğer alt birimleriyle beraber bu konuda çok ciddi bir yayın yapmayı planlıyoruz. Lüzumsuz yapılan gerçekten yapılması gerektiği hallerin dışında bir ışınlama kullanılarak teşhis yöntemi kullanmak yanlıştır. Mutlaka engellenmesi lazım. Bu yüzden de gereksiz yere 49 yaşından daha genç olan bir kadınımıza mamografi yapmanın gerekli değilse yani bir kitle var o zaman tabi yapılacak
Celal Pir: Orada bir tırnak işareti içinde gerekli cümlesi var tamam.
Murat Tuncer: Ama lüzümsuz yere tarama için yapmamak lazım.
Celal Pir: Peki bir öğrenci hemen e-mailime gelen sorulardan biri. Ahmet Bozkurt diyor ki;
Ahmet Bozkur (Öğrenci): Akdeniz bölgesinin kanser görülme riski genişlediğini belirttiniz. Ne kadardır bu risk? İklim şartlarının kanser riski üzerinde herhangi bir etkisi var mıdır?
Celal Pir: İklimle kanserin bir bağlantısı olabilir mi?
Murat Tuncer: İklimle kanserin indirek bir bağlantısı var. Örneğin tabiki akdeniz bölgesi olduğu için güneş çok etkili. Ultraviyoleyle ilişkili olarak cilt kanserleri ön plana çıkıyor. Akciğer bölgesinde de cilt kanserleri çok ciddi olarak geçtiğimiz 5-6 yıl içinde büyük bir atılım yaptı. O yüzden de bu konuya akdeniz ve güney doğu bölgemizde çok önemsiyoruz. Akdeniz bölgesindeki kanser artışı aslında bölgelerimizden çok farklı değil. Yine akciğer en önemli ama cilt kanseri tabi güneşle ilgili olmak üzere ön plana çıktığı için biraz daha bu öne çıkan kanserin türü değişiyor.
Celal Pir: Peki bu arada yine hafızamdan bir soru soracağım. Tamam buyrun özür dilerim.
Murat Tuncer: İklimde beslenmeyi yaşam tarzını etkilediği için kanseri etkiliyor tabi. Daha yağlı yiyecekler, daha di mi bu acılı yiyecekler iklimle ilgili olduğu için bu tür kanserlerde değişim oluyor ama iklimin direk olarak kanser yapıcı bir etkisi yok tabiki.
Celal Pir: Peki bu arada akdeniz anemisi denen hastalığı siz kaale alıyor musunuz, kanser artışlarında yoksa onu ayrı mı tutuyorsunuz?
Murat Tuncer: Akdeniz anemisi tamamen genetik bir kan yapımıyla ilgili genetik bir bozukluk. Kanserle hiç alakası yok. Artık bugün tedavisi var. Eğer tedavi düzenli gitmezse transplant kök hücre nakli gibi yöntemler var, kordon kanı tedavisi var ama çok farklı bir hastalık.
Celal Pir: Peki yani onu da soranlar olursa diye ben aklıma geldiği için sordum. Şimdi bir ev hanımı sayın Şükran Kumcu soruyor. Diyor ki;
Şükran Kumcu (Ev Hanımı): Elmadağ çay fabrikasında radyasyonlu çay ortaya çıkınca radyasyonlu çayların bir kısmı denize döküldü, bir kısmı yakıldı, bir kısmı da 6 yıl önce çocukların oynadığı, insanların gezdiği bir alana gömüldü. Bu çay yağmur suyunu yiyince yine kabardı, suyu çıktı. Bu yörede köylülerde çiftçilik yapıyor. Buradaki çaylarda hâlâ radyasyon var mıdır? Radyasyon kaç yıl etkili olur? Eşim bir fabrikada depo sorumlusuydu şimdi ne yazık ki mesane kanseri.
Celal Pir: Bilmiyorum kendisine ne diyebiliriz?
Murat Tuncer: Tabi bu konu çok ciddi bir konu. Çünkü sezyum özellikle çernobil kaynaklı olması nedeniyle ben ondan bahsetmek istiyorum. Sezyum çok uzun süre kalıyor. O yüzden elmadağ çay fabrikasının tam nerede olduğunu şu anda ben sizin sorunuzdan alamadım ama
Celal Pir: Bende bilmiyorum maalesef ama buyrun
Murat Tuncer: Eğer izleyenimiz bize bildirirse bizde atom enerjisi kurumu da zannederim bu programı şu anda izliyor. Hemen ölçümler yapılır ama şöyle söyleyeyim. Şu anda Türkiye’nin herhangi bir yerinde sağlık sorunu yaratabilecek bir radyo aktivite yok ama bugüne kadar çok lokal bir yerse eğer bunu tabi dikkate alıp orada da ölçüm yapmak lazım ama gerçekten radyo aktivite çok önemli. Çok bilinçli kullanılması lazım. Ancak ben hemen izleyenlerimizin yanlış intibada kalmaması için yine bir hatırlatmak için söz etmek istiyorum. Bugün doğal radyasyon çok az bir ölçüde kanserden sorumlu, doğal radyasyon. Yani tabiatta veya işte nükleer santrallerden sızıntı, yok patlamalar, şunlar. Aslında çoğu zararı biz bu yaklaşımlarla sonradan yani insan eliyle yapılan yaklaşımlarda veriyoruz. Örneğin İstanbul’da mesela bu çöplüğe atılan radyo aktiviteler, gereksiz yere çekilen ışınlamalar. Mesela bir batın grafiği çektiğiniz zaman neredeyse Türkiye’de bir çernobilden sonra alınabilecek ışın kadar bir insanı bir anda verebiliyorsunuz. Bunlara çok dikkat etmek lazım. Gerçekten endikasyonu yoksa sizin teşhisinize gerçekten hayati bir önem katmayacaksa bunlardan kaçınmak gereği var bunu da hemen belirtmek istiyorum.
Celal Pir: Aslında süremiz dolmak üzere ama bir soru var yine öğrencilerimiz az evvel konuştuğumuz bir konuyla ilgiliydi. Zannediyorum yeterince bilgi sahibi olamadıkları kanaatiyle bunu gönderdiler. Sayın Sevim Kar onun cümleleriyle aktarayım;
Sevim Kar (Öğrenci): İnternetten gördüğüm bir haberde bir yazı vardı. Üniversite tarafından yürütülen bir araştırmaya göre hazırlanan kız çocuklarına kızarmış patates uyarısı başlıklı bu yazıda 3-5 yaşlarında haftada bir patates yiyen çocukların göğüs kanserine yakalanma riskinin yüzde 27 arttığından bahsediliyordu. Bu yazıyı ne derece ciddiye almalıyız, bu etki sadece çocuklar için mi geçerli?
Celal Pir: Yani kızarmış patates yoluyla kanser olunuyor mu?
Murat Tuncer: Evet maalesef kızarmış patates yoluyla kanser riski artıyor. Maalesef bu bir gerçek. 2 şekilde. Birincisi çok patates nişantası yüksek bir bitki biliyorsunuz, sebze. Yağda çok yüksek derecede kızarttığınız için biraz önce sözünü ettiğim akrelamik çok yükseliyor. Piyasada bugün en yüksek akrelamik bulunan gıda maddelerinden bir tanesi patates kızartmaları. Artı, bugün maalesef yaptığımız çalışmada gösteriyoruz ki bu patates kızartması yapan merkezler, yerler, işte restorantlar, lokantalar bu kızartma sırasında kullandıkları yağı atmıyorlar. Günlerce ve günlerce, yüzlerce kez kullanıyorlar. Artı bunu kullandıktan sonra birileri bunu satın alıyor. Süzüyorlar tekrar kullanıyorlar, satıyorlar birilerine. Şimdi bu çok ciddi bir şey. Çünkü yanlış yağ asitlerinden çıkan kanserojenler çok ciddi boyutta. O yüzden bu son sorumuzda hakikaten çok önemli bir nokta. İzleyenlerimize çok objektif bir şey verebiliriz mesaj. Kızarmış patates sağlığa zararlıdır. Hakikaten bunu kullanmalarını hiç önermiyoruz.
Celal Pir: Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Prof. Dr. sayın Tuncer çok teşekkür ediyoruz bizi bilgilendirdiğiniz için. Umuyorum daha sağlıklı bir toplumla karşı karşıya oluruz.
Murat Tuncer: Ben teşekkür ediyorum. Sağlıklı günler diliyorum.
Celal Pir: Evet bu arada NTV’ye Sorun’a bugün için burada nokta koyuyoruz. Yarın yine birlikte olacağız. 24 saat açık hattımız sürekli açık. Bize her konuda fikir, öneri, kritik ve düşüncelerinizi aktarabilirsiniz. Hoşçakalın efendim.
|