Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa
NTV

Konu: Organ bağışı ve nakli
Konuk: Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Dr. Bekir Keskinkılıç


Ahmet Yeşiltepe: Merhaba. Haftanın son NTV'ye Sorun programından iyi günler. NTV'ye Sorun'un bugünkü konu başlığı, organ bağışı ve nakliye. Türkiye'de organ ve doku nakli için bekleyen hastaların sayısı her geçen gün artıyor. Özellikle kalp ve karaciğer nakli bekleyen hastalar, uygun organ bulunamaması nedeniyle hayatlarını kaybediyor. Her fırsatta insan hayatına verilen önemden bahseden halkımız, nedense organ bağışı konusunda gerekli duyarlılığı göstermiyor. Peki, neden korkuyoruz, niçin organlarımızı bağışlamak istemiyoruz ya da neden organ bağışı sadece gazetelere manşet olunca aklımıza, gündemimize geliyor? Türkiye'de kaç kişi yaşayabilmek için organ bekliyor? Yeni Türk Ceza Kanunu'uın organ bağışı hakkındaki hükümleri neler? İşte bugün NTV'ye Sorun'da bu sorulara yanıt arayacağız. Ancak her Cuma olduğu gibi öncelikle sizlerin hafta boyunca en çok merak ettiği soruların yanıtı için, en çok sorulan beş bölümümüze bir göz atacağız. En çok sorulan beş'in bu hafta beş numarasında "Lpg'li araçlar ne kadar güvenli?" sorusu vardı. Yanıtı, Makine Mühendisleri Odası Genel Sekreteri Ali Ekber Çakar ve Kimya Mühendisleri Odası Başkanı Ereli Özbozkurt'tan geldi.

-Çakar, doğru malzemelerin kullanıldığı Lpg'li bir aracın, en az benzinli bir araç kadar güvenilir olduğunu söylerken cam üstüne yerleştirilecek yapışkan çıkartmalarla aracın Lpg'li olduğunun belirlenmesi gerektiğini belirtti. Çakar ayrıca Lpg'li araçlarda sigara içilmesinin büyük tehlike yarattığını da söyledi. Özbozkurt ise, Lpg'nin kimyasal ve tehlikeli bir madde olduğunun önemle altını çizdi ve Lpg'nin güvenli kullanımı için araçların düzenli kontrolünün ve şoförün Lpg'li hakkında bilinçlendirilmesinin şart olduğunu belirtti.

Ahmet Yeşiltepe: En çok sorulan beş'in dört numarasına, önce Edirne, ardından Manisa ve son olarakta Kayseri'de yaşanan bebek ölümleriyle gündeme gelen, ''yenidoğan ünitesinde bebekler neden ölüyor?'' sorusu yerleşti. Sorunun yanıtını Amerikan Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi Şefi dr. Gülnihal Şarman verdi.

-Şarman, yenidoğan ünitesindeki erken doğmuş bebeklerin bağışıklık sistemlerinin zayıf olduğunu, bu nedenle enfeksiyonlarla savaşma kapasitelerinin çok düşük olduğunu belirtti. Şarman, gelişimlerini henüz tamamlamamış bu bebeklere sık sık tıbbi müdahalelerde bulunulduğunu, bunun da bebekleri enfeksiyon kapmaya açık hale getirdini söyledi. Şarman ayrıca enfeksiyon riskine karşı sağlık çalışanlarının el temizliğine daha çok önem göstermesi gerektiğine dikkat çekti.

Ahmet Yeşiltepe: Geride bıraktığımız haftanın en çok sorulan üç numaralı sorusu ; "devlet organik tarıma geçmek isteyen çiftçiyi destekleyecek mi?" sorusuydu. Yanıtı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdür Yardımcısı Dr. Talat Şentürk'ten geldi.

-Tarım bakanlığı'nın çıkardığı organik tarım yasası ile bu sektöre verdiği önemi gösterdiğini söyleyen Şentürk, ziraat bankası'nın tarımsal kredi faiz oranlarına yüzde 60 indirim sağlayarak organik tarım yapmak isteyen üreticilere destek olduğunu açıkladı. Şentürk, bu yıl 59 müteşebbüse toplam 1.4 trilyon işletme ve yatırım kredisi kullandırıldığı bilgisini de NTV'ye Sorun izleyicileriyle paylaştı.

Ahmet Yeşiltepe: En çok sorulan beş'in bu hafta ikinci sırasına aşırı sıcaklarla ilgili sorular yerleşti. Halk "aşırı sıcaklar ne zaman bitecek, sıcaklardan nasıl korunabiliriz?" diye sordu, İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Öğretim Üyesi prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta yanıt verdi.

-Kadıoğlu, aşırıcı sıcakların Ağustos ayının sonuna kadar devam edeceğini açıkladı. Küçükusta ise sıcaklardan şikayetçi olanlara, mümkünse güneş ışınlarının dik geldiği saatler olan 10 ile 15 arası dışarı çıkmamalarını, bol bol su içmelerini ve imkanları varsa gün içinde bir kaç defa ılık duş almalarını önerdi. Küçükusta ayrıca, aşırı sıcaklarda yağlı yemeklerden, alkol ve sigaradan uzak durulması gerektiğini sözlerine ekledi.

Ahmet Yeşiltepe: Geliyoruz en çok sorulan beş'in bir numarasına. "otopark vergisi nedir?" sorusu, bu haftanın zirveye yerleşen sorusuydu. Yanıtı, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi prof. Dr. Şükrü Kızılot'tan geldi.

-Kızılot, il özel idaresi ve belediye gelirleri kanunu yürürlüğe girdiğinde aracını sokağa park edenlerden saat başına 1 Ytl, bütün gün için de 7 Ytl geçici kullanım harcı alınacağını açıkladı. Belediye meclislerinin belirlediği bölgelerde oturan araç sahipleri için de, aylık ya da yıllık park pulu uygulamasına gidileceğini açıklayan Kızılot ayrıca, otopark vergisiyle hedeflenenin belediyelere ek gelir yaratmak, halkı toplu taşıma araçlarına yöneltmek ve otopark mafyasına son vermek olduğunu belirtti.

Ahmet Yeşiltepe: Geride bıraktığımız haftanın beş sorusu ve yanıtları bunlardı. Programlarımıza konu olan veya olmayan her tür sorunuzu bize iletmeye devam edebilirsiniz. Unutmayın açık hattımız 24 saat herkesin soru sorma hakkını kullanmasını bekliyor. Geliyoruz, NTV'ye Sorun'a. Bugünkü programımızda. Alacağımızı duyurmuştuk. Birazdan merak ettiğiniz tüm sorulara Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Dr. Bekir Keskinkılıç canlı yayında yanıt verecek. Şimdiyse bize ulaşabileceğiniz telefon numaralarımız geliyor ekrana. Telefon numaramız 0 212 335 40 35 Turkcell ve hazırkart sahipleri de açıkhat yazıp boşluk bıraktıktan sonra soru ya da görüşlerini yazıp 7710'a kısa mesaj gönderebilirler ya da isterseniz 0 533 279 90 11 numaralı hattımıza da kısa mesaj gönderebilir veya internet üzerinden www.ntvmsnbc.com adresinden bize ulaşıp soru, görüş ve önerilerinizi aktarabilirsiniz. Evet ilk sorumuz bir öğrenci izleyicimizden. Ankara’daki konuğumuz Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Dr. Bekir Keskinkılıç’tan bu soruların yanıtlarını alacağız. Efendim hoşgeldiniz programımıza.

Bekir Keskinkılıç: Çok teşekkür ediyorum sayın Yeşiltepe.

Ahmet Yeşiltepe: Evet Engin Çapur sormuş bu soruyu;

Engin Çapur (Öğrenci): Hangi organ ve dokular nakledilebiliyor? Ülkemizde organ nakli listesinde kaç kişi bekliyor? O listeye baktığımızda en çok hangi organların bağışına ihtiyaç duyuluyor? Ülkemizde en çok bağışlanan organlar hangileri?

Bekir Keskinkılıç: Sayın Yeşiltepe aşağı yukarı dünyadaki bütün organ nakil formları ülkemizde de başarıyla uygulanabiliyor. Bu nedenle de dünyada nakledilen bütün organların Türkiye’de de nakli söz konusu. Bunlar hemen kolayca akla gelebileceği gibi başta böbrek, karaciğer, kalp, pankreas, ince bağırsak gibi organları içeriyor. Ayrıca bazı dokuların da nakli söz konusu. Bunlar arasında da kemik iliği, kemik dokusunun kendisi ve kornea gibi bazı dokular söz konusu. Bekleyenlerin sayısı konusunda bir sıkıntımız var. Şöyle ifade edeyim. Kalp karaciğer için maalesef bir şansızlık hastalığın doğasından, organın doğasından gelen bir sıkıntı var. henüz bu organların yerine yenilerini koyamıyoruz. Daha doğrusu bu organların fonksiyonları yerine getirecek yedek bir takım düzeneklerimiz yok. Öyle olunca kalp ya da karaciğer hastalarımız bir süre organ naklini bekledikten sonra hayatlarını kaybetmek durumunda kalıyorlar. O yüzden kalp ve karaciğer bekleme listeleri çok ta sağlıklı değil ama böbrekte 35.000’i aşmış hasta sayımız var ve biz bunları diyalizle yaşatma şansına sahibiz. Dolayısıyla bu hastalarımız organ nakli için daha fazla bekleme şansına sahipler. Yine de bu şansın sınırsız olduğunu söylemek mümkün değil tabi. Diyaliz hastalarımızdan 35.000’i aşkın diyaliz hastamızdan bekleme listeleremizde 7.000’in biraz üzerinde sayı var ama yakın zamanda bir bekleme listelerini revize edeceğiz, merkezi bekleme listesi oluşturacağız. Burada sayıların çok daha sağlıklı bir şekilde ortaya çıkacağını düşünüyoruz.

Ahmet Yeşiltepe: İkinci sorumuz Erdoğan Taş isimli bir izleyicimizden elektronik posta vasıtasıyla bize ulaşmış. Şöyle soruyor;

Erdoğan Taş (Serbest Meslek): İnsanlar sadece öldüklerinde değil, yaşarken de organlarını bağışlayabiliyor. Bu seçenekte, nakledilebilen organlar hangileridir? İnsanlar sadece kendi akrabalarına mı organını bağışlayabilir? Yasada böyle bir zorunluluk yer alıyor mu?

Bekir Keskinkılıç: Çok güzel bir soru. Evet yaşarken de organ bağışı mümkün ama ben bunu ikiye ayırmak istiyorum. Yaşarken organ bağışını herhalükarda yapabilirsiniz ve iki şekilde yapabilirsiniz. Birisi ben ölünce organlarımın kullanılmasını istiyorum. Ben hayatımı kaybederken başka insanlara hayat kazandırmak istiyorum ve organlarımla o insanların yüzü gülsün istiyorum diyebilirsiniz. Bu bir organ bağış şeklidir ve yaşarken yapılması çok daha uygundur. Ancak seyircimizin kasttetiği canlıdan canlıya yapılan organ nakli şekli. Şu anda biliyorsunuz vücudumuzda iki böbreğimiz var. Bunlardan birisi alınıp bir başka hastaya nakledilebiliyor. Karaciğerin de bir parçası vericiye zarar vermeden nakledilme şansına sahip ve bu da karaciğer bekleyen kişinin problemini ortadan kaldırabiliyor. Dolayısıyla canlıdan canlıya nakillerde söz konusu olan böbrek ve karaciğer nakilleri. Burada vatandaşımız buna yönelik yasal mevzuatı sormuş. 1979’da çıkmış bir kanunumuz var. Bu kanunda herhangi bir sınır söz konusu değil. Yani sadece akrabanıza verirsiniz demiyor ama ülkemiz geçmişte bir takım şansızlıklar yaşadı ve bazı haketmediği ithamların altında kaldı organ kaçakçılığı konusunda. Sanıyorum sorular arasında gelecek o yüzden şu anda girmeyeyim ama bu ithamlar yüzünden biz de bu çerçeveyi biraz daha dikkatli değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Şu anda yasal mevzuat 4. dereceye kadar kan ve kayın hısımlığının yani kendinizin ve eşinizin 4. dereceye kadar akrabalarının kuzenler demek bu hukuk dilinde. Organlarını bağışlayabilirsiniz ve bunun için ek bir sorguya tabi olmazsınız ama bunun dışında tamamıyla kapalı değil. Siz hiç tanımadığınız birine de organınızı vermek isteyebilirsiniz. Ancak organ satışı suçtur. Her ne kadar kamuoyunda bu konuda tartışmaktaysa eminim bugünde konu olacak ama burada etik kurullar gündeme geliyor. Etik kurul sizin organ bağışınızın gereçseni araştırıyor ve burada bir organ satışı söz konusu olmadığına ikna olursa siz 4. derece akrabanız dışındaki bir kişiye böbrek bağışlayabiliyorsunuz. Dediğim gibi burada hassas olan nokta bir organ satışının söz konusu olmaması

Ahmet Yeşiltepe: Sayın Keskinkılıç sıradaki soruyu izleyicimizin kendisi size yöneltecek. Hepberaber dinliyoruz.

Zekai Evvel (Satış Elemanı): Organlarımızı nereye bağışlayabiliriz, Bu konuda biraz daha bilgi istiyoruz. Detaylı bir bilgi yetkililerden

Bekir Keskinkılıç: Zekai bey haklı. Aslında organ bağışı sizin programın açılışında da belirttiğiniz gib. Biraz medya aracılğıyla gündemimize giriyor. Bu konuda bir temel eğitim eksikliğimiz var. Biz okullarımızda organ bağışını öğrenmedik. Hatta tıp fakültelerinden mezun olduğumuzda bile çoğumuzun organ bağışı konusundaki bilgileri yeterli düzeyde değildi sağlık personeli olarak. O yüzden de medyadaki güzel haberler insanı bu yüce duyguya yönlendiriyor. Bu sefer de bu soru başlıyor. Nasıl bağışlayabiliriz? Bizim hastanelerimizin çoğunda aslında teorik olarak hepsinde organ bağış büroları var. aslında organ bağışı için yapmanız gereken şey son derece basit. 2 tane şahit huzurunda ben şu, şu organlarımı bağışlamak istiyorum diyorsunuz. Bir formu var ama buna mecbur değilsiniz. Rahatlıkla herhangi bir hastanemize başvurduğunuzda organ bağış formunu doldurup organlarınızı bağışlayabilirsiniz. Bununla da kısıtlı değil. Trafik şube müdürlükleri her ilde ehliyet alınması esnasında vatandaşlarımıza soruyorlar ve biz o yolla da oldukça önemli sayıda bağış dilekçesi alıyoruz. Bunların dışındaki yöntemlerle de bağış yapabilmeniz mümkün. Yeter ki 2 şahit huzurunda bu organlarınızı bağışladığınızı söyleyin. Burada özel bir nokta var. bizim yasamıza göre sağlığında organlarını bağışlamış olan kişinin vefatı esnasında organları alınır. Ancak, bir Akdeniz ülkesiyiz biz. Sosyal ilişkileri daha kuvvetli bir toplumuz. Bu çerçevede biz mutlaka sağlığında bağışlamış olsa bile organlarını alırken yakınlarına soruyoruz. Bu noktada çok nadir de olsa yakınların bazı tepkileri olabiliyor. Organ bağışı yapmak isteyenlerin sadece formu doldurmaları değil, ailelerine de bu konuda bilgi vermeleri ve onları aydınlatmaları son derece önemli ki bu yüce duygularla karşılaşılmış, yola çıkılmış bir olayda bir sıkıntı yaşanmasın.

Ahmet Yeşiltepe: Sayın Keskinkılıç yine izleyicimizin kendisi sorusun yöneltiyor size.

Hüseyin Boz (Emekli): Organ bağışı yapabilmek için belli kriterler aranıyor mu, mesela ritm bozukluğu olan bir insan organ bağışı yapabilir mi?

Bekir Keskinkılıç: Organ bağışı için özel bir şart yok. Yalnızca 18 yaşını doldurmuş, reşit ve kendi kararlarını hızlı verebilecek konumda olmanız yeterli. Dediğim gibi 2 şahit huzurunda bu kararı vermiş olduğunuzu belgelemeniz gerekiyor. Onun dışında herhangi bir şartımız yok. Evet bazılarımız çeşitli hastalıkları dolayısıyla bazı organları bağışlasalarda kullanılamayacak konumda olabiliyor. Ancak bu problem değil. Eğer bağışladığınız organlar arasında kullanılabilecek bir tek organ bile varsa ve bunu vefatınızda yakınlarınız deklare ederlerse zaten klinik durumunuz organ nakli yapacak hekim tarafından biliniyor. O organ alınıyor ve muhtaç olan bir insana nakledilebiliyor.

Ahmet Yeşiltepe: Sayın Keskinkılıç aslında sizin alanınız değil ama yine de belki bu konuda biraz bilgi verebilirsiniz. İzleyicimizin sorusu yine izleyicimiz tarafından size yöneltiliyor.

Süleyman Ayçiçek (Serbest Meslek): Organ bağışı dinimize aykırı mıdır bu konuda bilgilendirirseniz sevinirim?

Bekir Keskinkılıç: Bu konu bizim içinde son derece önemli. Çünkü din önemli sosyal etki alanlarından birisi bütün toplumlarda. Biz de laik bir toplumuz ancak çeşitli dinlerden vatandaşlarımız sınırlarımız içerisinde yaşıyorlar. Bu çerçevede ağırlıkta müslüman vatandaşlarımızın çoğunluğu tarafından oluşturuluyor. O yüzden biz, hem dünyadaki uygulamaları hem de müslüman toplumunun bu olaya bakış açısını sorguladık zaten. Diyanet işleri başkanlığının bu noktada net bir ifadesi var. Hatta bunun içinde kutsal kitabımızdan bir ayeti kaynak gösteriyorlar. Kim ölürken kim can kurtarırsa bütün canları kurtarmış sayılır diye. Organ bağışı yapanların da yaptığı aslında tam olarak bu. Ölürken bir başka canı kurtarmak. Dolayısıyla bütün canları kurtarmış olma mutluluğuna kavuşma şansları var. Onun dışında bazı küçük inanç grupları dışında da organ nakline bütün dünyada bakışın pozitif olduğunu çok rahat söyleyebilirim ama dediğim gibi islam açısından bu konuda bir sıkıntı yok.

Ahmet Yeşiltepe: Sayın Keskinkılıç yine bir izleyicimizin sorusunu birlikte dinleyelim.

Mahmut Dündar (Memur): Sadece şunu merak ediyorum. Artık nekadar faydalı bir şey olduğu ortaya çıktıktan sonra diyelim ki ben organımı bağışladım, bunun parayla başkasına satılma ihtimali olabilir mi? onu merak ediyorum.

Bekir Keskinkılıç: Sayın Dündar’ın bu konuda içi rahat olsun. 2001 yılından beri Türkiye’de organ dağıtımı sağlık bakanlığının kontrol ve koordinasyonunda yapılıyor. Bunun için özel kurulmuş bir yapı var. kullanılabilecek her organ mutlaka bakanlığa bildiriliyor ve bakanlığın bir dağıtım yönergesi var. Bu yönerge çerçevesinde ihtiyacı olan hastaya gidiyor. Yakın zamanda bahsetmiş olduğum bekleme listesini tamamlayınca da daha da hassas bir dağıtım yapacağımızı ihtiyacı olan vatandaşa daha direk ulaştıracağımızı düşünüyoruz. Ne şimdi ne de gelecekte bu noktada vatandaşımızın herhangi bir tereddüt yaşamasına hiç gerek yok.

Ahmet Yeşiltepe: Efendim sırada ilginç bir soru var. izleyicimizin yine kendisi yöneltiyor size.

Nilgün Taşbuğ (Kuyumcu): Bütün organlarımı bağışlamak istemezsem veya bağışladıktan sonra vazgeçersem ne yapabilirim?

Bekir Keskinkılıç: Dediğim gibi kanunen organlarınızı bağışlamışsanız ve bunu bildirmişseniz aslında vefatınız esnasında organlarınız alınıyor. Ancak pratikte dediğim gibi biz mutlaka hasta yakınlarına, vefat etmiş kişinin yakınlarına soruyoruz. Aslında oldukça da zor bir durum. Şöyle düşünün; kendinizi yerine koyun bu insanların. Çok sevdiğiniz birini, bir can parçanızı kaybetmişsiniz. Kırgınsınız, öfkelisiniz, hayal kırıklığı içerisindesiniz ve bir başkası geliyor efendim başınız sağolsun, yakınınızın kaybı için üzgünüz ama başkalarının hayatını kurtarmak ister misiniz diyor. Çok zor bir durum ama Türk insanı bu konuda da ne kadar alicenap olduğunu gösterdi. Biz elimizdeki istatistiklere bakıyoruz. Dünyadan çok daha fazla oranda kabulle karşı karşıya kalıyoruz. Bu da insanımızın ne kadar cömert olduğunu, ne kadar alişinas olduğunun açık bir göstergesi ve insanlar bu zor durumlarında bile bu noktada gerekli insiyatifi gösteriyorlar. Sayın izleyicinin sorusuna dönmek gerekirse dediğim gibi organını bağışladığını belirten şey, daha önce doldurmuş olduğu form ve bu form çerçevesinde kendisine verilmiş olan kimlik kartı ama eğer yakınları izi vermezse bu zaten işlemiyor. Hayatının herhangi bir döneminde organ bağışından vazgeçtiğini yazılı olarak bildirebilir ve bu kartın iptal edilmesini sağlayabilir. Bunun dışında yakınlarına da organlarının bağışlanmasından vazgeçtiğini rahatlıkla bildirebilir. Organ bağış formunda da zaten hangi organları bağışladığını işaretleyebiliyor. Dolayısıyla bu noktada da bir sıkıntı yok. Ben sadece kalbimi, sadece karaciğerimi ya da sadece böbreklerimi bağışlıyorum diyebilir.

Ahmet Yeşiltepe: Efendim sırada hukuki sürece ilişkin bir soru var. Birlikte dinleyelim. Afedersiniz bu soru elektronik posta vasıtasıyla elimize ulaşmış. Pınar Esendağlı bir öğretmen izleyicimiz yöneltiyor bu soruyu.

Pınar Esendağlı (Öğretmen): Organ bağışı ve naklinin hukuki prosedürü nedir? Hukuki değeri olan bir kağıda imza atılıyor mu? Organını bağışlayan kimse, ölmeden önce yazılı bir şekilde vasiyet mi etmeli, yoksa sözle belirtilmesi yeterli mi? Aile fertleri, bağışçı öldükten sonra "biz organları vermiyoruz" derse ne yapılıyor?

Bekir Keskinkılıç: Aslında bu konuya bir miktar değinmiştik. Vatandaşımız sağlığı esnasında yaşarken bu noktadaki beyanını bir hukuki forma aslında beyan etmiş oluyor. 2 şahit huzurunda bir form dolduruyor ve kendisine bunun karşılığında bir kart veriliyor organ bağış kartı. Ancak bu kartın yanında bulunması bile bizim pratik uygulamada yakınlarının onayını almamıza engel değil. Sadece bu kartla biz bakanı kendisi sağlığında organlarını bağışlamıştı. Bu onun vasiyeti sayılır, bu konuda sizden anlayış bekliyoruz diyebiliyoruz en fazla ama onun ötesinde yakınları izin vermedikçe organlarını almıyoruz. Vatandaşımız bize herhangi bir şekilde sağlığında başvurmasa bile yakınlarına ben öldükten sonra organlarımı bağışlayın demiş olması da yeterli. Çünkü biz sonuçta o insanlara sormak durumundayız vefatı esnasında.

Ahmet Yeşiltepe: Evet sayın Keskinkılıç sırada aslında istatistiki verilere ilişkin bir soru var. ibrahim Öztaş bir işletmeci. Şöyle bir soru yöneltmiş size;

İbrahim Öztaş (İşletmeci): Ülkemizde en çok hangi bölgede, hangi şehirlerde organ bağışlanıyor? Aynı şekilde en az hangi şehirlerde bağış yapıldığını da merak ediyorum. Sayın Keskinkılıç bunların sebebini de açıklayabilirse sevinirim.

Bekir Keskinkılıç: Güzel ve zor bir soru. Organ bağışını 2 ayrı noktada değerlendirmek lazım. Biri yaşarken yaptığımız organ bağışı karşılığında almış olduğumuz kimlik kartı ve bu bir bağış formu. Bir diğeri ise gerçekten vefatımız esnasında o organların kullanılmasından kaynaklanan bir bağış. İlk bağış konusunda bazı sıkıntılarımız var. Şöyle ifade edeyim; herhangi bir şekilde vefat etmiş ama organlarını bağışlamış her vatandaşımızın organlarının kullanılması mümkün değil. Siz eğer evinizde ya da bir sağlık kuruluşu dışında vefat etmişsezin, bu organların kullanılması maalesef mümkün değil. Çünkü dolaşımımızın durması anından itibaren, kalbin durması anından itibaren süratle organlar oksijen yokluğu nedeniyle harap olmaya başlar ve organları kullanmak şansımız olmaz. Biz ancak yoğun bakımda bütün çabalara rağmen kurtarılamayan ama bu arada da yaşam desteği devam eden insanlarımızın organ bağışlarını kullanabiliyoruz. Bu çerçevede bu organ bağışlarının yaşarken yaptığımız bağışlarla çok da direk bağlantısı olmayabilir. Siz bütün organlarınız bağışlıyorsunuz ama hastane dışında vefat ediyorsunuz ve organlarınızın kullanılmaması söz konusu olabiliyor ya da hiç bağışlamıyorsunuz böyle bir düşünceniz yok ama hastanede böyle bir şey başınıza geliyor. Yoğun bakımdasınız, yakınlarınızda organlarınızı bağışlamayı uygun görüyor ve ömrü boyunca düşünmemişseniz bile bir organ bağışçısı olabiliyorsunuz. Bu noktada hangi iller ön planda deyince de o yüzden ikiye ayırmak lazım. Bağış konusunda yani yaşarken yaptığımız hastanelere başvurarak trafik şube müdürlüklerinde yaptığımız bağışlar çerçevesinde biz her yıl bir istatistik çıkartırız. Buna bakanlığımızın web sitesinden de ulaşmak mümkün. 2004 yılı rakamlarında Aydın 1. durumdaydı. İlginç bir durum, Aydın’da organ bağışı konusunda ciddi bir hareketlilik var. Ben bunu açıkçası vatandaşlarımıza bu konuda doğru ve sağlıklı bilgilerin verilmesinin neden olduğunu düşünüyorum. Ne zaman ki vatandaşlarımıza biz direk ulaşıp problemi aktarabiliyoruz. Bu noktada ciddi bir kabul görüyoruz. Çünkü hepimizin içerisinde doğru tanımak var. Bu da insanlarımızın bağışını arttırıyor. Bağışı olmayan illerde de açıkçası gerek sağlık altyapısı, gerek bu konuda bilgilendirimenin yetersizliği ön planda. Niye Aydın derseniz ben Aydın’daki arkadaşlarımızın oradaki görevli sağlık personelinin gayretinden kaynaklanıyor diyorum. Bu arada 2004 istatistiğimize girmeyen başka bir çalışma daha var bu da çok önemli. Bir medya kuruluşu söylememde sakınca yok zannediyorum Olay Tv. Geçtiğimiz yıl bu noktada bir çalışma başlatmıştı. Yılın son aylarında sonuçlanan bu çalışmada bizim istatistiklerimizdeki rakamları neredeyse ikiye katlayan bir bağışçı sayısına ulaştılar Bursa’da. Ancak bu sayılar bir dünya rekoru olarak tescil edilmek üzere Guiness’e başvurulduğundan henüz elimize geçmedi. O yüzden de Bursa’nın geçen yılki istatistiklerde ismi geçmiyor ama bir medya kuruluşunun ne kadar etkin olabildiğini göstermesi açısından son derece hoş bir tecrübeydi bizim için. İşin bu anlamda organ bağışı yapılmayan şehirlerin özel bir gerekçesi olduğunu düşünmüyorum ama biraz kabahat bize bağlı diye düşünüyorum. Organın etkin kullanımında ise iki bölgemiz ön plana çıkıyor. Özellikle İzmir ve Antalya, Ege bölgesi ve Antalya demek lazım. Antalya, Antalya çevresi. Yine burada da sağlık personelinin özverili gayretleri sayesinde ciddi bir bilinç oluşturulmuş. Hem organ nakline aday hastalarımızın doğru ve çabuk testipi mümkün olmuş. Hem de bu hastalarımızın yakınlarına doğru bilgi aktarılarak organ bağışı teklif edilmiş ve alınmış. Dolayısıyla bizim organ bağışı kullandığımız organların, nakledilmiş organların yarısından, dörtte üçünden fazlası bu 2 bölgeden geliyor. Yarısını biraz daha fazlasını sadece Ege bölgesi oluşturuyor. Bu da çaba sarfedersek, bu konuda hepberaber mutlaka medya desteğiyle ama beraber hareket edersek çok daha iyi sonuçlar alacağımızı düşündürüyor.

Ahmet Yeşiltepe: Evet az önce vermiş olduğunuz örnekle de basın yayın kurumlarına, organlarına bu konuda gerçekten çok büyük iş düştüğü de bir kez daha ortaya çıkmış oluyor. Bülent Karataş bir öğrenci izleyicimiz elektronik posta vasıtasıyla bize ulaşıp şu soruyu yöneltmiş size;

Bülent Karataş (Öğrenci): Türkiye’deki organ nakli ve bağışı konusunda esas engel, sorun nedir? Sizce neden insan hayatına değer veren vatandaşlarımız bu konuda bu kadar duyarsızlar?

Ahmet Yeşiltepe: Duyarsızlık var mı gerçekten?

Bekir Keskinkılıç: Bunu vatanaşlarımızı bu konuda direk suçlamayayım. Bu konuda vatandaşlarımızın duyarsızlığı iddiası nereden kaynaklanıyor konusunda size bir tablo göstermek istiyorum müsaade ederseniz. Bakın bu tablo 2004 yılı içerisinde Avrupa ülkelerinde milyon nüfus başına kaç kişinin kadavra bağışçısı olarak kullanıldığını gösteren bir rakam. Bilmiyorum ne kadar okunabiliyor ama bizim sayımız milyon nüfus başına 2. Yani 70 milyon varsayarsak 140 kadavra kullanılmış 2004 yılı içerisinde. 140 kadavradan bir o kadar karaciğer, kalp iki katı kadar böbrek alıp nakletme şansınız var. Bu sayı niye problemli? Çünkü biz Orta Avrupa’da ya da bu konuda Avrupa’da lider ülke konumuna geçmiş İspanya’da bu rakamın 10-15 kat’a ulaştığını biliyoruz. Hal böyle olunca da neden insanlarımız da bu rakamı yakalamasın gündeme geliyor. Tabi burada bizim sağlık bakanlığı olarak bir takım yapacağımız işler var. Bir kere dediğim gibi her vefat eden vatandaşların organlarını kullanma şansımız yok. Bizim yoğun bakımlarımızın sayı ve kalitesine yönelik bir takım çalışmalarımız var. Bunların daha etkin bir şekilde tamamlanması gerekiyor. Yine vatandaşlarımızdan organ talep ederken sağlık personelinin bilinçli olması çok önemli. Bu noktada başlattığımız eğitim çalışmaları devam ediyor. Bu noktada karşılıklı güven son derece önemli. Siz ancak can parçanızın, o yakınınızın her noktada iyi ve doğru hizmeti aldığına emin olursanız kaybını kabullenebilir ve bağışı düşünebilirsiniz ama bu konuda şüpheniz varsa bizim organ almamızda çok güç. Bu noktada yapmamız gereken daha çok fazla şey var. Karşılıklı güven unsurunu çok daha iyi tesis etmemiz lazım. Biz o açıdan mümkün olduğunca saydam olmaya çalışıyoruz. Medyada bu konuda bize destek veriyor. Bunun etkin şekilde devam etmesi lazım ama size biraz önce birşey söylemiştim. Türk vatandaşı gerçekten alicenap. O zor anında bile sonuçta organ bağışlamayı ciddiyetle düşünebiliyor. Ufak tefek mazeretlerimiz var. bunlar zaman zaman dile getiriliyor. Bazı insanlar bilgi eksiği dolayısıyla tereddüt edebiliyorlar. Bazı insanlar başka bir takım gerekçeleri gösteriyorlar ama bunların organize bir şey olduğunu düşünmek çok doğru değil. Dolayısıyla ben önümüzde şu tür bir engel vardır demek istemiyorum ama şunu açıkça ifade edelim. Bu noktada kendisinin organlarını bağışlamasına bir takım engellerin var olduğunu düşünen her vatandaşımız rahatlıkla bize sorup bu noktadaki endişelerini giderme yönüne gidebilir. Rahatlıkla sağlık kurumlarında bu konuda bilgi alabilir. Ancak bu iletişimi sağlarsa o küçük engellerde ortadan kalkacaktır diye düşünüyorum. Sırada bu konuyu organ nakli ve organ bağışı konusunu gündeme getirmemize vesile olan Türk Ceza Kanunun 92. maddesine ilişkin bir soru var. Gerçekten önemli ve ilginç bir soru. Hasan Fıratlı yöneltmiş bu soruyu.

Hasan Fıratlı (Emekli): Yeni TCK'nın 92.maddesi "sosyal ve ekonomik koşulları" iyi olmadığı için organını satanlara ceza vermekten vazgeçebileceğini belirtiyor. Ancak organı alan kişiye ve nakleden hekime 9 yıl hapis cezası öngörüyor. Maddenin kendi içindeki çelişkisini bir yana bırakırsak, 92.maddenin fakir vatandaşı geçim kaynağı olarak organlarını satmaya teşvik etmesi hatalı, çelişkili değil mi? Organların vefat edenlerden alınması gerekmiyor mu? Organ nakli listesinde bekleyen parası olmayanlar ne yapacak? Oğluna böbreğini veren babayla, patronuna karaciğerini satan işçi arasındaki farkı devlet nasıl anlayacak?

Bekir Keskinkılıç: Çok güzel bir soru. Umarım ayrıntıları unutmadan cevap verme şansım olur. Kanun koyucunun bu maddeyi yazarken bir gerekçesi var. Kanunlar aynı zamanda vicdanla da uyuşmak durumunda. Kamu vicdanının kabul etmediği kanunların çok da fazla işlerlik şansı olmuyor zaten. Esasen Türk Ceza Kanunu oldukça sistematik hazırlanmış bir kanun. Kanunda çeşitli maddelerde bu noktada bir istisna var. Zorunluluk hali tanımı var. 25. maddede var örneğin. Yine kanunda etkin pişmanlık maddesi var. Buradaki espri şu; daha önce ülkemizde organ satışına yönelik bir şanssızlık yaşanmıştı. Bu o dönemde medyaya da yansımıştı. Bir hekim arkadaşımız talebin ve arzın arasında bulunarak bu noktada aracılık etmişti ve insan vicdanını yaralayan bir takım uygulamaları gördük. Burada mahkeme süreci oldu, sonuçlandı, cezalar verildi vs. ama geçmişte yaşadığımız böyle bir tecrübe, konunun da hassasiyetiyle bir araya gelince Türkiye’de organ ticareti sanki yapılabilirmiş ya da uygulanabiliyormuş gibi bir hava doğdu. Biz çok rahat söyleyebiliyoruz ki bu geçmişte yaşanmış şansız olaydan sonra Türkiye’de bu noktada herhangi bir vukuat olmamıştır, olmayacaktır da. Çünkü organ nakli yapan insanların isimleri bellidir. Bu birikime sahip olan insanlar bellidir. Organ nakli altyapısına sahip olan kurumlar bellidir. Dolayısıyla ben Türkiye’de herhangi bir bilim adamının bu noktadan sonra herhangi bir hekimin bu noktaya alet olacağını zaten asla düşünmüyorum. Ancak, kanunu hazırlarken bazı caydırıcılıkların da ortaya konması gerekir. Bu nedenle de geçmiş 1979’daki kanunda caydırıcılğın az olması gerekçesiyle böyle bir kanunda yeni düzenleme yapılmış vaziyette. Bir vak’ayı dikkate alıyor 92. madde. Eğer diyor bir şekilde organ satışı söz konusu olmuşsa, ortada yapılmış bir nakil, bunu yapan bir cerrahi ekip, alan hasta ve organı veren hasta söz konusu. Bu noktada organını veren hastanın suçlanması esnasında elimizi vicdanımıza koyalım diyor. Eğer bu kişi bazı zorlanmalar dolayısıyla bu organını vermişse hakime hareket alanı tanıyalım diyor. Yoksa ceza verilmez demiyor esasen ama hakim bu nokta da karar verebilir diyor. Esasen organ ticaretinde çok şükür ülkemizde yok ama bazı ülkelerde söz konusu oldu ve halen bir takım duyumlar alınıyor. Bu noktada diğer ülkeler tecrübesinden söyleyeyim. Genellikle organ veren kişi kandırılmış ve zordadır. Bazı sağlık risklerini belli bir para karşılığı üstlenir ve organını verir. İş gayri legal olduğu için legal kurumlarda bakılması söz konusu değildir. Dolayısıyla ameliyat sonrası ve öncesi bakımda çok iyi değildir. Bu da çeşitli sağlık riskleri doğurur. Sağlık riskleri de bu vatandaşı ameliyat sonrasında mağdur edebilecek durumdadır. Zaten organ naklinde bu alanda bir ticaretin içerisinde olan organizasyon bir suç organizasyonudur. Dolayısıyla size vereceği güvenceler aslında güvence sayılamaz. Dolayısıyla bazen parasını alamaz. Bazen parasını alamaz, bazen sağlık sorunları çıkar ortada kalır. Bu vatandaşın bu noktada suçlanması çok da doğru mudur diye soruyor 92. madde. Mahkemeye çıkmış olan vatandaşı değerlendirirken hakime. Sıkıntılı mı evet sıkıntılı. Gönül istiyor ki bu noktada hiçbir istisna olmasın ama bu hafta bir medya kuruluşunda haber olarak ta yayınlandı. Bunu da biraz gündeme taşıyan o sanıyorum. Evet bizim sağlık bakanlığının web sitesinde bile zaman zaman bazı vatandaşlarımızın ben organımı satmak istiyorum ne yapabilirim şeklinde sorularıyla karşılaştığımız oluyor. Onlara bunun suç olduğunu ve bunun denenmesi gerekebilecek en son yol olduğunu açıklıyoruz ama ideail bu insanlarımızın bu zorunluluktan kurtarılacak şekilde ülkemizin ekonomik düzeyinin bir an önce düzelmesi diye düşünüyorum.

Ahmet Yeşiltepe: Sayın Keskinkılıç son olarak çok kısa alabilirsek cevabını eğer Selin Aldemir bir soru yöneltmiş izleyicimiz.

Selin Aldemir (Öğrenci): Ben organlarımı bağışlamak istiyorum, ama organ bağış kartı sahibi olan biri olursam, bir şekilde organını bağışlayan insanların listesine girersem, saçma gelebilir ama, birilerinin gelip bana zarar vermesinden korkuyorum. O listenin birilerinin eline geçmesi nasıl engelleniyor? Organ mafyasının kurbanı olmayacağımı bana garanti edebiliyorlar mı?

Bekir Keskinkılıç: Sorularımın cevap sırası için üzgünüm ama buna da çok kısa cevap verebilecek miyim bilmiyorum. Şöyle söyleyeyim; bu sadece cazip bir hikaye olduğu için zaman zaman gündeme gelen bir konu. Organ kaçakçılığı hiç bu kadar kolay bir iş değil. Sizden alınan organın bir başkasına nakledilmesi için belli bazı uygunluk şartları var. Sizin herhangi bir organınızı alıp herhangi bir kişiye bazı uygunluk şartlarını sağlamadan vermeleri çok zor. Doku uygunluğu sağlanmadan naklin güçlüğü nedeniyle de insanların bunu suistimal etmeleri oldukça güç ama biz evet bazı ulusal bekleme listelerinde bazı doku grup özelliklerini de tutuyoruz ama bunlar özel güvenlikli sistemlerdir ve bu hastanın canına kast edilip organların alınması söz konusu olsa bile bunları yapanların yaptıkları hastaya bunu naklettirmeleri mümkün değildir. Esasen bu da teorik olarak mümkün değildir. Çünkü sonuçta onayı verecek olan ailesidir. Böyle şansız bir olayın hiçbir vatandaşımın başına geleceğini asla düşünmüyorum. Biraz bilim kurgu düzeyinde bu hikayeler caziptir ve anlatılmaktadır. Keşke vakit olsa daha açık söyleyebilsem.

Ahmet Yeşiltepe: Teşekkür ederim programımıza katıldığınız için ve soruları yanıtladığınız için.

Bekir Keskinkılıç: Ben de teşekkür ediyorum.

Ahmet Yeşiltepe: Teşekkürler efendim, sağolun. NTV’ye Sorun’un bugünkü konu başlığı organ bağışı ve organ nakliydi. NTV’ye Sorun bugün itibariyle sona eriyor. Ancak soru, görüş ve önerileriniz, yorumlarınız için açık hattımız 24 saat süreyle açık, sizi bekliyor, soru sorma hakkınızı kullanmanızı bekliyor. Bir başka programda yeniden görüşmek umuduyla hoşçakalın.


Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

                        Bu habere henüz yorum yapılmamış


Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları