Ahmet Yeşiltepe: Merhaba. NTV'ye Sorun programından iyi günler. Bugün NTV'ye Sorun'da konu başlığımız, son aylarda farklı kent ve hastanelerde ardı ardına yaşanan bebek ölümleri. Edirne, Manisa ve Kayseri'deki hastanelerin yenidoğan servislerinde yaşanan bebek ölümlerinin ardından akıllara pekçok soru geliyor. Örneğin, son iki ayda toplam 18'i bulan bebek ölümleri Türkiye genelinde bir bulaşıcı hastalığın, salgının habercisi mi? Ya da ölümlerin nedeni sadece enfeksiyon mu? O halde hastanelerimizin sterilizasyonunda sorun mu var? Bu konuda hastane personeli ve elbette biz yurttaşlar ne kadar bilinç sahibiyiz? Bebek ölümlerini önlemek için ne yapmalıyız, nasıl bir uygulamaya gitmeliyiz? İşte bu soruların hepsi sizden geldi ve daha pekçok soru da gelmeye devam ediyor. Yanıtları ise programımızın konukları Amerikan Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi Şefi Doktor sayın, Gülnihal Şarman ve Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Profesör Doktor sayın Mustafa Bakır verecekler ama öncelikle, bu konuda merak ettiğiniz soruları bize ulaştırabileceğiniz telefon numaralarımızı bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Telefon numaramız 0 212 335 40 35, öte yandan turkcell ve hazırkart sahipleri acıkhat yazıp boşluk bıraktıktan sonra soru ya da görüşlerini yazıp 7710’a kısa mesaj gönderebilirler ya da isterseniz 0 533 279 90 11 numaralı hattımıza da kısa mesaj gönderebilir veya internet üzerinden www.ntvmsnbc.com adresinden bize ulaşıp soru, görüş ve önerilerinizi bize aktarabilirsiniz. Evet yeniden programımıza hoşgeldiniz. Bugünkü konu başlığımız son aylarda arda arda meydana gelen bebek ölümleri ve Marmara Üniversitesinden sayın profesör doktor Mustafa Bakır ve Amerikan Hastanesinden Gülnihal Şarman bugünkü konuklarımız. Dilerseniz üst üste aldığımız izleyicilerimizden, kendilerinin yönelttiği sorular var. Önce onlarla başlayalım. İlk sorumuzu bir izleyicimiz kendisi yöneltecek.
Tülin Özver (Serbest Meslek): Bebeklerin bu kadar ard arda ölmesinin nedeni bir salgın başlangıcı mıdır acaba?
Ahmet Yeşiltepe: Evet dilerseniz hemen sizle başlayalım Gülnihal hanım.
Gülnihal Şarman: Bir defa olan olaylar değişik yerlerde, yurdun değişik yerlerinde oluyor ve her zaman için bu tür olaylar bir toplumun içinden başlamadığı için o hastaneleri ilgilendiriyor. O nedenle herhangi bir hiçbir şekilde bunlara bir salgın denemez. Hastanelerin kendini ilgilendiren olaylar bunlar. Kendi içlerinde olan olaylar. Her yerde olacak bunlar artık pıtrak gibi çıkacak diye düşünülmemeli.
Ahmet Yeşiltepe: Sizce efendim?
Mustafa Bakır: Efendim aslında tek bir mikroba bağlı bir salgın değil. Edirne’deki farklı bir mikroorganizma, Kayseri’deki farklı bir organizma. Fakat biz bu mikroorganizmaları önceden de tanıyoruz. Bunlar hastane enfeksiyonları yapabiliyor. Hastanelerden hastaneye bulaşma olasılığı ve bir büyük bir salgın yaratma olasılığı düşük. Böyle bir olasılıktan söz etmek doğru değil ama şunu söylemek mümkün. Hastanelerimizde bundan sonra daha ağır hastalara tedavi veriyoruz. Daha tıbbın gelişmesiyle birlikte, teknolojinin gelişmesiyle birlikte, gerek tanı yöntemleri, gerek tedavi yöntemleri daha invazif. O yüzden bu tip enfeksiyonlar bundan sonra eğer enfeksiyon kontrol önlemleri çok iyi alınmazsa farklı yerlerde farklı hastanelerde farklı şekillerde ortaya çıkabilir.
Ahmet Yeşiltepe: Gülnihal hanım sizinle devam edelim. Bir izleyicimiz Gözde Türütoğlu ev kadını şu soruyu yöneltimiş elektronik posta vasıtasıyla bize ulaşıp.
Gözde Türütoğlu (Ev Kadını): Yenidoğan ünitesindeki bebekler enfeksiyonu nereden, nasıl kapıyorlar? Bu üniterlerde görevlilerin daha hassas ve dikkatli çalıştıklarını okuyoruz, duyuyoruz. Peki ama bütün bunlara rağmen neden bebekler ölüyor?
Gülnihal Şarman: Esasında bizim orada baktığımız bebekler herhalde insanoğlu’nun hayatı boyunca olabileceği en hassas noktadaki bebekler. O nedenle büyük bir insanın enfeksiyonla savaşma kapasitesiyle çok erken doğmuş bir bebeğin enfeksiyonla savaşma kapasitesi kesinlikle bir defa karşılaştırılmamalı bile. Buradaki bebekler çok hassaslar ve ne kadar erken doğarlarsa hassasiyet o kadarda artıyor, enfeksiyona karşı. Bu enfeksiyona neden bu kadar meyilliler diye bakıldıklarında bütün vücutlarındaki her sistemleri, her sistemi, bebeklerin gelişmemiş olduğu gibi bağışıklık sistemleri de gelişmemiş ve bu bağışıklık sistemlerindeki prematürelik bağışıklık sisteminin her noktasını etkileyen bir prematürelik ve ne kadar erken doğarlarsa, o kadar hastalanma kapasiteleri artıyor. Bununla birlikte biz bu bebeklere bir takım ciddi girişimlerde bulunuyoruz. Göbeklerine katetel takıyoruz, nefes alamayanlara tüpler takıyoruz, devamlı kan örnekleri alıyoruz ki işler iyi gidiyor mu diye bakalım. İşte tüp takıyoruz o şekilde besliyoruz. Bu bebeklere biz ciddi bir takım dışarıdan girişimler yapıyoruz ve de bu bebekleri herşeyden önce tabi devamlı da bu girişimler için ellenmeleri söz konusu. Zaten hassas bir bünyeye çok girişim yapıp çokta elliyorsanız bu bünyeyi enfeksiyona çok açıyorsunuz. O nedenle yoğun bakımlar, hele prematüre yoğun bakımları enfeksiyonlar açısından en dikkat edilmesi gereken yerler oluyor, doğaları itibariyle öyle.
Ahmet Yeşiltepe: Sıradaki sorumuzu yine izleyicimizin kendisinden alacağız.
Raika Aslan (Ev Kadını): Neden bu ölümler prematüre servisinde oluyor?
Ahmet Yeşiltepe: Aslında bu sorunun yanıtını az önce verdiniz. Çok hassas bir ortam içerisinde, çok hassas bünyelere müdahele ediliyor diye ama enfeksiyonunda söz konusu olabileceği bir ortam haliyle bu yüzden
Gülnihal Şarman: Nereden geliyor bu enfeksiyona bu mikroplar nereden geliyor? Aslında bu mikroplar her an her zaman vücudumuzda var. Artı biz hastanelerde antibiyotik kullanmak zorundayız, en ufak bir şüphede. Prematürelerde bu antibiyotikleri biraz daha da çok kullanırız. Prematürenin ispatlanması beklenmez bir enfeksiyon için. O nedenle antibiyotik kullanımı da bu yenidoğan ünitelerinde fazladır. Hem fazla da antibiyotik kullandığımız içinde bir organizma o antibiyotiği yavaş yavaş tanımaya başlar, bir mikrop. Der ki aman ben kendime direnç geliştireyim daha da güçlü olayım ki bir sonraki enfeksiyonda daha yıkıcı olayım. O şekilde direnç geliştiriyor mikroplar. Yani yoğun bakım ünitelerindeki mikroplar hastane mikroplarıdır ve bunlar dirençli mikroplardır. Herhangi bir antibiyotikle tedavi edilmeyebilirler. O nedenle de ünitelerin içindeki mikropların ne natürde olduğu dirençlerinin değişip değişmediğine de çok dikkatli izlemek gerekiyor. Ellerden bulaşabiliyor, aletlerden bulaşabiliyor, sterilzasyondan bulaşabiliyor, kullandığımız o kadetersetlerinden bulaşabiliyor, yine bebeklere solisyonlar hazırlanıyor besleyebilmek için. O solisyonların hazırlandığı sıralardan bulaşabiliyor, doğumhanelerden bulaşabiliyor. Çok yerden çok elleniyorlar, bulaşma
Ahmet Yeşiltepe: Şöyle söylemek mümkün mü? Prematüre servislerinde yetişkin servislerinden çok çok daha dikkat edlimesi gereken bir ortam var di mi çocuklar açısından, yani bünyeleri açısından, yeni doğmuş çocuklar açısından, bebekler açısından.
Gülnihal Şarman: Yani sadece dikkat te demeyelim. Bence bizim ülkemizde çok eksik olan birşey var. O da yani yeni yeni bu konu zaten gündeme geliyor. Türkiye’de modern neonotoloji 10 senelik bir iş. Yani bu makinelerin gelmesi, aletlerin gelmesi ve bu şekilde çok hassas bebeklerin yaşatılması yeni bir konu. Özellikle de bence eksik olan şey zaten hemşirelik desteği bu konuda. Hemşire sayımızı çok çok az tutuyoruz. Bazı hastanelerde 20 bebeğe bazen geceleri 20 bebeğe bir hemşire düşüyor ve bu ortamda bir bebeğe bakmak hemen hemen imkansız.
Ahmet Yeşiltepe: Nedenlerden birisi. Evet yine bir izleyicimiz kendi sorusunu kendisi yöneltecek size.
Tarık Büyüközcan (Serbest Meslek): Bebek ölümlerinin nedeni yani bu hakikaten virüsler, enfeksiyon yaratan bu mikroplar nasıl oluyor da hastaneye giriyor, bunu ben çok merak ediyorum.
Ahmet Yeşiltepe: Sayın Bakır sizinle devam edelim evet.
Mustafa Bakır: Efendim aslında doktor hanımın da söylediği gibi mikroplar aslında insan vücudunda bulunuyor bir şekilde veya bir hastalık yapacak şekilde vücudumuzun değişik bölgelerine girebiliyor. Bunlar hastanede tedavi edilmekteyken direnç kazanıyor ve hastadan hastaya bulaşıyor. Bir hasta birkaç hasta olduğunu düşünün bir serviste. Bir kişide varsa birçok kişiye bulaşabiliyor. O hastadan ortama, ortamdan başka hastalara, hastadan personele, personelin elleriyle hastadan hastaya bulaşma söz konusu. Dolayısıyla bu 3 kişiden 2 kişi taburcu olsa yerine 3 kişi gelse, onlarda bu enfeksiyonu tekrar alabiliyor. Böylelikle hastanede kadrolu bir mikrop haline dönüşüyor. Oradan geliyor. Mesela rotavirüs ishail olan bir bebek servise yatırdınız. O anda birçok bebeğe bulaşıyor. Personelin elleri vasıtasıyla veya hastadan hastaya bir şekilde bulaşıyor ve onlarda ishal olabiliyor. Bizim burada yapmamız gereken şey, bu bulaşığı mümkün olduğu kadar azaltmak. Önlemek mümkün mü? Önlemek tam anlamıyla, yüzde 100 mümkün değil. Bugün gelişmiş ülkelerde dahi bu mümkün değil. Peki bu enfeksiyonlar kaç tipdir. Bizim bugünlerde yaşadığımız hadiseler hep olağan şeyler midir? Hayır. Hastane enfeksiyonlarını kabaca iki tipe ayırabiliriz. Bunların içerisinde salgınlar yapan yani kısa bir süre içerisinde birçok kişinin ölümüne sebep olan salgınlar tarzında olanlar, ancak yüzde 1, yüzde 2 gibi bir orana tutar. Onun dışında bunlar uzun yıllardır olagelen hadiselerdir.
Ahmet Yeşiltepe: O zaman şöyle mi söylemek lazım. Edirne, Kayseri ve Manisa’da yaşanan olaylar, bebek ölümleri aslında daha öncede yaşanan türden ölümlerdi ama son aylarda yoğunluk kazandı.
Mustafa Bakır: Mesela klepsiyerler, mesela serraşya bunlar yıllardır daha birçok mikrop sayabiliriz. Bunlar yıllardır demin de söylediğim gibi hastanelerde kadro edinmiş mikroplar diyebiliriz. Şimdi bu mikroorganizmalar eğer hastadan hastaya, personelden hastaya bulaşması engellenebilirse, o kişinin ölümüne sebep olmayabilir. Şimdi bunlar gelişmiş ülkelerde de vardı. 1960’lı yıllardan itibaren Amerika Birleşik Devletleri’nde, Avrupa’da bununla ilgili önlemler alındı. Bir sistem dahilinde hastanelerde enfeksiyon kontrol komiteleri kuruldu. Bunların takibi yapıldı. Bir sistem var orada. Yani bu tip enfeksiyonları önleyecek sistemler. Tanı, tedavi girişimlerinde bu tip enfeksiyonları önleyecek her türlü detay yazılmış ve uygulanmakta, denetlenmekte. Bu son günlerde yaşadığımız salgınlar bunu bir miktar kamuoyunun gündemine getirdi. Aslında bunlar şu anda biz konuşurken birkaç kişi Türkiye’de nozokomiyel enfeksiyondan hastane enfeksiyonlarından kaybediliyor. Bu sürekli olan birşey ama hepsi bir arada salgın şeklinde olmadığı için pek dikkati çekmiyor.
Ahmet Yeşiltepe: Şimdi yine aslında bu konuyla ilgili sorunun altını bir daha çizmek açısından sorduk soruyu fakat bir de izleyicimizin kendisi sormak istemiş. Dinleyelim hepberaber.
Bülent Dülger (Bilgisayar Programcısı): Bebek ölümleri daha önce de var mıydı, biz mi bilmiyorduk veya kamuoyuna mı yansıltılmıyordu?
Ahmet Yeşiltepe: Dilerseniz bir Gülnihal hanımla konuşalım bu konuyu. Var mıydı bu kadar yoğun muydu?
Gülnihal Şarman: Bakın bebek ölümleri böyle salgınlar halinde ara ara olabiliyor. Burada da olabiliyor, ülkemizde de olabiliyor.
Ahmet Yeşiltepe: Eğer bu bir salgınsa örneğin Kayseri’den, Edirne’ye gibi öyle bir hastane içi salgından söz ediyoruz.
Gülnihal Şarman: Zaten bu olaylar kendi üniteleri içidir. Siz bana şu anda orada ne oldu diye sorsanız ben onu bilemem. Orada çalışmadığım sürece. O nedenle bunlar kendi hastane içinde, o ünite içinde yaygınlık kazanan olaylardır ama bebek ölümleri oluyor. Ben size şöyle bir şey söyleyeyim. Biz çok geniş bir data baz’a üyeyiz. Bütün dünya çapında bir databaz’a üyeyiz. Burada 1500 gramın altındaki bebeklerin .... ne oluyor diye herşeyini sunuyoruz biz artı bizde oradan alıyoruz geri bildirim alıyoruz. En iyi yerlerde bile 1500 gramın altındaki bebeklerde yüzde 20 ile 30 oranında bir enfeksiyon geçirme riski var yani bunu en iyi yerler dahi önlemiş değil. Bunu demin bahsettiğim nedenlerle önlemeye imkan yok. Ne yapabilirsiniz? Minimuma indirebilirsiniz. İşte çok dikkatli olabilirsiniz. Hemşire bakımında dikkatli olursunuz, ellerin yıkanması çok çok önemli. Ziyaretçi kısıtlaması çok önemli. Antibiyotik seçimi çok önemli. Malzemelerin sterilizasyonu çok önemli. Bunlara dikkat ettiğiniz sürece zamanlarda, enfeksiyon oranlarınızı işte o yüzde 20’lere kadar düşürebiliyorsunuz ama sıfırlayamıyorsunuz.
Ahmet Yeşiltepe: O zaman şöyle söylemek doğru olacak mı? Örneğin herhangi bir kentin, herhangi bir hastanesinde bundan mesela 5 yıl önce yine böyle bir ölümler serisi meydana geldi. Atıyorum x kentinin y hastanesinde 8 tane çocuk 3 ay ardı ardına öldü. Bu bir süreçti ama o zaman çok fazla medyanın gündemine gelmedi, kamuoyunun gündemine getirilmedi. Yaşanabiliyor diyorsunuz.
Gülnihal Şarman: Bir de bu şeyler tabiki yenidoğan yoğun bakım üniteleri Türkiye’de yeni kuruldu. Yeni yeni kuruluyor. Bu aletler yeni yeni alınıyor. Bu aletlerin kullanılması yeni yeni öğreniliyor. Artı bence büyük bir eksiklik olarak bir yeni doğan ünitesi nerede kurulmalı? Hangi seviyedeki hastalar nerelerde bakılmalı, bununla ilgili ben yenidoğan yoğun bakım üniteleri için bir talimat olduğunu bilmiyorum. O nedenle pıtrak gibi her yerde yenidoğan üniteleri açıldı ve denetim, ben kendi ünitemden biliyorum şimdiye kadar bize herhangi bir denetçi gelip te siz ne yaparsınız, 1500 gramın altına nasıl bakarsınız, daha büyük bebekleriniz nasıl yaşıyor diye birşey sorulmuyor. Bunun mutlaka
Ahmet Yeşiltepe: Bu çok önemli bir sorun. Yani kontrol edilmiyor.
Gülnihal Şarman: Ben bunu her toplantıda gündeme getirmeye çalışıyorum. Bu denetleme olmadığı sürece denetsiz yerler halinde bu tür böyle vakalar
Ahmet Yeşiltepe: Burada kime görev düşüyor, sağlık bakanlığına elbette
Gülnihal Şarman: Öyle olsa gerek. Evet, evet.
Ahmet Yeşiltepe: Sağlık bakanlığı. Yani bir denetleme kurulu, bir kontrol mekanizması var diye biliyorum ama bu çerçevede işlev görüyor mu?
Mustafa Bakır: Şimdi efendim. Sorunun biraz gerisine dönecek olursak
Ahmet Yeşiltepe: Lütfen
Mustafa Bakır: Acaba 8-9 kişi ölüyordu da haberimiz olmuyor muydu? Hayır 2 gün içerisinde 8 kişi bir yerde ölürse bu herkesin haberi olur. Bunlar bu tip salgınlar farklı. Demin söylediğim yüzde 1-2’ye giren tek bir noktadan yayılan salgınlardır. Bunlar hastane enfeksiyonları içerisinde küçük bir kısmı teşkil eder. Daha büyük kısmı, süreyen bir enfeksiyon sürecidir. Yani yıllardır o hastanede o mikrop vardır. zaman içerisinde haftada bir ayda bir. Bir iki kişi hayatını kaybeder. Şöyle kabaca bir rakam verecek olursak; hastanelerimizde yüzde 5 ile yüzde 30 arasında oranında hastane enfeksiyonu vardır ve hastane enfeksiyonu olanların yüzde 5’i kaybedilir. O halde bunlar ciddi enfeksiyonlardır. Ciddi bir şekilde konrol altına alınabilmesi için yasal düzenlemeler gerekir. Var mıydı bugüne kadar? Bugüne kadar hastane enfeksiyon kontrol komitelerinin yasal dayanağı çok kuvvetli değildi. Başhekimler kendi hastanelerinde kendi kurumlarında gerek duydukları anda böyle bir komite oluştururlar. Herhangi bir olay olduğu zaman bunu kontrol altına almak için. Şimdi bir yıl önce Veysel Atasoy’un aslında vefatıyla birlikte kamuoyuna yansıyan bu hastane enfeksiyonlarına, sağlık bakanlığı kamuoyunun da bu şekilde bilinçlenmesiyle birlikte bir çerçeve getirmeye çalıştı. Enfeksiyon hastalıkları uzmanları bir araya gelerek bir yönetmelik önerdiler ve bakanlıkta bu bilim adamlarıyla birlikte bu yönetmeliği düzenledi. Bakanın da sanıyorum imzasından geçti. Bu yönetmelik ne yapıyor? Ne işe yarıyor onu söyleyeyim. Bugüne kadar herhangi bir yasal dayanağa bağlı olmayan enfeksiyon kontrolü artık yasal bir çerçeve altında izlenecek. Yani yaptığınız her prosedür hastanelerde kurulması istenilen enfeksiyon kontrol komiteleri tarafından takip edilecek. Hastanelerin enfeksiyon oranları, hangi mikropların hastane enfekisyonları yaptığı, özellikle 200’ün üzerinde yatağa olan hastanelerde takip edilecek ve gerekli önlemler o birimde alınacak ve merkeze bildirilecek. Ayrıca ek bir yönetmelikle bunları merkezinde değerlendirip ülke çapında gerekli önlemleri alacak bir ayrı bir yönetmelik, ayrı bir birimin yönetmeliği de zannediyorum bakanın çalışmalarını başlatmış durumda. Hatta bu tip salgınlar olduğu zaman o salgın yerine gidecek mobil bir ekip laboratuvarıyla birlikte
Ahmet Yeşiltepe: Şu anda Kayseri Ericiyes Üniversitesinde sağlık bakanlığı tarafından gönderilmiş bir bilimsel heyetin çalışması sürüyor bildiğim kadarıyla.
Mustafa Bakır: Bu heyet orada çalışmalarını yaptı. Oradaki hadisenin neye bağlı olduğunu, bunların nasıl önlenebileceğini, hastane ne gibi önlemler alınması gerektiğini daha önceki birimlerde, vakalarda olduğu gibi orada da tamamladı, evet.
Ahmet Yeşiltepe: Yani bundan sonra da buna benzer çalışmalar gerçekleştirilecek ama yönetmelikler çerçevesinde daha somuta dönüşecek sanıyorum.
Mustafa Bakır: Ümit ediyorum ki bir daha şeyleri yaşamayız. Tabi burada sağlık bakanlığına düşen vazifeler var, maliye bakanlığına düşen vazifeler var, personel eksikliğinin giderilmesi, devlet planlama teşkiliatına düşen vazifeler var. Nedir? Bir bölgedeki sağlık kurumunun ihtiyaçları, ne kadar sağlık kurumuna ihtiyaç var, ne kadar doktora, ne kadar yenidoğan ünitesine ihtiyacınız var, ne kadar hemşireye ihtiyacınız var, bunlar çok önceden belirlenip o bölgede bu kurumların birlikte yapacağı çalışmayla bundan sonra kurumların oluşturulması gerekecek.
Ahmet Yeşiltepe: Gülnihal hanım yenidoğan ünitesinde çalışacak hemşirelerin ayrı bir uzmanlık alanı çerçevesinde eğitim görmesi gerekiyor herhalde?
Gülnihal Şarman: Çok çok iyi bir soru sordunuz. Ben özellikle bunu vurgulamak istiyorum. Türkiye’de branş hemşireliği yok. İşte üst ihtisas olarak çocuğu öğrenebiliyorlar. Onun haricinde yenidoğan hemşireliği tamamen hemşirelerin işte sıfırdan başlayıp birbirlerinden görerek öğrendiği bir branş. Ara ara bir takım kurslar yapılıyor. İşte 2-3 günlük kurslar şeklinde. En uzun bildiğim kurs 6 haftalık bir kurs. Onun haricinde yeni doğan hemşireliği diye bir üst ihtisas dalı yok ve bu gerçekten
Ahmet Yeşiltepe: Dünyada var mı peki?
Gülnihal Şarman: Tabiki var. Çok ihtisas gerektiren, çok değişik bir defa yeni doğan bebekler ve prematüreler, insan vücudunda erişkin hayatında yaşamadığı hastalıkları yaşayan bir grup. Ayrı ayrı hastalıkları var. Bunları bilmeleri gerekiyor. O tedavileri bilmeleri gerekiyor. Gerçekten çok ciddi bir eğitim almaları gerekiyor. Biz ünitemizde bir hemşireye başladıktan sonra yeni bir hemşire başladıktan sonra 6 ay o hemşireye birebir hasta dahi vermiyoruz. Gözlemci gibi çalıştırıyoruz. Yani o derecede dikkat gerektiren ve çok özel bir hemşirelik. Umarım en kısa zamanda bu hemşireliğin eğitimine daha önem verilir. Bu tür hemşirelerin başka hemşireler eğitmesine olanaklar sağlanır ve bu hemşirelik dalı biraz daha gelişir ülkemizde.
Ahmet Yeşiltepe: Umarız öyle olur. Sayın Bakır size bir soru yönelteceğiz. Semih Dolucu bir izleyicimiz bu soruyu elektronik posta vasıtasıyla bize ulaştırmış.
Semih Dolucu (Memur): Hastanelerde enfeksiyon kapma riskimiz nedir? Gittiğimiz hastanenin özel ya da devlet hastanesi olması riskin oluşumunda etkili mi? Yaş ve cinsiyet, enfeksiyon riskinde belirleyici faktörler mi, yoksa herkes enfeksiyon kapabilir mi?
Mustafa Bakır: Efendim. Enfeksiyon hastane enfeksiyonlarının hangi risklere bağlı olarak arttığıyla ilgili çok ciddi bir sürü çalışma var. Burada en önemli faktörlerden bir tanesi o hastanede özel veya devlet olabilir farketmez. Bir hemşire kaç hastaya bakım veriyor, bir sağlık personeli kaç hastaya bakım veriyor, hasta yoğunluğu, buna karşılık personel yoğunluğu ne kadardır? Bu çok önemli bir faktör. Belki ülkemiz için en önemli faktör de budur. İkinci planda tabi yaşta önemli. Az önce sözü geçti bir prematüreyle bir erişkin arasında ciddi fark var. Bir kanserli hastayla altta yatan diyabet gibi hastalığı olan kişilerle sağlıklı insan tramva geçirmiş, trafik kazası geçirmiş kişi arasında çok ciddi fark var. Yani demek ki hem bakıma bağlı, hem kişiye bağlı faktörler vardır burada. Bunların bu faktörlerin azaltılması için gerekli şey, aslında deminden beri bahsettiğimiz enfeksiyon kontrol yönetmeliğinin çok ciddi bir şekilde oturtulup ülkemizde çalıştırılmasıdır. Burada enfeksiyon kontrol komitesini yöneten bir doktor ve sürekli orada çalışan eğitilmiş bir hemşire öngörülüyor. Dolayısıyla bu enfeksiyonların sürekli nabzını tutacak, sürekli kontrol edecek, prosedürleri sürekli kontrol edecek kişiler olacak. Dolayısıyla bu faktörleri, deminden beri söylediğimiz bu faktörleri sürekli izleyecek ve en aza indirecek, örneğin kateter kullanımı damar içi kateter kullanımı uygun yapılıyor mu? idrar sondaları uygun bir şekilde kullanılıyor mu? Bebeklere verilen sıvılar uygun şekilde hazırlanıyor mu? Steriliteye riayet ediliyor mu? Bütün bunları sürekli denetleyecek bir ekip kurulması öngörülüyor.
Ahmet Yeşiltepe: Evet. Yine bir izleyicimiz Cem Karadağ’ının sorusunu ikinize birden yöneltmek istiyorum sayın Bakır ve sayın Şarman. Şöyle bir soru;
Cem Karadağ (Bankacı): Ülkemizde hastaneler nasıl sterilize ediliyor? İster özel, ister devlet, ister üniversite hastanelesi olsun, hepsinde aynı standart sterilizasyon işlemi mi uygulanır? Yenidoğan ve çocuk bölümlerinde farklı bir prosedür geçerli mi?
Mustafa Bakır: Şimdi efendim bununla ilgili
Ahmet Yeşiltepe: Nasıl yani uygulanıyor ....hastalık
Mustafa Bakır: Enfeksiyon hastalıkları derneğinin bu konuda geçen yıl, hatta bu yıl içerisinde hazırlanmış bir kılavuzu dahi var. Burada sterilizasyonun hangi prosedürlerle yapılacağı tarif edilmiş. Uluslararası kabul görmüş kılavuzlarda var. Ülkemizde de bunlar birçok hasteneleri, devlet hastanesi olsun, üniversite, özel hastaneler olsun, dünyanın kabul etitği standartlar aslında uygulanıyor. Biz teknik açıdan, çok ilerideyiz. Aslında tıp açısından, tıp tekniği açısından, sterilizasyon teknikleri açısından malzemeleri açısından dünya ortalamaları içerisindeyiz, dünya standartları içerisindeyiz. Bunlar uygulanıyor mu? Bunlar uygulanıyor. Bizim problemimiz organizasyon. Yani bunun denetimi, düzenli yapılıyor mu? Uygun koşullarda önerilen şekilde yapılıyor mu, yapılmıyor mu? Bunun denetlenmesi. Örneğin el yıkama veya el dezenfeksiyonu. Artık el yıkamakta çok zor. Bir bebeğe bir gün içerisinde 150 kez dokunmanız gerekiyorsa 150 kez el yıkayamazsınız ama bunu kolaylaştıracak solisyonlar var. El dezenfeksiyonu solisyonlar var. Bunlar ülkemizde birçok. Birçok birimde de bunlar uygulanıyor ama bunlar yeterince iyi uygulanıyor mu? Bunlar uygun prosedürlerle yapılıyor mu? Bunların denetlenmesi uzun vadede bu yönetmelikle bir kişiye bağlanıyor. Esas bir çerçeveye bağlanıyor.
Ahmet Yeşiltepe: Sayın Şarman?
Gülnihal Şarman: Yenidoğan yoğun bakım ünitelerine yönelik bir takım sterilizasyon teknikleri var mı diye soruyorsunuz. Esasında böyle bir yönetmelik olduğu sürece ve o yönetmelikte harfi harfine uygulandığı sürece bir problem çıkmaz. Yenidoğan yoğun bakım üniteleri de tıkır tıkır çalışır. Ancak eğer demin de vurguladığımız gibi bir bebeğe, 20 tane bebeğe bir hemşire bakıyorsa ve ondan da her bebek için elini yıkaması veyahutta dokunmadan önce o solisyonları bile eline alması bekleniyorsa, böyle bir beklentinin imkansız olduğunu herkesin bilmesi lazım. Yani biz bazen tüzükleri, bu yönetmelikleri, talimatları yapıyoruz, hazırlıyoruz ama en önemli şey onların uygulama tadında gerçekten uygulanıyor mu, uygulanmıyor mu ona bakılması lazım. Biz kendi ünitemizde polis gibi çalışırız. Herkes birbirine karşı biraz polis gibi çalışır. Öyle de olmak gerekiyor. Yani hiçkimseye, hiç bir nedenle taviz yok. Geçenlerde bir doktorun bebeği bizim ünitemizde doğdu ve doktor girmiş üzerine almadan şeyini. Derhal bizim hemşirelerimiz uyardı. Yani öyle olmak zorundasınız siz. Ünitenizin koruyucusu gibi böyle polisi gibi davranmak zorundasınız. O yönetmelikler aynen uygulansa en iyi şekilde denetlense böyle vakalar olmayacaktır.
Ahmet Yeşiltepe: Sayın Bakır ekleyeceksiniz herhalde?
Mustafa Bakır: Şimdi efendim mesela ameliyathanelerdeki enfeksiyon kontrol önlemleriyle koğuştaki enfeksiyon kontrol önlemleri tabiki farklıdır. Ameliyathanenin farklı bir hava akım sistemi vardır. Ameliyathanede yerken uygulayacağınız prosedürler farklı, tabiki bunlar vardır ve bunlar uygulanıyor ülkemizde. Bir ameliyathane yapılırken nelere dikkat edilmesi lazım ama bir hastane yapılırken nelere dikkat edilmesi gerekir, bunun koşulu, hangi bina hastane olabilir, binanın içersinde hastane niteliği taşıyan binanın içerisinde neler olmalıdır? noktasında enfeksiyon kontrol önlemlerininde bu koşulların içerisinde uyarlanması gerekiyor. Bu da tabi sağlık bakanlığına düşen bir vazife
Ahmet Yeşiltepe: Evet. Sırada aslında biraz da bu tür sorunların felsefesine yönelik bir soru var. Neden ders almıyoruz şeklinde. Bir muhasebeci izleyicimiz Nilgün Kılıç sormuş bu soruyu.
Nilgün Kılıç (Muhasebeci): Edirne'de yaşanan bebek ölümlerinden sonra neden ders alınmadı? Neden hastaneler bu konuda önlem almadılar? Manisa, Kayseri ve Erciyes'teki bebek ölümlerini engellemek mümkün müydü, değil miydi ilk vakalardan sonra?
Mustafa Bakır: Bu soru bana sık sık geliyor. Ben şöyle diyorum; uluslararası havacılık sistemi var di mi? Bir kişi kalkıpta bir hava yolu şirketi kurmak istediği zaman bir pilotu kaç saat uçurabilir, bir uçağın bakımı ne kadar aralıklarla yapılabilir, bir uçağa kaç kişi biner. Herşey bütün detaylarıyla yazılmıştır ve buna uymayanlar uçuştan men edilir. Şimdi bu bir sistem haline gelmiştir. Bizim problememiz sistemdir. Biz herşeyimiz var, fakat bunu bir sistem halinde devam ettirme konusunda problemlerimiz var. Artık bunların diyelim ki Avrupa topluluğuna girmeye çalışıyoruz. Bunlar bize zaten gelecekti. Yani Avrupa topluluğu bizle müzakereleri sırasında sizin hastanelerinizin standartı nedir diye soracaklardı ve bunları kendi standartlarına yükseltmek için gerekli önlemleri bize teklif edeceklerdi.
Ahmet Yeşiltepe: Sizin bir ek yapacağınız bir nokta var mı burada efendim.
Gülnihal Şarman: Bence talimatlar uygulandığı sürece herşey yoluna girecektir. Sorunun cevabı olarak birşeyi söylemek istiyorum. Esasında Edirne’den alınacak, Edirne sonucunda oluşacak şeyler zaten çalışılmaya başlandı. Bunlar birgün de yapılalacak değişiklikler değil, onu söylemek istiyorum. Bunlar biraz süreç, biraz anlayış ve tek faktörlü değil. Bence en önemli konu bu. Bu multifaktöriyel birşey. Bir nedenden olmuyor bunlar. Pekçok faktörün oturtulması da biraz zaman alıyor.
Ahmet Yeşiltepe: Sayın Şarman bir eğitimci Kadir Mutlu bu soruyu yöneltmiş sizin uzmanlık alanınız.
Kadir Mutlu (Eğitimci): Gazetelerde yenidoğan servislerinde 1 hemşirenin 20 bebeğe baktığını açıklayan haberler yayınlandı. Oysa ideali her 5 bebeğe 1 hemşirenin düşmesiymiş. Sağlık bakanlığı, geleceğimiz olan çocuklarımızın, bebeklerimizin ölmesini engelleyebilmek için bütçe ayıramıyor mu? Eğer personel sıkıntısı varsa gönüllüleri eğitsinler, böylece hemşirelerin yükünü bir nebze azaltmış olmazlar mı?
Gülnihal Şarman: 5’e 1 bakım, 5 bebeğe bir hemşire bakımı da iyi tabi. 20’den çok iyi ama hani bizim şartlarımızda, biz buraya gelirkende konuşuyorduk, biz çok minik bir bebek aldıysak bir hemşire koymak durumunda kalıyoruz ve 2 hafta süreyle pekçok yer için bu yani gerçekten hayal bile edilemez bir durum ama ancak o şartlarda bu bebekleri yaşatma şansınız oluyor ve sağlıklı yaşatma şansınız oluyor. Bu bebeklerin çünkü pek çok problemleri daha sonradan ortaya çıkıyor. Sadece enfeksiyon değil. Enfeksiyon onlardan sadece bir tanesi ama çok sorunları olabiliyor. Onlara girmemiz herhalde şu anda imkan yok. O nedenle bu şeyin, personel sayısının arttırılması ve personel eğitimlerinin yapılması ve bu çerçevede yenidoğan ünitelerinin açılması, yenidoğan ünitelerine hangi seviyede hastaların yatırılabileceğinin belirlenmesi . Bu konuda esasında Türk neonotoji derneğinin de çalışmaları var. Hocalarımız çalışıyorlar, böyle alt gruplar var. İşte mesela bebeklerin transportuyla ilgili çalışan bir alt grup var. O konuda eminim onlarda çalışmalarını yürütmekteler ve raporlarını sunmak üzereler. Esasında sağlık bakanımız da bizi geçen sene bu konulara değinmek üzere bebek ölümlerini azaltmak, sadece enfeksiyona bağlı değil ama genel olarak Türkiye’de bebek ölümlerini azaltmak üzere bir toplantıya çağırmıştı yenidoğan uzmanlarını ve bu konular hep gündeme gelmişti. Herhalde bence bu tür olaylar tabiki çok çok acı ama büyük dersler ve bunlardan sonra olan düzeltmeler daha yerleşici oluyor, daha kalıcı oluyor, dersimizi herhalde alıyoruz, ülkece aldık.
Ahmet Yeşiltepe: Sayın Şarman aslında sorunun devamında izleyicimiz şöyle diyor; Gönüllülük esasına göre yeni doğana bakmak mümkün mü? Daha doğrusu ben şöyle formüle edeyim; gönüllülük esasına göre yenidoğana bakmak mümkün mü yoksa gerçekten profesyonel bir iş mi bu?
Gülnihal Şarman: Profosyonel bir iş bu. Sadece yeni doğmuş bebekleri böyle büyük bebekler, sağlıklı bebekler, hani onlar doğabilirler, onların da anneleri var yüzde 99.9 annelerine gidiyor. Çok nadir durumlarda hani bakamayan, bırakılmış bebeklere falan gönüllüler bakabilir. Onun haricinde yoğun bakım ünitesinde çalışmak dediğim gibi bir mezun olan hemşireyi bile biz 6 ay sonra bebek bakabilir bir hale getiriyorsak, bir gönüllünün yoğun bakım ünitesinde çalıştırılması çok çok imkansızlıklar dahilinde ancak yapılmalı.
Ahmet Yeşiltepe: Sayın Şarman aslında sıradaki soru yine sizin alanınızla ilgili. Biraz karantina süreciyle ilgili. Şöyle diyor Boğaç Taşdemir;
Boğaç Taşdemir (Öğrenci): Yenidoğan ünitesinde veya çocukların tedavi edildiği bölümde bir enfeksiyon vakası gördüğünde nasıl bir önlem alınıyor? Bölüm karantina altına mı alınıyor? Bölüme giriş çıkşlar nasıl düzenleniyor? Çalışanların enfeksiyona nedne olan bakteriyi başka servislere taşıması nasıl engelleniyor?
Gülnihal Şarman: Şimdi bir defa bununla ilgili olarak ben sadece kendi çalışmalarımızı örnek verebilirim. Başka hastaneler adına tabiki konuşamam. Ama bizim hastanemize bir enfeksiyon ispat edildiği zaman bir bebekte o bebek tam bir karantinaya alınıyor. Bunun mesela nefes yoluyla geçen bir mikropsa başka tür karantinaya alınıyor, kan yoluyla geçiyorsa başka tür karantinaya alınıyor ama o durumda biz o bebeğe tek bir hemşireyi bakar hale getiriyoruz. Ayrıca bu çok dirençli bir mikropsa ve bizim hastane için ve ünitemiz için tehlikeli olacağını düşündüğümüz bir mikropsa bunun için hemen enfeksiyon kontrol komitesi geliyor ve araştırmalara başlıyor. Bu mikrop nerede var diye. İşte aspire ettiğimiz yani bebeklerin balgamlarını çektiğiniz kavanozlardan örnekler alıyoruz, vantilatörlerden örnekler alıyoruz. Olabilecek şüphelendiğimiz heryerden örnekler alıyoruz. Eğer bir odak bulursak oraya yönelik ciddi bir temizlik başlatıyoruz. Eğer gerçekten mikrobun birkaç bebeğe bulaştığını ispat ediyorsak o zaman karantinaya alıyoruz. O zaman hiçbir hastayı kabul etmez hale geliyoruz. Böyle durumlar olabiliyor, heryerde de olabilir. Başka bebek almadan orayı tam bir temizleme moduna girip ondan sonra da tekrar örnekler alarak gerçekten steril oldu mu diye bakarak rahat ettiğimiz zaman tekrar bebek..
Ahmet Yeşiltepe: İlle de bir ölüm vak’ası gerçekleşmesine gerek yok bir çocuğun rahatsızlanması durumunda zaten hemen müdahele ediliyor.
Gülnihal Şarman: Hayır zaten en ufak bir şeyde, bebeklerde enfeksiyonu ispat noktasında önce biz önlemler almaya başlarız.
Ahmet Yeşiltepe: Yapılması gereken bu
Gülnihal Şarman: İspat noktasında bu şeylere başlarız. Heryerden kültürler almaya başlarız. Dağılma noktasında da almayız kimseyi, kapatırız ve temizlikler başlar ve o noktada mesela, o noktaya gelene kadar da ama hele o noktada dağılma durumu olduğu noktada pekçok şey atılır. O kadar çok şey atarsınız ki çünkü herşeyden artık şüphelenir hale gelirsiniz. Birçok kateter uçları, monitör kablolarının uçları. Onların hepsini atarsınız ve hepsini steril bir şekilde tekrar takarsınız. O nedenle bir ünite için olması en son istenen şey o noktaya gelmektir.
Ahmet Yeşiltepe: Sayın Bakır genel olarak hastane bu önlemler nasıl alınıyor? Çok kısaca
Mustafa Bakır: Şöyle söyleyeyim. Havadan bulaşan mikroplar vardır. Temasla bulaşan mikroplar vardır. Hastanelerde genelde hastane enfeksiyonu dediğimiz zaman çoğunda temasla bulaşanlar vardır ve süreklidir bunlar. Her an vardır hastanede, bir hastanızda, birkaç hastanızda. Bunları tespit ettiğin zaman eğer antibiyotik direnişli mikroplarsa bu hastaları temas karantina önlemleri denilen özel bir karantinaya alırsınız. Belli prosedürleri vardır. Eldiven kullanırsınız, hastaya her temastan önce elinizi yıkarsınız, gerekirse önlükler giyersiniz. Şimdi bu tip önlemler nasıl alınacak, hangi durumlarda alınacak, bunlara karar verecek, bunları denetleyecek sistem yine hastane enfeksiyon kontrol komitesi bu 24 saat hizmet veren komitedir. Bu komite bunları düzenler.
Ahmet Yeşiltepe: Efendim ikinize birden bir soru yönelteceğim. Özellikle hastane ziyaretlerine ilişkin bir soru bu. Genel çerçevede tabi daha özel çerçevede çocuk yeni doğan bebeklerle ilgili ama hastanelere giriş çıkışlarda cidden bir farklı uygulama her tarafta farklı uygulamalarla karşılaşıyor. İzleyicilerimizde buna yönelik pekçok soru yöneltmişler. Ben biraz daha yeni doğan bebeklere yönelik soruyu şimdi size yönelteceğim. Serbest meslek sahibi Kadir Öztaş isimli bir izleyicimiz elektronik posta vasıtasıyla bu soruyu size yöneltmiş.
Kadir Öztaş (Serbest Meslek): Yeni doğan bebeklerin bakıldığı odaya herkes girebiliyor, bunun önlenmesi mümkün mü? Hastaneler bu tür tehlikeler karşısında önlem alamıyor mu? Tıbbi önlemlerin dışında idari önlemler de alınsa, bebek ölümlerinin önüne geçilemez mi?
Gülnihal Şarman: Alınıyor derken herkes girebiliyor, bebeklere bakabiliyor derken. Bunlar zamanında doğmuş sağlıklı bebekler. Bir defa bizim hastanemizde de alınıyorlar ama biz bebeklerin katiyen elden ele dolaşmaması gerektiğini vurguluyoruz alınırken ve en ufak bir şekilde enfeksiyon olduğu düşünülen erişkinlerin gelmemesi söylüyoruz. Ufak çocuk hiçbir zaman almıyoruz. Çünkü ufak çocuklar her zaman için 7-8 yaşının altındaki çocuklar her zaman için yeni virüslere daha açık bireyler. O nedenle onların da girmemesini hele hastalarsa mutlaka kontrolden geçmeleri gerektiğini vurguluyoruz. Yoğun bakım ünitelerinin içine ise o daha kritik bir soru. Biz anne babaları aynen biz nasıl hazırlanarak giriyorsak aynı prosedürden geçilerek giriyoruz ama çok kalabalık yoğun bakımlarda bu gerçekten sorun oluşturabilir. Ailelerin, bireylerin temizliğe yaklaşımı çok farklı ülkemizde. O nedenle ben, biraz polisiye filmler çekildiğini biliyorum ve ihtiyaçta var ona. Mesela yurt dışından siz daha iyi söyleyebilirsiniz. Yurtdışından gelen yayınlarda işte ayağa torba takılsın mı, takılmasın mı tartışılıyor, takılmasın deniliyor ama Türkiye’de daha hala kanalizasyonlar ortalıkta. Her an herşey patlayabiliyor. Yollarımızın durumu belli. Çamurlar oluyor, seller basıyor. Bu durumda biz ayağımıza eğer bir engel teşkil edeceksek ayağımıza torba giymekle biz, ben ona karşı değilim yani herşeyde yurtdışında öyle uygulanıyor diye ülkemize de uygulayamayız. Kendi şartlarımıza, kendi durumumuza göre, kendi ziyaretçi sayımıza göre kendi hasta durumumuza göre de ziyaretçileri ayarlamak durumundayız.
Ahmet Yeşiltepe: Sayın Bakır?
Mustafa Bakır: Genel anlamda çocuk servislerinde kalabalık ziyaretlere izin verilmez. Özel anlamda kanser hastaları, bağışıklığı çökmüş hastaların ziyaretleri kısıtlanmalıdır. Tüberküloz geçirmekte olan insanlar veya şüphesi olan insanların bunun gibi özel hastalıklar taşıyan kişilerin hastaneye gelmelerinde kısıtlanması gerekir. Bunun da hangi hastalıkta, hangi ziyaretçi giremez şeklinde bir çerçevesi vardır. Bu da yine enfeksiyon kontrol komitesinin her hastaneye bölge için ayrı ayrı karar verebileceği bir sistemdir. Fakat genel anlamda tabiki hasta ziyareti vardır, hasta ziyaretini tamamen engellemek doğru değil. Hastasına göre, yaş grubuna göre. Yenidoğan servislerine ziyaretçi alınmaz. Çocuk servislerine de ziyaretçi alınmaması gerekir. Ciddi oranda kısıtlanması gerekir ama erişkin servislerinde ziyaretçi alınabilir. Demin söylediğim özel hastalıklar dışında.
Ahmet Yeşiltepe: Şimdi uygulamalara baktığımızda örneğin günün her saatinde alan hastaneler var ziyaretçiyi ya da belli kısıtlamalar gerçekleştiren, farklı uygulamalar gerçekleştiren hastaneler var. O konuda bir standart yok herhalde?
Mustafa Bakır: Şimdi efendim bu dediğim gibi, tabi hastaneden hastaneye de değişebilir. İdari önlemler alınabilir. O hastanenin sirkülasyonuna, trafiğine göre de ayarlanabilir. Fakat hasta ziyareti önemlidir. Hasta ziyaret edilmelidir ama belli kısıtlamaları enfeksiyon kontrol komitesi karar vermelidir. Hangi hastalar ziyaret edilmemeli, hangileri kısıtlı ziyaret edilebilir.
Ahmet Yeşiltepe: Hangi saatlerde olabilir?
Mustafa Bakır: Tabi, tabi
Ahmet Yeşiltepe: Rahatsızlığın hangi sürecinde olmalı
Mustafa Bakır: Mesela yoğun bakıma ziyaret büyük oranda kısıtlanır. O çünkü hem yoğun bakım çalışmasını engelleyecektir. Hem de hasta içi iyi olmayacaktır ziyaret. Bunu yine enfeksiyon kontrol kurallarına göre ve hastanın durumuna göre kararlaştırmak gerekir.
Ahmet Yeşiltepe: Evet Sevim Başlı bir mimar izleyicimizin sorusunu size yönelteceğim.
Sevim Başlı (Mimar): Bebek ölümleri olduğu için dikkatler daha çok yeni doğan ileri bakım ünitesine çevirilyor. Oysa anladığım kadarıyla hastanenin her bölümünde enfeksyion kapmamız mümkün. Vatandaşın hastanede hasta olmamak için yapabileceği birşey var mı? Espri maiyetinde sorumuyorum, gerçekten merak ediyorum hastaneye gittiğimizde ağızlık, gözlük, eldiven taksak enfeksiyon riskini azaltabilir miyiz?
Mustafa Bakır: Bu çok masum ve çok hakikaten güzel bir istek ama maalesef hastanın kendi başına bu tip önlemler, hastaneden alacağı enfeksiyonları engellemesi mümkün değil. Tabi kanser hastalarını koruyoruz, onlar çok açıktır veya prematüreleri dışarıdaki insanlardan diğer hastalardan mümkün olduğunca korumaya çalışıyoruz ama bunu yine biz yapıyoruz, sağlık personeli yapıyor. Sağlık personeli kimi koruyacağını, kimden koruyacağını çok iyi bilmek zorunda. Sağlık personelinin kendisi hastadan hastaya bulaşılarda en önemli vektör. Bir de tabi kullanılan cihazlar. Aynı cihazın birden fazla hastaya kullanılması.
Ahmet Yeşiltepe: Evet aslında ikinize birden soracağım. Çünkü havalandırma benim en çok merak ettiğim soru başlıklarından birisi. Tuncay Taraz isimli izleyicimiz soruyor.
Tuncay Taraz (Teknisyen): Hastane enfeksiyona sebep olan bakteriler belli bir sıcaklıkta veya belli bir soğuklukta mı yaşıyorlar? Aşırı sıcaklar ya da hastanedeki klima gibi bir cihazın bozulması bakterinin üremesinde etken olabilir mi?
Mustafa Bakır: İsterseniz ben cevaplayayım.
Gülnihal Şarman: Buyrun
Ahmet Yeşiltepe: Lütfen
Mustafa Bakır: Lejyoner hastalığı denilen bir hastalık var. Sularla bulaşır, klimatizasyonla sulardan yine insanlara bulaşır ve zatürre yapar. Bunun gibi bazı özel hastalıklar vardır klimayla bulaşan. Ameliyathanede eğer havalandırma sistemi iyi değilse, laminer akım dediğimiz akım çok iyi bir şekilde havayı saatte belli rakamlar içerisinde değiştirmiyorsa ameliyat sahasına düşecek mikroorganizmaların sayısı artabilir. Şimdi bunlar mümkündür ama genel olan anlamda hastane enfeksiyonları dediğimiz zaman en sık gördüğümüz hastane enfeksiyonları, temasla bulaşan hastane enfeksiyonlarını, klimatizasyonla önlemek mümkün değil.
Gülnihal Şarman: Aynı şeyi söyleyeceğim. Burada en çok dikkat etmek gereken esasında hani el yıkama. El yıkama ve el yıkama. Yine onun üzerinde duruluyor ve mümkün olduğu kadar personel sayısını düzgün oranlamak gerekiyor ki manikülasyonlar sırasında, ellemeler sırasında en temiz yaklaşımlar olsun ki bir bebekten bir bebeğe, bir kuvözden bir kuveze taşınma olmasın. Yeni doğan ünitelerinde arada kliplerde falan görüyorsunuzdur. Yeni doğan ünitelerinde genellikle bebek yatakları hep açıktır. Kolay ulaşım olsun diye yataktan yatağa duvarsız geçersiniz. O nedenle geçişler çok kolaydır. O nedenle mutlakada akılda tutmak gerekir ki kolay geçtim ama bir elimi yıkayıp geçeyim buraya demeyi mutlaka herkes bilmeli ve de ünite içindeki herkes bilmeli. Ziyaretlerle ilgili birşey söyleleceğim ben. Esasında siz vurguladınız burada işte ziyaretçi sayıları kısıtlanmalı diye. Aslında ben baktığımda biz anne babalara çok açık bir üniteyiz. Bizim konumumuz dolayısıyla öyleyiz. Günün 3’te 2’sini anne baba gelebiliyor. Bebeklerin yanında istedikleri kadar kalabiliyorlar ve anne ve babalar, bizlerden çok daha hassaslar. O nedenle onlara, siz bebeğinizi korumak için ellerinizi yıkayacaksınız, işte bebeğiniz.. hastaysanız gelmeyeceksiniz dediğiniz zaman son derece dikkatli davranıyorlar. Biz anne babadan geçtiğini ispatladığımız herhangi bir mikrobumuz veya enfeksiyonumuz olmadı. Yine yeni doğan ünitelerinde anneden geçebilecek bir şey anne sütü. Anne sütlerini veriyoruz ve anne sütünün de en temiz şekilde alınması gerekiyor. Bu konuda biz aileleri eğitiyoruz, sütü saklattırmadan önceki mikrop gelmesin o yolla diye.
Ahmet Yeşiltepe: Son bir soru. Çok kısa bir süremiz kaldı. Sayın Bakır hemen sizden almak istiyorum cevabını. Erol Malatyalı isimli izleyicimiz sormuş.
Erol Malatyalı (İşadamı): Hastane enfeksiyonu konusunda insanlar nereye başvurabilir, örneğin vatandaş enfeksiyon riskine sebep olabilecek birşey gördüğünde, hastane personelinin tepkisini çekmeden kime başvurabilir, uyarıda bulunabilir?
Mustafa Bakır: Öncelikle orada tedavi vermekte olan, tedavide rol almakta olan hekim ve hemşireleri uyarabilir, uyarmalıdır. Ben özellikle istiyorum hastaların lütfen elinizi yıkayıp öyle hastama dokununuz şeklinde bir uyarıda bulunabilir. Bu da iyi olur hatırlatmaları. Çünkü o yoğunlukta doktorlar hatırlamayabilir. İkinci planda tabiki bunlar eğer bu önlemlere riayet edilmiyorsa baş hekime başvurabilir. Başhekimlerin bu sorunu çözmesi muhtemeldir. Yani büyük olasılıkla başhekim bu problemi çözecektir.
Ahmet Yeşiltepe: Efendim çok teşekkür ederim programımıza katıldığınız ve izleyicilerimizin sorularını yanıtlandırdığınız için. Evet böylece NTV’ye Sorun’un sonuna geldik. Bugünkü konu başlığımız son aylarda artan yenidoğan bebek ölümlerinin nedenleriydi. Yarın farklı bir konu ve konuklarla yine karşınızda olacağız. Ancak bize soru, görüş ve önerilerinizi 24 saat süreyle açık olan açık hattımızdan iletebilirsiniz. Yarın yeniden görüşmek umuduyla hoşçakalın.
|