Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa
NTV

Konu: Turizm rakamları ve ekonomi
Konuklar: TÜRSAB (Türkiye Seyahat Acentaları Birliği) başkanı Başaran Ulusoy ve Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim üyesi Doç. Dr. Erhan Aslanoğlu


Ahmet Yeşiltepe:
Efendim hoşgeldiniz. Haftanın ilk NTV'ye Sorun programından iyi günler. NTV'ye Sorun'da bugün konu başlığımız turizm. Turizm sezonunda beklentiler karşılanıyor mu, sektör yetkilileri, turizm çalışanları, ekonomistler 2005 yaz sezonunda şu andaki, mevcut manzarayı nasıl değerlendiriyorlar? Sizden gelen bu temel sorular ışığında ve programımızın sonuna dek gelecek sorularla 2005 turizmine daha yakından bakacağız ama her zaman olduğu gibi öncelikle telefon numaralarımızı hatırlatmak istiyorum. Telefon numaramız 0 212 335 40 35, öte yandan turkcell ve hazırkart sahipleri acıkhat yazıp boşluk bıraktıktan sonra soru ya da görüşlerini yazıp 7710’a kısa mesaj olarak gönderebilirler ya da isterseniz, 0 533 279 90 11 numaralı hattımıza da kısa mesaj gönderebilir veya internet üzerinden www.ntvmsnbc.com adresinden de bize ulaşıp soru, görüş ve önerilerinizi aktarabilirsiniz. Evet hemen konuklarımıza dönüyorum. Başaran Ulusoy. TÜRSAB (Türkiye Seyahat Acentaları Birliği) başkanı efenfim hoşgeldiniz programımıza.

Başaran Ulusoy: Hoşbulduk.

Ahmet Yeşiltepe: Ve Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim üyelerinden Doçent Doktor sayın Erhan Aslanoğlu, hoşgeldiniz programımıza efendim.

Erhan Aslanoğlu: Hoşbulduk.

Ahmet Yeşiltepe: Başaran bey hemen sizinle başlamak istiyorum. Bir izleyicimiz Seyfi Kormuş, öğrenci bir izleyicimiz şöyle bir elektronik posta vasıtasıyla şöyle bir soru yöneltmiş size;

Seyfi Kormuş (Öğrenci): Ülkemizde bu yaz turizm sezonu nasıl geçiyor? Sizce sektörde başarı sağlandı mı? Bu sene Türkiye'ye

Ahmet Yeşiltepe: Bir genel değerlendirme

Başaran Ulusoy: Evet turizmin yazı, kışı yok artık yani ilkbahar yok. Biz 12 ayda turizm faaliyetlerimizi sürdürmeye çalışıyoruz. Çünkü Türkiye’nin coğrafi durumu, kültürel varlıkları, yapısal özellikleri ve en önemlisi insan severliğin üst düzeyde olduğu ülkemde artık biz bunu 12 ay yapmaya çalışıyoruz. Burada sektörde başarı sağlanmıştır. Çünkü sektör 80’li yıllarda 1 milyondan başlamış 2004 yılında 17 milyonu bulmuş, yüzde 24 bir artışla dünya turizm örgütünün vermiş olduğu 2007 yılındaki rakamı Türkiye 2005 yılında yakalamaya çalışıyor ve burada başarılı bir şekilde, gerek havayolu, gerek konaklama, gerekse pazarlama. Bu üç seçenek gayet iyi bir şekilde organize olmuş ve Türkiye’nin geleceğinin turizm olduğunu ve istihdam yaratan sektörlerin başında bizim olduğumuz, genel istihdam 1985’li, 90’lı yıllarda baktığınızda 2005 yılına geldiğinizde yüzde 18 genelde artmış, yüzde 81 istihdam turizm sektöründe artmış ve bütçe açığını kapatan biziz. 9.9 büyüme hızındaki en büyük pay bizim yani dolaylı bize çalışan sayı 2.5 milyon, direk çalışan sayı 1 milyon 300 bin civarında.

Ahmet Yeşiltepe: O zaman 3 buçuk milyon kişiye iş sahası yaratan bir sektör.

Başaran Ulusoy: Tabi. Nasıl bunu hesap edebiliyorsunuz. 40 milyar dolarlık bir yatırım var. Kişi başına 25 bin dolar hesap ettiğimizde bir maliyeti, kişinin maliyetini hesap ettiğimizde çalışanın, böldüğünüzde 1 milyon 200 bin çıkar. Dolayısıyla bu rakamlar Türkiye’nin bir gerçeği ve burada sektör gayet başarılı bir şekilde Akdeniz çanağında rekabet ettiği ülkelerle boy ölçüşecek vaziyete girmiş. Havayolları öndeyiz, otellerimiz bir laboratuvar gibidir, 5 yıldızlı, bu otelleri iddia ediyorum dünyanın hiçbir yerinde yok. Yani Akdeniz çanağında rekabet ettiğimiz ülke Yunanistan’ı ele aldığımızda Atina’da bir tane Çırağan’ı bulamazsınız, bir Swiss Otel’i bulamazsınız, bir Ceylan’ı bulamazsınız yani bu hilton’u bulamazsınız. İki tane oteli vardır, üç tane vardır ve bu gerçi Yunanistan’ı ürünü adalarıdır, bizim ürünümüz kıyılarımızdır. Burada ülkemize ne fayda sağlıyor dediği zaman Seyfi bey şu üst faydayı sağlıyor. Her getirmiş olduğumuz dövizin yüzde 99’u bu ülkede kalır. Domatesinizi burada ihraç edersiniz, yumurtanızı burada ihraç edersiniz, portakalınızı burada ihraç edersiniz. Bir tek taşımacılıkta oradan geliş benzin para vardır. yine buradan da alırsa ki alıyor. Dolayısıyla bunlarda bizim burada ihracat sayılması gereken bu dövizimiz ithalattaki açığımızı ve bu açığı kapatmakta ve gayri safi milli hasılaya da büyük katkı sağlıyorsunuz. O bakımdan turizmin yalnız bir sektöre değil, 38-39 sektöre iş veriyorsunuz. Otobüsüne veriyorsunuz, tost satana veriyorsunuz, halı satana veriyorsunuz, erik satan veriyorsunuz, ülkeyi tanıtıyorsunuz. O bakımdan Türkiye bir ne ülkesidir, Türkiye iki şeyin cenneti olması lazım. Biri turizm, öbürüsü tarım. Birisini belki ihmal ediyoruz ama onu da ihmal etmemiz lazım. Çünkü tarımı da desteklemesi lazım ki biz 2010 yılında Türkiye Cumhuriyeti bir hedef ortaya koymuş, bir devlet politikasıdır. Devlet ....bir turizm değil. Bunu sektörde ortaya koymuştur, bunu hükümette ortaya koymuştur, kültür bakanlığımız ortaya koymuştur. 50 milyon ziyaretçi.

Ahmet Yeşiltepe: 50 milyon?

Başaran Ulusoy: 50 milyon. 35-40 milyar dolar döviz. Peki bu 50 milyonu getirdiğinizde 85-90 milyonda bizim nüfusumuz. Ne yapacak 130 milyon. Bunu ne ile besleyeceksiniz? İthal edilen karpuzla besleyemezsiniz, ithal edilen yumurta ile besleyemezsiniz, siz Kars’ınızı, Kütahya’nızı besleyeceksiniz. Oradaki hem esnafı besleyeceksiniz, hem tarımla uğraşanı besleyeceksiniz. Yani ihraç eden, ürününü ihraç eden ülke konumundan, ürününü ithal eden ülke konumuna girmeyeceksiniz. Tabi bu arada anadoluya yayılacaksınız. Anadolunun kültür turlarına, anadolu insanıyla turizmi barıştıracaksınız.

Ahmet Yeşiltepe: O çerçevede de sorularımız var. Sayın Ulusoy aslında izleyicimizin sorularından birisi de daha bir rakamsal çerveyi ortaya koymak açısından önem taşıyor. Yüzde kaç artmıştır ya da bir artış var mı?

Başaran Ulusoy: Yüzde 23 artış vardır.

Ahmet Yeşiltepe: Geçen yıla oranla?

Başaran Ulusoy: 21 milyon ziyaretçiyi .... ve 17 milyar dolar dövizi elde edeceğiz. Yani burada bizim gayemiz gelen ziyaretçiyi daha fazla kültür turlarına çıkarmak, gelen ziyaretçiyi esnaflan karşı karşıya bırakmak, alış-veriş yaptırmak, önem ve müze yerlerimizi gezdirmek. Çünkü parayı buradan kazanıyoruz biz yani otele geldi, oteli gördü, havalimanına git havalimanını gördü. Ben böyle bir ziyaretçi istemiyorum. Gerçi yavaş yavaş bu arz talep dengesinde anadoluya çıkan, müzeleri gezen, ören yerlerini gezen bir ziyaretçi anlayışıyla sahaya çıkmaya çalışıyoruz. Bazı noksanlıklarımız vardır, telafi etmeye çalışıyoruz. Bizim sıkıntılarımız vardır, çözmeye çalışıyoruz ama herşeyden önce Türkiye artık bir turizm ülkesi. Kendi insanıma da tatil hakkını vermek mecburiyetindeyim.

Ahmet Yeşiltepe: Peki efendim. Çok teşekkür ederim. Şimdi ortada bir rakam var. 21 milyon kişi sayın Aslanoğlu ya da 21 milyon turist sayın Ulusoy’un bize vermiş olduğu rakam ve geçtiğimiz yıla göre bu yıl yüzde 23 artış var ve 17 milyar dolarlık bir gelir bekliyoruz.

Başaran Ulusoy: Dünyada harcamalar yüzde 6.1 büyümüştür. Doların dolaşım yüzde 4.2. Dünya genelinde 4.2 büyüyor ama Türkiye’de yüzde 23 büyüyor. Çünkü bu bizim hakettiğimiz bir neticedir. Türkiye’nin bütün imkanları buna hazır bir vaziyette. Sektör hazır, vatandaş hazır, tesisler hazır, biz iş yapmak istiyoruz ve para kazanmak istiyoruz.

Ahmet Yeşiltepe: Evet şimdi böyle büyük rakamlardan söz ediyoruz. Geleceğe dönük pekçok umutvari konuşuyor sayın Ulusoy. Bir vatandaşımız Mehmet Sönmez emekli bir izleyicimiz şöyle bir soru yöneltmiş.

Mehmet Sönmez (Emekli): İlk sorum, turizm gelirleri nasıl hesaplanıyor? İkinci sorum da şu; hükümet cari açığın turizm gelirleriyle kapanacağını düşünüyor. Böyle bir şey mümkün mü?

Erhan Aslanoğlu: Şimdi birinci sorusu Mehmet beyin turizm gelirlerinin hesaplanması aslında bu tahminen hesaplanan bir rakam. Merkez bankası yurt dışına çıkış yapan turizm bakanlığıyla da ortaklaşa olarak yurtdışına çıkan yabancılarla çeşitli anketler yapıyor yani Türkiye’de yaklaşık ne kadar harcadıklarını tespit etmek için. Türkiye’ye gelen hemen hemen her ülke vatandaşıyla belli örneklemlerle yapılıyor. Bu rakamlar günden güne değişmekle birlikte Türkiye’de 690-700 dolar civarında bir turistin harcama rakamı çıkıyor. Sanıyorum bu sene bir miktar daha bir gerileme görülüyor son rakamlarda.

Başaran Ulusoy: Hocam o tahmini dediğimiz rakamlar artık hava tahminleri nasıl tutuyorsa, turizmdeki gelirler tutuyor. Çünkü artık herşey mali sistem içine girmeye başlamış. Yani Türkiye mali sisteme yavaş yavaş alışmış. Mali sisteme girdiğinizde dünyadaki mali büyüklükler biliyorsunuz gayrisafi milli hasılanın üç katı büyüklüğünde. Türkiye yavaş yavaş bu yüzde 70’lerden 80’lere tamına geldiğinde otele giren para belli, havalimanına giren para belli. Burada tahmini bütçeye yapacağımızda bir tek alış verişte olan rakamı tahmin yapma imkanına sahip oluyoruz. Yoksa bizim rakamlarımızda fire yok.

Erhan Aslanoğlu: Zaten yani merkez bankasının resmi yayınladığı istatistikleri söylüyorum. Sizin söylediğiniz rakamlara da çok yakın zaten onu merkez bankası uluslararası istatistiklere çok yakın bir yöntemle hesaplıyor. Evet bizde 21 milyon civarında bir turist bekliyoruz. Bu da 700 dolarlık bir harcama yine olacağını varsaysak 14 milyar dolar civarında, 14-15 milyar dolar arası bir rakam elde ederiz.

Başaran Ulusoy: Alış veriş...

Erhan Aslanoğlu: Evet alış veriş kısmına.. Bir de galiba şey eklememiz lazım. Biz istatistiklerimizde yurtdışından Türkiye’ye gelen işçileri de turist olarak kaydediyoruz ve onların harcamalarını da dahil ediyoruz. 3-4 milyar dolar civarında da Türk işçilerinin burada yaptığı harcamalar var ki onlarda çeşitli vesileyle turizm aktivitesine dahil oluyorlar. Yani bunu hesaplarsak sizin söylediğiniz 17’nin de daha üstüne çıkma olasılığı var.

Başaran Ulusoy: Çıksın, çıksın bize zararı yok.

Erhan Aslanoğlu: Yani şöyle. Geçen seneki resmi rakam 15.9 milyar dolar yerli yabancı tüm turistlerden elde edilen gelirdir. Bunun işte 12-13 milyar doları yabancılardan, bu sene sanıyorum 18-19 milyar dolarları bile bulabileceğiz. Yalnız Türk işçilerinin buradaki harcamaları dahil olmak üzere. Başaran beyin dediği doğru yani yaklaşık bu rakamları bulabiliyoruz.

Ahmet Yeşiltepe: Evet bu nasıl hesaplanıyor sorusunun yanıtıydı. Şimdi cari açıkla ilgili soruyu yanıtlayalım.

Erhan Aslanoğlu: Cari açık. Şimdi turizm gelirleri ve giderleri cari açığın önemli iki kalemidir. Türkiye’de cari açığı kapatmıyor, fakat çok büyük olabilecek, daha büyük olabilecek bir cari açığı azaltmada çok büyük rol oynuyor turizm gelirleri. Şöyle ama tabi Türkiye’nin cari açığı dediğimizde en büyük kalem ihracat ve ithalattan oluşan dış dengesidir. Türkiye bugünde rakamlar yine konuşuluyor. Dış açıkta geçen sene 34 milyar dolarlık bir açık vermiştik. Bu yıl 42 milyar dolarlara doğru bir açığa gidiyoruz. Turizmden elde edeceğimiz yani

Başaran Ulusoy: Hocam yani burada ihracatçı yaptım diye tebrik ediyorum, kutluyorum ama ihracatçı bu ihracatı yaparken ithal girdisine baksın. Bizim ithal girdimiz yok. Yani ihracatçı 170 milyon dolarlık ihracat yaptığı zaman iftiharla söylüyor bunu. Katılıyorum, destekliyorum. Gayet başarılı bir şekilde rekabet gücünü arttırıyor ama o ihracat kalemindeki 7 rakamı ne. Bendeki 7 rakamı ne biliyor musunuz?

Ahmet Yeşiltepe: Yani burada döviz kurlarının da etkisi oldu sanıyorum.

Erhan Aslanoğlu: Tabi ben sadece hesaplama yöntemi olarak söylüyorum. Cari işleminde içinde dediğimiz dış ticaret, ihracat, ithalat vardır. Turizm gelir giderleri, müteahhitlik gelir giderleri. Gerçekten turizm gelirleri çok daha düşük olsa Türkiye’nin kaldırması çok daha güç bir cari açık oluşacak. Yani 15 milyar dolarlık açık eğer Türkiye’nin turizm geliri bundan birkaç yıl önceki gibi olsaydı geçen sene dahi 20-25 milyar dolara yakın olurdu. Bu sene 20 milyar dolarda kalacaksa yine turizmin bu çok hızlı temposu sayesinde oluyor.

Ahmet Yeşiltepe: O zaman sektörel olarak örneğin turizm sektörü gerçekten lokomatif

Erhan Aslanoğlu: Evet lokomatif ve cari açık zaten Türkiye’de turizm hiç olmasa şöyle söyleyeyim. 35 milyar dolara yakın açığımız olur. Turizm sayesine biz bunu bu sene 20 milyar dolarlara indireceğiz. Yani cari açığı kapatan değil, azaltan ve çokta önemli bir şekilde azaltan bir işleme sahip. Zaten turizm olmasa cari açık konusunda çok çok daha Türkiye kaygılı bir noktada olurdu.

Başaran Ulusoy: 2010 yılında bütün açığı kapatacağız, inşallah bize de destek verirler. Yani şimdi burada hocamın dediği doğru ama ben şunu iddia ediyorum. Yani siz Kars’taki peynire, burada turiste verdiğinizde ikram ettiğinizde o bu yerinde ihracattır ve bizim orada ithalatımız yok veya kavunu, karpuzu, domatesi, yumurtası, hediyelik eşyası hepsi bizim Türkiye’de ve bizim evet siz bir ihracat yapıyorsunuz ama hammaddenizi yine dışarıdan yalıyorsunuz, makinenizi yine dışarıdan ithal ediyorsunuz. Biz hepsini burada imal ediyoruz, imal ediyoruz ve ikram ediyoruz.

Ahmet Yeşiltepe: Şimdi efendim bir izleyicimiz sorusunu kendisi soracak. Hepberaber izleyelim, dinleyelim.

Ümit Gürses (Turizmci): Turizm sektöründe sizce alt yapı ve tesis yeterli mi?

Ahmet Yeşiltepe: Evet aslında bu sorunun cevabını az önce siz biraz verdiniz ama biraz daha detaylandıralım isterseniz.

Başaran Ulusoy: Evet, evet. Altyapı dedi genç arkadaşım doğru soru. Altyapı, bir yörede eğer 5 bin kişi kışın yaşıyorsa, misal Bodrum’u alalım veyahutta Kuşadası’nı alalım, Fethiye’yi alalım. Altyapı artık 2.konutlara müsaade ve müsamaha edilmemesi gereken 5 bin kişinin yaşadığında, yazın 50 bin kişiye çıktığında, arıtma tesisleri yani sağlık standartını yakalayabilmeniz için kanalizasyondan körfeze denize dökülen bütün atıklardan vazgeçmeniz lazım. Burayı düzeltmeniz lazım ve balık çiftliklerinden vazgeçmeniz lazım. Bunlar altyapı sorunlarıdır, yoldur. Zaten devletle gelir üretimi altyapı yaptığında biz turizmciler üst yapıyı yaparız.

Ahmet Yeşiltepe: Nasıl görüyorsunuz peki Türkiye’de genel olarak altyapı sistemini?

Başaran Ulusoy: Genel olarak noksanlıklarımız var ama hararetle takipçisi oluyoruz ve artık mavi bayrak denilen bir kampanya var. Mavi bayrak olmayan tesise artık yurtdışındaki tur operatörü grupları göndermiyor. Dolayısıyla biz dikkat etiğimiz gibi artık tesislerin sahibi de dikkat ediyor. Çünkü ona dikkat etmezseniz yani üst standartı yakalamadığınızda Avrupa Birliği dahil tüm ülkeler size ......ediyorlar gruplarını. Bu sağlık standartı, konaklama standartı, ulaşım standartı. Üçünü yakalayamadığınızda 2 buçuğu, 2.75’ini yakaladık. Ulaşımda da toplu taşımacılıkta, emniyetli bir sisteme geçersek biz üçünü de yakalamış olacağız. Zaten

Ahmet Yeşiltepe: Emniyetli sistemden kastınız

Başaran Ulusoy: Yani bugün artık yollarımız çekmiyor yani bu trafiği çekmiyor. Gelen herşey dahil sisteminin getirdiği sıkıntılarda o. Güvenilir bir yol, emniyetli bir yol, herşeye rağmen emniyet güçleri ve güvenlik güçleri gayet iyi kontrol etmesine rağmen trafik kazaları 2000 yılından itibaren 6000’lere düşmüş. Yani ölü sayısı 6000’e düşmüş. 90 bin, 100 bin kazada. Bu rakam Avrupa standartlarında aşağıdadır. Almanya’dan, Japonya’dan aşağıdadır. Altyapıda bu garantiyi sağlamda ele alabilirseniz toplu taşımacılığa geçerseniz biz bu altyapı sorununu çözmüş olacağız. Havalimanlarımız mükemmel, yat limanlarımız on sene önce ne vardı, şimdi ne var ve konaklama tesislerimiz ben iddia ediyorum dünyada bir eşi yok. Buna Amerika dahil. Peki ne kalıyor geriye. Yolumuz ve arıtma tesislerimiz. Yani içilecek su .

Ahmet Yeşiltepe: Kanalizasyon, elektrik, su gibi temel

Başaran Ulusoy: Bunları da tamamladığımızda ki tamamlamak mecburiyetindeyiz. Çünkü alternatif turizmi sunacak türlere ihtiyacımız var. Raftinginden, yaylasından, kültüründen ...hepsinde. Dolayısıyla arkadaşımın dediği doğrudur. Tesisler yeterli. Bugün pansiyonlarımız çok iyi. 3 yıldız, 4 yıldız, 5 yıldızlı otellerimiz ve açılmakta olanlar çok iyi. Tamamlanacak olanları tamamlamayı çalışıyoruz. Türkiye bugünkü kapasiteyle 30 milyon ziyaretçi ağırlar ve bundan da para kazanır ve her sene de 50 bin, 60 bin yatağı devreye soktuğumuzda 2010 yılında 50 milyon. Bir hedef koyarsanız ulaşırsınız. Bizim hedefimiz 50 milyon.

Ahmet Yeşiltepe: Çok umutvari. Peki şimdi yine bir izleyicimiz sorusunu kendi soracak sayın Aslanoğlu sizden alalım cevabını.

Faruk Gündoğdu (Serbest Meslek): Gelen turistlerin herşey dahil, masraflarının turizm şirketleri tarafından karşılanması yerli esnafı biraz mağdur etmiyor mu acaba?

Ahmet Yeşiltepe: Evet bir mikroekonomik bakış gerektiriyor herhalde.

Erhan Aslanoğlu: Şimdi bu konuda Başaran bey daha iyi yorum yapabilir ama ben kendi görüşümü söyleyeyim. Bunu mutlaka yani bu açıdan bakacak olursak elbette yerli esnafı, olumsuz tarafları olabilir diye düşünüyorum ama bir ülkenin turizminde farklı farklı şeyler olacaktır. Yani herşey dahil kısmı da olacaktır, kültür turları ve diğer turizm çeşitleri de olacaktır. Türkiye’nin tamamı, turizminin tamamı bu şekilde olursa veya büyük bir oranı bu şekilde olursa tabiki bunun zararı daha fazla çıkar diye düşünüyorum ama bu belli bir oranda olacaksa bunu talep edenlerde var özellikle bu talebi karşılamakta gerekiyor ama Türkiye’de turizmin büyük bir şeklinin bu şekilde olması ekonomiye sağlayacak katkıyı azaltır diye düşünüyoruz mikrobazda da baktığımızda.

Başaran Ulusoy: Ben Faruk Gündoğdu’ya katılıyorum. Çünkü turizm bir hizmet sektörüdür. Hizmet sektöründe karşı karşıya olan ilişki, fikir alış veriş yani temaslar o karşılıklı konuşmalar, karşılıklı hizmet anlayışı size gelecek yıllar o müşteriyi tekrar kazandırır. Herşey dahil sisteminde havalimanından indikten sonra otobüs sizi veyahutta minübüs veyahutta getirir ve odaya temizleyeni görmezsiniz. Sabahleyin kahvaltıda herşey dahil sistemine kendiniz alırsınız. Kimseyi görmezsiniz. Eğer benim elişi sanatımı görmüyorsa, mutfağımı dışarıda tatmıyorsa, folklörümü seyretmiyorsa, müzelerimi görmüyorsa ben şunu söylüyorum. Benim deniz ve kumum bana kalsın demiyorum ondan da faydalan ama öbür işleri yapmak mecburiyetindeyiz. Burada esnafın kendini yenilemesi lazım. Esnaf bizim can damarımız. Çünkü esnaf eğer otelden dışarı çıktığı zaman alış veriş, gezi, tur, kültür turları yani oradan biz para kazanırız. İşte o 700 dolar, biraz evvel hocamın dediği 700 doları biz 750, 760’lara çekebilmemiz için herşey dahil sistemini yavaş yavaş terketmek mecburiyetindeyiz ama bu zaman alacaktır.

Ahmet Yeşiltepe: Ama böyle de bir talep var.

Başaran Ulusoy: Talep var. Çünkü neden talep var? Talep şurada; bugün Türkiye’deki özel hava yolu şirketleri ve Türk Hava Yolları ve Türk Hava Yolları büyüdükçe özel hava yolları da büyüyor. 5 yıldız. Avrupa’da denizaşırı uzak mesafede dahil biz bir numarayız. Hizmette bir numarayız, uçaklarımız genç, filomuz genç, kaptanlarımız, hosteslerimiz gayet başarılı. Bu 5 yıldız, oteller 5 yıldız, sokak 3 yıldız, çevre 2 yıldız. O zaman mecburen bunu takviye için herşey dahil sistemini içeride bunu diyorsunuz. Çünkü sokağa çıktığınız zaman otelin 5 yıldızı ile çevrenin uyum içinde olması lazım.

Ahmet Yeşiltepe: Çok doğru.

Başaran Ulusoy: Yani bir otelden çıkıyorsunuz 500 kişilik bir otelde karşınıza 60-70 tane t-shirt satan, satsın çünkü ona ihtiyacım var benim. Ben esmafı dışlamıyorum. Bilakis ben esnafsız bir iş yapamam. Çünkü esnaf kazanırsa sokak kendini yenileyecek, kendi ofisini yenileyecek, kendi dükkanını yenileyecek. Halı mı satılacak? Ama siz Çin halısını, Hereke halısı satamazsınız. Bırakın onu Kütahya’da siz Çin seramiğini getirip orada satamazsınız. Böyle hakkınız yok. Yani bizdeki markaların yaratılmasında maalesef eksilerimiz olmuştur ama inanıyorum ki 2010 yılına kadar oda kahvaltı. Sabahleyin sizler o ilave peyniri gidip oradan almayacak, onu orada garsonla kuracak, hizmet edenle kuracak, bahşişi verecek. İş bu. Çünkü onunla beraber işi kuruyorsunuz. Rehberler nasıl anlatıyorsa, o rehberin güzel anlatımı o Ayasofya’yı, Topkapı’yı daha güzel süslüyorsa o tekrar gelme arzusunu uyandırıyor ve insan severliliğin üst düzeydeki olan yakalama noktasını şu anda biz alt noktadayız. Görmüyoruz birbirimizi. Hoşgeldin diyoruz, otobüse bindiğinde, otelde tekrar gidiyor musunuz güle güle.

Ahmet Yeşiltepe: Yani bu sistemi terk edilmesi gerekiyor.

Başaran Ulusoy: Yavaş, yavaş ama buna ihtiyaacımız olan yerlerimiz var. neresi? Alanya için bunu yapamazsınız, İstanbul için yapamazsınız, Antalya’nın içini, İzmir’in içini yapamazsınız. Bunu tatil köylerinin uzak olduğu yerde. Mesafe uzaktır, turlara haftada bir gün çıkar, her gün çıkmaz, alış verişe çıkar ama bunu yavaş yavaş terk etmek zorundayız. Hem esnafımız açısından hem de ülkemin güzelliklerinin görülmesi ve seyredilmesi açısından.

Ahmet Yeşiltepe: Peki yine bir izleyicimiz sorusunu kendisi yöneltecek sizlere. Yanıtlarını yine sizlerden alacağız efendim.

Serkan Ulaş (Oto Tamircisi): Yabancı turistler geldiği zaman daha indirimli, ucuz bizden ucuz, tatil yapıyorlar. Biz gittiğimiz zaman neden böyle yüksek yani fiyatlar. Ben bunu sormak istiyorum yetkililere?

Ahmet Yeşiltepe: Evet sayın Aslanoğlu bir ekenomist olarak nasıl açıklayabilirsiniz bu durumu?

Erhan Aslanoğlu: Yani burada şöyle bakıyorum aslında. Turizmciler açısından belki bizim gelenek ve göreneklerimiz çok uzun süreden önce yani belli bir süreden önce tatil planlarımızı yapmıyoruz. Bu tür işlerde rezarvasyonların çok önceden yapılması ve planlamanın yapılması yabancılar için yani otellerin rezarvasyonları çok önceden yapması, fiyat belirlemek açısından ve belli düşük fiyat almak açısından bir avantaj sağlıyor gibi geliyor ama bu sadece bizim ekonomik olarak açıklayabileceğimiz bir şey yani son dakikada yapılan tatilin biraz daha maliyetli olması veya oradan çok daha fazla turist geliyor olması gruplar halinde geliyor olması bunu sağlıyor olabilir. Yerli turistler gruplar halinde çok daha az gidiyor ama onun dışındaki nedenler açıkçası biraz daha şey. Türkiye’ye özgü ve turizmin yapısından kaynaklanan nedenler ve sorunlar diye düşünüyorum. Bu da aşılması gereken bir sorun gibi Türkiye açısından.

Ahmet Yeşiltepe: Sayın Ulusoy?

Başaran Ulusoy: Evet burada tabi benim en fazla sıkça karşı karşıya konduğum sorulardan bir tanesi de bu. Benim insanımın tatil yapma hakkı vardır. Bu bir lüks değildir. Çünkü verimli iş yapabilmesi için, valinin, emniyet müdürünün, emeklinin, öğretmenin yani o dolu dolu o 1 ayı geçirmesi lazım. fakat biz programlarımızı yapamıyoruz. Çünkü 25 yıldır hiçbir vatandaşımız programını bir yıl önce yapamamıştır. Çünkü yarın bayramdır, arife günü de yer bulacaksınız. Oteli bulmaya çalışacaksınız, 5 yıldır televizyonlarda ve yazılı basında söylememe rağmen inanır mısınız bana 10 kişi müracaat etmiştir. 6 ay önceden, 1 yıl önceden eğer 10 binleri biz görsek 20 bin kişileri görsek benim vatandaşımın harcama, gezme ve eğlenme duygusu çok fazla ve biz tercih ediyoruz ama ne oluyor. Bir Kemer’de, Antalya’da yan yana 20 otel düşünün. 500 yataktan 10 bin yatak. O pazarlamaya girmek mecburiyetinde. Yani programını yapmak mecburiyetinde. Biz şimdi hocamda ifade etti ama biz 2006’dan vazgeçtik, 2007 yılını pazarlıyoruz. Yani anlaşmaları şimdiden yapıyoruz. Ne diyoruz? 500 yataktan 200 yatak Rusya’ya, 300 yatak Almanya’ya, 200 yatak buraya. Bunu bölüyorsunuz ve bu anlaşmaları imzalıyorsunuz. Dolayısıyla iç turizmde ise bir riske giriyor seyahat acentası. Diyor ki ben 250 alacağım diyor ama herhangi bir olumsuzluk olduğunda kırılgan olan bir sektörde o yatağı dolduramadığın zaman bu sefer parasını ödüyor. Dolayısıyla riske girmemek için bu riske ancak bayramlarda, sömestrlerde ve belli bir tatil günlerinde yapmaya çalışıyor. Burada hükümetin alacağı bir karar olması lazım. sömestr tatillerini iklim farklılıklarına ayrım yapması lazım. izinler verilirken kamuda ve sendikalarda bir yıl öncesinden bana gelip desinler ki 50 bin yatak ihtiyacımız vardı. Yani Avrupalının yediği de benim vatandaşımın yediği veyahutta yapmış olduğu harcamada bir değişiklik yok ki. Sonra bizim için Türk parası daha kıymetli. Dışarıdan gelen dövizi mi tercih ediyorsunuz. Ben Türk parasını tercih ediyoum. Çünkü Türk parası kıymetli oldu, zaten kur farklarından biz zarar ediyoruz. Bizim açığımızı kapatacak olan emniyet sübabı olan iç turizmdir ama artık önceden program yapmayı ve seyah acentasıyla topluca seyahat etmeyi, seyahat ederken TÜRSAB’ın sigorta güvence paketini almasını vatandaşlarımıza tavsiye ediyoruz.

Ahmet Yeşiltepe: Herhalde pratik bir sorun var. Hükümetler genellikle Bayram ya da buna benzer tatil zamanların, sürelerini hep son dakikada 9 günü, 7 güne çıkartıyorlar. Belki bir yıl öncesinden bu tür kararlar..

Başaran Ulusoy: Ne olurdu bunu bir yıl önceden yapsak. O da programını yapsa. Yavaş yavaş bu alışkanlığı kendimizde yani bu kültürü edinmemiz lazım .tatil kültürünü önceden planlayan ve bu bir haktır, ben bunu hatta ve hatta şöyle ifade edeyim sendikalar sözleşmeleri yapaken işçiyi tatil hakkının içine koyan bir anlaşma da yapması lazım.

Ahmet Yeşiltepe: Tabi bir de Türkiye’nin ekonomik şartları maalesef ister istemez bu olumsuzluğu yaratıyor. Şimdi ber emekli izleyicimiz Mustafa Gözcü’nün sorusunu size yöneltmek istiyorum. Elektronik posta vasıtasıyla bize ulaşmış ve şöyle bir soru yöneltmiş.

Mustafa Gözcü (Emekli): Bu yıl turizm açığımız ne durumda? Bunu rakamlarla ifade edebilir misiniz? Turizmin gelişmesi için yapılan tanıtım ve reklamlar sizce turizmin gelişmesine katkıda bulunuyor mu? Dünyanın parasına yaptırılan tanıtım filmleri bir işe yarıyor mu? Eğer bu filmlerin sektöre bir katkısı oluyorsa turizmciler neden memnun değil?

Ahmet Yeşiltepe: Başaran bey ilk önce sizinle başlayalım.

Başaran Ulusoy: Şimdi bu yıl turizmden açığımız yok ama 12 aya yayılan bir anlayışla 30 milyonu ağırlama imkanına sahibiz. Hava limanlarımız büyüyor, deniz limanlarımız güzelleşiyor, özelleştiriliyor. Tanıtım kampanyamız bizim 1 milyon dolardan 20 milyon dolara, 30 milyon dolara, şimdi 80 milyon dolarlara koşuyoruz. Tanıtım kampanyası yeterli değil. Tanıtım kampanyası Türkiye’nin 350 milyon dolar olması lazım. 250 milyon dolar yurtdışına yapılan güzel bir kampanya Türkiye’yi bugün yerinde tutan kırılgan olan bu sektörün önünü açacak olan bu kampanya bizi 20 milyar dolar 25 milyar dolara doğru koşturacaktır. Dolayısıyla dünyanın parası gitmiyor. 1 koyuyorsunuz 5 alıyorsunuz. Bakın 200 milyon dolar koyduğunuz zaman, yüz mislini hesap edin. Yani 20 milyar dolar. Böyle bir rakam yok. Dolayısıyla burada tantım filmleri tabi işe yarıyor ama ne zaman, nasıl, nerede yapacağımızın profesyonelce yapıldığına başladığı yıllar gelmiştir ve sektör buna müdahildir. Yani bu kampanyalar kültür ve turizm bakanlığı yaptığında biz bu üç sektör bunun içindedir, bu kampanyaların yarışmaları yapılır, ihaleleri yapılır ve biz buna burada müdalihiz. Dolayısıyla gayet iyi yapılmaktadır ama Türkiye coğrafi bölge itibarıyle sabahleyin kalkarsın Irak’ta savaş olur, akşam yatarsın uzakdoğu’dan saz çalar. Ertesi gün bakarsın deprem olur. Dolayısıyla bunlara rağmen Türkiye 22 milyon, 23 milyona koşuyor. Bunu aklınızdan geçirmeniz mümkün değil. Hiç aklımızdan geçer miydi Rusya’dan bize 3 milyon. Rusya yıkılacak, komünizm gidecek. Burada artık 3 milyon ziyaretçi geliyor, 4 milyona koşuyorsunuz. Artık ticaret yaptığımız ülkelere açığımızı kapatacak rakamları diyoruzu ki bize turist gönderin. Senden 4 milyar dolarlık doğal gaz alıyorum, açığı nasıl kapatacağım? İhracat yapacağım meyva, sebze ve sana ihracat yapacağım turizm. Dolayısıyla burada emekli Mustafa beyin dediği doğrudur ama biz gayet iyi gidiyoruz. Çünkü bu rakamlar bütçelerin imkanları bu nistpette. Bu arada devletin yaptığının yarısı sektör olarakta biz çok tanıtım yapıyoruz. Otelcisi yapıyor, pazarlaması yapıyor, ulaşım yapıyor. Artık havalimanlarının pazarlaması yapılıyor. Havalimanları tanıtımı yapılıyor yurtdışında, konglerimiz var, kongre saraylarımız var. Lütfi Kırdar Uktaş başlı başına bir marka olmuştur. Kuşadası’nda açılacak olan 8 bin kişilik kongre merkezi egenin tarihini değiştirecek, miladi olacaktır. Yani bir tarafta Efes Şirince, Kuşadası, karşıda Samos, adalar. Dolayısıyla kongre turizmine doğru yöneliyoruz. Yani işimizi geliştirmeye çalışıyoruz ama vatandaş tabi biz turizm ülkesiyiz niye bize 50 milyon geliyor diye olay yok. İspanya 1950’de başlamış 50 milyonu bulmak için epey zorlanmış.

Ahmet Yeşiltepe: Sayın Ulusoy size tekrar döneceğim ama kısacık sayın Aslanoğlu reklamın geri dönüşü ekonomik açıdan gerçekten var mı turizm tanıtımında?

Erhan Aslanoğlu: Yani ben kesinlikle olduğunu düşünüyorum. Zaten rakamlarda onu koyuyor. Mustafa beyin sorusuna cevap mesela bizim bu yıl nasıl bir turizm dengemiz var? Gelen turizm gelirimiz 4.5 milyar dolar, giderimiz 1 milyar dolar. Tabi bizim bir de giderimiz var. Bizde gidiyoruz kurlarda cazip olduğu için. Geçen sene gelir 3.5, gider 930 milyon dolarmış yani nette geçen sene 2.7 milyar dolarlık bir artımız varken bu sene 3.3 milyar dolarlık bir artımız var. Yani yüzde 20 civarında, 25 civarında gelire de yansıyan bir artış var.

Başaran Ulusoy: Yani siz gitmeyeceksiniz hep onlar mı gelecek. Siz de gideceksiniz.

Erhan Aslanoğlu: Yok yani. Zaten nette gelirimiz yüzde 20 artıyor. Yani biz gitsek dahi çok güzel bir artış var. Turizm gelirlerinin döndüğü de çok ortada. Mesela 2000 yılında Türkiye’nin önünde rakamları var. 99-2000 yılı işçi gelirleri dahil 7 milyar dolara yakın bir gelir varken geçen sene sonunda 16 milyar dolara çıkmış işçi gelirleri dahil yani iki katından daha fazla bir artış olarak 5 senede dönüyor. Başaran beyin tahminlerine inşallah gerçekleşir diyorum yani önümüzdeki 5 senede biz bu 15-16’yı 50 milyar dolara çıkarırsak bunun kapanma hızı.

Başaran Ulusoy: Başka bir çaremiz yok hocam siz bunu talebelerinize aşılayın. Çünkü niye aşılayın? 40 milyar dolar bu ülkede bir model vardır. Bu model yurtdışından sermaye gelmeden kendi imkanlarıyla bu sektör bir yaratıcı gücünü elde etmiş. 40 milyar dolar Türkiye’nin kendi öz varlığı. Bunları canlandırmamız lazım yoksa

Ahmet Yeşiltepe: Yani 2010 yılı için 50 milyon hedefi tutmalı diyorsunuz.

Başaran Ulusoy: 50 milyon ziyaretçiyi bu ülke ağırlar ama belli bir politakayla

Ahmet Yeşiltepe: Evet şimdi bir öğrenci izleyicimiz Murat Ali Ansız’ın sorusunu yöneltmek istiyorum. Şöyle demiş;

Murat Ali Ansız (Öğrenci): Tarihte, turizm gelirleri ile kalkınmayı başarmış, ekonomik sorunlarını aşmış bir devlet var mı? Turizm sekötüründen elde edilen gelirlerin ve sektör giderlerinin, yapılan yatırımların ülke ekonomisindeki yeri nedir?

Ahmet Yeşiltepe: Sayın Aslanoğlu sizinle başlayalım, sayın Ulusoy’la devam edelim.

Erhan Aslanoğlu: Evet şimdi bende dünyada böyle örnekler olduğunu biliyorum fakat şimdi tek başına sadece turizmle bir ülkenin kalkınması için görece küçük bir ekonomi olması ve turizmin doğal olarak avantajlarının çok olduğu bir ülke olması, bir ada olabilir veya bir ülkenin bir bölgesi olabilir. Bunun örnekleri var. Asya’da da belki dünyanın latin amerika’da da örnekleri var. Fakat Türkiye açısından bakacak olursak Türkiye’de turizmin çok önemli olduğunu, biraz önce Başaran bey de söyledi. İstihdamda yarattığı rakam Türkiye’nin 20 milyon civarında bir istihdamı var. yüzde 10-15’i sırf turizmden geliyor. Yatırımlarda payı gittikçe artıyor, ekonomideki. Fakat Türkiye’ye baktığımızda sadece turizm sektörüyle Türkiye’nin kalkınması tek başına düşünmek biraz çok doğru olmaz diye düşünüyorum. Turizmin katkısı çok büyük ve bu artarak devam edecektir. Fakat Türkiye sadece turizmle değil turizmin yanında tarım ve özellikle bizim ihratacat yapımıza baktığımızda yüzde 90 imalat sanayi ürünleri ihraç eden bir ülkeyiz. Buradaki rekabet gücümüzü de bir yandan arttırarak devam eden bir süreci devam ettirmek durumundayız. Türkiye sadece turizmle kalkınan bir ülke olamaz fakat kalkınmasına çok büyük bir katkı sağlayan büyük ülkelerden birisi olabilir diye düşünüyorum.

Ahmet Yeşiltepe: Sayın Ulusoy?

Başaran Ulusoy: Tabi çok kalkınan ülkeler bunlardan İspanya, İtalya bugün Malta yani Amerika, Fransa bunlar hep turizm gelirleri ama kırılgan bir sektörüz. Kırılgan bir sektör için çok çabuk nem kaparız. Yalnız buna bel bağlayamazsınız ama bunun yanı sıra birbirine bu iten bir sektördür. Yani hem iter yanında da .... gayet iyi bir şekilde sürükler. Orada bir kırılganlık olduğu zaman diğer sektörlerde bundan zarar görür. Yani ülkemin turizmdeki hem geleceğini hesap ederken iki tane paralel yapılacak işi de buna eklemek istiyorum. Bunlardan bir tanesi tarım sektörün desteklenmesi ve çünkü bir 50 milyon daha yaşıyor sizinle beraber. Artı ulaşım sektöründe, toplu taşımacılığa yani siz bir ülkede yüzde 70’ini enerji politikasının dövize bağlayamazsınız. Bu yüzde 70’i bunun dövizle ödenen bir politikayla siz toplu taşımacılığa geçtiğiniz gibi yiyecek ambarlarınızdan da maliyetleri düşürmeniz lazım. 50 milyona çıkarken her zaman 50 milyonda zenginler gelmeyecek. Yayılma aşağıya doğru olacak. Yani 700 dolar hesap ettiğinde bilim adamları, bu 600’e, 550’ye doğru düşmeye başlayacak. Çünkü kişi çoğaldıkça gelir seviyesi aşağıya düşecek o bakımdan burada bir politikanın iyi tespit edilmesi lazım. Biz turizmde ne yapmamız lazım. Ne zaman neyi yapmamız lazım. Ne şekilde yapmamız gerektiğini ortaya koymamız lazım. İki tane 5 yıllık planı ortaya koyarsanız yat limanın ihtiyacımız var mı, Atatürk Havalimanı büyütülmüştür, tekrar ne kadar daha büyümeye ihtiyacı vardır, Sabiha Gökçen nasıl devreye girecek? bunlar bir master plan çerçevesinde ele alınacak. Çünkü ülkenin

Ahmet Yeşiltepe: Bunu hükümetlerle sizler sanıyorum görüşüyorsunuz

Başaran Ulusoy: Paylaşıyoruz, en azından konuşuyoruz. Yavaş yavaşta dile getiriyoruz, yavaş yavaşa sahaya sürmek mecburiyetindeyiz.

Ahmet Yeşiltepe: Memur bir izleyicimiz Hakkı Sarsmaz elektronik posta yoluyla bize ulaşmış. Şöyle bir soru yöneltmiş;

Hakkı Sarsmaz (Memur): Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın türkiye'ye geldiklerinde yaptıkları harcamalar turizm geliri olarak hesaplanıyor. Bu ne kadar doğrudur? Tam olarak neler, hangi harcamalar turizm geliri listesine girer?

Ahmet Yeşiltepe: Sayın Aslanoğlu?

Erhan Aslanoğlu: Şimdi aslında tabi bu Türkiye bundan bir kaç yıl öncesinde turizm geliri değil işçi geliri olarak yine cari işlemler dengesinin içinde bir kalem olarak kaydediyordu. Fakat bizim gibi dünyada, yurtdışında yaşayan işçi sayısı çok fazla olan ülkeler sayılı ve Türkiye’de biz istatistikleri uluslararası standartlara dönüştürmek mecburiyetimiz olduğu için bu geliri turizm geliri olarak kaydetmeye başladık. Fakat şunu söyleyelim. Bu sonuçta hiçbir şeyi değiştirmiyor. Çünkü cari işlemler dediğimiz 7 ana kalemden oluşan bir dengedir. Burada bir turizm gelirinden önce yine cari işlemlerin içine cari transferler kalemini yazıyorduk. Yani nette bir şey değiştirmiyor. Teknik bir ayrıntıdır sadece bu. Yine yapılan şeyler bir ankettir. Türkiye geldiğinde turizmle ilgili yani yeme-içme ve aldığı küçük hediyeler tüm dahil harcadığı miktarlar bu yapılan anketlerde tespit ediliyor. yabancı için de yerliler için de Türkiye’de yaptığı her türlü harcama. Yani gayri menkul alımı ya da bir portföy yatırımı dışındaki diğer tüm harcamaları buna dahildir.

Ahmet Yeşiltepe: Şimdi bir izleyicimizin bir sorusu var. Yine kendisi soracak. Hepberaber izleyelim. Sayın Ulusoy sizden alacağız bunun yanıtını.

Deniz Sancak (Öğretmen): Ben sadece deniz turizmine önem verildiğini görmekteyim, acaba diğer turizm dallarında da da iddialı mıyız? Mesela dağ turizmine olabilir, rafting olabilir, yayla turizmi olabilir, bu konu hakkında bilgi edinmek istiyorumdum.

Başaran Ulusoy: Denizlerimiz çokça, sahillerimiz çokça cazibe merkezi haline gelmiş. Tesislerimiz orada yapılmış. Ben Deniz hanımefendiye katılıyorum. Çünkü artık kum ve güneş ülkesi değiliz. Yaylalarımızı turizme açtık. Bugün Karadeniz’de bugün yaylalarımızı artık otellerde ve pansiyonlarda yer yok. Rafting 1993 yılında uluslararası rafting bizde yapıldı, Çoruh’ta yapıldı. Şu anda Antalya’da Manavgat’ta bunlar yapılmakta, Erzincan’da yapılmakta. Yavaş yavaş yani türler çoğaldıkça para kazanmamız da çoğalıyor ve ülkenin güzelliklerini ortaya sürüyorsunuz. Raftingiyle, yaylasıyla, 20 bine yakın mağarımız vardır ve dünyanın en uzun mağaraları bizdedir. Bunun dernekleri vardır. Dolayısıyla yaylası, raftingi, yamaç paraşütü, su sporları artık Türkiye yalnız bir türe gitmiyor. 1960’lı yıllarda kültür turlarıyla başlayan deniz, kum ile gelişen yine eskiye dönüşü ki seyahat acenteleri bunu tercih etmektedir. Kültür turları Türkiye’nin tanıtımındaki en büyük faktörlerden bir tanesidir. Biz bu türleri çoğaltmaya çalışıyoruz ve ürünümüzü geliştirmeye çalışıyoruz, sunmaya çalışıyoruz. Her kesime yalnız bugün Avrupa’dan gelen artık kumdan ve güneşten kaçıyor. Köy istiyor, yayla istiyor ve bugün İsrail’den Trabzon’a direk uçaklar kalkmaya başlamış. Rusya’dan geliyor, kayağa geliyor. Yani düşünebiliyor musunuz, Erzurum’a kayak turlarına geliyor. Otellerimiz yetmiyor, sağlık turizmi başlamış. Kaplıcalardan faydalanmaya başlıyoruz. İzmir Balçova sağlık turizminde başlı başına bir olay. Kütahya, Afyon

Ahmet Yeşiltepe: Yani bu alanlarda olumlu gelişmeler var.

Başaran Ulusoy: Ürünümüzü geliştiriyoruz. 50 milyonu yoksa bulamayız biz.

Ahmet Yeşiltepe: Şimdi çok önemli bir soru Elif Sandıklı bir öğrenci izleyicimiz şöyle bir soru yöneltmiş;

Elif Sandıklı (Öğrenci): Ülkemizde gerçekleşen terör eylemlerinin ülke turizmine etkisi ne olabilir?

Ahmet Yeşiltepe: Sayın Ulusoy?

Başaran Ulusoy: Ben bu tabi bu kelimeyi ağzıma dahi almak istemiyorum. Çünkü uluslararası seyahat etme özgürlüğünü ortadan kaldıran bu bela bütün ülkelerin belası. Çünkü bir hayal kuruyorsunuz. Gittiğiniz ülkede o hayalde bir olumsuz hadise bütün hayallerinizi yıkıyor. Sonra hemen dünya .... çok küçülmüş. Bir yerde bir hadise olduğunda bir dakika sonra duyuluyor bu. Ona rağmen Türkiye güvenlik güçleri ve vatandaşımınız sağduyusuyla bu güvenlik tedbirleri almaya çalışıyoruz ama bu terör belasından dünya ülkelerinin kurtarması lazım. Öyle umut ediyorum yoksa biz bundan çok çektik artık burası bir turizm ülkesidir. Bizde olduğu zaman herkes seyahat uyarısı koyuyordu. Bugün aynı hadise Londra’da da olabiliyor, Amerika’da da olabiliyor, İspanya’da oluyor. Onu zaman içinde çözülmesi gereken ama ...yaşayacağımız ve tedbirli olmamız gerektiğine inandığım bir hadisedir.

Ahmet Yeşiltepe: Sayın Aslanoğlu rakamsal herhangi bir veri var mı yani bu tür terör eylemlerinden sonra gerçekten ciddi anlamda düşüşler meydana geliyor mu turist sayısında?

Erhan Aslanoğlu: Açıkçası yani bunlar üzerinde çok detaylı çalışmalar yok. Fakat gördüğümüz şu var. olayların hemen arkasından bir düşüş oluyor. Geçmişte yani bundan 10 yıl önce, 15 yıl önce bu etki çok daha fazla görülüyordu. Zaten turizm potansiyeli olarak çok büyükte değildi ama son zamanlarda gözlemlediğimiz bir olay bu etki bir miktar daha kısa sürede atlatılıyor gibi görünüyor. Fakat özellikle hemen büyük olaylar tabi olayın büyüklüğüne çok bağlı. Büyük olayların arkasından 3 ile 6 aylık bir süre içinde turizm dahil ekonomik aktiviteyi çok olumsuz etkileyen bir ortam çıkabiliyor. Eğer bu çok büyük bir olay niteliğindeyse.

Ahmet Yeşiltepe: Evet. Efendim programımıza katıldığınız için ikinize de çok teşekkür ederim. Sayın Ulusoy, sayın Aslanoğlu. Gerçekten çok önemli bir alan, sektör turizm sektörü. Umarız sizin de belirttiğiniz gibi 2010 yıllardan itibaren Türkiye her yıl 50 milyon turist görür. Evet NTV’ye Sorun bugünlük sona eriyor. Ancak bize soru, görüş ve önerilerinizi 24 saat süreyle açık olan açık hattımızdan iletebilirsiniz. Yarın yeniden görüşmek umuduyla hoşçakalın.


Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

                        Bu habere henüz yorum yapılmamış


Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları