İSTANBUL - Burada artık hiç kimsenin hatırlamadığı, zaman içerisinde sonsuza dek unutulan kitaplar, günün birinde okurların eline düşecekleri saati bekliyorlardı. [Unutulmuş Kitaplar Mezarlığı]
 | |
GÜNAHLAR LABİRENTİ Panos Karnezis
Türk-Yunan Savaşı sonrasında bir Yunan tugayı çölde sıkışıp kalır. Tugay Komutanı Nestor ve yönetimindeki askerler denize ulaşıp kurtulmayı umut etmektedir. Savaş bitmiştir ama Karnezisin anlattığı askerler savaş alanında labirentte kaybolmuş gibidirler. Komutan Nestor, deneyimli bir askerdir. Eşinin ölümünün üstünden bir yıl geçmesine rağmen hâlâ bununla baş etmeye çalışmaktadır. Bu arada da yaşadığı acıları morfinle ve Yunan mitolojisiyle azaltmaya çalışmaktadır. Nestorun emir subayı Porfirio, örnek bir asker olarak anlatılmasına rağmen, bir sır saklamaktadır. Bölüğün pederi, Peder Simeon kendisini Anadolunun havarisi olarak görse de aslında, yalnızca bir hırsızdır. Tugayın geri kalanının da masum oluduğu söylenemez. Bu arada tek besinleri, mısır lapasıdır. Moralleri gün geçtikçe daha çok bozulmaktadır ve zaman geçtikçe işler daha da zorlaşmaktadır.
- İnsan ruhunun mühendisi - Panos KARNEZİS Karnezis, İngiltereye 10 yıl önce geldi. İlk romanı olan Maze (Labirent) yayımlandığında, Kuzey Londraya taşındı. Yunanistan oturduğu yerden dünyalar kadar uzak görünüyordu. Karnezis, bir yazar olmayı hayal edemiyordu. Karnezis bununla ilgili olarak, Ne yapmak istediğimi bildiğimi sanıyordum ve bilimin bana göre olduğuna inanıyordum diye konuşur. 16 yaşından beri İngilizcesini geliştirmek için popüler edebiyat romanları okusa da, üniversitede mühendislik eğitimi almaya karar verir. Ancak bir süre sektörde çalıştıktan sonra umduğunu bulamaz ve mutlu olmadığına karar verir. Bu ruh hali onu, yazmaya iter. Bir Noel günü, Boş zamanlarımda bir şey yapmalıyım diye düşünür ve gazetede yazı yazma seminerleri ilanını görür. İşte bu, yazarlığa başlamasının ilk adımıdır. Kurs, yazmanın teknikleri üzerinedir. Karnezis, yazma deneyimi ile ilgili şunları söylüyor: Bilim ile ilgili yazılar yazmaya başlamıştım ve yazılarımı belli bir özen ve sıra çerçevesinde yazmaya çalışıyordum. Daha sonra anlatımımı, tasvir yeteneğimi geliştirmem gerektiğini düşündüm. İnsanlar böyle bir düzenin işe yaramayacağını söylüyorlar ama benim için işe yaradı. Yazarlıkla ilgili ikinci kurs için yeterli parayı biriktirdikten sonra Karnezis günlük işini bırakır ve Andreas Motianın ders verdiği UEAda yaratıcı yazarlık kursuna başlar. Motian ondan en çok ilgi çeken yazarlardan birisiydi diye söz eder. Karnezisin kısa hikayeleri onu oldukça etkilemiştir. Bunu şöyle ifade eder: Hikayeleri oldukça orjinaldi, kurguları okuyucuyu içine çekecek kadar güçlüydü. Bugün bile yazdıklarının bir çoğu hâlâ aklımdadır. Ve o günden bugüne yazdıkları daha etkileyici olma yolunda ilerlemektedir. Karneziste etkileyici olan, tıpkı Joseph Conrad gibi anadilinde değil, İngilizce yazmasıdır. Romanlarını İngilizce olarak yazmakta ve daha sonra Yunancaya çevirmektedir. Bunu da şöyle açıklar: Yazılarımda hatta diyaloglarda bile, deyim ya da argo kullanmaya çalışyorum. Bu yüzden neredeyse kelime kelime çevirmem gerekiyor, çünkü bu, Yunanlıların kullandığı Yunanca değil. Oldukça farklı. İngilizce yazdığımda çok yavaş, günde bir sayfa, belki daha da az yazıyorum ve bu kafamda bir ritm oluşturuyor. Aynı rap müzikte olduğu gibi. Yazmaya başlamadan önce, bu ritmi korumak zorundayım, sonrası kendiliğinden geliyor. Ama çeviri yapmaya başladığımda çoğu zaman bu ritmi kaybediyorum ya da belki müzik değişiyor. Karnezisin romanı, 1919 yılında bizim Kurtuluş Savaşımız, Yunanlıların deyimiyle Küçük Asya Felaketinin hemen sonrasını konu almakta. Ancak yazar, tarihi bir roman yazmak istememiş; hatta çok fazla araştırma da yapmamış. Hatta yazarın büyükbabası bu savaşta yer almasına ve Karnezis onun pabucumuzu bırakarak kaçtık cümleleriyle anlattığı savaş hikayelerini hatırlamasına rağmen, hâlâ Türkiyeyi bile ziyaret etmemiş.
Literatür, 251 sf. Çeviren: Burçe Kaya Dizi: Büyülü Edebiyat -2 Tür: Roman
 | |
OSLODAN IRAKA VE YOL HARİTASI Edward Said
İsrail ve Filistine dair... Çağımızın en önemli entelektüellerinden biri olan Edward Said hayatı boyunca Filistin davasının yılmaz savunucularından biri oldu. Yazarın, Aralık 2000 - Temmuz 2003 dönemini kapsayan makalelerinden oluşan Oslodan Iraka ve Yol Haritası, okuru Oslo sürecinden itibaren, ikinci İntifadanın başlangıcına, İsrailin Batı Şeria ve Gazzeyi ikinci kez işgal etmesine, 11 Eylül katliamlarına ve ABDnin hâlâ devam eden Irak saldırısına götürüyor ve Ortadoğu için oldukça zorlu geçen bir üç seneyi anlatıyor. Edward Saidin ölümünden sonra yayına hazırlanan kitap, İsrail-Filistin gerçeğini tarihsel gelişimi içerisinde ve hümanist bir bakış açısı üzerinden bir kez daha düşünmek isteyenler için kaçırılmayacak bir fırsat. Kadim Filistin davası kaybedilmiştir artık, fakat tam da aynı sebeplerle, kadim İsrail davası da kaybedilmiştir. Üstelik bugün, Ortadoğuda kalıcı bir çözüm bulunmasının önündeki engel, ne Arafat gibi beceriksiz Arap liderleri, ne Şaron gibi zalim İsrail yöneticileri ne de sayıları her gün artan yerleşimlerdir. Asıl engel ABDnin ta kendisidir. Benim öngörebildiğim çözüm, güçlü tarafın, yani İsraillilerin cömertliğine bağlı olarak, gizli müzakerelerle ve kapalı kapılar arkasında yapılan pazarlıkları kovalamak değil, iki halkın tek bir devlet çatısı altında, barış içinde ve birbirlerinin haklarını tanıyarak birarada yaşayabilmesinin koşullarını yaratmaktadır. [Edward Said]
Agora Kitaplığı, 335 sf. Çeviren: Murat Uyurkulak Dizi: Siyaset / İnceleme -12
 | |
Doğmamış Bir Devletin Tarihi
BİRLEŞİK KIBRIS CUMHURİYETİ Niyazi Kızılyürek
Bu kitap, Kıbrısta neden bir ortak devlet kurulamadığının tarihsel ve siyasi nedenlerini ele alıp, sorguluyor. 1960ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyetinin arkasında bir siyasi iradenin olmaması, devletin uzun soluklu olamayışına yol açtı. Ortak devlet kurma yönündeki bu irade eksikliği, 2004 yılında bir kez daha baskın çıktı. Dış koşullar uygun olduğu halde Birleşik Kıbrıs Cumhuriyetinin doğması mümkün olamadı. Bu süreklilik aynı zamanda bir değişimi de içeriyor. 1974ten düne kadar, ayrılıkçı Türk politikası, ortak bir devletin kurulmasını engelleyerek, Kıbrısın Türk sorunu olarak algılanmasına yol açıyordu. Bugün ise birleşik devlete giden yolları Kıbrıs Rum toplumu tıkıyor. Siyasal mücadele bu kez Kıbrıs Cumhuriyetiyle Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti projesi arasında yaşanıyor. Niyazi Kızılyürek, bu önemli çalışmasında, kuramsal yaklaşımları siyasi aktörlerin izini sürerek zenginleştirip, somutlaştırarak Kıbrısta devlet, toplum ve siyaset sorunsalını canlı bir üslupla bilgimize sunuyor.
İletişim Yayınları, 424 sf. Dizi: Araştırma / İnceleme -179
 | |
RÜZGARIN GÖLGESİ Carlos Ruiz Zafon
Burada artık hiç kimsenin hatırlamadığı, zaman içerisinde sonsuza dek unutulan kitaplar, günün birinde okurların eline düşecekleri saati bekliyorlardı. [Unutulmuş Kitaplar Mezarlığı]
Tutkulu bir gerilim romanı olan Rüzgarın Gölgesi, İsyanyada Franco devrinde geçen güçlü bir edebi yapıt. İspanyada üç yıl önce yayımlanır yayımlanmaz büyük yankılar uyandıran Rüzgarın Gölgesi, kısa bir süre sonra en çok satan kitaplar listesine girmeyi başarır. Roman, Almanya ve İngiltere baskılarında da büyük başarı kazanır. Alman Dışişleri Bakanı Joschka Fischer, Zafonun eseri için Herşeyi bir kenara atıp bir gecede soluksuz okunacak bir roman... Büyük bir zevkle okunuyor diyor. Barcelonada bir kitapçının oğlu olan Danielden dinlediğimiz romanın konusu, harika bir buluşla açılır: Unutulmuş Kitaplar Mezarlığı. Romanın kahramanı Daniel, 1945 yılında, on yaşındayken kitapların esrarengiz dünyası ile tanışır. Bu fantastik yerin tarifinden sonra Ruiz Zafon ustalıklı bir dönüş ile romanın akışını devam ettirecektir. Roman, Danielin babasının oğluna yaptığı şu açıklama ile devam eder: Geleneğe göre Unutulmuş Kitaplar Mezarlığını ilk kez ziyaret eden kişi bir kitap seçmek zorundadır ve herhangi bir kitabı evlat edinen, onun kaybolmasına asla izin vermez; onun her zaman yaşamasını sağlar. İspanyadaki İç Savaştan birkaç yıl sonra Barcelonada kitapçı Daniel Semperenin oğlu Unutulmuş Kitaplar Mezarlığında Rüzgarın Gölgesi adlı uzun yıllardır unutulmuş bir roman bulur. Kitabı okuduktan sonra esrarengiz bir düelloda öldüğü söylenen yazar Julian Carax hakkında bilgi edinmek genç çocukta bir saplantı haline gelir... Roman; ihtiras, intikam, karşılık görmeyen aşk, düş kırıklıkları ve biraz da kefaret ödemeden oluşuyor. Daniel, müthiş bir kahraman değil, ama sempatik bir figür... Fazla hırsı olmayan, hataları fazlasıyla insancıl olan biri... Fermin ise herşeye çare bulan harika bir arkadaş... Romandaki diğer karakterler de tam yerlerine oturuyor.
Altın Kitaplar, 527 sf. Çeviren: Mustafa Karabiber Tür: Roman
 | |
ÜVEY SOKAK (Açık Mektup) Haydar Ergülen
Haydar Ergülenin Açık Mektupları uzun zamandır hayatın her boyutunu yazıyla kuşatıyor. Sokaktan sanata uzanan ve çok karmaşık olduğunu sandığımız yolun aslında hiç de öyle olmadığını, yalın, ince diliyle anlatıyor bizlere... Dostluklarımızdan, gündelik hayattan tutup şairden, şiirden sinemaya kadar güzel bir gökkuşağı bu denemeler. Tüm bu içerik aynı şekilde anlatımına da yansıyor sonuçta. Sonuç böyle olunca da hayat yazıya dönüşüyor.
Gri Yayınevi, 333 sf. Tür: Deneme
 | |
MUTLULUK GÜNCESİ Alain Emile Chartier
Mutlu olma sanatı, ancak tüm şartlar uygun olduğunda ve hayatın insana verdiği tüm acılar küçük sıkıntılara, huzursuzluklara indirgendiği zaman söz konusu olabilir diyor Alain Emile Chartier. Yazarın mutluluk sanatına adadığı, felsefi projeler geliştiren eserler zincirinin ilklerinden biri olan Mutluluk Güncesi (Propos sur le Bonheur) L&M Yayınları aracılığıyla okurla buluşuyor. Her bakımdan evrensel yeteneğe sahip bir aileden gelen Alain, mutluluğu bir irade ve disiplin olarak görür ve kitabında tutkulardan, alışkanlıklardan vazgeçmenin yöntemlerini araştırır. Melankolik durumdan kurtulmanın yolunu dua etmede bulan yazar, bir yandan da duanın yatıştırıcı işlevine değinir. Tutku, öfke, can sıkıntısı, üzüntü, hayal, korku gibi kişinin mutlu olmasını engelleyen itkileri derinlemesine inceler. Yunan ve Roma kaynaklarına uzanarak geçmiş ve çağdaş filozofların hikmetli hikayelerine, hayat tecrübelerine yer vererek okuru ikna etmeyi başarır. Daha çok akılcı çözümler sunarak insanın hayatındaki takıntıların aşılabilirliğini ortaya koyar; gündelik hayat tecrübelerinden verdiği örneklemelerle insan iradesini herşeyin önüne çıkarır. Yazar, Mutluluk Güncesini mutluluğun her tür bağımlılık değil, büyük bir güç olduğunu doğrulamak için yazmıştır. Alainin rastgele durumlarda, mutlu olma sanatına adadığı Söyleşilerin altında yatan şey, ahlakçılık değil felsefedir.
Alain Emile Chartier Alain (1868-1951) olarak da bilinen yazar, bugün kendi adına açılmış önemli bir müzenin bulunduğu küçük bir şehir olan Mortagne-au-Perchete doğmuştur. Bir veterinerin ve güzel bir kadın olan annesinin biricik oğlu olarak Fransaya özgü iri yapısıyla, at yetiştiricilerinin soyundan gelmektedir. Alainin içinde gizlenen filozofun işi çok kolaydır. Çünkü tek yapması gereken şey, onu bir erkek yapan çevresindekileri çekip çevirmeyi, emreden cesur tutkularını ve sarsılmaz heveslerini tanımaya çalışmak için kendisini incelemek olmuştur. Alain her bakımdan evrensel yeteneğe sahip düşünürler ailesinden gelmektedir. Sahip olduğu akıl, herkese insanlığın tüm seviyelerindeki her insana hitap etmiştir. İhtiyaçların eşitliğinden dolayı şartların eşitliğine açılan, sınıflandırmayı yalnızca insan tarafından ve insanın içinde kabul eden bu adamın demokrasi anlayışı da bu şekildedir. Politik tutkular ve partizan görüşler Alaini gazeteciliğe iter; günlük olarak 1906dan 1914e kadar La Depechete, Rouende ve sonra 1921den 1936a kadar Les Libres Proposda yayınlanan Proposnun orijinalini yayımlar. 1914 yılında, ateş altında ve siperdeki bir topçu olarak çarpışmaktan vazgeçmediği savaş, onu insanın içindeki köleliğin sebeplerini arayan ve tutkularını en öldürücü etkisine şahit olan birine çevirir. Mars ve Yargılanan Savaş, Güzel Sanatlar Sistemi, Fikirler ve Çağlar, Deniz Kıyısında Görüşmeler gibi orijinal ve sürekli bir felsefi proje geliştiren eserler zincirinin ilklerini bu dönemde yazmıştır. Çağdaş Fransız düşünürlerinden Alain Emile Chartierin Mutluluk Güncesi, insan mutluluğu üzerinde düşünmek isteyenlerin başvuracağı kitaplardan biri.
L&M Yayınları, 275 sf. Fransızcadan çeviren: Sema Gül Dizi: Dünya Edebiyatı -2 Tür: Deneme
 | |
- Acımasız Bir Dünyada Fedakarlık -
DOĞANIN DUYGUSU Nigel Barber
Toplumsal sorumluluk ile bireysel özgürlük sınırının giderek birbirine girdiği günümüz toplumlarında, insana insan olduğunu hissettiren duygular da giderek köreliyor. Peki günümüzde yaşanan bu yozlaşma insanoğlunun salt bugününe mi özgüdür? Elbette ki hayır! İşte Doğanın Duygusu kitabı da bu toplumsal yozlaşma süreciyle birlikte insanlardaki ve hayvanlardaki sorumluluk duygusu üzerinde yoğunlaşıyor. İnsan medeniyetinin varolduğu binlerce yıl boyunca savaşlar, katliamlar, yolsuzluklar ve dolandırıcılık hep varolagelmiştir. Ancak savaşlar da insan medeniyetinin gelişim seyri içinde evrilmiş, dünün kılıç kalkanları, ateş topları, mancınıkları, gürzleri bugünün atom bombalarına, kimyasal silahlarına dönüşürken, yolsuzluk ve dolandırıcılık literatürü de hayli gelişmiştir. Sosyalbilim tarihi açısından bakıldığında insanoğlunun savaşlarla örülü geçmişi, kapkara bir tablo olarak karşımızda durmaktadır. Öte yandan insanlık tarihini salt bu kara tablodan ibaret görmek elbette ki karşılıklı yardımlaşmaya ve fedakarlığa haksızlık olur. Çünkü, bütün bu kan revan içinde insanoğlunu yakata tutan ve bugüne gelmesini sağlayan bir şey varsa o da karşılıklı yardımlaşma ve fedakarlıktır. En geniş anlamıyla ele aldığı fedakarlık kavramının salt insanoğluna özgü bir davranış ol madığını düşünen Birmingham Southern Collegeın yardımcı psikoloji profesörlerinden Nigel Barber, Doğanın Duygusu kitabında, doğadan ve insan tarihinden örneklerle, bu konuda yapılmış deney ve araştırmalar ışığında yeni açılımlar sunmaktadır. Kuşlardan arılara, yarasalardan karıncalara kadar uzanan geniş bir yelpazede, Doğanın Duygusu kitabında, doğada sosyalleşmenin örneklerini ve bununla ilgili klasik teoremleri inceleyip, fedakarlığın ve onun nihai kökenlerinin en kayda değer açıklamasını sunan Barber, insani paylaşım, sevgi ve ilgi için de bir kılavuz çıkarmış ortaya. Cinselliklerinden vazgeçmiş gibi görünen sübyancı din adamlarından iyilik maskesi altında dolaşan doktor seri katillere, kimsesiz çocukları evlat edinen ailelerden kendi çocuklarını öldüren annelere, savaşlarda ülkeleri uğruna ölen askerlerden, organ ve kan bağışçılarına kadar fedakarlık gibi görünen bir takım eylemlerle gerçek fedakarlık arasındaki ayrımı da ortaya çıkarmaya çalışan Barber, kendi toplumlarının devamı uğruna üreme faaliyetlerinden vazgeçmiş, karıncalara ve arılara, aç bireylerini doyurmak için kursaklarındaki kanı kusan vampir yarasalara da odaklanarak, yapılan eylemin bilinçli bir seçim olup olmadığı üzerine düşündürmektedir. Utanç, suçluluk duygusu, karşılıklı yardımlaşma, aidiyet hissi ile sorumsuzca ve acımasızca bir pişkinlik ve soğukkanlılıkla yapılan katliamlar arasındaki kalın çizgide, insana insan olduğunu hatırlatan Doğanın Duygusu kitabı, ilkel toplumlardan günümüze kadar şekil değiştiren fedakarlık biçimleri üzerine de odaklanarak fedakarlığın evrimini inceliyor... Doğanın Duygusu savaşların, katliamların ve kişisel cinnetlerin arttığı, bireysel ilişkilerin yozlaştığı acımasız bir dünyada paylaşım, sevgi ve sorumluluk duygusunu anımsatan dikkatle okunmaya değer bir kitap...
Güncel Yayıncılık, 432 sf. Çeviren: Orhan Düz Dizi: Açık Bilim -29
 | |
KAPAK KIZI Ayfer Tunç
Ayfer Tunçun romanı Kapak Kızı, romanımızda irdelenmemiş bir konuyu ele alıyor. Erkek dergilerinin kapağında ya da renkli gazetelerin magazin sayfalarında her gün gördüğümüz kapak kızları kimlerdir? Nasıl bir hayat yaşamış, neler hissetmiş, neler düşünmüşlerdir? Onlara nasıl bir kayıtsızlıkla baktığımızın farkında mıyız? Bizim için ne ifade ettiklerini hiç düşündük mü? Ya da kendimizi hiç onların yerine koyduk mu? Onlardan biri olsaydık ya da akrabamız veya kızkardeşimiz o derginin kapağında olsaydı neler düşünürdük? Ya da bir zamanlar sevdiğimiz ama doyasıya sarılamadığımız, sonunda izini büsbütün yitirdiğimiz o sevimli kızı bir gün orada, o erkek dergisinin kapağında görseydik ne düşünürdük? İşte Kapak Kızı bu sorular etrafında dönen bir roman. Romanın asıl kahramanını, bir erkek dergisinin kapağında çıplak fotoğrafı yayımlanmış olan Şebnemi hiç göremeyiz ama yanı başımızdaymış gibi tanırız. Trendeki yolculardan üçünün, banka müfettişi Ersin, radyo programcısı Selda ve garson Bünyaminin dünyasına konuk oluruz Kapak Kızında. Bünyamin, Şebnemi derginin kapağında görünce pek beğenmiş, masum yüzlü bu genç kıza neredeyse aşık olmuştur. Ama onun başka sorunları vardır. Karısının kendisini komşusuyla aldattığını düşünmektedir. Erin, müfettişlik işinden iyice sıkılmış, ömrünü otel odalarında geçirmekten bıkmıştır. Bir gün bir derginin kapağında Şebnemi görünce beyninden vurulmuşa döner. Çünkü Şebnem onun ilk gençlik aşkıdır. Onunla güzel vakitler geçirmiş ama yüzüstü bırakmıştır. Şebnemi bıraktığı için hep pişmanlık duymuş, onu unutmak elinden gelmemiştir. Fotoğraf, aşkını depreştirir... Toplumun önyargılarının, ahlakın, sadakatin, sevginin masaya yatırıldığı romanda, Doğu Ekspresinde Cinayeti aratmayacak bir de ayrıntı vardır: Kompartmanlardaki yolculardan biri ölü bulunur. İnsanlar paniğe kapılırlar. Bu yetmiyormuş gibi kar yüzünden tren yolda kalır. Ölen adam fotoğrafçıdır!
Ayfer TUNÇ Ayfer Tunç öyküleri, romanlarıyla kendisini edebiyat dünyamıza çoktan kabul ettirmiş, yapıtlarıyla epey ilgi çekmiş bir yazar. Daha önce Mağara Arkadaşları, Aziz Bey Hadisesi, Taş-Kağıt-Makas adlı öykü kitaplarıyla Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek adlı bir araştırma kitabı bulunan Ayfer Tunçun romanı Kapak Kızı daha önce de yayımlanmıştı. Bu yeni baskı için kitabı yeniden yazan Ayfer Tunç eski ve yeni kitaplarıyla bundan böyle Can Yayınlarında...
Can Yayınları, 243 sf. Dizi: Türk Yazarları Tür: Roman
 | |
20. Yüzyıl ve Kadın
BATI ÜLKELERİNDE KADIN HAREKETLERİ Süheyla Kadıoğlu
20. yy, kültürel ve bilimsel teknolojik açıdan büyük bir gelişmeye tanıklık etse de aynı zamanda bu yüzyıl, iki dünya savaşına, sosyalist devrimlere, ulusal kurtuluş mücadelelerinin yükselişine de tanıklık etmiştir. Bütün bu devrimler, savaşlar, bilimsel gelişmeler, teknolojik devrimler, kadınları nasıl etkilemiştir? Kadın hareketlerinde nasıl bir ivmeye yol açmıştır? Özellikle iki büyük savaş sırasında ve sonrasında Avrupa devletlerinde yaşayan kadınlar bütün bu yaşananlardan kültürel ve pratik anlamda nasıl etkilendiler? Marie Curie, Rosa Luksemburg, Clara Zetkin; Hitlerin uçaklarını Londra göklerinde gördüğünde intihar edeceğini yazıp, o gün kendini öldüren Virginia Woolf; daha 22 yaşındayken Hitlere ve faşizme karşı mücadele bayrağı açan Sophie Scholl ve arkadaşlarının idam sehpasında sonlanan gencecik hayatları... Ya Fransız Direniş Hareketinin kadınları ... Kitap, 1967den bu yana Almanyanın Köln kentinde yaşayan, özellikle Batı/Hıristiyan ülkelerinde kadınlar konusunda araştırmacı olarak çalışan Süheyla Kadıoğludan önemli bir tarihsel inceleme.
Gri Yayınevi, 388 sf. Tür: Araştırma-İnceleme
 | |
MARKSİZMLE MACERAM Marshall Berman
Genç Bermanın babası, New Yorkta tekstil sanayisinin farklı kollarında yıllarca didinir durur. Ancak kalbi, henüz 48ine gelmeden piyasanın vahşiliğine yenik düşer. İntikam almak isteyen oğlu, nereden ve nasıl başlaması gerektiğini bilememektedir. Birkaç yıl sonra Columbia Üniversitesinde öğrenciyken Marxın 1844 El Yazmalarını keşfeder ve tanesi 50 sentten yirmi tane alıp çevresindekilere dağıtır. Ona göre bu, hem en güzel intikamdır hem de Marksizmle macerasının başlangıcı. Berman için Marksizmin özgürleştirici potansiyeli, yani bir insanın hayatta kalabilmek için emeğini satması gerçeğinin ötesine geçen bir dünya tahayyül etme kapasitesi, yeniden ele alınmayı beklemektedir
Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor, Marshall Bermanın modernite üzerine kültleşen eseri
O kitap modern hayatın filozoflarının modernliğe bakışını anlatıyordu, bugünlere dair ışık huzmeleriyle birlikte... Marksizmle Maceram ise kişisel bir deneyimden yola çıkıp Marksizmin seyrine ve bugüne dair anlamına bakıyor. Belki de geleceği anlamak için... Yine aynı kıvrak ve zengin Berman diliyle... Georg Lukács, Walter Benjamin, Edmund Wilson, Isaac Babel ve Perry Anderson gibi düşünürlerle deneyimlerini tartışıyor yazar; şevkle ve maharetle
Marksizmin özel bir insani deneyim olarak da keyifli, özgürleştirici ve heyecan verici olabileceğini düşünenlere
Marshall BERMAN City University of New Yorkta siyaset teorisi ve şehir sosyolojisi dersleri vermekte. Düzenli olarak The Village Voice dergisinde yazmakta. Politics of Authenticity: Radical Individualism and the Emergence of Modern Society isimli bir kitabı var. Halen New Yorkta yaşamakta.
İletişim Yayınları, 315 sf. Çeviren: Aylin Ülçer Dizi: Politika -50
> Haftanın Kitapları sayfası için iletişim: Onur Serim
| DİĞER HABERLER İÇİN TIKLAYINIZ |
 |
| |